Gazetenin aklı neresinde


Oktay Yıldırım

Oktay Yıldırım

06 Temmuz 2014, 14:33

Gazetelerden biri Posta diğeri de Sözcü... Tirajları da birbirlerine çok yakın... ama gazeteleri yöneten mantık çok farklı... Tarih 30 Haziran 2014. Sözcü gazetesi internet sitesinde manşet haberlerinden biri Avrupa'nın zeka sıralaması... Hangi ülkenin IQ seviyesi ortalaması kaç?

Posta gazetesinde ise yine manşetler bölümünde şu haber dönüyor: "Dünyanın penis boyu haritası belli oldu..." Hangi ülkenin erkeklerinin penis boyu ortalaması kaç cm?

Allah bildiği gibi yapsın... Bu kadar söylüyorum, başka da bir şey demiyorum.


ETYEN ZEKÂSI

Çok dikkatlice okuyun. Tam olarak şöyle diyor: "İnsan zekâsının kişinin içinde bulunduğu ortamla ters orantılı bir ilişkisi var. Özgür davranışın teşvik edildiği durumlarda her yaştan insanın daha yaratıcı olduğu, farklı fikirleri duymaya ve anlamaya daha eğilimli olduklarını gösteren sayısız çalışma var. Dolayısıyla bunun tersinin de doğru olması beklenir ve nitekim o yönde de çok kanıt bulunuyor. Özgürlük alanı daraldıkça zihinsel beceri ve sosyal adaptasyon kapasitesi düşüyor." (30 Haziran)

Eee? Bu durumda doğru orantı olmuyor mu?

Özgürlük alanı daraldıkça yaratıcılık ve beceri artsaydı bir ters orantıdan söz edilebilirdi. Ama Etyen bu... Hep tersinden anlar, siyaha beyaz der, beyaza siyah...

HAFTANIN YAĞ REKORTMENİ

Bu hafta yağ rekortmenliğinde kıyasıya bir yarış vardı...

Ondan iyisi yoktu... Yeni Şafak'tan Yasin Aktay... Hani bir ara "Türk yoktur" gibi bir şeyler saçmalamıştı ya... O işte...

Bakın ne diyor: "Ayışığı, Sarıkız'ı, Ergenekon'u, Balyozu, 27 Nisan'ı, Cumhuriyet mitingleri, 367'si, kapatma davası, Gezi ayaklanması, 17 Aralık'ı, 25 Aralık'ı ile seferber olmuş kötülükler, garip ve sürpriz ittifaklar, zarif ihanetler... Bütün bunlara karşı Davos'la, Mavi Marmara ile 28 Nisan'la, 22 Temmuz'la, 12 Eylül'le, 11 Haziran'la, milli irade mitingleriyle ve 30 Mart ile ortaya konulan net cevaplar...

Bu karşılaşmaların toplamından tarihte de eşine zor rastlanır net bir hikâye bütünlüğü çıkıyor. Tarihte kendi içinde bu kadar tutarlı, bütünlüklü ve bir yere doğru ilerleyen bir lider hikâyesi bulmak çok zordur. Erdoğan'ın hayat hikâyesi bile başlı başına istisnai bir hikâyedir ve bu onun liderliğini daha bir tartışılmaz kılıyor. Cumhurbaşkanı olmaya karar verdiğinde, Erdoğan, hiç kuşkusuz AK Parti'nin, Genel Başkanı değilse de, lideri olmaya devam edecektir."

Dikkat ettiniz mi? Toplam üç cümle içinde tam dört kez "hikâye" diyor... Kendisi de farkında yani...

ŞECAAT ARZ EDERKEN


Aylardır MİT'in Adana'da yakalanan TIR'larının içinde ne olduğu tartışılıyordu. Silah olduğu besbelliydi, fotoğrafları bile çıkmıştı. Ama hükümet ısrarla insani yardım malzemesi yani battaniye filen olduğunu söylüyordu.

Yeni Şafak'tan Abdülkadir Selvi hükümeti savunurken ele verdi. Milliyetçi sözlerle savunuyor AKP'yi, "herkesin sahibi var bir tek Türkmenlerin yok" diyor...

Diyor ki, "Suriye'de Türkmenler yalnız, o TIR'lardaki yardımlar Türkmenlerin kendilerini savunabilmeleri için gönderiliyordu..." (30 Haziran)

Battaniye ile savunma yapılamayacağına göre bunlar silahtı...

Daha önemlisi Türkmenlerde bir tek silah olmadığı ortaya çıktı. Liderleri öldürülüyor, "Türkiye bizi ortada bıraktı" diye feryad ediyorlardı... Silahların IŞİD'e gittiğini söylememek için bu zorlamalar.

Irak'ta son bir haftada Barzani ve IŞİD tarafından katledilen binlerce Türkmen ise için sesi her nedense çıkmıyor...

CUMHURBAŞKANI OLACAK AMA

Bir cumhurbaşkanı adayı düşünün, elindeki kâğıdı yüzünün yarısını kaplayacak şekilde havaya kaldırıp gazetecilere poz veriyor. O kâğıtta Anıtkabir defterine ne yazdığı var. "Bakın Atatürk hakkında kötü bir şey yazmadım" dercesine gazetecileri ikna etmeye çalışıyor... Atatürk düşmanı olmadığını kanıtlamak için çırpınıyor. Çünkü bu adam Atatürk'ün makamına çıkmak istiyor.

Sadece zoraki gülümsemesi değil, yüzünün yarısı da o kanıtlama çabasının arkasında kalmış...

Heyhat...

YAZIK ŞU EKREM DUMANLI'YA

Gerçekten acıdım haline... Yazık...
(Yazıyı büyütmek için üzerine tıklayınız)

Bakın nasıl feryat ediyor: "Suç bulamayan, suç icat etmeye yeltenirse, en büyük suçu işlemiş olur. Ve maalesef bugün Türkiye'de siyasî emirler doğrultusunda suç icat etme, alenen ve kanunsuz bir şekilde yerine getiriliyor.

(...) Belge üretme, suç oluşturma, sosyal bir grubu "terör örgütü" ilan edebilmek için "altyapı" oluşturma... Bunların hepsi sadece günah değil; aynı zamanda kriminal eylemler. Bu hukuksuzluğa ortak olan her kimse (Emniyet İstihbarat, TEM, KOM, MİT ve Adliye makamlarında) suç işliyor demektir. (...)Devletin bütün imkânlarını kullanarak iftira kampanyası düzenlemek, ayrımcılık yapmak, nefret dili oluşturmak suçtur ve her suçun cezası vardır..." (30 Haziran 2014)

Zamanında masum insanları nasıl infaz ettiğini, tertip ürünü uydurma belgeleri nasıl manşetten verdiğini, kumpasçı / cemaatçi polisleri nasıl savunduğunu bilmesek... Bunları yazanın kumpaslarda hürriyeti elinden alınmış bir mağdur olduğunu zannederiz...

Ama ders olsun. Herkes kendi deneyimiyle öğreniyor: "Hiçbir silah sahibine sadık kalmıyor..."

İŞTE UYGARLIK DÜZEYİNİZ


Şırnak'ta bir evin kömürlüğünde bulundu. 14 yaşındaydı ve defalarca tecavüze uğramış, işkence edilmişti. Suriyeli bir mülteciydi. Babası ölmüştü...

Sordular 64 yaşındaki insan müsveddesine... "6 bin liraya bir kamyoncudan aldığını" söyledi.

"İşte budur" dedim kendi kendime... Ortadoğu'ya nizam verecek, sınırları değiştirecek ve yeni devletler kuracak medeniyetiniz, uygarlığınız... hepsi o kömürlüğün içine sığmıştır...


RADİKAL YALAN

Radikal gazetesi kapandı. Olmadı. Yürütemediler. Kamuoyunu yönlendiren birçok yalan habere imza attılar, polis bülteni gibi iddianame yayınladılar. Ama hiçbiri yetmedi yürütmeye...

Artık sadece bir internet sitesi olarak yayın yapacaklar. Ve bunu bile şöyle sunuyorlar: ""Dijital devrim..." yani artık kağıt devri kapanmış de bu beyler internet gazeteciliği yapacaklarmış....

Aha da yazıyorum buraya. Onu da beceremeyecekler.

AKP'NİN SEÇMENİNE CEVABIDIR


Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağrıcı, bir seyyar satıcıyı dövmüş. Ulu orta. Gündüz gözüyle.

Yediği dayaktan sonra kendisine "Biz size oy verdik" diye sitem eden seyyar satıcıya da şöyle demiş: "vermeseydiniz şerefsizler..."

Şaşırmıyoruz, bu süpermarkette yakaladığı çocuğu yumruklayan Başbakan'ın partisidir.

Yarın onu cumhuraşkanı seçecek olanlar da ilk serzenişlerinde bundan başka bir karşılık beklemesin...

STAR GAZETESİNDE HAFIZA KAYBI

Star gazetesinin internet sitesine girin ve 2012 Nisan ayı öncesindeki köşe yazılarını görmeye çalışın. Bulamayacaksınız. Yok. Kaldırılmış...

Niye? 2012 yılı Nisan ayı iktidar ve Cemaat arasındaki kavganın artık gizlenemeyecek noktaya geldiği dönem. İktidar yandaşı gazeteler ve köşe yazarları da bu tarihlerde tutum değiştirdi.

Şimdi hafızayı siliyorlar ki, bugün kötü dediklerine bir zamanlar ne dedikleri ortaya çıkmasın...

Ne diyelim. Bu tür gazeteciliğe de böylesi yakışır...

BAŞBAKAN'IN BİLEZİKLERİ

Cumhurbaşkanlığı adaylığı ilan edilirken yaptığı konuşmada şöyle dedi: "İstanbul'un fakir bir semtinde dolaşıyorduk.7-8 yaşlarında bir kız çocuğu geldi. Elinde bir şey vardı geldi verdi. Annem dedi ki bizi unutmasın. Bir baktım iki bilezik. Kendisi de kolundaki bilezikleri verdi... O çocuğun bakışlarını hiç unutamadım. Pınarhisar'da o çocuğun bakışlarını unutamadım. Başbakan olduğumda yine o masum bakışlarını unutmadım.

Biz siyaseti tüm kenar mahalledeki yoksullar için yaptık..."

1800 TL'lik kravat takıyor, Çamlıca'yı yıktılar buna villa yapılacak diye, milyonlarca dolarlık her biri... İsviçre hesapları konusunu açan ya hapsediliyor ya memleketten kaçıyor. Oğlanın sıfırlayamadıklarının ne kadar olduğunu kimse bilmiyor... Ama o tek bileziğini veren çocuğu unutmamış...

Anlat o çocuğa, nerede o bilezikler? Hangi villanın harcına katıldı, hangi ayakkabı kutusuna konuldu? Kötü bir niyetimiz yok. Biz de öğrenmek istiyoruz.

KİM BU BABAYİĞİT?

Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığına aday olunca, mal varlığını açıkladı. Malvarlığında yıllardır ödenmeyen 500 bin TL alacak görünüyor. Yani bir babyiğit Tayyip Erdoğan'a 500 bin TL borç takmış. Türkiye kamuoyu bu kişiyi tar8tışıyor. Kim bu babayiğit.

ÜNİVERSİTE'DE "ADİLİK"


Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açık öğretim Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Osmanlı Türkçesi Grameri 2. sınıf ders kitabında Aleviler hakkında Türkçesi şu anlama gelen şiir yazılıydı: "Kötü ayin yapan Kızılbaşlar. Allah onları kıyamete kadar aşağılık ve adi etsin. Din zamanlarında namaz kılınmıyordu" (Kızılbaş-ı bed-ayin -hazemü'llahu ila-yevmid-din- zamanlarında namaz kılınmayıp)

Haberlerden anladığımız kadarıyla böyle bir adiliğin normal sayıldığı bir zamanda, adiliği iş edinmiş biri tarafından yazılmış ve her nasılsa bu adiliğin 21. Yüzyılda da sürmesinde sakınca görmeyen bir beyin tarafından kitaba alınmıştı.

Kuşkusuz bu tür "adilikleri" önlemesi gereken bir Talim Terbiye Kurulu vardı ve bu kitabı incelemiş olmaları gerekiyordu. Ama işe bakın ki, ya bu "adiliğin" farkına varan çıkmamıştı yahut o kurulda da bunları normal karşılayan birileri vardı...

Nihayet bir öğrenci fark etti. Haber verdi yönetime, bu "adiliği" durdurun diye... Hem de yazıyla... Ve yine haberden anladığımız kadarıyla Üniversite yönetimi, cevap verdi: Mevcudu düzeltmiyorlardı, ama seneye kitaptan çıkaracaklardı...

Soru şudur: Adilik nedir? Yapmak mı, sürdürmek mi?

KİMİN CUMHURBAŞKANI


Yeni Şafak'tan Ali Nur Kutlu... Neden bilmem, fotoğrafında yüzü karartılmış. Ve şöyle yazıyor:

"En çok Gazzeli bekliyor Erdoğan'ın seçilmesini. En çok iki gün önce oğlu öldürülen Gazzeli anne bekliyor Reisicumhurun seçilmesini. Seçilsin de Gazze'nin, Filistin'in, Kudüs'ün kadim dostu, kadim muhafızı, kadim yareni yeniden ses versin dünyaya istiyorlar. Yeniden Filistin davasının dünyadaki savunucusu olsun istiyorlar. Yeniden Payitahtın güvenini, desteğini, sevgisini ve gücünü arkasında görmek istiyor."(2 Temmuz)

Fakat...

Tarih 25 Mayıs 2004. İsrail'in Filistin'deki saldırıları nedeniyle TBMM'deki milletvekilleri bir bildiri hazırladı: "İsrail birliklerinin masum Filistin halkına yönelik saldırılarını şiddetle kınıyoruz..." Hemen İmzaya açıldı..

Ama Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla bir tek AKP milletvekili imza atamadı. Ve bugün, AKP ve Barzani'nin yasadışı yollarla Irak'tan arakladığı petrolün ilk tankerini İsrail satın alıyor...

Atıyor bizimkisi: En çok Gazzeli bekliyormuş... İsrailli bekliyor, İsrailli...

HAFTANIN "U" DÖNÜŞÜ


Dönüş Pensilvanya'dan AKP istikametine yapıldı. Fethullah Gülen Cemaati'nin önemli isimleri arasında olan fakat daha sonra Cemaat'ten ayrılıp AKP tarafına geçen Zaman Gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce, Twitter'dan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyunu Recep Tayyip Erdoğan'a vereceğini açıkladı:

"Sayın Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı milletimiz, ülkemiz ve devletimiz için hayırlı olsun. Ben de oyumla kendisini destekleyeceğim."

Haydi buyurun bakalım...

Bu da seçim kazanma hayalleriyle Atatürk ilkelerini bir kenara atıp Cemaat kuyruğuna takılan CHP'ye kapak olsun...

MECLİSTEKİ BAYRAK İNDİRİLİYOR


Önce Gültan Kışanak söyledi. HDP Diyarbakır Belediye Başkanıdır kendisi. "Bölgede çıkan petrolden pay isteriz..."

Şimdi de Batman Milletvekili Ayla Akat Ata... Kanun teklifi verdi.

Kuşkusuz bu kez sonuç alamayacak. Ama bu kez...

Çünkü...

Bu AKP, Irak petrollerini Barzani ile birlikte kaçırıyor ve İsrail'e satıyor. Bahane aynı, "kendi bölgelerinde çıkan petrolden pay..."

Bugün Irak'ta Barzani'yle yaptığını, yarın Türkiye'de PKK ile yapmayacak mı?

Belli bir şey bu...

İşte TBMM'deki bayrak böylece inmiş olacak. Tehlikenin farkında mıyız?

Oktay yıldırım
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.