ABD ve Fetullah Gülen


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

09 Ekim 2013, 15:27

Fethullah Gülen’i Tanıyalım

Erzurum ili, Pasinler ilçesi, Korucuk köyü nüfusuna kayıtlı 1941 doğumlu Fethullah Gülen çeşitli medrese ve yörenin tanınmış din adamlarından ders almış, 1958 yılında kazandığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın vaizlik imtihanı sonrasında Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa, Çanakkale, İzmir gibi illerde çeşitli camilerde vaiz ve imam olarak görevler almıştır. Hıristiyanlıktaki Mesih, Mehdi inancı Kur’an da olmamasına rağmen Gülen kendine bu mertebeyi yakıştırmakta, yeni bir dinî lider ve din anlayışı ortaya koymaktadır. Fethullah Gülen, 1963 yılında Erzurum Komünizmle Mücadele Derneği’nin kurucusu olmuştur. Gülen, 1970 yılında bağlı olduğu Nurcu kesimden ayrılarak müstakil hareket etmeye başlamış, Nur hareketi içinde kendi yolunu çizmiştir. 1971 yılında Nurculuk faaliyetlerinden dolayı hakkında kovuşturma başlatılmışsa da af kanunundan istifade ederek davası düşmüştür. 1970'lerin ortalarında, Milli Görüş istikametinde hizmet gören Ak-Evler hareketinden koparılarak "Akyazılı" Vakfı kurdurulan Fethullah Gülen, giderek Bediüzzaman'ın çizgisinden uzaklaşarak Masonik merkezlere yaklaştı. Dünya'ya hükmeden, çok gizli ve kirli işler çeviren karmaşık ve karanlık ilişkiler ağına takıldı. Böylece, hiçbir resmi sıfat ve statüsü bulunmayan, yüksek öğrenim bile yapmayan biri, bakanların ve başkanların bile erişemediği uluslararası bir protokol pozisyonuyla, Papa ile programlara ve politikacılarla pazarlıklara başladı.

12 Eylül müdahalesi liderleri, özellikle Anayasa oylamasına taban bulmak amacıyla, İslamcı çevrelere hoş görülü davrandılar. Hatta kimi cemaatlerle de doğrudan ilişkiye geçtiler. Fethullah Gülen, Sızıntı dergisinde askerleri öven başyazılar yazdı. Gülen’e göre, asker tam zamanında yetişmeseydi, ‘Bütün millet olarak inkisar içinde ağlamadan başka çaremiz kalmayacaktı.’ Gülen, o dönemden günümüze kadar ‘ağlayarak’ vaazlarını sürdürdü. 1982 yılında Kenan Evren’e yakınlaşan Gülen’in CIA ile ilişkileri ise 1980’lerin sonlarında başlamıştır. “Savaşta her yol mubahtır” anlayışını bütün hayatında tatbik etmiş, öyle ki, “bu işlerin cübbe ve sarıkla olmayacağını” söylemiştir. Gülen, Nur hareketini Türk İslam’ı olarak yeniden keşfetti. Bireysel dönüşüm vurgusundan uzaklaşıp, kamusal alana ve İslam’ı toplumsal sermayeye dönüştürmeye odaklandı. Klasik cemaat yapılanmasını bir kenara bırakarak köklü bir dönüşüm sağladı. Özellikle okul ve medya ile ‘ağ cemaati’ yapılanmasına geçti. Fethullah Gülen, tedavi göreceği gerekçesi ile 1998 yılında ABD’ye gitti ve o tarihten beri bu ülkede yaşamaktadır. Pensilvanya’da ikamet ettiği çiftlik evi sıkı güvenlik önlemleriyle korunmaktadır. Fethullah Gülen, daha 1998’de en yakın arkadaşı Nurettin Veren’e 24 ülkenin parçalanacağını, bunlardan birinin Türkiye olduğunu söylemiştir. Gülen cemaati, Türkiye’deki en büyük Amerikancı gruptur.

2000 yılında hakkında “laik devlet yapısını değiştirmek amacıyla yasa dışı örgüt kurarak faaliyetlerde bulunmak” iddiası ile dava açılan Gülen, zaman aşımı nedeni ile cezalandırılmaktan kurtuldu. Gülen ile ilgili iddianameyi hazırlayan DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’in görevden uzaklaştırılması için cemaat tarafından 500 milyar lira verilerek düzenlenen komplo başarılı oldu. Fethullah Gülen’in nihai hedefi, Türkiye liderliğindeki İslam Birliği ve Tanrı sözünün topluma egemen olmasını sağlamaktır. Şifre kendisinin ifadesi ile üç kademelidir; iman, hayat, iktidar. Bu aşamada Gülen’in “İslam dini, hayata hayat olmalıdır” sözü esas alınarak “Altın Nesil” yetiştirilecektir. Altın Nesil ise iktidarı sağlayacaktır. Said-i Nursi, onlara göre imani dirilmeyi sağlamıştır. İçinde bulunulan safha ise imanı hayata geçirme ve yaşama safhasıdır. Cemaatin en önemli özelliklerinden biri de diyalog ve hoşgörü faaliyetlerinin öncülüğünü yapmasıdır. Bu amaçla üç dini barıştırmak için Ehl-i Kitap ile diyalog kurulmak istenmektedir. Bu amaçla Protestan bir Kur'an uydurulacaktır. Yahudi ve Hıristiyanların Dinlerarası Diyalog aldatmacasında etkin rol verdikleri tarikatlar, İslam'ın içine girmiş "Truva atı" görevi görmektedirler.

ABD’nin Gülen Projesi

Graham Fuller, CIA’nın 1980’lerde en önemli ajanlarından biridir ve en önemli işlevi, Reagan Yönetimini Suudi Arabistan, Pakistan ve diğer ülkelerden Müslüman köktendinci Selefileri ve Cihadistleri gerilla taktikleri öğreterek Sovyet İşgalindeki Afganistan’a göndermeye ikna etmek oldu. 20 yıl CIA’nın Orta Doğu sorumluluğunu üstlenen, Türkiye uzmanı Graham Fuller, Türkiye’ye ılımlı İslam modelinin dayatılması ve Bağımsız Kürdistan projelerinin mimarıdır. Türkiye’yi laiklikten alıp, Orta Doğu’ya model olacak “Ilımlı İslam” ülkesine dönüşmesinde önemli bir rol üstlenen Fuller daha 1989 yılında Pentagon için hazırladığı raporda projesini şöyle gerekçelendirmekteydi; “Eğer Türkiye deneyi başarıya ulaşır ve İslamcılar siyasi iktidarı kuvvet kullanarak ele geçirmeyi hedeflemek yerine demokratik hükümet şeklinin bir parçası olursa, o zaman Türkiye bölgede İran örneğine alternatif bir model olarak ortaya çıkar. Bunun başarısızlığa uğraması, ılımlı İslamcı güçleri parlamento ve seçimler yoluyla siyasete dâhil etmeye çalışan Mısır gibi diğer İslam ülkelerinin çabalarını da olumsuz etkileyecektir.” Fuller, Türkiye’nin dönüştürülmesinde emrine verilen yan unsurları iyi kullandı ve Fethullah Gülen’i payanda yaptı, onu Amerika’ya tanıttı ve Amerikan çıkarları için işbirliği yaptı.

Fuller, bununla da kalmadı, projeyi hazırlarken kafasında yeni bir harita vardı. Türkiye, Suriye ve Irak’tan parçalar koparan Yeni Muhafazakârlara bağımsız bir Kürt devleti sundu. Fuller’in Türkiye’deki İslamcı akımlar ile ilgili tespitlerine göz atalım;

“- Türkiye’de İslamcı düşünce ve faaliyetlerin yoğunlaşmasındaki en önemli faktör son yıllarda ülkede demokratikleşmenin artmasıdır. Böylece saklanan İslamcı unsurlar daha çok yazma, konuşma ve politika yapma şansı buldular.

- Eski Atatürkçü seçkinlerin devlet politikasındaki hâkimiyetleri gevşerken yeni ortaya çıkan sosyal sınıflar (küçük esnaf, tüccar ve zanaatkar, orta ve alt kademe bürokratları, toprak ağaları, çiftçiler ve küçük burjuva grupları) ülke politikasında daha fazla söz sahibi oldu ve İslam’a yönelik ilgilerini de beraberinde getirdiler. Türk ekonomisinin büyümesi ve özelleştirmeler de bu sınıfları güçlendirdi ve daha fazla itibar kazandırdı.
- İslamcı güçler Türkiye’nin çağdaş problemlerinin ve milli zayıflığının Batılı ülkeler tarafından dayatılan laik politikalar ve tarihi İslam köklerinden ayrılmasından kaynaklandığını düşünmektedir. İslamcı güçlerin önündeki engeller; ‘İslam Devleti’ni savunmanın Anayasa’ya aykırı olması, Ordunun koruma ve kollama rolü ile Türk laikliği’dir.”

CIA, 1989’dan itibaren Gülen ile Türkiye’deki laik yönetimi ılımlı İslam’a dönüştürme çabalarını desteklemeye başladı. CIA Gülen hareketinin Orta Asya Müslümanlarını birleştirme ve böylelikle bu ülkelerin doğal kaynaklarının kontrolünü sözde onların ‘iyilikleri’ için alma konusunda başarılı olacağı inancını besliyordu. 2001 sonrasında ise Usame Bin Ladin’in evrensel bir hilafet görüşü hayali Fethullahçılık eliyle yumuşatılıp hayata geçirilecekti. Ancak, 1990’larda Türk yetkililer Gülen’in niyetini anlayınca Gülen ülkeden kaçtı ve ‘din görevlisi’ olarak özel bir göçmenlik statüsü edindiği ABD’ye taşındı. Nitekim sonraları diğer ülkelerde Gülen tehlikesinin farkına vardılar ve Gülen hareketi Rusya ve Özbekistan’da yasaklandı. Hollanda bile yakın gelecekte toplumsal düzene tehdit oluşturabileceği gerekçesiyle Gülen medreselerine yardımı kesme kararı aldı. Eski CIA yetkilisi Graham Fuller ve Morton Abramovitz (resmi ve gayri resmi olarak) Fethullah Gülen’in ABD’de ikamet etmek için yeşil kart almasına yardım etti. Bu dönemde, üniversitelerde sözleşmeleri yenilenmeyen ve deşifre olan cemaat mensubu şahısların ivedilikle yurt dışına çıkarıldı, ABD ve Kanada vatandaşlığına geçirildi.

Washington, AKP ve Gülen Hareketini, Komünizm sonrası petrol ve mineral açısından zengin olan Orta Asya bölgesini istikrarsızlaştırmak için hazırlamakta ve Ortadoğu’da vekâlet savaşlarında kullanmaktadır. İslam’ı evrimleştirerek ABD çıkarları için kullanılmasına teorisyenlik yapan Graham Fuller, Ortadoğu’da iktidara getirilen AKP benzeri Siyasal İslam partilerinin fikir babasıdır. Amerika'daki Yahudi stratejisti ve CIA Orta Doğu şefi ve milyonlarca masum Müslümanın gizli katili Graham E. Fuller, Fethullah Gülen için şunları yazıyordu: “Nur hareketi yetmiş yıldan fazla bir süredir sahnededir, şu anda Türkiye'deki en geniş organize dini hareket¬tir, dünyada da en genişlerinden biridir. Gülen, özellikle hareke¬tin enerjisinin büyük bir kısmını, niteliği itibariyle hemen hemen evrenselci ve geniş manevi öğretilere dayalı olarak, “İslam’a modernist bir bakışla yaklaşacak okulların açılması ve çalışma gruplarının kurulması” da dâhil, eğitimle ilgili çabalara yönelt¬mektedir. Türkiye demokratikleştikçe (Fethullah Gülen'in ve AKP'nin benimsediği ve Amerika'nın desteklediği) ılımlı İslam'ın, Türklerin hayatında daha önemli bir konuma "geri dönmesi" kaçınılmazdır." Gülen, 21. yüzyılın çağdaş halifesi olma yolunda ilerlemekte ve Humeyni gibi bir gün Türkiye’ye dönmeyi hayal etmektedir. CFR’ın yayın organı Foreign Policy yayınladığı yıllık Küreselleşme İndeksi ve Başarısız Devletler listesiyle tanınır. Bunun yanı sıra 2005 ve 2008 yılında Dünyanın ilk 100 entelektüeli listesini yayınlamıştır. 2008 yılı listesinde Fethullah Gülen 1. sırayı alırken, Orhan Pamuk’a 4. sırada yer verilmiştir.

CIA ve Fethullah Gülen

Gülen’in küresel İslami hareketinin 1990’lı yılların ortasından bu yana CIA’ya örtü vazifesi gördü ve hareketin 1990’larda sadece Kırgızistan ve Özbekistan’da 130 kadar CIA ajanına yataklık yaptı. Emniyet Teşkilatı, MİT ve diğer kilit devlet kuruluşlarının içindeki Gülen elemanları, Türkiye’de bir şeriat yönetiminin kurulmasına karşı olan tüm milliyetçi askerleri, sendikaları ve diğer laik figürleri sistematik olarak tutukladı, sistem dışına itti veya susturdu. 90 yıllık Atatürk Cumhuriyetini kökünden sökmeye çalışan Gülen, bu hareketin aleyhine yazan 100’den fazla gazeteciyi tutuklattı. 1990’lı yıllarda Balkanlardan Orta Asya’ya birçok ülkede ABD kontrolünde “misyonerlik” faaliyetleri yürüten ve işleri CIA tarafından kolaylaştırılan Gülen Cemaati, ülke içinde de TSK, MİT ve özellikle EGM içine sızma konusunda önemli adımlar atmaktaydı. AKP’nin iktidara gelmesi ile birlikte cemaatin gücü Emniyet içinde görünür hale gelmeye başladı. Polis teşkilatı içindeki etkinliği bugün %70-80’lere ulaşmıştır. Ancak, ABD’nin istihbarat operasyonlarında, yaygın cemaat örgütlenmesi ile edindiği Emniyet istihbaratındaki geniş ağ yanında, asıl olarak CIA ve MİT üzerinden yönlendirmeleri ile belirleyici oldu. Bu konuda 2004 yılından itibaren emekli MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’in Radikal gazetesindeki yazıları ipuçları vermektedir. Bu yönlendirmelerin en başında Türkiye’ye Kürt sorununun çözümü diye dayatılan “demokratik açılım” gelmektedir.

AKP-Cemaat koalisyonu Cumhuriyet rejimini yozlaştırma ve tasfiye etmekte oldukça yol aldı. Gülen'in kaçtığı ABD'den "Ulusalcı dalga aşılacaktır" sözlerinin ardından, Emniyet, Adliye ve MİT içinde yuvalanan F tipi yapılanma tarafından Ergenekon adı verilen operasyonlar ile "yurtsever" avı başlatıldı. Ergenekon soruşturması yolu ile AKP-Cemaat koalisyonu rakiplerini ya tasfiye ederek ya da sindirerek bütün iktidara el koydu. Bunun için dışarıdan yönlendirilen kanallar ile polis yargı, üniversiteler ve TSK’ya örtülü operasyonlar yaptı. Eylül 2010 referandumu ile Anayasa’nın değiştirilmesi yeni hukuk düzeninin kurulması yani devlete hâkim olmak demekti. Türkiye, yeni bir Anayasa ile birlikte, başkanlık sistemi altında bir İslam devletine dönüştürülmektedir. İslamcı sermayeye ve CIA istihbarat ağlarına dayanan yüzlerce Fethullah Gülen okulları özellikle Kafkaslarda ve “az gelişmiş” ülkelerde örgütlenmek istemiştir. Gülen’in etkinlik alanı Türkiye’nin tüm illerini kuşatıp, tarikat okulları kanalıyla Afrika’dan Uzakdoğu’ya uzanmaktadır. Bu hızlı yükselişe rağmen Fethullah Gülen hareketi zirve noktasına son on yılda ulaştı. Her dönem sağdan ve soldan bütün partilere yapılan yatırım AKP’nin kuruluşuyla birlikte buraya yönlendirildi. Gülen’in uzun süredir ABD’de yaşaması nedeni ile olası vefatı sonrasında bu büyük ekonomik gücün nasıl paylaşılacağı belli değildir.

Yurt dışındaki okullarda eğitim dili İngilizce’dir, Türkçe seçmeli dildir. Bu okulların arkasında Vatikan, CIA, FBI ve muazzam bir parasal güç bulunmaktadır. Gülen okulları Amerikan üslerinin olduğu 94 ülkede kurulmuştur. Bu okullar buralarda Amerikan düşüncelerini yaymak için atlama taşı olarak oluşturulmuştur. Bu okullar sayesinde pek çok ABD veya AB ajanı buralarda kırmızı ya da yeşil pasaportla (İngilizce öğretmenleri ve danışmanları kisvesi altında) gezme imkânı bulmaktadır. Gülen’e göre dünyanın mutlaka söz geçiren bir jandarmaya ihtiyacı vardır, o da ABD’dir. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 16 Nisan 2004 günü Türk Büyükelçiliklerine gönderdiği 3846 sayılı yazı ile Gülen Cemaati’ne bağlı okullarla devlet okulu niteliğinde ilişki kurulmasını istedi. Grubun yurt içinde; 1 Üniversite, 112 Lise, 122 İlköğretim Okulu, 12 Anaokulu, 263 Dershane, 639 Yurt bulunmakta idi. Keza cemaatin denetimindeki vakıf sayısı 100, dernek sayısı 73, şirket sayısı 473 olarak belirlenmiştir. Her sene 1,5 milyon çocuk yani her dört çocuktan üçü Gülen’in okullarında eğitim almaktadır.

Türkiye’nin Dönüşümünde ABD-AKP-Cemaat İşbirliği
Çok partili sisteme geçildiğinden beri Türkiye’deki iktidarların ortak özelliği; ‘lider sultalığı’, ‘yağma düzeni’ ve ‘dışa bağımlılık’ ola gelmiştir. Ancak AKP iktidarı ile birlikte buna dinci oligarşi eklenmiştir. Türkiye, 1995 yılından beri devam eden ve sonu nereye varacağı belli olmayan bir fetret döneminden geçmektedir. 1995 yılında başlayan Fethullahçı kesimin iktidarı ele geçirme mücadelesi, 2002 yılında AKP’nin iktidara gelmesi ile yeni bir safhaya girdi. AKP-Cemaat koalisyonu hızla Cumhuriyet rejimini yozlaştırma ve tasfiye etmekte oldukça yol almıştır. Yasama, yürütme ve yargı içinde tamamen kontrolü sağlayan bu yapı polisi tamamen ele geçirmiş ve adalet içinde yaptığı kısa devreler ile yargı, medya, üniversiteleri kontrolü altına almış, TSK’yı etkisiz hale getirmiştir. AKP bununla da kalmamış; meslek kuruluşlarını, spor kulüplerini, sendikaları, kooperatifleri özetle tüm güç odaklarını da elinde toplamak için bütün gücüyle çalışmış ve sadece resmi ya da sivil kurum, kuruluşları, sivil örgütleri değil tek tek bireyleri de baskı altına almış, şantaj yapmış, sindirmiştir. Dinlemeler yolu ile hedef seçtiği kişi ve grupları hemen her gün düzenlenen polis operasyonları ile çeşitli komplolar ile suçlayarak hapse atmaya devam etmektedir. Bunlara karşı çıkma potansiyeline sahip olan sivil ve askeri güçler ise büyük bir dağınıklık ve şaşkınlık içinde paralize oldular. Toplum kültürel yozlaşmaya tabi kılınırken, ülkenin tarihinden rejimin tüm ilkelerine kadar her değeri sorgulanarak, yargılanmaya başlandı.

Arkasında bütün bir tarikat ve cemaat dünyası olan AKP önce ‘kadrolaşma’ ile işe başlamış, bir yandan ‘bağımlı bir sermaye’ yaratma peşine düşmüş, bu kapsamda yeşil sermaye ile Anadolu sermayesinin bazı gruplarına destek vererek güçlenmelerini sağlamıştır. Milli Eğitim’de ve medyada dinci çizgiyi egemen kılarak Türkiye’nin geleceğini ipotek altına almaya çalışmaktadır. İslamcılar, laik-cumhuriyetçilerle "yüzyıllık" hesaplarını görmek için omurgasız neo-liberal aydınlar ve büyük sermaye sahipleri ile yakın zamana kadar işbirliği yaptılar. İşbirliğinin temelinde kamu sermayesinin paylaşılması ve emperyalist güçler ile ulusal pazarın sömürülmesine destek olma yanında, Türkiye’nin ABD ve AB kontrolünde tutulması ortak hedefi vardı. İslamcı hareketle ortak bir gelecek projesi oluşturmak ve bu proje üzerinden sözde demokratikleşme sağlayarak (liberal bakış) kendi beklentilerini karşılamak isteyen post-modern ajan ağı TSK üzerinde baskı oluşturulmasında özellikle kamuoyunun yanıltılmasına yönelik önemli işlevler edindi. Bu işbirliği aynı zamanda Türkiye’ye Kürdistan dayatması (federalleşme) ve terörle mücadeleden müzakere (diyalog) sürecine girilmesin de devam etmektedir. Asıl ve son hamle yeni Anayasa’nın hazırlanıp hayata geçirilmesi ile yapılacaktır. Türkiye, yeni Anayasa ile birlikte başkanlık sistemi altında bir İslam devletine dönüştürülmektedir.

AKP, Türkiye’yi bir İslam Devleti haline getirme hedefi ile ABD’nin ‘Ilımlı İslam’ projesi örtüşmüştü. ABD, AKP’yi büyük pazarlıkla Irak’taki Kürtler ile ittifaka ikna ve Kürt sorununda demokratik açılıma ikna ederken, bunlara muhalefet edecek askerlere karşı Ergenekon projesinde işbirliği yaptı. Böylece, hem ABD’nin hem AKP’nin önündeki en büyük engel bastırılmış oldu. ABD, Büyük Ortadoğu Projesini oluştururken, radikal İslam’ı eritecek, Batının sözünden çıkmayacak bir ‘ılımlı İslam’ hayal etmişti. Ortadoğu’da demokrasinin yeşermesi için ortam müsait olmadığından laik diktatörler yerine İslamcı kuklalardan bir Ortadoğu hayal eden ABD, şimdilerde eskilerini mumla aramaktadır. Çünkü ılımlı İslamcılar kendi diktalarını oluşturma ve radikal İslam ile bütünleşme yolunda hızla yol kat ettiler. Vahhabi mezhebini kuranlar da Müslüman din adamı kılığına girmiş İngiliz ajanları idi. Bugün ulema görüntüsü altındaki aynı tip ajanlar Suriye için fetvalar vermektedir. ABD için dönüm noktası Libya’daki El Kaide’yi taşımakla meşgul ABD büyükelçisi Stevens’ın öldürülmesi oldu. ABD, nasıl bir bataklığa saplandığını gördü. Özetle, Ilımlı İslam Projesi sona yaklaşmaktadır ve Ortadoğu’da piyonların torbaya doldurulması gelmiştir. ABD’nin AKP ile Kürt federasyonu kurma işi kalmıştır.

Yarın Ergenekon Komplosu.

Doç.Dr.Sait Yılmaz

@DocDrSaitYilmaz
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
efe Kemal - 3 yıl önce
ne mehdiliği !adam savuruyor.acaba yazar bunları düşünerek mi yazıyor yoksa yada yazmak gündem oluşturmak için mi yazıyor. hadi dışarıdaki adam cahil bu adam okumuş zır cahil mi? adam türkiye'deki her şeyi görüyor ama olayı göremiyor.dedim ya bu adam zamanınızın okuyarak cahil kalmış binlerce insanlarından birisi. fazla uğraşmamak lazım neme lazım kendini bir şey zanneder...
Avatar
hacı abi - 3 yıl önce
sona kadar okudum desem yalan olur, gülen kendini ne zaman mehdi ilan etti?
Avatar
serkan acarel - 3 yıl önce
eskiden savas la denediler, yenemediler bizi, ondan sonra siyasi ile denediler, türk milleti son anda izin vermedi, simdi fetullah gülen le beraber din üzerinden deniyorlar ve akp sayesinde yavas yavas sindire sindire basariyorlar. insallah milletimiz derin uykudan kalkar ve gelicek secimler de akp ye o dersi verir. anlayana artik !!!