22 Temmuz 2015 sonrası terörle mücadelede durum..


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

24 Ekim 2015, 14:02

 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’ye AB üyelik sürecinde dayatılan reformlar ile PKK’ının siyasi uzantıların bölücülük propagandası ve faaliyetleri için önü açıldı. 2003’teki Irak Savaşı ile birlikte ABD tarafından Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde operasyon yapma kabiliyeti sınırlandı. Bunu, terör örgütünün tekrar canlanması ve Türkiye içindeki eylem ve provokasyonlarının yıldan yıla artırması izledi. PKK terör örgütünün yaşamasının Irak’ın Kuzeyindeki yuvalarının korunmasına bağlı olduğunu bilen ABD, Türkiye’ye sınır dışı operasyon için hava harekatı ve önceden haber vererek sınırlı kara harekatı tahdidi koydu. Türkiye’nin AB’ye tam üyelik süreci içinde önceleri “Kopenhag kriterleri bize yeter” diyen PKK’nın siyasi uzantıları 2005’de tam üyelik sürecinin başlaması ile birlikte söylemlerini değiştirdiler. Avrupa Birliği tarafından Türkiye’ye 2000’i yılların başında dayatılan reformların hemen hepsi öncesindeki PKK Kongrelerinde alınan kararlar ile örtüşüyordu.



AKP hükümeti, önce AB’ye Uyum ve sonra çeşitli açılım paketleri ile PKK terör örgütü taleplerini önceden hayal edemeyeceği ölçüde karşılamıştır. Bunları şu şekilde özetleyebiliriz*;
- Devlet televizyonunda 24 saat Kürtçe yayın yapılmaya başlanmıştır. Üniversitelerde Kürtçe bölümü açılmıştır. Kürtçe öğrenimi için Irak’ın kuzeyindeki yönetim ile işbirliği içinde öğretmen yetiştirilmesine başlanmıştır.
- Partilere etnik dillerde propaganda imtiyazı fiilen tanınmıştır. Etnik örgütlenmeler ve bölücü propaganda serbest bırakılmıştır. PKK sempatizanı belediyelerin Kürtçe yazışma yapmaya başlamalarının, Kürtçe ilanlar vermelerinin, iki dilde hizmete geçmelerinin önü açılmıştır.
- Kürtçe bilme şartı ile kamu görevlisi istihdamına başlanmıştır. Merkezden bağımsız, Bölgesel Kalkınma Ajansları kurulmuş ve üniter devlet yapısına ağır bir darbe indirilmiştir. Üniter devlet yapısını zayıflatan ve idari federasyonun alt yapısını kuran “Büyükşehir Belediyesi Kanunu” bütün itirazlara rağmen kabul edilmiştir.
- PKK’nın meşrulaşmasının önü açılmıştır. PKK’nın paralel devlet oluşturma çabaları durdurulmamış, örgütün vergi adı altında haraç toplaması, yargı süreci işletmesi, “polis” ve “jandarma” gücü oluşturmasına seyirci kalınmıştır.

22 Temmuz 2015 tarihinden itibaren PKK terör örgütü ile mücadelede yeni bir çatışma dönemine girildi. Yaklaşık üç aydır devam eden çatışmaların bir muhasebesini yapmak için gene öncesini kısaca hatırlayalım. 2007 yılından itibaren hükümet terör ile mücadeleyi bırakıp, müzakere sürecine girmiş ve bu dönemde Habur olayı, Oslo görüşmeleri yaşanmış ve dört ülkede kurulması hayal edilen Büyük Kürdistan’ın temel çatısını oluşturacak KCK’nın ülke içinde gelişmesine göz yumulmuştu. Bu dönemde terör örgütünün büyük şehirlere patlayıcı depoladığı bilindiği halde üzerine gidilmedi. İstihbarat gelmesine rağmen polis ve askerin örgüte yönelik operasyon isteklerine olumsuz cevap verildi. Başta Öcalan olmak üzere terör örgütü ve siyasi uzantıları ile devam görüşmeler cemaate yakın polislerin başlattığı KCK operasyonları ile çıkmaza girdi ve 2012’de çatışmalar tekrar başladı. KCK tutuklamaları ile birlikte psikolojik zemin geri alınmış, PKK terör örgütü de bocalamaya başlamıştı. Ancak, 2012 Sonbaharında hükümet tarafından müzakere süreci yeniden başlatıldı. 2013 başından itibaren yeni yol haritası ile terör örgütü eylemlerine son verdiğini ilan etti. Ancak, terör örgütü bir yandan çekilme oyalaması, diğer yandan alan hâkimiyetini tesis etme ve kitleyi aktif tutma amacıyla sokak eylemlerini artırarak devam etti. Şehirlere asayiş birlikleri yerleştirmeye başladı. Sivil ayaklanma hazırlığı için gençleri kullanarak YDGH’yi kurdu. PKK terör örgütünün diğer hedefi ise Suriye’de elde ettiği statükoyu artırarak devam ettirme ve PYD’nin oluşturmaya çalıştığı kanton yönetimini kabul ettirmekti.

2013 yılından Temmuz 2015’e kadar hükümet PKK’ya şu tavizleri verdi;
- 30 Eylül 2013’te açıklanan demokratikleşme paketi ile Kürt alfabesinde yer alan x, w, q harflerinin kullanımına serbestlik getirildi. Köylere eski (Kürtçe) isimlerinin verilebilmesine olanak sağlandı. Özel okullara Kürtçe eğitim verebilme hakkı tanındı. Seçimlerde yüzde 3’ü aşan partilere (HDP) hazine yardımı verilmesi yasalaştı.
- 6 Mart 2014’te yürürlüğe giren bir başka demokratikleşme paketi ile tutukluluk süresi beş yıla indirildi ve KCK tutukluları serbest kaldı. Hem yerel hem de genel seçimlerde her türlü propagandanın Türkçenin yanı sıra farklı dil ve lehçelerde de yapılmasının önü açıldı. Ayrıca HDP’nin isteği olan ikiden fazla olmamak koşuluyla partilerde eş genel başkanlık sistemi de yasal hale getirildi.
- Hükümet, Öcalan’ın da özellikle istediği çözüm süreciyle ilgili “Süreç Çerçeve Yasası’nı hazırladı. Yasa Meclis’ten geçerek yasalaştı. Hükümet bu genel yasaya bağlı olarak alt yasaların çıkma sözü verdi. 1 Ekim 2014’te de ‘Çözüm Süreci Kurulu’ oluşturulması kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

PKK/KCK stratejisini sürekli fazlasını isteme ve tatmin olmama üzerine kurmuştu. KCK’nın, 15 Mart 2014’te yaptığı açıklamada hükümet daha fazla adım atmamakla eleştirildi ve “Artık AKP hükümeti yaptığımız çağrıların muhatabı değildir” denildi. Hükümet müzakere sürecinin başından beri asker ve polisi kışlalarına kapatarak pasifizm içine girerken, Mart 2013’den bu yana bölgede valiler, TSK ve Jandarma’dan gelen 200’ün üzerinde operasyon talebini reddettiler. PKK’nın kardeşi PYD; Temmuz 2012’den başlayarak Afrin, Kobani ve Cezire’yi (hepsine birden Rojova denmektedir) kontrol altına aldı. AKP, PKK’ya silah bırakması karşısında Suriye’de otonomi kurmasına ses çıkarmayacağı vaadinde bulunuyordu. PKK sürecin başından bu yana Suriye’deki uzantısı PYD marifetiyle bölgede bir hâkimiyet elde etmiş ve Türkiye’deki sürecin gelişimi ile Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri stratejik olarak birbirine eklemlemiştir. 6-7 Ekim 2014 olayları bu Suriye ile bağlantılar hem PKK’nın bağımsız devlet isteğini ve yaklaşan iç savaşı göstermesi bakımından önemli olmasına rağmen hükümet mahkûm konumunu sürdürmüştür. Kobani olayları, hükümeti tekrar PKK isteklerine odaklanmaya sevk etti. Hakan Fidan tarafından hazırlanan, 2015 yılı seçimlerine kadar uygulanacak 6 aşamalı yeni yol haritası, Türk halkına açıklanmadı sadece HDP’ye verildi. Terör örgütü son dönemde kurtarılmış bölgeler ilan etmeye hazırlanıyordu. Dolmabahçe görüşmelerinden sonra Haziran seçimlerini bekleyen örgüt, hükümetin sıkışık durumda olduğunu düşünerek taleplerini hayata geçirebilmek için eylem sürecini başlattı ve böylece 22 Temmuz 2015 sonrası başladı.

PKK terör örgütü yapmaya çalışıyor?

Terör örgütü 1980’lerde belirlediği ve 1990’ların sonunda bıraktığı askeri stratejisine geri döndü. Bu strateji ile stratejik savunmadan, stratejik dengeye geçilecek, güvenlik güçlerinin yıpratılması ile stratejik taarruz safhasına geçilerek, kurtarılmış ve özerkliği ilan edilmiş bölgeler üzerinden Kürdistan’ı kuracaklardı. 1998’de Öcalan’ın yakalaması ile kesin yenilgisini kabul eden örgüt, ABD ve AB’nin desteği ile siyasallaşma stratejisine geçmiş, askeri alanda alamadıklarını masa başında almak için özellikle 2007’den sonra yedeğinde silahlı gücünü bulundurarak hükümet ile pazarlığa başlamıştır. 22 Temmuz 2015 tarihinden beri terör örgütü, yurtiçinde yaptığı eleman toplama, silahlanma, tuzaklama, örgütlenme, özerk bölge ilan ederek ve isyan çıkartarak yaptığı iç savaş provalarını hayata geçirmeye çalışıyor. PKK terör örgütünün yeni stratejisinin esasları şunlardır;
– Suriye’nin kuzeyinde örgütün özerk yapı kurmuş olması, Suriye’deki yapı ile Kandil’e bağlı kamplar ve köyler arasında fiziki bağlantının güvenli şekilde sağlanabilmesi için bölücü örgüt kendisi için İdil, Cizre, Silopi, Uludere hattında güvenli bir bölge oluşturmaya çalışmaktadır.
– Bölücü örgüt uzun vadede Hakkâri sınırından başlayarak Mardin-Nusaybin-Kızıltepe hattına kadar geniş bir hattın kontrolünü sağlamaya hedeflemektedir. Bu nedenle ilerleyen aşamada Silopi’deki olayların benzeri Nusaybin ve Kızıltepe için de planlanmış ve uygulamaya koyulmuştur.
- Terör örgütü Suriye’deki tecrübesini Türkiye’de de pratiğe dönüştürmeye, kanton kurma stratejisi ile kurtarılmış bölgeler oluşturmaya çalışıyor; bunun ilk deneme yeri Cizre oldu. Terör örgütünün Cizre’den sonra derin planlar yaptığı ikinci ilçe Silopi’dir. Silopi, kaçakçılık ve sınır kapısı açısından da çok kritik bir noktada bulunmaktadır.
– Silopi terör örgütünün kontrolü altında olursa, terör örgütü kontrolüne geçmesi bunun sonucunda sınır kapısı üzerinde veya çevresinde örgüt hâkimiyetini arttıracak, finansal açıdan örgüte büyük bir imkân sunacaktır.
– Ayrıca Cizre’den sonra Silopi’nin alan hâkimiyeti örgüte sınır hat kontrolü yönüyle büyük imkân sağlayacaktır. Çünkü Silopi üç tarafı yabancı ülkelere bakan, sınır kapısı bulunan yoğun kaçakçılığın ve kirli paranın döndüğü bir ilçedir. Bölücü örgüt buraya özel önem vermektedir.

PKK, 22 Temmuz sonra daha önce hiç kullanmadığı yerleri (Iğdır) ve yöntemleri (intihar bombacısı) kullanmaya başladı. Şehir örgütlenmeleri ile PKK’nın uzun süreli savaşı için gerekli barikat, mayınlama çalışmaları önceden planlandığı ortaya çıktı. Patlayıcıların da çok önceden yerleştirildiği anlaşılıyor. KCK ve HDP’nin belediye yapılanması örgütün şehirlerde uyguladığı kanton kurma ve patlayıcı kullanma taktiğine alt yapı teşkil etti. Sivil de olsa asker ve polislerimizin münferit şekilde şehit edilmesi, servis araçlarına yapılan saldırılar, PKK’nın şehir içi istihbaratının etkinliği olarak görülmelidir. IŞİD ile iç içe olan yabancı istihbarat servisleri PKK ile de ortak çalışmalar yürütmektedir. ABD, Türkiye’nin güvenli bölge oluşturmak istediği alanda PKK’nın Suriye uzantısı PYD ile altyapı oluşturuyor. PYD’ye sağlanan 50 ton mühimmatın PKK tarafından da paylaşılacağı ve Türkiye’ye karşı da kullanılacağı açıktır.

Güvenlik güçlerinin durumu..

Terörle mücadele sürecinin başında güvenlik güçlerinin çok ciddi bir dağınıklığı söz konusu idi. Terör olaylarının başlamasıyla beraber özellikle polis teşkilatı bu sürece en zayıf olduğu ve hiçbir hazırlığı olmadığı anda yakalanmıştır. Polis teşkilatının kısa süre önce bölgede bir değişimine girmesi, bölücü terör örgütünü tehdit kapsamından çıkarması, tüm faaliyetlerini paralel devlet yapılanmasına kaydırması, örgüte bu süreçte büyük bir hazırlık fırsatı sundu. Böylece, bölücü örgüt şehirlerde kalarak, rahatlıkla eylem yapabilme imkanı bulmuş, bir yandan da halk tabanı örgüte daha marjinal şekilde kaymaya başlamıştır. Güvenlik güçlerinin dağınıklığı henüz aşılamasa da, gittikçe sert bir şekilde ve kararlılıkla mücadeleye girilmiştir. Bu mücadele kapsamında düzenli ordu ve Jandarma Özel Harekât birlikleri dışında Özel Harekât Polisleri de sahaya sürülmüştür.
- 22 Temmuz’dan bugüne PKK terör örgütü önemli kayıplar verdi; ilk rakamlar içinde Cizre (150), Tunceli (60-70), Ağrı (50), Irak’ın kuzeyi (250) ile dikkati çekmektedir. Bunların dışında pek çok operasyonda her seferinde 20 civarında terörist bertaraf ve lider kadro içinde de örgüt için önemli bazı isimler bertaraf edilmiştir. Bu zayiatların verdirilmesinde Özel Kuvvetler Komutanlığı başta olmak üzere genç asker ve polislerimizin önemli bir rolü vardır.
- Tüm Türkiye'de görev yapan Özel Harekât Polisleri geçici görevlendirmelerle terör bölgelerinde görevlendirilmişlerdir. Terör örgütü mensuplarının faaliyet gösterdikleri il ve ilçelerin (Hakkâri, Yüksekova, Nusaybin, Şırnak, Cizre, Silopi vb) giriş ve çıkışları tutularak, gerekirse sokağa çıkma yasağı uygulanarak, örgüt mensuplarının yerleri tespit edilmiş ve nokta operasyonlar düzenlenerek örgüt mensupları etkisiz hale getirilmektedir.
- Terör örgütü mensuplarının haberleşmelerinden, şehir içinde güvenlik güçleri ile çatışmaya girip zor durumda olan örgüt mensuplarının kurtulmak amacıyla HDP milletvekillerinden yardım talebinde bulundukları anlaşılmıştır. Bu milletvekilleri çatışma alanlarına gitmek istemişler ancak güvenlik kuvvetleri müsaade etmemiştir.
- Henüz terör örgütü üzerinde inisiyatifi ele geçirilemedi. Birliklerin karakol tipi yapılanmalar içinde hareketsiz kalması, izlenmelerini ve yola çıktıklarında pusuya düşmelerini kolaylaştırdı. Güvenlik güçleri uzun süre sonra tekrar örgütle mücadeleye ısınmakta ve gittikçe daha etkin hale gelmektedir.
– Terör örgütüne yönelik, hava araçlarıyla yapılan harekâtların uzun yıllardır devam etmesi nedeniyle, örgütün uzun süredir bu alanda gerek teorik gerekse de pratik deneyim kazanması, örgüte yönelik hava saldırılarının etkinliği azaltmakta, kara harekatı ile desteklenmediği için, verdirilen kayıplar sınırlı olmaktadır.
– Bu süreçte güvenlik kuvvetlerince, tüm teknoloji (Gece görüş, lazer pointer, İHA vb.) ve istihbarat etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Ancak, MİT, bölücü terör ile mücadele için uygun bir yapılanmaya gitmedi, askerlerin ihtiyaç duyduğu operasyonel istihbaratı hiçbir zaman sağlayamadı. Terörle mücadele için askerlerin yeni bir istihbarat yapılanmasına ihtiyacı vardır.

Sonuç
22 Temmuz sonrasında terör örgütü Suriye’de (PYD/PKK) yaşadığı şehir savaşı tecrübesini aktif şekilde Türkiye’de pratiğe çevirmek istemiş, kısa sürede devletin tüm güvenlik mekanizmalarını savunma konumuna getirmiştir. Ancak güvenlik kuvvetleri savunma konumundan hemen sıyrılarak terör örgütüne karşı yurtiçi ve yurtdışında karşı harekâtta bulunmuştur. Terör örgütü yaşanan önemli kayıplarının yanında Suriye cephesindeki PYD/PKK’ya da güç ayırmak zorunda olduğundan çok hassas bir konumdadır. Terör örgütünün Kandil'deki sözde yöneticilerinin ve yurtiçindeki taraftarlarının barış isteme ve ateşkes çağrıları ile yaptıkları gösteriler ve örgüt yandaşı sivil toplum kuruluşlarının da katıldığı mitingler de örgütün verdiği büyük kayıplar ve hassas durumda olması nedeni ile bir an önce güvenlik güçlerinin operasyonlarına son vermesine yöneliktir. Mevcut kararlılığın devam etmesi durumunda terör örgütünün çok daha büyük darbeler alacağı ve özellikle yurtiçindeki desteğini büyük ölçüde yitireceği görülmektedir. PKK ile mücadelede hareketli unsurlar ile inisiyatif ele geçirilmeli, alan savunması yerine saldırı stratejisi uygulanmalıdır. Bu kapsamda, terörle mücadeleye aynı kararlılıkla seçimlerden sonra ve Irak’ın kuzeyinde ki yuvalarında da devam edilmeli ve özellikle lider kadrosu hedef alınmalıdır. Örgütü tamamını hedef almak yerine öncelikle lider kadrosundan önemli isimler hedef alınmalıdır. PYD’ye yönelik operasyonlar ile cephenin genişletilmesi halinde örgütün askeri olarak nihai bir sona yaklaşacağı ve Suriye’deki planlarının da sona geleceği, bunun Türkiye’nin bölgeye ilişkin kaygılarının giderilmesine de büyük katkı sağlayacağı aşikârdır. Gelinen aşama terörle mücadelede yeni bir dönem ve bu döneme uygun yeni bir strateji belirleme ve uygulama dönemidir.

Bölücü terörle mücadelede askeri olarak PKK’nın belinin bir kez daha kırılması ve siyasi alanda ise terör örgütü siyasi uzantılarının umut olmaktan çıkarılması ilk aşamadır. Terör örgütü yandaşlarının açıkladığı gibi terör sorunu asıl itibarı ile siyasi bir sorun değildir. Bu bölgedeki vatandaşlarımızın diğer vatandaşlarımızdan farklı ya da eksik bir siyasi hakkı yoktur. Siyasi sorun, terör örgütü yandaşlarının Türkiye’nin demokratik özgürlüklerini istismar ederek, bölücülük yapmaları, siyasi rant peşinde olmalarıdır. Terörle mücadele sadece silahla kazanılmaz. Çözüm sadece silahlı kuvvetlerden beklenmemeli, terörizmle mücadelenin gereği olan ekonomi, kültürel, sosyal ve psikolojik boyutları da devletin tüm kurumlarının işbirliği yapması ve bu işbirliğinin uzun dönemli strateji ve planlar ile kurumsal yapılara dayanmasıdır. Türkiye’nin bölücü terör ile mücadelesi bugün sıkıntılı bir konjonktürden geçmektedir. Terörle mücadeleyi günlük siyasi polemik meselesi olmaktan çıkarmalı, doğru olanları desteklemeliyiz. Türkler ve Kürtler, aynı ırka, tarihe, kültüre, dine ve dile sahip bölünmez bir millettir. Sorunun ideolojik yanı Kürt kimliği değil, Kürtçülük faaliyetleridir ve bunu yapanlara siyasi alanda da uygun ortam sağlanmamalıdır. Güneydoğu’da yaşayan halkın büyük çoğunluğu terör örgütü sempatizanı değildir. Atatürk milliyetçiliği yani Kürdü, Lazı, Çerkezi, Türkü ile bütün vatandaşlarımızı bu ülkenin bir parçası gören ortak anlayış ortak ideolojimiz olmalıdır. İçinde bulunduğumuz resim; bazılarının kamuoyuna yansıtmaya çalıştığı gibi ateşkes ve görüşme ya da çatışma seçeneklerini değil, terörle mücadelede kafamızı kuma gömmemeyi, gerçekçi olmayı, azim ve kararlılıkla mücadeleye devam etmeyi dikte etmektedir.


* Ümit Özdağ: PKK Konusunda Meselenin Özünü Konuşmak, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, (31 Ekim 2014).


Doç. Dr. Sait Yılmaz
Twitter: 
DocDrSaitYilmaz
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.