ABD Silahlı Kuvvetleri yenilmez değil


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

01 Şubat 2016, 11:04

 Giriş

Amerikan Silahlı Kuvvetleri ile ilgili olarak 2009 ve 2012’de birer değerlendirme yapmıştık (1). ABD, Afganistan ve Irak’a saldırdığında, Soğuk Savaş dönemine yani Orta Avrupa’da çıkacak bir savaşa göre dizayn edilmiş bir teçhizatla savaşa girmişti (2). O dönemde, Irak ve Afganistan’da silahlı kuvvetlerini sıfırlamaya ve uzun vadede 21. yüzyıl için öngörülen ihtiyaçlara uygun yeni bir Silahlı Kuvvet oluşturulmasına karar vermişti. ABD ordusundaki dönüşüm gayretleri üç eksene odaklandı; 

(a) Mevcut kuvvetin idamesi, 

(b) Gayretlerin çoğunluğunun yöneltildiği geçiş dönemi kuvveti, 

(c) Bilim ve teknoloji faaliyetlerinin merkezinde olduğu 2020-2030 yıllarının kuvvetinin oluşturulması. 

Ancak, Obama 2008 yılı sonunda başkan olduğunda büyük finansal krizi kucağında buldu. Nisan 2009’da tüm ilgilileri Oval Ofis’te topladı ve sonraki 10 yılda savunma bütçesinden 1 trilyon dolar tasarruf edilmesi gerektiğini söyledi. Ardından 2018 yılına kadar tamamlaması beklenen füze kalkanı projesinde beklenen teknolojik gelişmeler sağlanamadı. F-35 JSF uçağı gibi çok önemli programlar da finansal ve teknolojik nedenlerle daha öte on yıllara yayıldı. Kısaca, Obama döneminde dönüşüm oldukça yavaşladı, hatta ucu belirsiz hale geldi. Bütçedeki büyük sarsıntı nedeni ile Obama yönetimi 2010 yılında yayınladığı Dört Yıllık Savunma Gözden Geçirme Raporu’nda (QDR) (3), ordunun “dönüşümü” yerine “evrimi” terimini tercih etti. Gayretler, savaş artığı ordunun modernizasyonuna odaklandı. 2016 Kasım’ındaki başkanlık seçimleri bitene kadar, Obama’dan ne Ortadoğu ne de diğer kriz bölgeleri için radikal bir askeri karara onay beklenmemeli. 2017’deki yeni ABD başkanını küçülmüş ve savaşlarda aşınmış bir silahlı kuvvetler bekliyor. Her şey yeni başkana bırakılacak, o da gelince önce brifingler alacak, sonra kendi güvenlik stratejisini açıklayacak, sonra da yeni QDR yayınlanacak ve böylece yeni dönem başlayacak. Bu makalede, ABD savunma politikalarında yaşananlar ve Silahlı Kuvvetlerindeki değişim üzerine odaklanacağız. Sonuç bölümünde, Türkiye ile ilgili söyleyeceklerimiz var. Önce Demokrat Obama’nın başkanlık dönemi ile ilgili bir özet yapalım ve yeni başkan adaylarını değerlendirelim. 

Sekiz yıllık başkanlığında, rakipleri Cumhuriyetçiler 1928’den beri ABD meclisindeki en fazla temsilciye ve ülkede en yüksek vali sayısına sahiptiler. Particilik had safhaya ulaştı; Nancy Pelosy’nin başkanı olduğu Kongre, önemli Obama politikalarına hep karşı oldu. En önemli yasası Sağlık Reformu (Obamacare) ancak, %38 oy alabildi. Beyazlar Obama’nın önünü tıkadı, ama bu dönemde servetlerini kaybeden siyahlar da ondan memnun değil. Yaptığı iyi şeyler ise; kriz sonrasında yeni iş sahaları yaratması, Amerikan otomotiv sektörünün kurtarılması ve böylece işsizliğin %5’e gerilemesi oldu. Askeri alandaki başarısı ise Usame bin Ladin’in öldürülmesi ise sınırlı. Askerler için Obama, pek hatırlanmak istenmeyecek bir başkan oldu. 

Obama yönetimi, dünyayı şekillendirmek ve dış politikadaki olayları etkilemek üzerine bir strateji kurmuştu (4). Obama’ya göre, güç; ‘etki’ye çevrilebilirdi. Bunun için de 2015 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde ifade edildiği gibi; doğrudan güç yerine, ‘diplomasi’ kullanılacaktı. Aslında Obama, Bush’a göre çok daha fazla savaşa girdi; yüzlerce drone, özel kuvvetler ve CIA cinayetine izin verdi. Terör örgütlerini ve vekilli savaşları kurguladı. Asker göndermek gibi siyasi ve mali olarak pahalı işler yerine, geri planda ucuz ve örtülü yöntemleri tercih etti. 

Barack Obama’nın savunma politikası ya da mirası şu şekilde özetlenebilir (5); 

(a) Uzun zamandır savunma planlamasının temeli olan “eş zamanlı iki savaşa hazır olma” kriterinin sonu, 

(b) Arkadan idare etmek; vekilli savaşlar, 

(c) Bin Ladin’in öldürülmesinden sonra El Kaide ile mücadeleye son verilmesi, IŞİD’in büyümesine göz yumulması,

(d) Daha küçük ve yetersiz bir ordu bırakması, 

(e) Felaketlerden korkması; Suriye, Libya, Somali, Mali, Ukrayna, Yemen’e asker göndermeye çekinmesi, 

(f) Her zaman mümkün olan en az askeri kuvvet kullanmayı tercih etmesi, 

(g) İşler kötü gitse bile, “-Fark etmez, onlar bizden daha akıllı olamaz” diye düşünmesi, 

(h) Bingazi saldırısından sonra kendi siyasi konumunu etkileyebilecek riskli askeri işlerden uzak durması.

Peki, kim başkan olabilir ve neler değişebilir? Bugünkü başkan adayları, Obama’yı yetersiz ve saf buluyor. Yeni başkan adayları (iki bayan olan dâhil Bernie Sanders ve Rand Paul hariç), Obama’nın İran, Suriye, Rusya, Çin ve terörizmle mücadele konusunda yumuşak davrandığını savunuyorlar yani şahin görünümündeler. Yeni başkan adayları arasında Cumhuriyetçi Parti içinde Donald Trump, Ted Cruz çekişmesi öne çıkıyor. İnsanlara ırk ve din açısından saldıran, göçmenliğe karşı olan Trump, daha şanslı gibi gözüküyor ama iki aday da çok sevilmiyor. Demokratlarda ise Hillary Clinton ve Bernie Sanders isimleri öne çıkıyor. Bernie Sanders’a karşı alttan vurmak için yedekte bekleyen suçlama “sosyalist” olduğu iddiası. ABD kamuoyu hala bir kişinin değil Komünist, Sosyalist olmasına bile tahammülsüz. Hillary Clinton da zayıf aday, anketler çok da sevilmediğini gösteriyor. 

Hillary, eşi Bill gibi küresel sermayenin temsilcisi olarak başkanlığa aday seçildi. 3.6 milyar dolarlık seçim kampanyasının arkasında bakın kimler var; Citigroup (824.402 $), Goldman Sachs (760.740 $), DLA Piper (700.530 $), JP Morgan Chase (696.496$), Morgan Stanley (636.564$) (6). Bernie’nin arkasında ise sadece işçi sendikaları var ve toplanan para 440 bin dolar. Aslında iki partinin adayları da çoğunluk tarafından sevilmeyen, güvenilmeyen ve kendi başlarına seçilemeyecek adaylar. Hillary Clinton, Donald Trump, Ted Cruz’dan biri başkan olacak ama Amerikan halkı mutlu bir karar vermeyecek. Tıpkı Türkiye’deki gibi sevmediklerine göre oy verilecek, en az sevilmeyen başkan seçilecek ama herkesin ortak kanaati en iyi başkan bile seçilse artık ülkeyi kimse kurtaramaz. ABD Silahlı Kuvvetlerine dönecek olursak; ne stratejisine karar verebiliyor, ne ihtiyaçlarını belirleyebiliyor. Böyle olunca da masraflar artıyor, yapılan deneyler ve testler boşa gidiyor, şirketler sözleşme yapmaktan kaçıyor. Şimdi detaylara girelim; ABD Silahlı Kuvvetleri’nde neler oluyor ve yolunda gitmeyenlere bakalım. 

ABD Güvenlik ve Savunma Politikası

ABD savunma politikalarındaki kafa karışıklığının ana nedeni, hemen her tehdide çare bulacak bir silahlar kuvvetler yaratılmak istenmesi. Mevcut tehdit değerlendirmelerine bakarak, üç tür ordu yapılanması öngörülmektedir; 

(a) Terörle mücadele (El Kaide vb.) esasına göre ordu; hafif, mobil ve özel kuvvetler merkezli, 

(b) İstikrar operasyonları (Irak, Afganistan vb.) için; yüksek yoğunluklu çatışmalara girmeyecek, hafif, daha yavaş ve muharebe alanında uzun süre kalacak bir ordu, 

(c) Klasik devletler arası savaş (İran, Kuzey Kore veya Çin) tehdidine yönelik; büyük, kesin sonuçlu savaş yapacak (hedef orduyu yok edecek), aynı anda çeşitli ölçeklerde küçük ya da büyük savaşlara yeterli bir ordu. 

Gerçekte, denizlerle ve zayıf komşularla çevrili ABD’yi kimsenin tehdit etmediği kendi toplumundan bile saklanıyor, sürekli terör örgütlerinden düşman yaratılıyor, savaş senaryoları için seçilen ülkelerin liderleri ‘diktatör’ ilan ediliyor. Dünya nüfusunun %4’ünü temsil eden ülkenin, dünya kaynaklarının %25’ini tek başına sömürdüğü söylenmiyor. 2016 ABD savunma bütçesine bakacak olursak; 94 milyar dolar ülke dışındaki (Suriye, Afganistan vd.) askeri operasyonlar için, 499 milyar dolar Savunma Bakanlığı için, 24 milyar dolar nükleer silahlar için ayrılmış durumdadır (7).

Halen Savunma Bakanlığı, Federal bütçenin %16’sını (GDP’nin %3.5’ini) kullanıyor ve 2020 yılına kadar %11.7’e indirilmesi öngörülüyor (8). Amerika’nın bu bütçesi bile dünya savunma harcamalarının %70-80’ine denk geliyor, onu izleyen en yakın ülke olan Rusya’nın yıllık savunma harcaması 80 milyar dolar civarında. ABD, kendisinden sonra gelen 13 ülkeden daha fazla, dünya toplamının üçte biri kadar savunma harcaması yapıyor. 

Bir teknokrat olmasına rağmen, Ash Carter, Savunma Bakanı olunca agresif bir savaşçıya dönüştü; Suriye’ye özel kuvvetler gönderdi, Irak’ta komandolar ile baskınlar yapılıyor, hava ve drone saldırılarında artık sivil kayıplara dikkat edilmiyor (9). 


 


Bugün için ABD’ye yönelik devlet kaynaklı tehdit sıralamasında; saldırgan Rusya, nükleer programları ile İran ve Kuzey Kore ve potansiyel olarak yükselen ve askeri gücünü geliştiren Çin sıralaması yapılıyor. Ama İran’ın nükleer silah anlaşmasını uygulaması için Rusya’ya, Kuzey Kore’yi dizginlemek için Çin’e, IŞİD ile mücadele için İran’ın işbirliğine ihtiyaç duyuluyor. Rusya, son 7 yılda ABD’yi üç kere şok etti; 2008’de Gürcistan’a girmesi, 2014’de Kırım’ı işgali ve 2015’de Suriye’de hava operasyonlarına başlaması. 1990’da Saddam’ın Kuveyt’e girişi, Kuzey Kore’nin nükleer programının ortaya çıkışı, Slobodan Miloseviç’in Bosna ve Kosova’daki katliamları, 11 Eylül saldırıları, Irak’ta 2003’de sivil direnişin başlayışı, Çin’in Güney Çin Denizi’nde saldırı konumu alması, Arap Baharı ve IŞİD’in ortaya çıkışı da ABD için sürpriz olarak açıklanıyor. Eski ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in itirafı şöyle; öngörüde bulunmak için elimizdeki kayıtlar mükemmeldi ama biz hep yanlış sonuca vardık. 

Obama’nın 2012 yılındaki Stratejik Savunma Rehberi’ne göre; artık Avrupa’da tehdit yoktu, Ortadoğu’da da savaşlara girilmeyecekti, eksen Asya-Pasifik’e kayacaktı. O halde silahlı kuvvetler küçültülmeli, sadece bir savaşı kazanacak ve bir insani yardım harekâtına katılacak kuvvet yeterli olacaktı (10). Ondan önceki başkanların standardı aynı anda iki savaşa hazır olmaktı. ABD’deki şahinlere göre; sadece Asya-Pasifik eksenine odaklanarak küresel güç olunamaz. Avrupa, Ortadoğu ve Doğu Asya’da sürekli ve güçlü askeri unsurlar bulundurmalıdır. Ancak, ordu muharebeleri kazanıyor ama savaşları kazamıyor, üstelik gidilen yerlere istikrar gelmedikçe durum daha da kötü hal alıyor. ABD’nin terörle mücadelesi, 13 yıl içinde iki büyük savaştan sonra IŞİD’a yönelik hava harekâtına, özel kuvvet operasyonlarına ve CIA’nın vekilli savaşlarına indirgenmiş durumda. Durum 2001 yılından çok daha kötü bir hale geldi, terör Afrika’dan Güney Asya’ya her yerde filizleniyor, sonu gelmez iç savaşlar ve göçlerin neden olduğu insanlık felaketleri yaşanıyor. 

Geleceğin güvenlik ortamında, teknolojisini boşa çıkarmak isteyen diğer büyük güçlere karşı ABD, teknolojinin keskin uçlarında yeni silah sistemleri kullanmak istiyor. Ancak, bu tür silah sistemleri oldukça pahalı ve yeni teknolojilerin ortaya çıkması uzun zaman almaktadır. Diğer taraftan Amerikan doktrinleri bugünün jeopolitiği ile uyumlu olmaktan gittikçe uzaklaşmaktadır. Üstelik Amerika artık askeri operasyonlarını müttefikleri olmadan yapamayacak konuma geldi. Bu müttefiklerin Avrupa’da olanları Amerika için Rusya ve Çin ile kötü olmak istemiyor, Ortadoğu’da olanları ise kendilerini cin sanıyor. Amerikan savunma anlayışı, bir yerde çökeceği çatışmayı beklemektedir ve Obama, bunu yaşayacak lider olmamak için her riskten kaçındı. Amerikan Savunma Bakanlığı ile ilgili yapılan en büyük eleştiri, sadece silah üreten değil, geleceğin askeri yenilikleri içinde çalışan büyük ama az sayıda şirkete bağımlı olması (11). Bu şirketler, Pentagon’u yönlendirmeyi, bürokrasi ve kırtasiyeyi nasıl kullanacaklarını iyi öğrenmiş durumdalar. Bu yüzden, özellikle tedarik süreci konusunda reform önerileri gündeme geliyor. 

ABD savunma politikası ile ilgili asıl sorun, politikanın gerçeklere göre değil, Kongre’deki lobicilere ve kuvvetler arasında sonu gelmeyen mücadelelere göre belirlenmesidir. Amerikalı sivil ve asker bürokrasinin büyük bir bölümünde, savunmaya daha çok harcama yapılması isteği var. Çoğu müttefik olan 10 kadar daha ülkeye yönelik askeri harekât ihtiyacından bahsediyorlar. Milyarlarca dolar yeni görünmez uçaklar için harcanacak ama düşman dedikleri ülkelerin doğru dürüst radarları bile yok. Ortadoğu’yu, camileri, okulları bombalayarak, Amerika’nın çıkarlarını korumayı, anavatanlarını daha güvenli hale getirmeyi konuşuyorlar. Okullarda cihattan çok Amerika’ya olan nefret öğretildiğinin farkında değiller. Demokrasi ve özgürlüklerden bahsediyorlar ama en iyi müttefikleri dünyanın en karanlık rejimleri olan Suudi Arabistan, Katar gibi ülkeler. Artık, ABD, Ortadoğu’daki klasik güç dengesi stratejisini terk ediyor. ABD’nin bugüne kadar uyguladığı çifte çevreleme stratejisi çok pahalı olduğu için daha sürdürülebilir bir güvenlik stratejisine geçildi (12). İran ile yaşanan yumuşama, bu stratejinin bir parçasıdır. ABD’nin Ortadoğu’daki kullandığı vasıtalar durumdan duruma (review based-policy) değişmektedir (13). Artık eski müttefikler ve düşmanlar olmayacak, havuç ve sopa stratejisi uygulanacak.

ABD Silahlı Kuvvetlerinde Değişim

Soğuk Savaş’ın bitişinden sonra düşmansız kalan ABD için silahlı kuvvetlerin dönüşümü en çok ilgi çeken çalışma alanı olmuştu. Moda “Büyük Düşün” idi ama Irak Savaşı ile birlikte bu dönem bitti. Savunma Bakanı Robert Gates’in 2008’de dediği gibi; herkes geleceğin savaşının ne olacağını düşünmekten, bugün nasıl savaşacağını unutmuştu. Sonrasında ABD, Yıldız Savaşları’nı düşünmek yerine harekât alanlarına odaklandı. Gates tamamen haklı değildi, ordunun zaten çoğu Soğuk Savaş’tan kalma araç ve teçhizatı aşınırken, geleceğe de hazırlanmak zorunda idiler. Ancak, bütçe sıkıntısı ABD’yi orduyu küçültme ve büyük operasyonlardan kaçınma dışında başka arayışlara da itti. 

2015 yılında açıklanan yeni ‘Savunma Yenilik İnisiyatifi’, bunlardan biri ve yeni bir strateji öngörüyor; oyun değiştirici telafi (offshore) stratejisi (14). Buna göre, ordunun askeri kabiliyet açıkları yeni teknolojiler ile kapatılacak ve bu yeni kabiliyetler rakiplere üstünlük sağlayacak. Yeni teknolojide arananlar; dönüşümcülük, kabiliyetlerin artırılabilmesi, oyunu değiştirme (game changer) özelliği ve devrimsel çözüm getirmesi. Söz konusu oyun değiştirici teknolojiler içinde; robotlar, özerk sistemler, minyatürleşme, büyük data ve 3D baskı gibi yeni üretim metotlarından bahsedilse de bunların ABD’nin Çin ve Rusya ile kapanmakta olan askeri güç farkını ve operasyonel ihtiyaçları nasıl karşılayacağı belli değil. Bununla beraber, büyük umutlar beslenen her bilimsel deney başarılı olmuyor. Büyük düşünme’nin yerini ise “derin düşünme” aldı, yani artık çılgın bilim adamlarına ihtiyaç var (15). Telafi stratejisi ise pay kapma savaşında kuvvetleri birbirine düşürdü. 

2014 yılı Savunma Gözden Geçirme Raporu ile ABD için 2019 yılı için “Hedef Kuvvet” kapsamında şunlara yer verilmekte idi (16);

- Kara Kuvvetlerinde 10 muharip tümen,

- Deniz Piyadelerinde 3 tümen,

- Deniz Kuvvetlerinde 19 uçak gemisi, 51 saldırı denizaltısı, 92 firkateyn ve destroyer, 31 Amfibi gemi, 

- Hava Kuvvetlerinde savaş filolarının sayısının 26, muharip bombardıman uçaklarının sayısının 96 olması,

- Füze savunma, özel kuvvetler ve siber savaş kabiliyetlerinin artırılması.

ABD, Kore ve Vietnam’dan sonra Afganistan ve Irak’taki savaşı kaybetti, kamuoyuna her zaman gibi görevin başarıldığı yalanı söylendi ama yapılan hep düşmanla anlaşarak çekilmekti. Taliban ile anlaşamadığı için Afganistan’dan hala çekilemiyor. ABD, bu savaşları “akıllı güç”, “yumuşak güç” veya “melez savaş” gibi muğlâk konseptlere odaklanarak aşmaya çalıştı. ABD ordusu, silahlı ülke inşasını hala öğrenme ve bu problemi nasıl çözeceğinin arayışı içindedir (17). Afganistan’da uygulanan strateji, Afgan halkına odaklanmış ve “şekillendir, temizle, tut ve inşa et” olarak belirlenmişti. ABD, Afganistan’a giderken büyük stratejik hatalar yaptı ve bunları Irak’ta da tekrarladı. Afganistan’da hükümetin boş bıraktığı yerlerdeki “de facto” güç boşluğunu ayaklanmacılar doldurdu ve ABD/NATO/ISAF kalıcı güvenlik ve yardım sağlayamadı. Tehdide uygun kaynak ve kuvvet yığınağı sağlanamadığı için 8 yıl boyunca inisiyatif karşı tarafta oldu. Amerika’nın yaptığı en büyük stratejik hatalardan biri Irak’ı işgal ederken Pakistan’daki El Kaide’yi göz ardı edip, Irak’ta kendilerine tuzak kuracaklarını değerlendiremedi (18). 

Irak Savaşı, ABD Kara Kuvvetleri savunma doktrinin de önemli değişikliklere neden oldu. Askerler bir yerde muharip, diğer yerde ülke-inşacısı, diğer bir yerde psikolojik savaş elemanı rolüne girdi. Bütün bu görev ve rolleri edinecek şekilde ABD askerlerinin eğitim ve teçhizatı yenilenmeye başladı (19). Savaş artık halk, ayaklanmacılar ve patlayıcılar içinde geçtiğinden askerler için taarruz, savunma ve istikrar harekâtı gibi yeni görevler belirlenmeye başladı. Afganistan ve Irak’taki savaşlar uzun süreli olarak bölgede kalacak ve hedef ülkede rejim değişikliği ve ülke inşası kapsamındaki görevlerini de yerine getirecek bir yapılanmaya ihtiyaç olduğunu gösterdi. Irak’ta yürütülen savaşın başarısızlığı üzerine ABD Savunma Bakanlığı hedeflerini yeniden belirlemeye başladı (20). Hava, deniz, kara ve ISR (istihbarat, gözetleme, keşif) vasıtalarını entegre edecek müşterek bir harekat konsepti çerçevesinde yeni bir kabiliyet edinim planı geliştirildi. 

Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin karşılaştığı tehdit son on yıldır melez (hybrid) tehdit olarak adlandırılmaktadır. Bu tür tehdit için konvansiyonel kuvvet ve kabiliyetler gerektiren düzenli ordu yanında teröre karşı kabiliyetlerin de bulunması gerekli görülmektedir. Bu maksatla, ABD’nin teknolojik üstünlüğünü avantaj haline getirecek konsept ve kuvvetler üzerinde durulmaktadır. Amerikan ordusunun iki ana görevi vardır (21); 

(a) Savaşmak ve savaşları kazanmak, 

(b) Dünyayı Amerikan çıkarları doğrultusunda stratejik olarak şekillendirmek. Bu iki görevi birbiri ile büyük ölçüde iç içedir. 

ABD’nin şu an iki bölgesel ana çatışma senaryosunda askeri hedefi birinde düşmanı yenmek, diğerinde ise düşmanı hedefinden vazgeçirmektir (22). Soğuk Savaş’ın başlangıcından beri kuvvet indirimi %40 civarındadır. ABD, önümüzdeki on yıl büyük ordular ile savaşmayı düşünmüyor. Yapılmakta olan kuvvet indirimleri daha çok Kara Kuvvetleri ve Deniz Piyadelerini hedefledi. Kara Kuvvetleri mevcudu 1940’lardan beri en aza, 480 bine indi. 11 Eylül 2001’den bugüne Deniz Kuvvetleri gemi sayısı %14 azaldı ve 272 gemiye indi. Bu 1916’dan beri en küçük donanma. Hava Kuvvetleri de 11 Eylül’den beri %12 personel, %26 uçak kaybetti. Amerikan ordusu, Afganistan ve Irak’taki iki uzun savaşta yoruldu ve aşındı. Şimdilik biraz barışçı role ihtiyacı var ve Amerikan ekonomisi de büyük senaryolara girmesini engelliyor. ABD ordusu için 2020 yılına kadar durum böyle devam edecek, ondan sonraya planlanmış önemli görevler var. 2020 yılına kadar hava kuvvetleri ve özel kuvvetler ile sınırlı klinik operasyonlar, geriden idare etme, vekilli savaşlar ve bölgesel müttefikleri kullanma tercih edilmeye devam edilecek. En çok endişe edilen ya da tamamlanmaya çalışılan eksikler (23); havadan havaya ve yüzeyden yüzeye füze (Cruise) mühimmatı eksiği, akıllı mühimmat, ultra sessiz denizaltılar, drone ve siber silahları. 

Araştırma-geliştirme yanında, konsept geliştirme ve insan gücü konusunda reform ihtiyacı var. ABD, 1947 yılında başlattığı “acemi er” sistemi yerine bugün “gönüllü” sistemi uyguluyor. Ancak, bu sistemde; etkisizlik, esnek olmamak ve en iyileri elinde tutamamakla eleştiriliyor. Mevcut sistem personelin yeteneklerini ve tecrübelerini, kişisel isteklerini dikkate almıyor, kariyer ihtiyaçlarını karşılamıyor. Bu yüzden, 2009’da Deniz Kuvvetleri iki program başlattı. İlki personelin kariyer ihtiyaçları için 3 yıla kadar izin vermek ve bu arada terfi dâhil özlü haklarını korumak. Diğer kuvvetler de bu programı 2013’den itibaren uygulamaya başladılar. İkinci program ise Henüz bununla ilgili düzenlemeler tamamlanmadı ve uygulanması için hala birkaç yıl daha beklenecek. Bu iki programın da amacı 25-35 yaş arası personeli silahlı kuvvetlerde tutabilmek; onlara aile kurmak, ilave eğitim almak, askerlik dışındaki işleri denemek için tatlı bir dönem yaratmak (24). Ancak, program henüz erken safhada ve iyi personelin çoğunun gitmesi nedeni ile uygulanamaz hale gelirse, yeni arayışlar başlayacak. 

ABD ordusu insan gücü konusunda başka bazı reform çalışmaları yapıyor. Bunlardan bazıları şöyle (25);

- Kariyerlerinin sadece başlangıcında değil, ortalarında olan (avukat, doktor gibi) kişilere de orduda görev alma şansı verilmesi,

- Orduya girmeden önce de özel hüner isteyen alanlardaki personelin mali yardım almasını sağlamak.

Küçülme işi her orduda olduğu gibi büyük karargâhların içine uğramıyor. Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlıkları ve diğer savunma kuruluşlarında 800 bin sivil aktif olarak çalışıyor. Bunlara milli muhafızlar ve ihtiyatlar dâhil değil. Ne zaman küçülmeye gidilse balon daha da şişiyor. Örneğin 2010 ve 2012’de yapılan çalışmaların sonunda %65’i Genelkurmay Başkanlığına olmak üzere 4.500 personel daha ilave oldu (26).

ABD Kara Kuvvetleri

1920’lerde uçağın savaş alanında kullanılmaya başlanması, o dönemde pek çok Kara Kuvvetleri unsurunun modasının geçmesine neden olmuştu. 1950’lerde artan nükleer savaş tehlikesi, konvansiyonel savaş yerine, Kara Kuvvetlerini ayaklanma/karşı ayaklanma harekâtı gibi rollere sevk etti. Vietnam başarısızlığından sonra, 1980’lere gelindiğinde adı kötüye çıkan Kara Kuvvetleri artık ayaklanmalara karşı koymaktan da vazgeçti. 1991’deki Körfez Savaşı ve ardından gelen Afganistan ve Irak Savaşları ise Kara Kuvvetlerini oldukça yıprattı. Afganistan ve Irak’taki savaşlar pek çok can aldı, çok para harcandı ve Amerikan birlikleri ve aileleri üzerinde fiziksel ve mental hasarlar bıraktı. Bundan da öte Kara Kuvvetlerinin adını gene kötüye çıkardı. 

Artık büyük savaşlar veya terörle mücadele için askeri birlik yani Kara Kuvvetleri kullanılmak istenmiyor. Onların yerini insansız hava araçları (drone), özel kuvvetler, CIA’nın ölüm timleri, siber saldırılar, uzay teknolojileri, güdümlü mühimmat (cruise füzeleri) aldı. Obama, karada Amerikan botu olmayacak dedikçe vekilli savaşlara ve özel kuvvetlere görev verdi. Kara Kuvvetleri’nin mevcudu önce Clinton döneminde %10 azaldı. Kara Kuvvetleri 2016’da aktif personelde 15 bin kişi daha azaltıyor. Deniz Piyadeleri de 2017’de 2 bin kişi azalacak. Kara Kuvvetleri ile birlikte onun türevleri olan Milli Muhafızlar, Deniz Piyadeleri ve İhtiyat Kuvvetleri de aynı kaderi paylaşıyor. Bu kuvvetler, kendilerinin gerekliliği için şu senaryoları öne sürüyorlar (27);

- Rusların bir Baltık ülkesini işgali,

- Çin’in de müdahil olacağı İkinci Kore Savaşı,

- Çin ve Japonya arasında bir deniz savaşı veya Filipinlere de sıçrayacak bir savaş,

- Pakistan’ın parçalanması,

- Hindistan-Pakistan Savaşı,

- İran’ın nükleer silah kullanması veya kullanma tehdidinde bulunması,

- Suudi Arabistan’da iç savaş,

- Suriye ve İsrail’de büyük bir barış operasyonu,

- Nijerya’da iç savaş,

- Orta Amerika’da büyük iç karışıklıklar.

ABD Kara Kuvvetleri; dünyanın karşı konulamaz en büyük konvansiyonel gücüne sahip. Bu nedenle, zayıf ülkeler nükleer silah edinmek ve terörü kullanmak gibi yollara başvurma ihtiyacı duyuyor. ABD ordusunun özünde 10 muharip tümen, onları destekleyen özel muharip tugaylar bulunmaktadır. Her tümen üç zırhlı, bir mekanize, bir hafif piyade, bir hafif zırhlı, bir hava indirme ve bir hava taarruz tugayından oluşur. Bir havacılık ve bir topçu tugayı tarafından desteklenir. Her tümenin insan gücü 14-18 bin arasında değişir. ABD ordusu Carter-Reagan döneminden beri hala “beş büyük” adı verilen silah sistemine dayalıdır; M1 Abrams ana muharebe tankı, M2 Bradley piyade savaş aracı, AH-64 Apaçi taarruz helikopteri, M270 Çok Lançerli Roket Sistemi ve Patriot füze sistemleridir. 30 yıldır ABD, bunları teknolojik olarak sürekli yenilemekte, özelliklerini (menzil, öldürücülük vb.) geliştirmektedir. 

ABD ordusunda özel kuvvetler ve komando birlikleri önemli bir yer tutmaktadır. ABD özel kuvvetleri içinde üç Ranger taburu, yedi özel kuvvetler grubu, 160. Havacılık Alayı ve Delta Kuvveti bulunmaktadır. Terörle mücadele, ABD Özel Kuvvetlerinin yıldızını parlattı ve silahlı kuvvetlerin 4. büyük gücü haline geldi.

ABD Kara Kuvvetleri’ni 2016’da büyük bir bütçe kesintisi beklerken, Afganistan’dan çekildikten sonra büyük bir kara ordusuna ihtiyaç duyulmadığı düşünülüyor. Obama yönetimi, Kara Kuvvetleri mevcudunu 420 bine indiriyor. Onu eleştiren Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı General John F. Campbell yaptığı açıklamada; “ABD’nin kara savaşlarında başka ülkeleri kullanarak stratejik çıkarlarını savunmayacağını” söylüyor (28). Campbell, “Çünkü hızla gelişen bir savaşta bu güç yeterli olmayabilir ve üstelik Amerikan savaşı, teknoloji üstünlüğüne dayandığı için bu Amerika’nın savaşı olmaz” diyor. Campbell, insanının yapacağı işi hiçbir teknolojinin yapamayacağını, bu yüzden caydırıcılık için bile olsa güçlü bir kara kuvvetine ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Campbell, kriz zamanında oluşturulacak, tam zamanında (just-in-time) ordunun yeterli olmayacağını, 21. yüzyıl ordusunun eğitim ve yatırım gerektirdiğini ilave ediyor. 

ABD Silahlı Kuvvetleri 130 kadar ülkede muharip görevlerden, barışı koruma, yabancı ordulara eğitim vb. kapsamında çeşitli görevler edinmiştir. Japonya, Almanya ve Güney Kore gibi ülkelerde bu yükümlülükler 50 yıldır sürmektedir. Bu görevlere seçilecek askerlere çeşitli teşvikler uygulanmaktadır. Daha iyi maaşla daha iyi görev yerlerine tayin, kariyer ve terfi için fırsat yaratmak üzere üniversitede okumak gibi teşvikler bunlar arasında sayılabilir. Amerikan ordusu ilk defa 1947 yılında büyük ölçekli siyahî asker almaya başladı, kadınlar ise 1972 yılında askeri okula alındılar. İsrailliler de kadınları tamamen orduya entegre ettiler ama 1948 ve 1973’deki savaşlarda sonuç felaket oldu. Bugün muharip birliklerde değil, daha çok sınır birliklerinde kullanılıyorlar. Ruslar, II. Dünya Savaşı esnasında kadınlara keskin nişancı görevi verdiler ama savaştan sonra görevlerine son verildi. ABD ordusu içinde kadın general ve amiral görmek sıradan hale geldi. Donanmanın iki numarası bir kadın, Obama’nın görevi bırakmadan önce bir kadını kuvvet komutanı seviyesinde bir makama ataması bekleniyor. 

ABD Kara Kuvvetleri, 3 Aralık 2015’de aldığı bir karar ile kadın askerler için getirilen tüm görev kısıtlamalarını kaldırdı yani erkekler gibi tüm görevlere atanacaklar (29). Zaten %90 görevler kadınlara açıktı, kalan %10 ise ön cephede savaş ile piyade, top, tank sınıfı içindeki muharip görevler idi. Ancak, bazı yorumcular bu yeniliğin cephede güç zafiyeti doğurabileceğinden endişe ediyor. İddiaları ise kadınlar basketbol ve futbol liginde erkekler ile beraber oynamıyorlar, biyolojik olarak aynı performansı gösteremezler. Örneğin, muharip görevlerde askerler pantolon-gömlek gezmeyecek, onlarca kiloluk silah, teçhizat ve mühimmat taşıyacaklar. Kadın askerler için tank, top, mekanize piyadenin olmadığı daha çok ayaklanmalara karşı koyma harekâtı uygun olabilir. Diğer bir yorum özel hayat ile ilgili; küçük bir kariyerin içinde iki erkek ile baş başa giden bir kadının başına neler gelebilir. Muharip görevlerde olanlar genellikle 18-25 yaşında, libidosu yüksek gençlerdir. Görev alanında kadınlara özel yerler, yemek ve uyuma yerleri olmayacak. Bazıları gönüllü, bazıları ise zorla seks yapmak zorunda kalacak yani tecavüz sayıları oldukça artacak. Seks olmasa bile erkekler arasında cinsel nedenlerle gerilim olacak. Tartışmalar esnasında Irak Savaşı’nda 23 Amerikan askerinin esir düştüğünü, bunun ikisinin kadın olduğunu, tecavüz edilen 3 esirden birinin kadın olduğunu öğreniyoruz. Filmlerde görmemize rağmen henüz komando olan bir kadın yok. Deniz Komandosu (Seal) olmak için başvuran ilk kadın ise 37 yaşında iki çocuk annesi yani kafayı sıyırmış.

ABD Hava Kuvvetleri

ABD Hava Kuvvetleri, 1947 yılındaki kuruluşundan beri en küçük konumunda, uçakları oldukça eskidi, ortalama bir uçak 27 yaşında (30). F-16’lar 42 yaşına girdi, şu an F16V modeli satılıyor. Gelecek yıllarda Lockheed F-35’e dönecek ama F16’lar birkaç on yıl daha uçmaya devam edecek. F-35’ler için her yıl bütçeden 100 milyar dolar ayrılıyor. F-35, bir taktik savaş uçağı, düşmanla çok büyük bir okyanusta savaşmak için ideal değil. F-35’lerin hava muharebeleri için yeterli olmaması nedeni ile 6. nesil hipersonik uçaklara ihtiyaç var ve bunun için 2030 sonrasını bekleyecekler Bu uçaklardan beklenen hava, uzay ve siber savaş ihtiyaçlarını birleştirmesi. ABD, elektronik savaş yerine, daha çok görünmezlik teknolojisine yatırım yapıyor. U-2, Global Hawk ve KC-10 filoları için de 10 milyar dolarlık bir bütçe lazım. Ancak, bütçe konusunda özellikle Deniz Kuvvetler ile büyük bir çekişme var ve telafi stratejisi bu kavgayı daha da artırıyor. Özellikle Deniz Kuvvetleri’nin havacılık merakı sorunun kaynağı oldu. Bütçe tedarik planına göre; Deniz Kuvvetleri 1.333 uçak alırken, Hava Kuvvetleri 824 alacak. Deniz Kuvvetlerinin alacağı uçakların 264’ü EA-18G elektronik savaş uçağı, bunlardan Hava Kuvvetleri ise 117 tane alacak. Denizciler 1039 yeni drone alırken, Havacılar 2000-2015 arasında 400 tane alacaklar (31). Hava Kuvvetlerine alınacak F-35’lerden Deniz Kuvvetleri de istiyor. 450 milyar dolar değerinde 80 sistem ise iki yıldır üretim aşamasında bekliyor (32). ABD bütçesi içinde Deniz Kuvvetleri gemi sayısını 275’den 350’e çıkarmak istiyor, Kara Kuvvetleri mevcudunu 80 bin kişi daha artırmayı talep ediyor. Amerikalı generallerin ağlama korosuna Hava Kuvvetleri de katıldı ve General Frank Gorenc; ABD hava gücünün, Rusya ve Çin karşısında üstünlüğünü kaybetmekte olduğunu söyledi. Generale göre; ABD, artık her istediği yere gidecek ve istediğini yapacak güçte değil (33). Bu, ABD’nin neden koalisyonları bu kadar istediğini de açıklıyor.

ABD Hava Kuvvetleri; hava ve uzay görevleri icra etmektedir. Toplam 5.600 uçağı içinde F-22, F-35, F-15 ve F-16 öne çıkmaktadır. Stratejik bombardıman uçakları içinde B-2, B-1 ve B-52; nakliye uçakları içinde C-5, C-17 ve C-130 bulunmaktadır (34). Dünyanın en güçlü ordusunun en güçlü kuvveti olan Amerikan Hava Kuvvetleri’nin sorunlarına bakalım (35);

- Amerikan nükleer caydırıcılığının üçlü unsurundan biri olan LGM-30G Minuteman III kıtalar arası balistik füzeler, 1960’lardan beri birkaç kez modifiye edilmiş olsa da iş göremez hale geldi.

- B-2 görünmez bombardıman uçakları, Sovyetlerin derinliklerini vurmak için üretilmişti. Tek uzun menzilli filo olmalarına rağmen, bugüne kadar kullanım alanı bulunamadı. Çok pahalı olmaları (tanesi 2 milyar dolar) nedeni ile sayıları 21’e kadar düştü. 2020’den önce yerine başka bir uzun menzili bombardıman uçağı gelmeyecek.

- F-22 Raptor: Yüksek irtifada, hızlı, görünmez ve manevra kabiliyeti ile ideal bir savaş uçağı olmasına rağmen, envanterde ancak 186 adet var ve bunun sadece 120’si muharip amaçlı. Yani F-22 ihtiyacı çok, yeni yatırım için bekleniyor.

- F-15E Eagle; uzun menzilli, yük kapasitesi fazla bir savaş uçağı olarak, F-111’lerin yerini aldı. Envanterde 213 adet var ve radarları yenileştiriliyor. 2030’lara kadar hizmette kalacak ama yerine ne gelecek belli değil.

- KC-135: Soğuk Savaş’ın başından beri kullanılan yakıt tankeri uçağı olarak artık sona geliyor. Bir kısmı KC-46 ile değiştirilecek ancak, 179 adet KC-46’nın üretimi 2028’leri bulacağı için o tarihe kadar envanterde kalmaya devam edecek. 

Gelelim nükleer silahlara; ABD, İran ve Kuzey Kore başta olmak üzere diğer ülkeleri NPT Anlaşması’na uymak için her türlü baskıyı yaparken, hala Kapsamlı Test Yasağı Anlaşması’nı (CTBT) (36) imzalamadığı için birçok ülke de imzalamadı yani yürürlüğe girmedi. Rusya ile olan Anti-Balistik Füze Anlaşması’ndan tek taraflı olarak çekildi. Nisan 2010’da imzalanan yeni START anlaşması iki ülkenin meclislerinin onay sürecinde beklemektedir. ABD, nükleer silahları azaltmayı değil, daha etkin kullanmayı düşünmektedir. Nitekim nükleer üçlü (bombardıman uçakları, karada konuşlu füzeler ve denizde konuşlu füzeler) grubunu modernize etmeye başladı. Bu işler için 5 yıllık bir plan dâhilinde 5.6 milyar dolar harcanacak ve ilave 8 bin personele ihtiyaç var. On yıl içinde bu programa en az 350 milyar dolar harcanacak, 30 yılda ise bir trilyon dolardan fazla gidecek. ABD, 2 bin stratejik savaş başlığı ve yüzlerce taktik nükleer silahı sonsuza değin muhafaza etmek istiyor (37). Amerikan tehdidi dünyada nükleer programları teşvik etti ve nükleer silah kullanılma riski ABD Silahlı Kuvvetleri’nin yeni konsepti ile yükseldi. 

Füze kalkanı ne durumda? Önce bir özet yapalım. 23 Mart 1983’de Ronald Reagan, ABD anavatanını korumak için Stratejik Savunma İnisiyatifi ya da kamuoyunda bilinen adı ile Yıldız Savaşları projesinin başladığını ilan etmişti. Yıldız Savaşları için gelen füzeleri havada vuracak bir füze teknolojisi gerekli idi, hedefler takip edilecek ve taşıdıkları savaş başlıkları ile imha edilecekti. Bunun için yerde ve uzayda konuşlu doğrudan enerji silahları düşünüldü. İstenen X-Ray lazer silahları bir türlü geliştirilemedi ve proje rafa kalktı. Soğuk Savaş sona ererken baba Bush daha mütevazı bir program istedi. Clinton onu da iptal etti ve Irak SCUD’ları gibi sadece harekât alanı savunmasına yönelik bir proje istedi. 2001 yılında başkan olan oğul Bush ise Kuzey Kore ve İran’ı bahane edip, önce ABM anlaşmasından çekildi, ardından anavatan savunması için füze kalkanı projesine birkaç revize ile devam etti. Gelinen aşamanın özeti şu; halen Alaska ve California’ya 30 durdurucu yerleştirildi, 2017’e kadar 14 tane daha ilave edilecek. Avrupa safhasında Aegis SM-3 gemilerinde, karada ise Romanya ve Polonya’da durdurucular olacak. Peki, sorun nerede? 1999 yılından beri yapılan 17 testin 9’u başarılı oldu, ilk başarı 2008’de, en son test Haziran 2014’de yapıldı. Bu testlerin hepsinde hedef ve izleyeceği yol biliniyordu, hızı ayarlanmıştı ve düşmanın yapabileceği aldatmalar yoktu. Gerçek testler 2018’de yapılacak ve plana göre 2020’de kullanıma başlanacak (38). Ancak, sistemin ne kadar başarılı olacağı, özellikle Rusların ve Çinlilerin füze savaş başlık sayısını artırmalarına ne çare bulunacak belli değil. Şimdilik füze kalkanı savunmasının en az 10-15 sene daha üzerinde çalışılacak bir proje olduğunu söyleyebiliriz.

ABD Deniz Kuvvetleri ve Deniz Aşırı Üsleri

ABD Silahlı Kuvvetleri yapısı, iki büyük bölgesel savaşı (MRC) (39) aynı anda yapacak bir kurguya göre ayarlanmış, iki senaryo da deniz savaşı merkezli olacak. Bu da küresel güç projeksiyonundaki daimi rolü yanında, geleceğin savaşları için deniz kuvvetlerine verilen önemi artırdı. Çin, A2/AD (40) stratejisi dâhilinde, peynir gözenekli tuzaklar ile ABD deniz kuvvetlerini yok etmeyi hedefliyor. ABD Silahlı Kuvvetleri, Şubat 2010 tarihli QDR ile; Deniz Kuvvetleri ve deniz aşırı üslerine dayalı küresel güç projeksiyonu dâhilinde dünyanın herhangi bir bölgesinde harekât ortamı oluşturabilmek için Hava-Deniz Savaşı (ASB) (41) konsepti geliştirdi. Yakın zaman önce yapılan bir çalışma ile konseptin diğer kuvvetler ile müşterek hale gelmesi ve daha küresel bazda çeşitli senaryolar için adı değiştirildi ve “Küresel Ortamda Giriş ve Manevra Müşterek Konsepti (JAM-GC) (42) oldu (43). Çin’in Amerikan gemilerini vurarak ablukayı yok etme stratejisine karşılık, Çin Denizi’nin etrafındaki adalarda (Malakka’dan Tayvan, Filipinler, Japonya ve Güney Kore’ye kadar) 100-200 km. menzilli karadan denize füzeler yerleştirerek, Çin’in etrafında ilk halka oluşturulacaktır (44). Çin ordusunun sabotaj ve diğer saldırı tekniklerine karşı bu kabiliyetler Pasifik’te Avustralya’ya kadar dağıtılacaktır. Bu planın hassas tarafı büyük ölçüde hedef tespitine dayanması ve müttefiklerin Çin saldırısına açık hale gelmesidir. 

Plan müttefiklerin de kabiliyetine dayandığından savaş uçakları ve savaş gemileri ile donatılmaları gereklidir. ABD Deniz Kuvvetleri’nin duruma göre takviye edeceği 5 deniz muharip grubu Japonya ve ABD’nin Pasifik sahillerinde konuşlandılar. Bu hava-deniz gücü gerekli olduğunda ABD’nin durumu kontrol altına almasını sağladı (45). ABD’nin hava, deniz ve uzay üstünlüğü istediği yer ve zamanda üstün güç oluşturma imkânı oluşturdu. ABD’nin yeni dönemde bunu sürdürmesi için mevcut komuta altyapısı yanında ittifaklarını sürdürmesi, yeni müttefikler bulması ve hızlı intikaller için tankerler, stratejik ulaştırma ve büyük yüzey gemilerini modernize etmesi gereklidir.

ABD Deniz Kuvvetleri 2015 içinde yeni bir strateji dokümanı yayınladı; 21. Yüzyıl Deniz Gücü İçin İşbirlikçi Strateji. Stratejinin esasında küresel olarak karşılaşılan korsanlık, insani krizler, deniz ticareti ile ilgili problemler için tek taraflı davranmak yerine koalisyonlar içinde ortak hareket etmek var (46). En büyük eleştiri Kırım’ı işgal eden Rusya, Güney Çin Denizi’nden Amerikan gemisini bile kovan Çin Deniz Kuvvetlerine karşı ne yapılacağına dair bir cevap bulunmaması. Çin ve Rusya, ne korsan ne de denizlerde esen fırtına. Doküman, neyin nasıl yapılacağından çok, deniz kuvvetlerinin nasıl olması gerektiğini anlatıyor. Bunun temel nedeni olarak da henüz bütçe savaşları sonunda Deniz Kuvvetleri’nin neye benzeyeceğinin belli olmaması gösteriliyor. 

ABD’nin ASB konseptini uygulayacak, Asya’da güç dengesini yeniden ayarlayacak girişimleri önemli bütçe zorlukları yaşıyor. Yüzey gemileri Cruise ve balistik füzeleri önlerken, görünmez savaş bombardıman uçakları hassas mühimmat ile Çin’in komuta-kontrol noktaları ve hava üslerini vuracaktır. Bu yüzden daha uzun menzilli bombardıman kabiliyetlerine ihtiyaç duyulmakta, füzelere karşı kendini savunacak ileri üsler geliştirilmekte ve gelişmiş nükleer deniz altılara yatırım yapılmaktadır. ABD denizlerde de en büyük konvansiyonel güce sahip; 19 uçak gemisi (dünyanın geri kalan ülkelerinde 12 adet var) (47). Bu uçak gemileri ABD’nin dünya genelinde askeri üs bulundurması ve güç projeksiyonu uygulamasının temel aracıdır. Atlantik ve Pasifik’te 5’er adet uçak gemisine ilaveten, 10 adet büyük gövdeli amfibi savaş gemisi var. Bunlara ikişer ilave daha geliyor, toplam 19 uçak gemisi ve 4 yeni ilaveden bahsediyoruz. Şu an Çin’in elinde ABD’ye göre 20 yıl geride bir uçak gemisi var. Bununla beraber ABD, Sahil Muharebe Gemileri’nde (LCS) indirime gitmek zorunda kaldı ve firkateynlerle uyumlu daha küçük gemiler düşünülüyor (48). ABD nükleer üçlüsünün önemli bir parçası olan Ohio sınıfı balistik füze denizaltıları ise 2020’lere kadar yenilenmeyecek. 

1980 yılından beri ABD, yedi büyük muharip görev icra etti; Körfez Savaşı, Grenada, Panama, Afganistan, Irak, Libya, Suriye. Bunlara Bosna-Hersek ve Kosova’daki büyük barışı koruma operasyonları eklenebilir. Bunların dışında Şekil’de sarı ve yeşil renk ile işaretlenen muharip olmayan görevler yapıldı. ABD’nin güç projeksiyonu deniz aşırı bölgelerdeki üslere ve buralara anavatandan ve denizlerde hareket halindeki unsurlarından yapacağı takviyelere bağlı. Son birkaç yılda bunu tehdit eden iki önemli gelişme oldu. ABD varlığına rağmen Çin, Güney in Denizi’nde suni adalar kurarak jeopolitiği gerekirse kendi lehine çevirmenin yolunu buldu ki, Türkiye, bunu Ege’de deneyebilir. Diğeri Rusya’nın ABD’ye rağmen sessiz sedasız Suriye’ye gelip, ABD’yi diğer tarafa ötelemesi oldu.


  


ABD güç projeksiyonunun ana unsuru olan Deniz Kuvvetleri için başlangıçta 323-346 gemi öngörülürken 2014 QDR ile bu sayı 260 civarına çekildi. Pasifik filosunun 2019 yılına kadar 50’den 65 gemiye çıkarılması planlanıyor olsa da, bütçe kesintisi nedeni ile bu hedefe ulaşmak hayal gibi görülüyor. Çare olarak diğer bölgelerden Pasifik’e kaydırmalar düşünülüyor. Ancak, bir yandan Rusya harekete geçmişken, Ortadoğu’da IŞİD ile oyunlar devam ederken, Doğu Asya’da Çin tehlikesine güç kaydırmak kolay olmayacaktır. ABD Silahlı Kuvvetleri, 5900’den fazlası anavatanda olmak üzere, toplam 6.472 tesiste konuşlanmış durumdadır. Avrupa’daki 28 üste 67 bin Amerika askeri bulunuyor. Almanya ve Güney Kore gibi ülkelerde bulunan denizaşırı varlıkları göreceli olarak azaltılma sürecindedir. Potansiyel çatışma bölgelerine yakın daha küçük ön operasyon üsleri oluşturulması hedeflenmektedir. Bu üslere barış zamanında kuvvet bulunmayacak ama gerektiğinde kısa sürede kuvvet takviyesi için gerekli alt yapı ve teçhizat bulunacaktır. ABD; 1988, 1991, 1993, 1995 ve 2005’de 5 ayrı grup halinde 100’den fazla büyük askeri üssünü kapattı. Bu rakam, Soğuk Savaş altyapısının %20’si anlamına geliyor (49). 2017 yılında yeni bir azaltma programı bekleniyor.

ABD Silahlı Kuvvetleri için gelecek 10 yıl

Amerikan Silahlı Kuvvetleri, ülkenin 240 yıllık tarihindeki en eğitimli ve tecrübeli ordu haline gelmiş durumdadır. ABD, bir yandan kısa vadeli olarak Afganistan Savaşı’nın masraflarını karşılarken, orta vadede ordunun elinde hazır bir güç bulunması için modernizasyon, uzun vade için ise artık evrim adı verilen dönüşüm çalışmalarını yürütmektedir. Ana hedef, araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile 2020-2030 yılları silahlı kuvvetlerine yatırım yapmaktır. Ancak, Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin hem masrafları karşılanamaz hale geliyor, hem küçülüyor, hem de içi boşalıyor. Tıpkı Soğuk Savaş süresince Sovyet ordusunun yaptığı gibi. ABD’nin uçaklarından tanklarına, gemilerinden silah sistemlerine tamamen yenilecek ya da tamir edilecek bir ordusu var. Trilyonlarca dolar son 15 yılda boşa harcandı, binlerce Amerikan askeri ölürken, milyonlarca insan çatışma bölgelerinde öldü, aileler sahipsiz kaldı, göçler yaşandı ve hala da devam ediyor. Bu savaşların çoğu ne BM ne de ABD Kongresi tarafından onaylandı. 

Amerika’nın savaş gücünün sinir sistemi uydular ve fiber optik veri linkleridir. Bunlarla kuvvetlerini koordine etmekte, güdümlü silahlarını hedeflerine yöneltmekte ve insansız Predator gibi hava araçlarına manevra yaptırmaktadır (50). Küresel Konumlandırma Sistemi (GPS), uzaydan hem (gemi, uçak, birlik) askeri unsurları yönlendirmek, hem de akıllı mühimmat kullanımı için ABD ordusuna büyük bir avantaj sağlıyor. Sivil alanda ise örneğin araç şoförlerini yönlendirmek, yer tespiti için kullanılıyor. Yaklaşık 20 km. irtifada olan GPS’i vurmak mümkün olmadığına göre, akıllı bombalardan kurtulmak isteyenlere karada bir GPS karıştırıcı (jammer) icat etmek düşüyor ve bu ABD ordusunun en büyük korkusu. F-22, F-35, Zumwalt destroyer, Sahil Muharebe Gemileri (LCS) ve füze savunma programı gibi geleceğin önemli projeleri için en az 10 sene daha beklemek gerekiyor. LCS ve F-35 tamamlanmadan yeni nesil uçaklar ve gemiler üzerinde çalışılması, öncekileri şimdiden demode hale getirmektedir. Bütün bu teknolojik gelişmelere rağmen, ABD ile savaşmak için ülkeler değil, pick-up arabalardaki teröristler bekliyor. ABD’ye en büyük tehdit hala Sovyet zamanından kalma AK-47 Kaleşnikof ve RPG roketatarlardır. Bunun kanıtı ABD teknolojisinin Taliban’a yenilmesi.

ABD, askeri güçte bir numara ve iki numara yok ama Amerikan askeri üstünlüğü eriyor, bunun nedeni sadece rakiplerin potansiyelindeki artış değil, savaşın doğası ve teknolojide yaşanan gelişmeler. ABD için alarm veren gelişme, 2015 yılında Çin’in savunma harcamalarını %10 artırma kararı oldu. Çin ve Rusya, ABD’nin askeri üstünlüklerini yok edecek, sophistike sistemler geliştiriyor. Çin, özellikle uzay programları ve uzun menzilli balistik füzeler konusunda yükselişte. ABD donanması, uçak gemileri üzerine kuruludur, Çinliler uçak gemilerini vurabilir.Amerikalılar artık büyük senaryolarında savunma görevleri içine caydırma ve savunmayı koyarken, yenmeyi ya da üstün gelmeyi daha ileri ve gereksiz bir vazife olarak görüyorlar. Bu yüzden, topyekûn savaşlar yerine sınırlı savaş senaryoları üzerinde çalışılıyor. ABD Silahlı Kuvvetleri’nin değişiminde; bütçede yapılan önemli kesintiler ve bütçe öncelikleri yanında Afganistan’da devam eden savaş, modernizasyon çalışmalarının sürekli yön değiştirmesi ve yeni teknoloji arayışlarının henüz pratiğe geçmemesi gibi zorluklar yaşanmaktadır. 

Yeni teçhizata göre kuvvet yapılanırken, bir yandan insan gücü azaldığından sistemler küçülmekte, diğer yandan bütçe sıkıntıları yaşanmaktadır. Bu nedenle, kuvvetler arası kabiliyet havuzları oluşturularak, her görev için en uygun kuvvet yapısının bu havuzdan karşılanması, farklı kuvvetlerdeki aynı tür kabiliyetlerin (helikopterler gibi) önüne geçilmesi düşünülmektedir (51). Amerikan ordusunun en büyük endişesi, gelecekte bir düşmanın bir elektromanyetik bomba yaparak savaş alanındaki tüm teknolojik üstünlükleri işe yaramaz hale getirmesi yani süpürmesidir. Diğer bir endişe konusu rakiplerin ABD’den aldığı bir teknoloji ile daha iyisini yapmasıdır. Örneğin bugün başta İran, Çin, Rusya ve Pakistan olmak üzere 43 ülkede robot teknolojisi üzerinde çalışılmaktadır. Teknoloji geliştirme çabaları son hızla devam etmekte, bazen yapılan çalışmalardan dağ fare doğurmakta (buna Godot’u Beklerken modeli denilmektedir) ya da trajik kazalar olmaktadır. 

Amerika’nın askeri üstünlüğünün arkasındaki temel güç hiç şüphesiz 20-30 yıl kadar önce kurulmaya başlanan ‘savunma laboratuarları oldu. Yıllardır savunma laboratuarları proje açlığı çekmekte ve bütçesi savunma bilim ve teknoloji çalışmaları için kısıtlı para öngörmektedir. Savunma Bakanlığı’nın desteklediği temel araştırmaların ilk muhatabı DARPA’dır. DARPA (52), yeni nesil silahlara en son bilimsel buluşların uygulanmasını koordine etmektedir. Pentagon araştırmalarının % 40’ı üniversitelerde yapılmaktadır. Bunların yarısı elektrik ve mekanik mühendisliği üzerine, geri kalan yarısının büyük bölümü ise matematik ve bilgisayar bilimleri ile ilgilidir. Bakanlık, sivil uygulamalı teknolojiler için de yatırım yapmakta bunlar içinde; internet, haberleşme ve hava durumu uyduları, GPS teknolojisi, Google araştırmaları başta gelmektedir. Söz konusu araştırmaların en önemli takipçisi ise özellikle bilgi teknolojisi ve ekonomik istihbarat yönü ile Amerikan endüstrisidir. 

Geleceğin kuvvet yapıları ile ilgili şu öngörülerde bulunuluyor (53);

- 21. yüzyılın kuvvet yapılarında oyun değiştirici, sonucu belirleyici kabiliyetlere ihtiyaç var. Özellikle füze saldırılarını durdurabilmek, uzaydaki navigasyon ve istihbarat uydularını yok etmek (katil robotlar, füzeleri lazer ile önleme gibi), siber bağlantıları milli olanlarla değiştirmek projeler var. Örneğin Çinliler, ABD uydularına karşı asalak uydular geliştirdiler.

- Hava-hava muharebelerinde manevra ve hızın yerini gittikçe uzun menzilli sensörler ve silahlar alıyor. Güçlü sensörler ve uzun menzilli silahlarla desteklenen düşük izlenebilme, durum farkındalığı kabiliyetlerinin karşımı gelecekte üstün olan tarafı belirleyecektir.

- F-35’ler uzun menzilli, yüksek dayanıklı platformlar olmadığı için gelecekte uzun menzilli, büyük miktarda silah ve sensör yükü taşıyan savaş ve bombardıman uçaklarına ihtiyaç var. Özetle süpersonik ve yüksek manevra kabiliyetine sahip uçaklara ihtiyaç azalacak, hipersonik uçaklar geliyor.

- ABD’nin akıllı mühimmat ve bununla ilgili muharebe sistemleri üzerindeki tekeline karşı, diğer ülkelerin de benzer sistemler geliştirmesi ile yeni bir evre yaşanacak.

-Yeni silah sistemleri insansız olarak kullanılacak ve yüzeye değil, drone ve denizaltılara monte edilecek,

- Deniz filoları düşmanın C4ISR sistemlerine karşı koymak için menzil ve görünmezlik faktörlerini kullanacak, nükleer denizaltılar güç projeksiyonunun menzilini artıracak.

Sonuç 

Dünyadaki kaynak tüketiminin paylaşımı gittikçe daha dengesiz hale gelirken, Amerikan halkının yaşam standartları da ironik olarak daha kötüye gidiyor. ABD, çok karmaşık bir sistem kurarak istediği her şeyi yapacağına tüm dünyayı ikna etmek için kaynaklarını harcarken, kendi kurduğu tuzağa düşecek. Dünya üzerindeki her pastaya elini koymak, iyi bir fikir değildir. Roma İmparatorluğu bile savunabileceği sınırlara gelince ilerlemesini durdurmuştu ve böylece Roma barışı 300-400 yıl sürdü. Amerikan barışı ise ülkenin kaynaklarını ve prestijini tüketen küresel güç projeksiyonu ve girilen savaşlar ile ancak birkaç on yıl sürdü. Amerika’nın düşüşü biraz uzun sürecek olsa da kesindir. Kendini kapitalist, zenginliğin sahibi, her istediğini para ile satın alabileceğini ve modern değerleri temsil ettiğini düşünen bu ülke; dünyanın en borçlu, dünyayı sömürerek hayatta kalabilen ve kültürel olarak çürümüş bir ülke. Dünya kaynaklarını bir an önce yiyip-bitirmeyi çıkarı sayan, parazit Amerika’nın istediği, dünyayı bir koyun çiftliğine dönüştürecek bir barış ama bu asla gelmeyecek. 

Bugünkü dünya 18. yüzyıla benziyor; bir yanda Aydınlanmacı filozoflar ve akıl, bireysellik, insan onurunu savunan devrimci fikirler, diğer yanda baskıcı rejimler ve organize dinler. Çatışmaların kökeninde; hükümet ve vatandaşlar, dinciler ve laikler, sermaye sahipleri ve işçiler var. Eninde sonunda bir devrim gelecek, bugün dünyayı yöneten elit anlayış gidecek, bize düşen o günün ideal dünyasının koşullarını yazmak, Fransız ya da Rus devrimi öncesi aydınların yaptığı gibi halka hazır bir reçete sunmak. Aksi takdirde refah devletini terk edeceğiz, dünyayı isyanlar saracak. Bazen ülkeler de delirir, Hitler Almanyası böyle idi, Saddam’ın Irak’ı da, Ukraynalılar zaten delidir ama Türkiye ve ABD de son 15 yıldır delirmiş bir ülkedir. Deliren ülkelerin başında karizmatik olduğunu ve kutsal bir görev için geldiğini sanan bir lider, elindeki gücü başka ülkelere zarar vermek üzere kullanır. 

ABD’ye dönecek olursak, şunları yapmalı;

(1) Terörle mücadele konusunda yeni bir strateji, terörü vasıta olarak kullanmaktan ve sadece öldürmeye odaklanmaktan vazgeçmeli,

(2) Askeri operasyonlarının sonuçları hakkında daha iyi düşünmeli, ABD sonrası hiçbir ülke eskisinden daha iyi durumda değildir,

(3) Diğer ülkelerin egemenlik hakları ve çıkarlarına saygı göstermeli, uluslararası hukuku o kadar çok çiğnedi ki BM’e çok zarar verdi, Amerikan operasyonları kendi ülkesinde bile hukuksuz konumdadır,

(4) Hegemonya anlayışından, dünya jandarmalığından, tek taraflı ve Amerikan çıkarlarına odaklanmış politikalardan vazgeçmeli; küresel yönetişimi, çok kutuplu ve çok taraflı bir dünya düzenini desteklemeli.

Türkiye’nin iç siyasi ortamı, Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili böyle detaylı bir analiz yapma imkânı bize vermiyor. Türkiye henüz bu tartışma olgunluğuna ve bilimsel kültüre ulaşamadı. Örneğin, Güneydoğu’muzda büyük bir mücadele veriliyor. Ne oluyor, ne bitiyor, oraları gezmek, tespitler yapmak, düşüncelerimizi yazmak isterdik. ABD’de örneğin Irak ve Afganistan savaşlarından alınacak dersler ile ilgili pek çok uzman sürekli yayın yaptı. Uzun uzun istatistiklere dayanarak, hatalar ve eksiklikler yanında iyi şeyleri de dürüstçe ortaya koydular. ABD, bu bilgiyi sağlıyor, çünkü yapılan eleştirilerden ders almak, onları kullanmak istiyor. Türkiye’de şeffaflığın önündeki en büyük engellerden biri resmi kurumların eleştiriye tahammülsüzlüğü, diğeri de bu tür çalışmaları yapan merkezlerin genelde arkasında dış adreslerin olması yani duyulan şüphedir ki, bu yönüne ben de katılıyorum. Buna rağmen, devletin sırlarını ortaya dökmeden, yetkilileri karalamadan da yapılacak çalışmaları desteklemek, bu tür güvenilir adresleri bulup, teşvik etmek gereklidir. 

Türkiye’nin tıpkı ABD’de olduğu gibi geleceğin Savunma Bakanı olacak Anthony Cordesman, Susan Rice, Michele Flournoy gibi sivil askeri uzman ve savunma stratejistlerine ihtiyacı var. Bunların son ikisi kadın ve halen çok önemli görevler yapmaktalar. Savunma uzmanları yetişmediği için Türkiye’de hiçbir savunma uzmanlığı olmayan kişiler Savunma Bakanı ya da Savunma Sanayi Müsteşarı oluyor. Böyle vizyon makamlarına İETT Müdürü aday olabiliyor. Bu tür sivillerin yetişmesi için Harp Akademileri’nde açılan yüksek lisans ve doktora programlarını da takdirle karşılıyorum. Ancak, yeterli değil, savunma konularında araştırma ve düşünce merkezleri kurulmalı ya da bu tür merkezler projeler vererek desteklenmelidir. Düşünce merkezlerini parti yayın organı gibi kullanmak, araştırma projelerini yandaş akademisyenlere vermek, bu ülkeye fayda sağlamaz, işleri daha da kötüleştirir. Çok sesliliğe ve milli konularda tarafsız ve bağımsız düşünceye ihtiyacımız var. Ülkemizde ne kadar çok, savunma alanında sivil uzman yetişirse, o kadar hızlı Savunma Bakanlığı çağdaş anlamda kendi işlevlerini yerine getirir, bir tedarik kurumu olmaktan çıkar. Yeni bir kültürün gelişmesi ile birlikte sivil-asker ilişkilerimiz de olması gereken, sağlıklı bir düzeye gelir. Neden, güvenlik ve savunma konularında, uzman emekli askerlerimizden istifade etmiyoruz?

Silahlı Kuvvetlerimizin pek çok iyi yönü yanında, akut hale gelmiş problemleri, yapması gereken pek çok reform ve hatta alınması gereken devrimsel kararlar var. ABD ve diğer ülkelerin orduları ile çok temel farklılıklarımız var, bu yüzden başka ülkelerin çalışmalarını aynen kopyalamamız mümkün değildir. Karşılaştığımız tehditler ve coğrafyalar bazen benzer bazen oldukça farklıdır. Örneğin ABD, IŞİD ile mücadelede; Sovyetlerin derinliğindeki büyük hedefleri vurmak için tasarlanan B-1 bombardıman uçakları ile şimdi Suriye’de keskin nişancı vuruyor. Bunun için drone kullanamadılar çünkü nişancının kaçtığı tüneli çökertmek gerekti. Güneydoğu’daki hendek savaşında aynı problemi yaşıyoruz ama biz kendi ülkemizi bombalayamayız. ABD Deniz Kuvvetleri, uçak gemileri üzerine kuruludur ve bunları vurursanız donanma biter. Çevik Bir paşa ile bir zamanlar Ege’deki bir savaş için uçak gemisi almayı düşündük ama onun etrafına onlarca gemi daha olmalı idi. Etrafımızda okyanus yok, aklımıza Akdeniz’de Girit’in arkasına koyup, Yunanistan’ı kuvvet ayırmaya zorlamak geldi. ABD, uzaya dayalı kabiliyetlerle akıllı mühimmat kullanmak ve sadece öldürmek üzerine bir teknoloji ordusuna sahip. Böylece, insan zafiyetini kapatıyor, az zayiat veriyor ama teknoloji bağımlılığı da bir hassasiyet. Yani siz uyduları uzayda ya da yerde bir karıştırıcı ile etkisiz hale getirirseniz, ABD gene biter. 

Türk ordusu teknoloji değil, binlerce yıldır, yetenek ve cesaret yani askerlerinin kahramanlığı üzerine kuruludur. Hala insan, savaşın temel unsurudur ama teknolojisiz de olmaz. Bugün bu kadar büyük ordu besliyorsak, bunun temel sebebi istihbarat zafiyetidir. Askerlerin kendi istihbarat imkânları süratle geliştirilmelidir. Kuvvet yapısı ile ilgili uzun vadeli değil, hemen yapılması gereken pek çok iş vardır. Teknoloji ve kabiliyete dayalı bir orduya süratle geçilmelidir. Bunlara bakışımız genellikle pazardan alabileceğimizin en iyisini almak, mümkünse kendimiz üretmektir. Ancak, on yıllarca bu işlerde çalışmış biri olarak, işin konsept ve doktrin yönünü ihmal ettiğimizi ya da yeterince düşünmediğimizi söyleyebilirim. Türkiye önce kendi milli askeri stratejisine çalışmalı, ardından bunun alt doktrinleri ile uyumlu kuvvet ve kabiliyet yapısını, karşılaşacağı askeri problemlerle ilgili milli oyun değiştiricilerini (game changer) geliştirmelidir. Suriye’deki gelişmeler hava savunma ve füze kabiliyetlerimizdeki zafiyeti sır olmaktan çıkardı. Şimdilerde Türkiye ve Rusya birbirini test ediyor. Rusya ile ilgili gelişmeler bize artık nükleer silah edinmeyi dikte ediyor. O kadar çok yazacak şey var ki, başka bir çalışmaya bırakalım.

Doç. Dr. Sait Yılmaz
ulusalkanal.com.tr


Kaynakça ve Dip Not
(1) Sait Yılmaz: ABD Silahlı Kuvvetlerinde Dönüşüm, SAREM Stratejik Araştırmalar Dergisi, Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Sayı:13, (Ankara, Mayıs 2009), s.21-51. https://www.academia.edu/ 7647491/ABD_Silahl%C4%B1_Kuvvetlerinin_D%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm%C3%BC
Sait Yılmaz: ABD Silahlı Kuvvetlerinde Dönüşüm ve Yeni Savunma Stratejisi (2012), academia.edu, (2012), https://www.academia.edu/7648073/ABD_Yeni_Savunma_Stratejisi
(2) N. Ross Thompson: Beefing Up Technology. U.S. Army Modernisation Is Necessary, Long Overdue. Defense News. (April 28, 2008), p.37.
(3) QDR: Quadrennial Defense Review.
(4) Robert M. Hathaway: Thinking About American Power: A Primer for the Candidates, Woodrow Wilson Center, (October 26, 2015).
(5) Jamed Jay Carafona: Obama’s Pitiful War Legacy, Heritage Foundation, (Occtober 12, 2015).
(6) Robert Fantina: Hillary, Bernie and Jill, Counter Punch, (January 29, 2016). http://www.counterpunch.org/2016/01/29/hillary-bernie-and-jill/
(7) Benjamin H. Friedman: Hawks are Winning the Military Budget Wars, March 20, 2015, (Cato Institute).
(8) Justin T. Johnson: 5 Bad Arguments for Cutting U.S. Defense Spending, Heritage Foundation, (January 25, 2016).
(9) Charli Rose: David Martin (CBS News Ulusal Güvenlik Başmuhabiri) İle Röportaj, Bloomberg TV, 28 Ocak 2016.
(10) Garry Schmitt,  Thomas Donnelly: This Is How to Rebuild America's Mighty Military, American Enterprise Institute, (October 18, 2015).
(11) Michael O’Hanlon: 5 Crucial Defense Reforms That Will Save the Pentagon, Brookings Institutioni (March 24, 2015).
(12) Bilal Y. Saab: The Missing Ingredient in America's Middle East Policy, Atlantic Council, (July 27, 2015).
(13) Paul R. Pillar: The Heavy Historical Baggage of U.S. Policy Toward the Middle East, National Interest, (July 8, 2015).
(14) James Jay Carafona: The Third Offset: The "Fairy Dust" Strategy, Heritage Foundation, (November 24, 2014).
(15) James Jay Carafona: The U.S. Military Needs More Mad Scientists, Davis Institute for National Security and Foreign Policy, (January 20, 2016).
(16) Robert Haddick: America's Military Is Dangerously Obsolete, Naval Institute Press, (April 10, 2015).
(17) Anthony H. Cordesman: Shape, Clear, Hold, and Build, Acting on the Lessons of the Afghan & Iraq Wars, (Speech given at the Cosmos Club on September 24, 2009).
(18) Bruce Riedel: How the United States Enabled Al Qaeda, The Daily Beast, (September 05, 2011).
(19) William Wallace: “Iraq War Changes U.S. Army Doctrine”. Defense News. (April 7, 2008), s.46.
(20) Jason Sherman: “Rumsfeld Reworks Pentagon Goals”. Defense News. (May 10, 2004), s.4.
(21) Robert Farley: The Real Threat to America's Military (And It's Not China, Russia or Iran), TNI, (October 26, 2015).
(22) James Dobbins: Rethinking American National Strategy for the 21st Century, RAND, (July 24, 2015).
(23) Harry J. Kazianis: Is America Still a Military Superpower? RealClearDefense, (March 12, 2015).
(24) Jesse Sloman: The U.S. Military's Next Big Reform Challenge is Here, CFR, (January 5, 2015).
(25) Jesse Sloman: Here Comes the “Force of the Future”, CFR, (April 6, 2015).
(26) James Jay Carafano: The Pentagon's Greatest Challenge (And It's Not ISIS or China), Heritage Foundation, (November 4, 2014).
(27) Michael O’Hanlon: America's Big Military Mistake: Cutting Land Forces Too Quickly, Brookings Institution, (October 1, 2014).
(28) Sandra I. Erwin, Why Ground Forces? Army Leaders Seek to Clear Up ‘Misconceptions’, National Defense, (May 20, 2014).
(29) Daniel L. Lavis: The Truth About Women in Ground Combat Roles, National Interest, (January 14, 2016).
(30) Janine Davidson, Sam Ehrlich: America's Air Force Is Getting Really Old, CFR, (April 7, 2015).
(31) MacKenzie Eaglen: Is America's Air Force Dying? American Enterprise Institute, (May 7, 2014).
(32) Lawrence J. Korb: Bombs Away: Why the Pentagon Doesn't Need an Increased Defense Budget, Center for American Progress, (September 27, 2015).
(33) Robert Farley: Yes, America's Military Supremacy Is Fading (And We Should Not Panic), TNI, (September 21, 2015).
(34) Kyle Mizokami: Top Guns: The Most Lethal Air Forces on the Planet, (December 9, 2014).
(35) Dave Majumdar: The U.S. Air Force's 5 Most Lethal Weapons of War, Aviation Week, (December 11, 2014).
(36) Comprehensive Test Ban Treaty
(37) Lawrence J. Korb: America Should Get Its Nuclear House in Order, Center for American Progress, (January 20, 2016).
(38) Steven Pifer: The Limits of U.S. Missile Defense, Brookings Arms Control and Non-Proliferation Initiative, (March 30, 2015).
(39) MRC: Major Regional Contingent.
(40) A2/AD: Anti-Access/Area-Denial.
(41) ASB: Air-Sea Battle.
(42) JAM-GC: Joint Concept for Access and Maneuver in the Global Commons.
(43) Terry Morris, Martha Van Driel, Bill Dries vd.: Securing Operational Access: Evolving the Air-Sea Battle Concept, U.S. Joint Staff J-7 (Air-Sea Battle Office), (February 11, 2015).
(44) J. Michael Cole: How A2/AD Can Defeat China, Rand Corporation, (November 12, 2013).
(45) Barry Posen: Command of the Commons: The Military Foundation of U.S. Primacy, International Security, Summer 2003, and Dan Blumenthal: The U.S. Response to China’s Military Modernization, Strategic Asia 2012-2013.
(46) Robert Farle: Back to the Future: The U.S. Navy Confronts Great Power Challengers, The Diplomat, (March 19, 2015).
(47) Jeremy Bender, The 11 Most Powerful Militaries In The World, Business Insider, (April 23, 2014). http://www.businessinsider.com/11-most-powerful-militaries-in-the-world-2014-4
(48) George Sawyer, Bryan McGrath: The Navy Moves Toward Smarter Shipbuilding, National Interest, (March 10, 2014).
(49) Michael O’Hanlon: Bringing BRAC Back: Why Congress Needs to Get on Board with the Pentagon, Brookings Institution, (September 1, 2015).
(50) Andrew F. Krepinevich: Panetta’s Challenge, Washington Post, (July 15, 2011).
(51) Michael Hoffman: Heidi Shyu, Office Profile, (3 October 2011), http://www.defensenews.com/story.php?i=7908466&c=FEA&s=INT
(52) DARPA: Defense Advanced Research Projects Agency.
(53) Andrew Davies: Get Ready: How We Wage War Is About to Change Dramatically, ASPI, (April 22, 2015).





Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
TC Babür Şaras - 11 ay önce
Sayın Sait Yılmaz, bütün yazılarınızı en az iki kere okuyorum ve arşivliyorum.
Çok teşekkür ediyorum ve Saygılarımı sunuyorum.
Avatar
Önce Vatan - 11 ay önce
Değerli büyüğüm,
Analiz ve yazılarınız saklanıp kitap yapılacak kadar çok değerli.
Teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım.