banner863

1 Mayıs amacından saptı


Can Ataklı

Can Ataklı

17 Nisan 2014, 21:00

İyi akşamlar sevgili izleyiciler; hareketli bir perşembe günü geçirdik. Öncelikle taraftar sayısı en yüksek takım olan Fenerbahçe’nin Başkanı Aziz Yıldırım yeniden hapse girme tehlikesiyle karşı karşıya. Yargıtay Yıldırım’ın, hakkında onanan kararına yaptığı itirazı reddetti. Şimdi Aziz Yıldırım’ın önünde kalan tek şansı Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı kişisel başvuru kaldı. Oradan da sonuç çıkmaması halinde Yıldırım cezasında kalan süre olan 2 yıl 6 ay için tekrar hapishaneye girecek.
Burada kısaca şunu söylemek istiyorum. Bu konuda öyle bir dava süreci yaşadık ki, taraftar olmanın baskısıyla Fenerbahçe’yi şikeci ilan etmek isteyenler dışında ne olup bittiğini kimse pek anlayamadı.
Öyle ya da böyle bu dava gerçeklerin ortaya çıkması açısından değil, siyasi amaçlı bir dava olarak anılacaktır.

Eğer şike varsa

En azından ben anlamadığım bir şeyi ifade etmek isterim. Eğer Aziz Yıldırım gerçekten şike yaptıysa veya bunu yapmayı düşündüyse, bunun bir de karşı tarafı olması gerek değil mi? Ama davaya bakıyoruz böyle bir şey yok. Peki, şike yapan diğer takımlar, futbolcular ya da yöneticiler nerede?
Şimdi biliyorum ki, özellikle Fenerbahçeli olmayıp aşırı taraf tutan bazı izleyiciler her zamanki gibi hakaret etmeye başlayacak ama, onlara da tavsiyem, olaya katı bir takım tutma fanatizminden sıyrılarak ve aslında Türk futbolunun ne hale geldiğini görerek bir bakmalarıdır.
Bakın, şimdi taraftarın başında bir e-bilet uygulaması garipliği var. Aklı başında herkes biliyor ki, bu yeni uygulama maçlara daha rahat ve güvenli girilmesi, buna ek olarak stad anarşisinin önlenmesi için değil, stadlarda son zamanlarda yükselen iktidar muhalefetini önlemek için getirilmektedir.
Her alanda gördüğümüz baskı teknikleri artık sporun da neredeyse vazgeçilmezlerinden biri haline geldi. Taraftarlar şu anda uygulamaya tepkili ve maçlara gitmiyorlar. Umarım yapılan bu yanlıştan geri dönülecektir.

TÜSİAD toplantısı

Başka ne vardı bugün? Evet, Ankara’da TÜSİAD toplantısı vardı. Başbakan biliyorsunuz TÜSİAD’a çok kızgın. Büyük sermaye sahiplerinin iç ve dış odaklarla ortak hareket ederek kendisini devirmek için tezgâh kurduklarına inanıyor. Bu nedenle olacak ki bu toplantıya katılmadı.
Buna karşı Cumhurbaşkanı TÜSİAD toplantısına katıldığı gibi bir de konuşma yaptı. Aynı toplantıda Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da vardı. O konuşmadı. Kendi mi konuşmak istemedi yoksa TÜSİAD yönetimi mi istemedi bilmiyorum.
Bugün Merkez Bankası Genel Kurul toplantısı da yapıldı. Erdoğancı medya bir süredir Merkez Bankası Başkanı ve bazı üyeleri hakkında ağır eleştiri yayınları yapıyordu. Başbakan’ın ısrarla söylediği paralel yapının Merkez Bankası içinde de uzantıları olduğu ve Başbakan’ın para politikaları alanında da sıkıştırılmaya çalışıldığı ileri sürülüyordu.

Kara Perşembe boş çıktı

Kimi yandaş ekonomistler ise bugünün “kara Perşembe” olması ihtimalini bile dile getiriyorlardı. Hükümetin Merkez Bankası’nda operasyon yapacağı, bazı üyelerin baskı ile istifa ettirileceği hatta Başkan Erdem Başçı’nın da istifa etmek zorunda kalabileceği dedikoduları yayılıyordu. Bunlar olmadı bugün, bakalım Merkez Bankası’na yönelik baskılar daha ne kadar sürecek.
Şu ana kadar bir istifa olmadı ama boşalan iki üyeden birinin yerine iktidarın yayın organı gibi olan Yeni Şafak’ın yazarlarından biri getirildi. Bilemem artık demek ki para politikalarında çok yetkin biri olmalı…

1 Mayıs geliyor

1 Mayıs yaklaştıkça gerilim de artıyor. DİSK eski Genel Başkanı ve CHP milletvekili Süleyman Çelebi bugün sert bir açıklama yaparak 1 Mayıs’ta ne pahasına olursa olsun Taksim’de olacaklarını bildirdi. Çelebi bu açıklamayı eski başkanı olarak DİSK adına mı yaptı yoksa konuşması bütün CHP’yi bağlayacak mı, onu da göreceğiz.
Ancak sevgili izleyiciler; şunu da görmek zorundayız. İktidar özellikle Başbakan gerilim siyasetini çok sevdi. Çünkü sanıyorum yarattığı gerilimin AKP’nin tabanında karşılık bulduğunu ve kendisine yönelik desteğin arttığını hesaplıyor.

Sürekli gerilim politikası

Gerilim politikaları kısa vadelerde destek görebilir, ama bunun ülkeye yararı olmadığı da açık.
1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmak istenmesine tek karşı çıkan kişinin Başbakan Erdoğan olduğunu hepimiz biliyoruz. Başbakan’dan emir alan İstanbul Valisi de çaresiz biçimde “Taksim’de bir miting yapılamayacağını, arzu edenlerin Yenikapı’daki yeni oluşturulan büyük alanı kullanabileceğini” söylüyor.
Sevgili izleyiciler, Başbakan ve yandaşları düz mantıkla ve kelime oyunu yaparak “Miting yapacaksanız niye Taksim diye ısrar ediyorsunuz, Kazlıçeşme ya da Yenikapı gibi çok büyük alanlar var, oralara gidin” diyorlar.
Bu söyleme inanan pek çok kişi var. Konuya düz mantıkla baktıkları için “Evet başbakan haklı, Taksim’de miting yapıp hayatı niye felç edeceksiniz, adam gibi Yenikapı’ya gidin” görüşünü savunabiliyorlar.

Mitingler kent merkezinde olur

Sevgili izleyiciler, kitlesel mitingler kentlerin en önemli merkezlerinde yapılır. Burada amaç aynı görüşte olanların bir araya gelmeleri değil, fikirlere katılsın katılmasın herkese biri görüşü, bir eylemi, bir protestoyu göstermektir.
Bakın demokratik ülkelere, hiç birinde kitlesel gösterilen kent dışlarında, merkezlere uzak geniş alanlarda yapılmaz.
Londra’da kalabalıklar Trafalgar Meydanı’nda toplanır. Washington’da gösteriler amacına göre ya Beyaz Saray’ın karşısında yapılır ya da Amerikan Meclis ve Senatosu’nun toplandığı Capitol Hill’in önündeki büyük parkta yapılır.
Paris’te Champellezie ve vardığı Concord Meydanı varken hiçbir Fransız hükümet yetkilisinin aklına “Burada trafiği engelleyemezsiniz, mitinginizi gidin Park de France stadının önündeki büyük alanda yapın” demek gelmez.
Mitingler katılanlar için değil katılmayanlar için yapılır. Amaç fikir, görüş ve protestoların herkese ulaştırılmasını sağlamaktır. Bu nedenle trafik de aksayacaktır, yollar da kapanacaktır, insanlar sel gibi ana meydanlara da akacaktır. Bunun ruhu, amacı budur.

Bunların demokrasisi kendilerine

Ama bizde demokrasiyi, de hukuku da, insan haklarını da sadece kendi çıkarına göre yorumlayıp, aslında ne demokrasi, ne hukuk ne insan hakları takmayan bir iktidarımız var ve bu iktidar mitinglerin de ruhunu alarak herkesi emre itaat eden insanlar haline getirmek istiyor.
Sevgili izleyiciler, 1 Mayıs’ta Taksim’i yasaklayan zihniyetin bana göre başka bir hesabı daha var. Şurası bir gerçek ki, çok uzun yıllar Taksim alanı 1 Mayıslara kapatıldı, ama hemen her 1 Mayıs’ta çok kanlı olaylara da tanık olduk.
Geçen yıl Taksim tam ortasına kazılan o korkunç çukur nedeniyle güya güvenlik bahanesiyle kapatılmıştı, ama ondan önceki iki yıl iktidar Taksim’de 1 Mayıs kutlatmama inadından vazgeçmişti. O iki yıl yüz binlerce insan özgürce, güler yüzle, güvenle Taksim’e girdi. Tek bir olay bile çıkmadı. Kimsenin burnu kanamadı.

1 Mayıs amacından saptı

Gerçi yaratılan yeni atmosfer beni çok da mutlu etmemişti. Çünkü 1 Mayıs işçi bayramıdır. Bizde de öyledir, Rusya’da da, Amerika’da da Almanya’da da, dünyanın her yerinde işçi bayramıdır.
Oysa Taksim’in nihayet 1 Mayıs’a açılmasından sonra yaşadığımız 1 Mayıslar işçi bayramı niteliğini kaybetmiş, bir tür “birlik beraberlik” gününe dönüşmüştü.
Açık söyleyeyim, bu da zararlı bir şey değil elbette. Bırakın insanlar, hele asla yan yana gelmeyeceğini düşündüğümüz insanlar yılın bir günü hiçbir korkuya ve komplekse kapılmadan aynı alanda buluşsun, aynı atmosferi solusun.
Kimbilir belki de iktidarı bu rahatsız etmiştir. Bilemiyorum arık.
İki yıl çizilen bu mutlu tablodan sonra iktidar Taksim’i yine yasakladı. Haydi geçen yıl çukur nedeniyle güvenlik sorunu vardı. Peki, bu yıl ne var?

Gezi’nin korkusu sürüyor

Var tabii, olan şu ki aynı Taksim geçen yıl 1 Mayıs’a kapalıydı ama milyonlarca insan Mayıs sonunda, Haziran başında tarihin en büyük ve en anlamlı direnişini gerçekleştirdi Taksim’de. İktidar Gezi Direnişi’ni kanla vahşetle bastırdı bastırmasına da içine derin bir korku düştü.
Toplumun itici günün ayaklanmasını kendi iktidarına yönelik en büyük tehdit ve tehlike olarak gördü. Bunun önlenmemesi ve kirletilmemesi halinde kaçınılmaz sonuna çok hızlı gideceklerini hesapladılar. Bunu çok rahat söylüyorum çünkü Başbakan hala ve hiç bıkmadan Gezi Direnişi’nde söz ediyor, bu anlamlı kalkışmayı darbecilerin, hükümeti hukuk dışı yollarla devirmek isteyenlerin şiddeti olarak sunmaya çalışıyor.

Gezi’yi kötü göstermeyi başardı

Açıkçası bunda başarılı da oldu. Medyayı baskı altında tutarak, hiçbir şiddet eyleminin olmadığı, sadece polisin şiddet ve vahşet uygulayarak halka saldırdığı anlardaki kargaşayı öne çıkararak, Gezi Direnişini penguen medyasından izleyenlerin zihinlerini bulandırdı. Gezi olaylarını yerinde yaşamayan milyonlarca insanın beynine “bunlar vahşiler, sadece yakıp yıkıyorlar, hepsi Türkiye düşmanı” fikrini kazıdı.
Şimdi bu oyunun diri tutulması gerekiyor. Toplumun 1 Mayıs hassasiyeti ve Taksim’in bu konuda çok önemli bir merkez olduğunu biliyor. Yasaklasa da binlerce kişinin 1 Mayıs’ta Taksim’e doğru yürüyeceğinden eminler. Hal böyle olunca güvenlik kuvvetleri tıpkı Gezi Direnişinde olduğu gibi aşırı şiddet hatta vahşet kullanacak. Gaz, su ve plastik mermi atarak güya güvenlik sağlamaya kalkacak.
Sevgili izleyiciler, DİSK, kimi sivil toplum örgütleri, iyi duygulu vatandaşlar iktidarın bu yasaklamasına tepki gösterseler de hiçbirinin aklına dün olduğu gibi ne bugün ne yarın ne başka zaman şiddet kullanmak, yakıp yıkmak gelmeyecektir, gelemez de zaten.

Kadrolu teröristler sahne alabilir

Ancak bilelim ki bu 1 Mayıs’ta da yine devlet destekli hatta kadrolu diyebileceğim teröristler sahne alacaktır. Sokak aralarından bir anda ortaya çıkıp polisle çatışmaya giren ve polisi daha büyük şiddet ve vahşete itecek tipler hiçbirimiz için sürpriz olmayacaktır.
İşte iktidarın Taksim’i yine yasaklayarak yaratmak istediği tablo budur. Böyle yapacaktır ve sonra da “işte görüyorsunuz, bunlar yasalara, hukuka hiç uymayan, tek amaçları olay çıkararak hükümeti devirmek isteyen vandallardır” diye propaganda yapacaklardır. Böylelikle muhalif olan görüşleri bir kere daha sindirmek, etkisizleştirmek, itibarsızlaştırmak yolunda kendilerince bir basamak daha atlamış olacaklardır.

Herkes sağduyulu olmalı

Bu nedenle 1 Mayıs’ta ne pahasına olursa olsun Taksim’e gitmek isteyenlerin, devlet destekli bu kadrolu teröristlere çok dikkat etmeleri, onların yaratacağı provokasyonlara asla kapılmamaları konusunda uyarmak isterim.
İktidar kaos ortamından beslenerek Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ve ondan sonra gelecek genel seçimleri garanti altına almaya çalışıyor. Özgürlükleri kısıtlayarak, ama bunu kendi kitlesine vatanseverlik olarak anlatarak iktidarını sürdürmek istiyor.
Bunu kirli oyunu bozacak güç de halkın gücüdür. Biz bile bile oyuna gelmezsek, iktidar kendi yarattığı kaos açmazının içine sıkışıp kalacaktır.
Evet sevgili izleyiciler bu akşam da süremizin sonuna geldik. Yarın biliyorsunuz Günün Yorumu’ndan sonra bir de Halil Nebiler’le birlikte sunduğumuz Çift Vuruş programı var. Haftanın konularını daha ayrıntılı olarak ele alacağız. Bu arada kimin cumhurbaşkanı olacağı konusunda hemen herkesin düşündüğünün aksine görüşlerim var. Onları da size anlatmaya çalışacağım.
Yarın tekrar birlikte olmak dileğiyle hepinize iyilikler dilerim. Hoşça kalın.

GÜNÜN YORUMU. 17.4.2014.PRŞ. paylaşan: ulusalkanal
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.