banner863

Mahpusluğun en uzun saatleri


Rafet Ballı

Rafet Ballı

09 Mart 2014, 08:37

 Cumayı Cumartesi’ye bağlayan gece.
Akşamın ilk saatlerinden beri Silivri’deyiz.
Yurtseverlerin tutulduğu cezaevinin önünde.
Özel saatler yaşıyoruz.
İleride mutlaka anlatılacak saatler.
Karar henüz çıkmadı.
İstanbul/Çağlayan adliyesi gece mesaisinde.
Herbirinin önünde yurtseverlerin dosyası var.
Haber bekliyoruz.
***
Evet, çoğu çevre tahliye bekliyordu.
Ancak hemen değil, seçim sonrasında.
Çünkü: AKP genel af hesabı yapıyordu.
PKK’ya da, hatta kendine de af için.
Bu yüzden uzatıyordu süreci.
Seçim öncesi tahminler:
Kapılar bir kişi için açılacaktı.
İlker Başbuğ için.
Fakat: Anayasa Mahkemesi devreye girdi.
Kişiye özel değil.
Genelleştirilmiş bir karara imza attı.
Süreci hızlandırdı.
***
Bir gün önceye gidelim.
Perşembe ikindi saatleriydi.
İslamcı bir dostumla konuşuyorduk.
Gündem malum.
Kesin konuştu.
“Haydi rahatla. Anayasa Mahkemesi halledecek.”
Başbuğ’un çıkarılacağı zaten belli.
“Hayır, onu kastetmiyorum. Diğerleri de çıkıyor.”
Hepsi mi?
“Kimse kalmayacak.”
Hemen mi?
“Bekletilmeyecek”
Yorum yapıyor!
Söylediklerini hep ciddiye alırım.
***
Devamı: Bir Türkiye manzarasıçiziyor.
“Siyaset, işini yapmıyor.”
“Hükümet de, Çankaya da.”
“Haşim Kılıç işi ele aldı.”
Burada biraz duralım.
Ufak bir öngörü sorusu.
Acaba: Anayasa Mahkemesi’nde Çankaya hesapları mı yapılıyor?
***
Tekrar cezaevi önüne dönelim.
Gruplar halinde geliyor insanlar.
Özel arabalarla.
Bir kısmı içeridekilerin yakınları.
Çoğu örgütlü gruplar.
İşçi Partisi ve TGB’den.
Bir not:
İyi sevinmek için de örgüt lazım.
***
Hava soğuk. Rüzgar sert.
Nöbet çadırları küçük bir köy gibi.
İçerisi de dolu. Önleri de.
Yarı açık sigaralısı.
Televizyonlu sıcak bölümü.
Kiler, malzeme çadırları, tuvaletler.
Semaverler sürekli hazır.
Çorba çeşidi artırılıp üçe çıkarılmış.
Servisin kolayını bulmuşlar.
Kağıttan büyük kaselerle sunuyorlar.
***
Gazeteci kolaycılığı.
Düşünüyorum: Buranın bir ismi olmalı.
İlk aklıma gelen “nöbetkent”.
Çadırdayım. Gözüm tabelaya takılıyor.
“Vardiyaköy.”
Altında çadırın yaşı: “2 yıl 179 gün.”
Hıdır Hokka’nın köyü çoktan tescillenmiş.
***
Biz buraya niye toplandık?
Ergenekon’dan çıkış var diye.
Ama herkes frenli.
Kuşkular dağılmış değil.
Güvenmiyorlar.
O kadar çok istiyorlar ki.
Kendilerini inandırmakta zorlanıyorlar.
En çok karşılaştığım soru:
“Ya bırakmazlarsa.”
Cevap kısa:
Mecburlar. Artık tutamazlar.
***
İçerideki dostlar ne haldedir?
Tahmin etmek zor değil:
Zaman bükülmüş, uzamıştır.
Bu dem: Mahpusluğun en uzun saatleri.
***
Haber geliyor.
Başbuğ birazdan özgürlüğe adım atacak.
Çıkış kapısına koşuyoruz.
TGB’li gençler vaziyete hakim:
“Mustafa Kemal’in askerleriyiz.”
***
Hızla nöbet çadırına dönüyorum.
Televizyondan daha net izlerim
diye.
Başbuğ’un başı dik. Sözleri de.
Adeta cevap veriyor.
Tahliyeleri AKP-Cemaat kavgasına bağlayanlara.
“Millet sayesinde buradayız.”
Hastaları, silah arkadaşlarını unutmuyor.
İki de sivilin adını anıyor.
Doğu Perinçek ve Tuncay Özkan.
***
Düşünülmüş mesajlar veriyor.
“Benim ve bütün arkadaşlarımın yürekleri ve elleri tertemiz.”
Kumpasçılar ne olacak?
“Hesap sorulmalı.”
Yapılanlar.
“İnsafsızlıktır. Ayıptır.”
Ergenekon hakimleri.
“Vicdan yok.”
Emekiliğine mi dönüyor?
“Bu daha başlangıç.”
“Adaletin takipçisi olacağız.”
***
Biz zaten takipçiyiz.
Diğer yurtseverleri bekliyoruz.
Birini değil, hepsini.

Rafet Ballı
[email protected] 
twitter.com/rafetballi
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.