1128 akademisyenin açıklaması ve “bilim insanı” tavrı


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

15 Ocak 2016, 10:49

Dünyanın ve Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden 1128 “Akademisyen ve araştırmacı” ortak bir basın açıklaması ile “Türkiye Cumhuriyeti”nin ; Sur’da, Nusaybin’de, Cizre’de ve daha bir çok yerde “kasıtlı ve planlı kıyım” yaptığını ilan ettiler.
“Akademisyen”, herşeyden önce taşıdığı “bilim insanı” sıfatına uygun hareket etmek durumundadır. “Bilim insanı” sıfatını ise hak edebilmek için nesnel olmak, olmazsa olmazdır.
Güneydoğu Anadolu bölgemizde bugün şehir merkezlerine inmiş olan bir “savaş” sürdürülmektedir.
En önemli soru şudur: Bu savaşı kim ve neden başlattı? Savaşın taraflarının amacı nedir?
Bu sorulara gerçeklerin ışığında cevap verilmeden “Türkiye Cumhuriyeti”ni katliamcı olarak suçlayan açıklamalar, imzalayanın kullandığı sıfat ne olursa olsun ona bir değer katmaz.

Şiddet eylemlerinin tek yanlı olarak başlaması

7 Haziran’da seçim oldu. Seçimin tek galibi vardı: PKK.
Kendisinin rüyasında bile göremeyeceği yüzde 13’lük oy oranı, 80 milletvekili ile dünyanın 17. büyük ekonomisine sahip bir ülkenin başkentinde önemli bir siyasi ağırlık elde etme, ülkenin neredeyse üçte birinde yerel yönetimlerde iktidar olma, arkada kalan dönemde iktidar partisinin gizli koalisyon ortağı konumunda bulunma (Hatırlanacaktır; Şubat 2015’te AKP adına Yalçın Akadoğan ve HDP adına Sırrı Süreyya Önder’in başkanlığındaki heyetler Dolmabahçe’de kameraların karşısına geçtiler ve iki Parti arasındaki “Koalisyon Protokolü”nü açıkladılar) ve Haziran 2015 itibariyle meşru yollardan Türkiye’nin gündemine istediği konuyu getirme olanağına sahip olma vd.
İşte bütün bu avantajlara sahip olan PKK, 7 Haziran seçimlerinin hemen ardından yol kesmeye, kamyon yakmaya, yollarda kimlik kontrolü yapmaya, karakollara taciz ateşi açmaya ve muhaliflerini öldürmeye (8 Haziran 22 Temmuz tarihleri arasında 7 kişi) başladı. PKK yöneticileri Cemil Bayık ve Murat Karayılan 15 Haziran civarında yaptıkları açıklamalarla “Ateşkes”in bittiğini ilan ettiler.
Biz 7 Temmuz 23 Temmuz tarihleri arasında gazetelere yansıyan PKK eylemlerinin bir dökümünü çıkardık. Tam 96 eylem. Hiç şüphe yok, gerçek sayı çok daha fazlaydı.
TSK, 22 Temmuz günü Ceylanpınar’da iki polis memurunun evlerinde uykudayken katledilmeleri üzerine nihayet, 24 Temmuz günü harekete geçti.
24 Temmuz’dan önce PKK’nın yüzlerce şiddet eylemine karşı güvenlik güçlerinin tek bir operasyonu gösterilemez. Yoktur.
“Türkiye Cumhuriyeti”ni suçlayan “bilim insanları”na sormak gerekiyor: Dünyanın hangi devleti, kendi varlığına, yurttaşlarının can güvenliğine, devlet egemenliğine yönelik böylesine kapsamlı bir şiddet eylemine karşı sessiz kalır?
Böylesine bir saldırıya karşı vatanın bütünlüğü, devletin egemenliği ve yurttaşlarının can güvenliği için verilen mücadeleden daha haklı bir mücadele olabilir mi?

Vatan savaşı

Ve en önemli soru şudur: PKK, 8 Haziran itibariyle bu kadar avantajlı durumdayken, neden intihardan başka bir anlama gelmeyecek terörü yeniden başlatma politikasına yöneldi.
PKK’nın durduğu yerden bu sorunun makul bir cevabı yoktur. Ama ABD’nin durduğu yerden bakıldığı zaman cevap vardır.
ABD’nin bölge politikasının esası, Irak, Suriye, Türkiye ve İran toprakları üzerinde 2. İsrail’i kurmaktır. İlk adımlar 1991 ve 2003 Körfez Savaşları ile atıldı. Şimdi sıra Irak’ın kuzeyindeki Kukla Devlet’in denize açılma hamlesine gelmiştir.
Hatırlanacaktır. Haziran başlarında ABD, uçaklarının koruması altında PYD’yi Tel Abyad’a karşı harekete geçirdi. Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bu bölge ele geçirildi. Böylece “Cezire ve Kobani kantonları” birleştirildi. Yani Akdeniz’e ulaşma yolunda önemli bir mesafe alındı.
Bu hamleye itiraz edebilecek tek ülke Türkiye’ydi. ABD, Türkiye’nin muhtemel itirazını, PKK’yı harekete geçirip içini karıştırarak önlemek istedi.
İşte PKK’nın 8 Haziran itibariyle sahip olduğu bütün avantajları teperek harekete geçmesinin biricik açıklaması budur.
Türkiye’nin, hergün çok sayıda yurttaşı işte bundan dolayı ölüyor. Dolaysıyla “akademisyenler” yayınladıkları bildiriyle, ABD’nin bu hamlesini de gizlemeye hizmet etmiş oluyorlar.
Ama onların bu çabası, Türkiye’nin yürüttüğü savaşın, ABD emperyalizminin güdümündeki bölücü teröre karşı bir “Vatan Savaşı” verdiği gerçeğini değiştirmez.

Emperyalizmin ve bölücülüğün sözcülüğü
Gene bildiriye bakıyorsunuz;Türkiye Cumhuriyeti PKK ile masaya oturmaya davet ediliyor.
Davetin asıl sahibi kim? 24 Temmuz’da Türkiye Cumhuriyeti’nin, AKP’nin “Açılım politikasını” nihayet terk ederek silahlı bölücülüğe karşı mücadeleyi başlatmasından rahatsız olan ABD, çeşitli yetkililerinin ağzından Türkiye’nin görüşme masasına dönmesini istemişti. Hala da istemeye devam ediyor.
ABD’nin arzusunu dillendirmek, Türkiye’nin üniversitelerinde görev yapan Akademisyeninin hangi görevlerinin gereği olmaktadır acaba?
Peki “Kürt siyasi iradesinin taleplerini kabul etmek”; ne demek oluyor? Nasıl olur da böyle bir cümle “akademisyen” sıfatını ve görev yaptığı kurumun adını kullananlar tarafından fütursuzca dile getirilir?
1128 Akademisyenin bildirisi baştan sona gerçeklerle savaşmaktadır. ABD ve onun işbirlikçisi bölücü örgüt penceresinden olaylara bakmaktadır. Tek yanlıdır. Bu ülkenin ve Türk’ü ve Kürt’üyle bu ülkede yaşayan bütün insanlarımızın, bütün milletimizin çıkarlarına aykırıdır.

Son birkaç not

Ellerindeki belediyelerin olanaklarını kullanıp sokaklarda hendekler kazarak, barikatlar kurarak ve her yeri patlayıcı ile döşeyerek halkın hayatını cehenneme çevirmek hangi “hak” mücadelesinin tarifi içindedir?
Tahir Elçi öldürüldü. Olay yeri incelemesi, PKK’nın silahlı militanları tarafından günlerce engellendi. Bu arada muhtemeldir ki deliller yok edildi.Peki bu hangi “özgürlük” mücadelesidir?
12 Ocak günü Diyarbakır Valiliği,HDP’lilerin talebi üzerine, sokakta ve evde bulanan dört cenazeyi almak amacıyla Sur ilçesinde Çiftehan sokakta sokağa çıkma yasağını iki saatliğine kaldırdı. Cenazeleri almak için sokağa gitmeye kalkan HDP’liler,PKK militanlarının ateşi ile karşılaştılar ve geri dönmek zorunda kaldılar.
“Cesetler günlerce sokakta kalıyor” propagandası ile kendilerini mazur göstermeye çalışanların, bu durumun gerçek sorumlusu olduğunu daha başka ne gösterebilir ki?
Bir yanda emperyalizmin emrinde ülkesine karşı savaşan ve bundan dolayı sonuna kadar haksız konumda olan silahlı bölücülük, diğer yanda Vatanını ve yurttaşını savunan ve bundan dolayı sonuna kadar haklı olan güvenlik güçleri var.
Söz konusu Akademisyenler bu saflaşmada emperyalizmin safında yer almışlardır.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.