ABD’nin ayaklanma, iç savaş ve darbe işleri


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

28 Eylül 2016, 12:40

“..her yerde kaos var, durum mükemmel..”
Mao Zedong (1949)

 
            Giriş
 
            Napolyon’dan başlayarak Birinci Dünya Savaşı dönemine kadar olan dönemde Avrupalı büyük devletler birbirlerine karşı halkları kışkırtarak, Avrupa’da pek çok yeni devletin ortaya çıkmasına vesile oldular. Birinci Dünya Savaşı öncesi Almanlar, Osmanlı İmparatorluğu ile ittifak kurarken İslam dünyasını Hıristiyanlara karşı cihat çağrısı ile ayaklandıracağını ummuştu. Bu çağrı çok az etki yaparken, İngilizler Ermenileri ve Arapları, Ruslar ve İngilizler Kürtleri ayaklandırdı. Lawrence’ın dediği gibi; “ayaklanmalar ile sonuç almak süngüden ziyade entelektüel birikim ister[1]”. İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın diplomatları halkları etkilemenin ve angaje olmanın en iyi örneklerini yakın coğrafyamızda Osmanlı’nın son döneminde verdiler. Birinci Dünya Savaşı'nda Türklere karşı savaşmak üzere Hindistan, Pakistan gibi İngiliz sömürgelerinden Irak'a taşınan Müslümanlar, Türklerle savaştıklarından habersiz, açlık ve hastalıktan kırıldılar. Yapılan pek çok Şarkiyat (Doğu) çalışması ile bölgeyi didik didik inceleyen başta İngilizler olmak üzere Avrupa’nın büyük güçleri, Ortadoğu’nun her yerini Osmanlıya karşı ayaklandırarak ya da kullanarak bu coğrafyayı şekillendirdiler, haritalarını çizdiler. Bugün de değişen bir şey yok; Ortadoğu’nun mayın eşeği Kürt silahlı gruplar ve Batı ürünü İslamcı radikal terör örgütleri, yeni harita çalışmalarının makası olmaya devam ediyorlar. Bütün bunlar olurken, dün olduğu gibi bugün de bize müttefiklik ve dostluk yalanı söyleniyor. Gözümüze baka baka ülkemizde iç savaş yürütülüyor, darbe yapılıyor, çevre ülkelerde çıkarılan ayaklanmalar üzerinden vekilli savaşlar organize ediliyor. Ülkemizde yer alan ABD elçiliği ve ajan ağı (buna ‘ülke timi’ diyorlar) sözde dostluk ve demokrasi adına verilen tavizlerle altımızı oymaya devam ediyor. Bu makalede, ayaklanma, iç savaş ve darbe işlerinin yani ülkelerin nasıl istikrarsız hale getirilip, bölündüğünün arka perdesine daha da açıkçası bu işlerin mutfağına gideceğiz. Burada anlatacaklarımız Amerikan kurgusu ile ilgili bir özet. Daha geniş bilgi için yakında Kaynak Yayınları’ndan çıkacak “Uluslararası Güvenlik” ve “21. Yüzyılda İstihbarat” kitaplarımı okumanızı tavsiye ederim

 
            ABD’nin Türkiye’nin iç işlerine müdahaleleri..

 
        1922 yılında yenilerek terk ettiği Türkiye’ye 1946 yılında dönen Batı, bıraktığından çok farklı bir ülke buldu. Karşısında bağımsız, milli ve milliyetçi bir ülke vardı. Böylece, ulus-devlet yapısı güçlenmiş ve homojen bir toplumu gevşetmek ve ilerlemesini kontrol altına almak için projeler ile içimizde tuzaklar kurulmaya başlandı. 1950-1960 dönemi Türkiye’nin genelde Batı’ya, özelde de ABD’ye ekonomik bağımlılığının iç ve dış politikada sebep olduğu sorunların tarihidir. Sanayi alt-yapısını kurmak isteyen Demokrat Parti ile Türkiye’nin tarım ülkesi olarak kalmasını isteyen ABD arasında sorunlar oluştu. Sovyet yayılmacılığına karşı Batı, Türkiye ile ittifak yapmakla yetinmedi. Türkiye’yi Batı yörüngesine sokmak ve iç dinamiklerini ele geçirmek için çalışmalara başladı. ABD politikalarına ters düşenler ise “dolaylı saldırı” stratejisi ile hedef alınmaktaydı[2]. Toplumsal muhalefetin bastırılması için “ayaklanmaları önleme stratejisi” yanında, bu tür muhalefetin bir gün kullanılması için de özel savaş ve terör stratejileri de kullanılır. NATO-Pentagon-CIA üzerinden kurulan ilişkiler yolu ile sağlanan doktrin ve eğitim programları da Türkiye ile ABD ilişkilerinin sorunsuz bir şekilde gelişmesinde ve ülke güvenlik birimlerinin doktrine edilmesinde kolaylaştırıcı bir rol oynadı. Böylece sadece ABD doktrini ve silahlanma projelerinin bir parçası olmanın ötesinde, Amerikan müdahale sisteminin, gizli ve örtülü politikalarının uygulanmasında çeşitli örgütlenmelerin içine girildi. Türkiye ve çevresine de istikrar getirmek isteyen ABD, her dönemde temelde kendi çıkarları için istikrarsızlıkların, çatışmaların, müdahalelerin, darbelerin, hükümet değişikliklerinin ana kumanda merkezi oldu[3]. Soğuk Savaş döneminde CIA’nın Türkiye’deki görevi, NATO ile bağlarını güçlendirmek, “Doğu Bloku ülkelerinin misyon ve operasyonlarını” kontrol etmek ve Amerika’nın ülkedeki ve bölgesel çıkarlarının devamını sağlamak olmuştur. Bunların garantiye alınmasının yolu olarak da “Komünizm ve aşırı sol hareketleri kontrol ederek” tehlike oluşturmalarını önleme stratejisi seçilmiştir.

 
Türkiye macerası daha çok askeri darbelerdeki rolü ile bilinen CIA’nın ülkemizdeki faaliyetleri daha derin bir geçmişe sahip ve oldukça karmaşıktır[4]. ABD çıkarlarının korunması için işbirlikçi yönetimler kurulması amacıyla uygulanan gerilim stratejisi kapsamında darbelerin desteklenmesi, hükümet değişiklikleri yanında solun bastırılması için kirli savaşlar yürütüldü. 1970’lerde sol içindeki önderlik çekişmeleri, umutsuzluk ve kısa yoldan sonuç almak isteği yeni örgütlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Eğitimsiz ve tecrübesiz gençlerin kurduğu küçük sol örgütler tüm Türkiye’ye yayıldı ve ajite edilmeleri ile çatışmalar sürekli hale geldi. 1971-1983 yılları arasında Türkiye daha ziyade iç savaş düzeyine yakın terör, değişen iktidar koalisyonlarının ortaya çıkardığı siyasi istikrarsızlıklar ve ekonomik sorunlarla uğraşırken bunları aşmak için iki kısa süreli askeri darbe gerekti. 12 Eylül öncesi Türkiye’de bir gerilim stratejisi uygulandı. 1980’li yıllar ile birlikte bir yandan bölücü terör, diğer yandan irticai akımların yükselmesi ile birlikte iç tehdit değişik bir boyut kazanmıştır. Türk halkının millet olmaktan çıkıp cemaatlere ve etnik gruplara bölünmesinin önü açıldı. CIA, 1989’dan itibaren Gülen ile Türkiye’deki laik yönetimi ılımlı İslam’a dönüştürme çabalarını desteklemeye başladı. 2001 yılında hayata geçen Ilımlı İslam Projesi ile birlikte, tüm Ortadoğu coğrafyasında olduğu gibi Türkiye’de de seküler ulusalcılık, onu düşman gören ABD tarafından zayıflatılmıştır. 2002 yılı sonunda, genel kurul bile yapmamış bir parti, CFR’nin memorandumunu tercüme ederek tüzükleştiren AKP iktidara getirildi. Yolları ayrılana kadar AKP ve CIA işbirlikçisi Gülen cemaati ABD politikalarını ülkeye ve yakın coğrafyalara taşıyan iki ayrı kaynaktı. ABD, İslamcı kuklalardan oluşan bir Ortadoğu hayal ederken, ılımlı İslamcılar kendi diktalarını oluşturma ve radikal İslam ile bütünleşme yolunda hızla yol kat ettiler. ABD için dönüm noktası Libya’daki El Kaide’yi Suriye’ye taşımakla meşgul ABD büyükelçisi Stevens’ın öldürülmesi oldu ve kimlerle dans ettiğini anladı.
 
Resim 1: ABD Dış İlişkiler Konseyi’nde (CFR) Erdoğan ve Gül



 
ABD, 1990’lı yıllardan itibaren Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni kendisi için NGO ve sivil toplum örgütü üssü haline getirdi. Böylece devlete güvensizliğin ve sivil itaatsizliğin alt-yapısı örüldü. Güneydoğu’daki İnsan Hakları Derneği, Mazlum-Der gibi sadece PKK’yı insan kabul eden örgütler 1995 yılından itibaren Amerikan yapılanmasına eklemlendi. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden itibaren Ortadoğu’nun Türkiye ayağında Çekiç Güç’ün Türkiye’ye yerleştirilmesi, PKK ve Irak’ın kuzeyi ile ilgili Amerikan koşullarının dayatılması, Türkiye’de askerlerin süreçten tasfiye edilmesi gibi kritik operasyonları çeşitli Amerikalı diplomatlar üstlendi. Bunlar arasında öncelikle Morton Abramowitz, Mark Grossman, Mark Parris, Robert Pearson, Eric Edelman, Ross Wilson, Elizabeth Shelton, Walter Scott Read, Eric Green, Nicholas Kass, Joseph Pennington gibi isimleri sayabiliriz[5]. Adana Konsolosluğu, CIA’nın önemli bir istasyonu olarak pek çok istihbarat örgütünün kesiştiği noktada, Ortadoğu’ya yönelik operasyonların koordine edildiği ya da işbirliği yapıldığı bir konumdadır. Konsolosluk aynı zamanda Kürtçü partilerin belediyeleri, İnsan Hakları Dernekleri, KADER vakfı gibi sivil toplum örgütleri ile bir araya gelip politika belirleyen diplomatların yuvalandığı yerdir[6]. Türkiye; ABD, AB, Irak'ın kuzeyi, PKK ve iç siyaset olmak üzere beş yönden kuşatma altına alınmıştır. Buna son yıllarda Suriye’de Müslüman Kardeşleri iktidara hevesinden vazgeçmeyen AKP’nin hatalı politikaları neticesi Suriye’nin kuzeyindeki YPG/PKK eklenmiştir. Haziran 2014 seçimlerinden sonra ise ABD’nin tetiklediği PKK, iç savaş yolu ile AKP’den söz verdiklerini zorla alma yolunu denemeye başladı. ABD, şimdilerde Pentagon’un desteklediği PKK/YPG ve CIA’nın arkasında olduğu radikal İslamcı terör örgütleri ile Irak ve Suriye’de klinik harita çalışmalarına devam ederken, Erdoğan milliyetçilik kartına sarılarak içeride ve dışarıda mezhepçi şekillendirmelerine devam ediyor. ABD, Türkiye’nin de dâhil olduğu bu coğrafyada güç merkezleri ve direnç noktalarını yok etme sürecindedir. Rejim değişiklikleri yanında başta Irak, Türkiye ve İran olmak üzere harita değişikliklerine sıra gelmektedir.

 
ABD’nin ayaklanma stratejisi..

 
Şimdi sırada ABD ne yapmak istiyor, nasıl ayaklanma çıkarır ve darbe yapar konusu var. Bu işlerin adı Amerikan literatüründe “örtülü operasyonlar”, Ruslarda ise “aktif tedbirler”dir. Örtülü operasyonlar, Soğuk Savaş döneminde ABD başkanlarının Sovyetler Birliği’nin başına yeni dertler açma ve baskı yapma aracı olarak popülerdi. CFR, Soğuk Savaş döneminde CIA’nın yürüttüğü ayaklanma stratejilerinin oyun kurucusu oldu. Örtülü operasyonlar; yabancı bir ülkenin siyasi kararlarını, liderlerini, kurumlarını veya otoritesini değiştirmek için yapılan, yapanların kimliklerinin saklı kaldığı veya inkâr edildiği kişilerin düzenlediği operasyon ve programlardır[7]. Örtülü operasyonlar; adam kaçırmadan, gerilla unsurlarına lojistik destek sağlamaya, yıkıcı amaç taşıyan ani finans transferlerine kadar değişen çeşitli kurumların sinsice ve örgütlü olarak yaptıkları eylemlerdir. 1970’li yıllarda yaşanan skandallara kadar örtülü operasyonlar ABD dış politikasında merkezi rol oynadı. En başarılı örtülü operasyon programları arasında İtalya (1948), İran (1953) ve Guatemela’da (1954) CIA darbeleri, Afganistan’da (1979-1989) paramiliter eylemler sayılmaktadır. CIA’nın İran ve Guatemala’daki darbeleri ise katıksız bir başarı olmaktan ziyade belirli bir noktaya ulaşana kadar başarısızlıktı ve sadece kısa süreli faydalar sağladı. İran’da Musaddık operasyonu İslamcı köktendinciliğinin yükselişine katkıda bulundu. Guatemala’da ise seçilmişleri devirerek, demokrasiyi yok eden ABD, kendi sicili için yüz karası bir durum yarattı. Afganistan’da mücahitlere verilen destek, ABD askeri teknolojisinin düşman ellere geçmesine ve bugün ABD’yi doğrudan tehdit eden terörizmin seferber olmasına yol açtı. Ortadoğu’daki Arap emirleri ve onların elit dostları CIA’nın örtülü operasyonlarını finanse eder, fazla paraları ile ABD silahı da alarak böylece ülke içinde kendi hanedanlıklarının ayakta kalmasını sigorta altına alırlar[8]. Ortadoğu'da petrol üreten ülkelerin, yönetimlerini sürdürmeleri ABD'nin çıkarlarına bağlıdır. Yoksa sonları Irak ya da Libya gibi olur.

 
CIA operasyonları başlangıçta Amerikan iş dünyasının çıkarlarının korunmasına odaklandı. Çeşitli ülkelerde halk tarafından, demokratik yöntemlerle seçilmiş liderler önlerindeki en önemli engeldi. Çünkü bu liderler milliyetçi ideoloji ile ekonomilerini geliştirmek, zenginliği halka dağıtmak, ülke kaynaklarını yabancıların elinden alıp millileştirmek istiyor, Amerikan şirketleri tarafından kendilerinden istenen reformlara karşı çıkıyor, korumacı bir politika izlemeye çalışıyorlardı. CIA’nın işi ise Amerikan iş dünyasının çıkarlarını korumak için muhalefeti düzenlemek oldu. Bu muhalefet ideolojik çekişmelerin yoğun olarak yaşandığı Soğuk Savaş’ın ilk döneminde karşı taraf sol ve Komünist ilan edilerek, sağ diye bilinen kesimlerden seçildi ve silahlı kuvvetler içinden bir grup ile temas edilerek askeri darbeler düzenlendi. Yapılan pazarlık şu idi; eğer ülke ekonomisini yabancı yatırımcılar için uygun hale getirirseniz, sizi iktidara getireceğiz. Mevcut iktidarın gönderilmesi için seçilen muhalif gruplar kiralanmakta, eğitilmekte ve birlikte çalışılmakta idi. Bir yandan örtülü işler mekanizması çeşitli yöntemler kullanmaktaydı. Bu yöntemler içinde; propaganda, sahte oy sandıkları, satın alınmış seçimler, tehdit, şantaj, cinsel entrikalar, yerel basında yayınlatılan sahte hikayeler, muhalif partilerin içine sızma ve bölme, adam kaçırma, işkence, ekonomik sabotaj, ölüm mangaları ve suikastlar önde gelmekteydi. Bu yöntemler sonunda ülkede bir askeri darbeye yol açacak anarşi ortamını beslemekte ve ülkenin başına ABD çıkarlarına uyacak bir diktatörün getirilmesi ile anarşi sakinleşmekte idi. Ancak, iş bununla da bitmemekte, bu diktatörün güvenlik mekanizması CIA tarafından eğitilmeye ve kontrol altında tutulmaya devam edilerek; iş dünyasının düşmanlarına yönelik sorgulama, işkence ve cinayetlere devam edilmekte idi. Ülke genelinde insan hakları ihlalleri yapılırken kurbanların adı Komünistler idi. Ama çoğu durumda ortada bir Komünist tehdit yoktu. Muhalifler genellikle köylüler, liberaller, ılımlılar, işçi sendikası liderleri gibi yurtsever ve ulusalcı muhalefet idi.

 
Yukarıdaki senaryo CIA’nın meşhur ‘Amerikalılar Okulu’nda (SOA[9]) öğretildi ve pek çok ülkede benzer şekilde uygulandı[10]. Bu okul Panama’da açılmış sonra Georgia’da Fort Benning’e taşınmıştı. Okulun “Diktatörler Okulu” ya da “Katiller Okulu” gibi takma adları vardı. Latin Amerikalı subaylar kendi ülkelerinde uyguladıkları sorgulama, işkence ve cinayet yöntemleri bu okulda öğrenmişlerdi. 1987 yılına kadar CIA’nın örtülü operasyonları ile 6 milyon kişi öldü[11]. Ironik olan bütün müdahaleler genellikle Amerikan hedeflerini sağlayamadı. Yeni iktidara getirilen bir diktatör bile kendisi için kurulan CIA mekanizmasından kurtularak kendi polis devletini kurma yolunu seçiyor ama iktidarda kalmak için de CIA’nın dediklerini yapıyordu. Böylece dediklerini yaptığı sürece CIA, bu diktatörlerin acımasızlıklarına ve ordu, istihbarat, polis gibi güvenlik aygıtı üzerindeki kontrollerine göz yumdu. 2006 yılında yazdığı Overthrow adlı kitabında New York Times’ın eski muhabiri Stephen Kinzer, Amerikalı politikacıları başka ülkelerde darbe yapmaya yönelten şartları açıklıyordu. 1893’deki Hawaii müdahalesinden 2003’deki Irak Savaşı’na kadar yüzyıldan fazla bir dönemi inceleyen Kinzer’e göre; ABD’nin rejim değiştirme operasyonları üç safhalı idi[12]. Birinci safhada Amerikalı bir çokuluslu şirket yabancı hükümet ile vergiler, işçi hakları vb. konularda anlaşmazlığa düşüyordu. Bazen bu şirket özelleştiriliyor ya da bazı varlıklarını satması isteniyordu. İkinci safhada bu şirketin şikâyeti üzerine ABD’li politikacılar konuyu ekonomik olmaktan çıkarıp, siyasi veya jeo-stratejik bir konuma getiriyorlardı. Mesele baskıcı ve diktatör bir rejimin ABD politikalarını göz ardı eden, anti-Amerikancı eğilimleri haline geliyordu. Üçüncü aşamada politikacılar; kamuoyu desteği sağlamak üzere iyi ve şeytanın mücadelesi halinde takdim ettikleri sorunu çözmek için diktatörün baskısı altında ezilen fakir bir ülkeyi kurtarmaya yönelik müdahale gerektiğine ikna ediyorlardı. Aslında mesele her zaman büyün dünyaya yönelik bir projeksiyonu olan küçük bir elit tabakanın çıkarları ile sınırlı ola geldi.

 
            Soğuk Savaş sonrası ayaklanma anlayışı..

 
Amerikan hegemonyası temel olarak iki yöntemle işlemektedir; yumuşak gücün kullanıldığı rejimi restorasyonu (Gürcistan, Ukrayna, Kırgızistan’daki renkli devrimler ve diğer içten içe kurgulamalar) ve Irak örneğinde olduğu gibi sert gücün kullanıldığı ülke inşası (nation-building). Eğer hedef olarak seçilen ülke siyasi, ekonomik ve kültürel olarak içine sızılmaya ve ağ örülmeye müsait ise yumuşak güç unsurları vasıtası ile ülkedeki rejimin Batılı düzene uygun bir yönetime kavuşturulması için rejim restorasyonu metodu kullanılmaktadır. Soğuk Savaş ile birlikte savaş anlayışında önemli bir değişim oldu ve büyük güçler, kendi arasında doğrudan bir savaş riskinden uzak durmaktadırlar. Büyük savaş olasılığının azalması ile Batılı devletler savaşmaktan vazgeçmemiş, askeri silahlı çatışmalar düzenli hale gelmiştir. Batılı devletler sınırlı konvansiyonel savaşlarda kendilerine müttefik ülkeler bularak, bunları danışmanlar ve küçük askeri güçler ile destekleyerek, arka planda kalmayı ve daha çok seyirci konumda olmayı tercih etmeye başlamışlardır[13]. Çağımızın tehditleri artık devletlerin de ötesinde, devlet olmayan unsurlardan geliyor. Bunlar genellikle çöken bir devletin içinden çıkan etnik gruplar, ideolojiler, terör örgütleri şeklinde görülüyor. Yapılması gereken devletlerin çökmesini engellemek için işbirliği olduğu halde, büyük güçler önce bunu istismar vasıtası görüyor, sonra da onlarla mücadele için başka çerçeveler oluşturuyor. Bill Clinton’un ifade ettiği gibi, küreselleşmenin karanlık yüzünde ayaklanma işleri, siber savaş ve terörizm vardır. Doğrudan ve topyekûn askeri güç kullanımı yerine askeri kuvvetlerin sınırlı sayı ve kapsamda, belirli bölgelerde özel görevlerle kullanıldığı askeri yöntemler, bir müdahale ve politika vasıtası olarak Yeni stratejinin temelinde 1990’lardan beri kimlik ve rejim sorunları üzerinden ulus-devlet yapılarının istismarı bulunmaktadır. Ulus-devlet egemenliğine yönelik olarak geliştirilen; (kendi halkına karşı) koruma hakkı[14], önleyici darbe, terörle küresel savaş, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, başarısız/serseri devletler, demokrasi geliştirme, serbest pazar, insan hakları dayatması, devlet dışı aktörler gibi kavramlar iç ve dış müdahale süreçlerinin kavramsal alt yapısı ve meşruiyet çatısı olarak kullanılmaktadır.

 
Soğuk Savaş’tan sonra bir düşüşe geçen askeri örtülü operasyonlar 11 Eylül 2001 ile birlikte özellikle Irak, Afganistan ve küresel terörist ağı hedef alınarak yeniden kurgulandı. Ortadoğu’da Arap hareketleri ile birlikte demokrasi geliştirme işi yerini terörle mücadeleye bıraktı[15]. 2000’li yıllarda önce yumuşak güç kullanarak renkli devrimler yolu ile daha sonra Arap hareketlerinde görüldüğü gibi diktatörü kovma oyunu ile küresel sermaye rejim değiştirmeye yönelik askeri operasyonlar üzerinden kendi planlarını gerçekleştirmeye devam etti. ABD vekili otoriter rejimler görmezden geliniyor ve artık yapılan mücadele içinde kimse demokrasiden bahsetmiyor. Libya’da Avrupalıların çıkarları için Kaddafi hedef alındı ve ülke kaos içinde bırakıldı. Mısır’da Mursi’nin daha tehlikeli olduğu anlaşılınca Sisi’nin askeri yönetimine pek ses çıkarılmadı ama ABD’nin asıl adamları bir türlü öne çıkamadı[16]. Amerikan oyununu gören Sisi, yabancı NGO’ların ve ABD istihbaratının faaliyetlerine engel koyunca hedef adam oldu. Gelinen süreçte Ortadoğu artık yeni dengelerin, mezhep savaşlarının ve radikal savaşçıların içinde doğum sancıları çekiyor; özetle asıl plan işliyor. Teröre karşı açık uçlu savaş, El Kaide ve bağlantılı grupların yok edilmesi hedefi, örtülü operasyonların tarifi idi. Bu amaçla özel kuvvetlerin mevcudu artırıldı ve CIA’nın Özel Faaliyetler Başkanlığı yeniden yaşama geçirildi. Sadece terörle savaşılmayacak, demokrasi de götürülecekti. Amerikan istihbaratının (DNI) Başkanı John Negroponte 27 Ekim 2005 tarihinde AFP’ye yaptığı açıklamada, demokrasilerin güçlendirilmesi konusunun bundan böyle terörizmle mücadelenin yanında, Amerikan istihbarat servislerinin yeni stratejisi olacağını belirtti[17]. ABD için örtülü operasyonların geldiği son nokta burasıdır. 21. yüzyılda daha çok başvurulacak ve yöntemleri gittikçe gelişecek bir gelecek vaat etmektedir. Tablo 1’de görüldüğü gibi geleceğin savaşları ayaklanmalar, iç savaşlar, terörizm ve konvansiyonel güçler ile iç içe senaryoların iç içe yer aldığı melez savaşlardır.

 
Tablo 1: Yedi Uzun Savaş Stratejisi ve Sekiz Eğilim




Açıklama: xx: Çok Muhtemel, x: Az Muhtemel, boş: analiz edilmemiş/uygun değil.

Kaynak: Christopher G. Pernin, Brian Nichiporuk, Dale Stahl, Justin Beck, Ricky Radaelli-Sanchez, Unfolding the Future of the Long War Motivations, Prospects, and Implications for the U.S. Army, RAND Corporation, Santa Monica, CA, 2008, 103.

 
Son yıllarda protestolar ile başlayan halk hareketleri dünya genelinde oldukça görünür hale geldi. Sudan ya da Mısır’daki protestolar kadar Norveç’te petrol işçilerinin ya da Tayland’daki muhalif partilerin gösterileri de sadece otokrat ülkelerde değil, dünyanın her yerinde halk hareketlerinin etkili bir strateji haline geldiğini göstermektedir[18]. Çünkü ayaklanma ve diğer halk hareketleri büyük silahlardan ziyade ülke nüfusundan sağlanan desteğe dayanır. Devlet yönetimini elinde tutanların asimetrik gücüne karşı ayaklanma ve protestolar devletin zayıf taraflarından istifade imkânı sağlayan bir yöntem olarak kullanılır. Protestoların şiddetini artırarak ya da şiddet kullanarak ayaklanma hareketlerine kolaylıkla dönüştüğü günümüzde sık sık test edilmektedir. Böyle bir muhalif grubu oluşturmanın temelinde ortak bir amaç ve organize olmak yatmaktadır. Protesto hareketinin başarılı olması grubun büyümesine ve moral altyapısının gelişmesine, bu da şiddetin ve kaos ortamının büyümesine yol açar. Bu yüzden, protesto hareketleri başlangıçta oldukça büyük çoğunluğun beklentisi olan küçük ve masum bir istekle başlar ve bu isteklerin ancak protesto ile sağlanabileceği inancı yerleştirilir. Küçük kalabalığın büyümesi, büyük meydanlara taşınması ve medya ilgisinin kullanılması ayrı bir strateji işidir. Devletin elinde ise güvenlik güçleri (polis, asker vb.), yargı ve korku salmak vardır. İran, 2009 yılında CIA tarafından desteklenen ve halktan halka iletişim yolu ile halk ayaklanmasını hedefleyen bir şebeke programını ortaya çıkardı. Dubai’den yönetilen bu program ABD ve İranlılar arasında kişisel ve elit ilişkisi ile kültürel ve bilimsel çalışmalar görüntüsü altında şebekeleşerek, bir renkli devrimi daha öngörüyordu. Projeye katılanlar arasında Woodrow Wilson Vakfı, Soros Vakfı, AIPAC gibi CIA’ya yakın kurumlar yanında gönüllü yardım kuruluşları, Azerbaycan, Türkiye, BAE ve Kuveyt’ten de ajanların yer aldığı açıklandı. CIA, projede bilim adamları, üniversite profesörleri, din adamları, sanatçılar, sporcular ve modacılar kullandı[19].

 
            ABD’nin ayaklanma ve iç savaş çıkarma kurgusu..

 
Soğuk Savaş süresince CIA, analitik süreçler ve ikaz istihbaratı konusunda sınırlı kabiliyetlere sahipti. 1994 yılında CIA İstihbarat Başkanlığı içinde kurulan Siyasal İstikrarsızlık Görev Kuvveti (PITF[20]), dünya genelindeki siyasi istikrarsızlıkların uzun dönemli risk değerlendirmesi için açık kaynak bilgisine dayalı bazı modeller geliştirdi. Arap Baharı öncesi bu modelleri resmileştirmek için ABD Ulusal İstihbarat Direktörü’ne (DNI[21]) bağlı İstihbarat Araştırma Projesi Faaliyeti (IARPA[22]) ve bazı ajanslar ikaz istihbaratı ile ilgili geliştirme görevleri aldılar. IARPA iki program geliştirdi;


- Açık Kaynak Programı (OSI[23]), 2011 yılında hayata geçti ve siyasi krizleri, ekonomik istikrarsızlıkları, kitlesel şiddeti ve çeşitli insani krizleri tahmin etmek için analitik metotlar geliştirmektedir[24]. Özellikle sosyal medya üzerinden sosyal istikrarsızlıkların evrimi üzerinde durulmaktadır[25].


 - Bütünleyici Olasılıklar Değerlendirmesi (ACE[26]), çeşitli teşkilatların bağımsız öngörü çalışmalarını bir araya getirerek, geliştirmektedir[27].

 
IARPA’nın Açık Kaynak İstihbaratı programında OSINT[28] kullanımı sivil istikrarsızlıklarda test edildi[29] ve yeni analitik ihtiyaçlar ve insan kullanımı konusunda yenilikler öngörüldü[30]. Akademik alanda özellikle uluslararası ilişkiler uzmanlarının çalışmalarının beklentileri karşılamadığı tespit edildi[31].

 
Ülkelerin ve grupların iç dinamiklerini; siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel faktörleri anlamak için çok disiplinli çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu tür çalışmalar ABD’de Operasyonel Ağ Çalışması (ONA[32]) olarak adlandırılır ve doğrudan istihbarat toplumu tarafından değil, büyük ölçüde askeri sözleşmelerle ihale edilen özel şirketler tarafından yapılır. ABD’nin Somali, Bosna, Kosova, Afganistan, Irak gibi yerlerde icra ettiği istikrar ve ülke inşa çalışmalarına rehberlik eder. Her 18-24 ayda bir yenilenir ve ortalama 5-8 yıl sürer[33].

 
Tablo 2: Bir Ülkedeki Siyasi İstikrarın İzlenmesi



Kaynak: US Government A Tradecraft Primer, Structured Analytic Techniques for Improving Intelligence Analysis, March 2009, 13.

 
Ülke istikrarını takip konusunda ABD büyükelçilikleri “ülke timi” olarak kabul edilmekte ve diğer ajanslardan uzmanlar ile takviye edilmektedir. ABD hükümeti de stratejik önceliğine göre bu yapıya ilave kaynak ayırmaktadır. Bu tim, bulunduğu ülkedeki Amerikan operasyonlarının ilk hattıdır[34]. ABD Dışişleri Bakanlığı, yereldeki liderlere ulaşmak için 2010 yılında “Küresel Hükümetler Arası İşler Ofisi”ni (S/SRGIA[35]) kurdu. Yerel halklara angaje olmak için kurulmuş olan “Yeniden İnşa ve İstikrar Koordinatörlüğü Ofisi (CRS[36])” ise 2011 yılında büyültülerek “Çatışma ve İstikrar Operasyonları Bürosu (CSO[37])” adını aldı. CSO’nun görevi; Dışişleri Bakanlığı adına, çatışmayı önleme misyonu altında gittiği yerdeki tüm NGO ve teşkilleri, çok taraflı kuruluşları ve diplomatları kontrolü altına almak, Sivil Karşılık Kolordusu’nu (CRC[38]) etkin şekilde kullanmak ve yerel ile işbirliği yapmaktır. ABD’nin demokrasi yayma tezgahının başı olan NED’in parti uzantıları NDI ve IRI da, bu yerlerdeki siyasi teşkiller ile demokratik kurumlar çerçevesi altında işbirliğine katkıda bulunmaktadır. Halen NDI’nin 125’den fazla ülkede yasama ve konsey üyeleri, siyasi ve sivil örgütlerle işbirliği yapmaktadır. IRI ise özgürlük ve demokrasi geliştirme peşinde; siyasi partiler ile birlikte sivil kurumlar oluşturulması, açık seçimler, demokratik yönetişim ve hukukun üstünlüğü gibi işlere odaklanmaktadır. USAID, sivil toplum ve özel sektör gibi devlet dışı kurumlar ile kalkınma çatısı altında özellikle merkezi yapının çözülmesini iş edinmekte, başta kadınlar olmak üzere marjinal gruplar oluşturmaktadır. Bütün bu işlerin kotarılmasında Hazine Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, şehir yöneticileri yanında “Uluslararası Şehir/Bölge Yönetim Birliği” ve “Eyalet Ortaklığı” gibi programlar kullanılmaktadır[39]. Herhalde, yıllardır Türkiye’de kurgulanmaya çalışılan yerinden yönetim ve Bölge Kalkınma Ajansları’nın amacı böylece daha iyi anlaşılacaktır.

 
Amerikan ordusu yıllardır ayaklanmalara karşı harekât konseptini yeniden düşünmektedir. Ayaklanmanın başarısı, ayaklanmacılar ile genel nüfus arasındaki ilişkiye bağlıdır. Ayaklanma ile mücadele edenler için ise halka ekonomik ve sosyal iyileştirmeler yapmak, halkı ayaklanmacılardan korumak başarının sırrıdır. Ancak, dikkat edilmesi gereken Amerikan konsepti Amerikan işgalci gücünün gittiği yerdeki ayaklanmacılar için yazılmış olmasıdır. Burada halka rüşvet verilmesi ya da baskı ile sindirilmesi söz konusudur. Tartışılan husus, Vietnam’dan beri uygulanan Irak ve Afganistan’da da başarısız olan bu konseptin değiştirilmesidir. Yeni stratejinin temelinde daha belirgin askeri hedefler tespit edilerek işgal kuvvetleri yerine özel kuvvetler kullanılması yatmaktadır[40]. Nitekim son yıllarda başta Afrika olmak üzere dünya genelinde Amerikan özel kuvvetleri kullanımı artmış, Obama’nın direktifi ile Sudan’dan Endonezya’ya kadar her yere 50-100 kişilik gruplar halinde görevlendirilen özel kuvvet mensupları örtülü olarak gittikleri yerlerde pek çok cinayete girişmiş ya da o ülkede karşı gruplar oluşturmak için eğitim ve silah desteği verme görevi almışlardır. Artık ayaklanma ile mücadelede toprak işgal etmeksizin kamuoyu düşüncesinin değiştirilmesi esas hale gelmiştir[41]. Halk bypass edilerek doğrudan muhalif gruplar hedef alınmaktadır. Bu stratejinin en faydalı tarafı işgal harekâtına göre oldukça ucuz olması, görünür olmaması nedeni ile meşruiyet sorununu çözmesi, zaman sorunu olmaması ve ABD için siyasi imajına asgari zarar vermesidir. Küresel dinleme ve açık istihbarat ile dünya genelinde hedefler belirleniyor ve sürekli insanlar öldürülüyor. Bu iletişim ağının en üstünde ABD başkanı var, cinayetlere karar vermeye devam ediyor. Oluşturulan öldürme listesinden seçilenler, başkan Obama’nın onayı ile dört şekilde öldürülüyor; insansız hava araçları, özel kuvvetler, hava kuvvetleri, CIA timleri. Buna ABD literatüründe hedefli öldürme sistemi (targeting killing system) diyorlar. Bu yöntem, ABD’nin şu an terörle mücadele adı altında kullandığı küresel ölüm makinesidir. ABD’nin savaş alanları dışında kullandığı hedefli öldürme işlerinde %95 insansız hava aracı kullanıldı[42].
 
           
ABD’nin diğer ülkelerin istikrarına ilgisi..

 
           
ABD İstihbarat Konseyi’nin “Küresel Trendler 2030[43]” raporu; isyancı, milis, devlet dışı silahlı grup gibi aktörlerin gelecekte artan hızda çoğalacağını göstermektedir. Bu da düzensiz savaşlar ile nasıl başa çıkılacağı ile ilgili yeni strateji arayışlarını gerektirmektedir. Yalın gerçek, ayaklanma ve iç savaşın bir dış destek olmadan yapılamayacağı ve bu desteğin genellikle bir Batılı ülke ya da daha açıkça ABD’den gelmesidir ama sonuçta bu savaşlar üçüncü tarafların işine yaramaktadır. Batıya göre başarısızlığın temelinde az vererek, çok beklemek vardır[44]. CIA oyunları uzun vadede sonuca çok az etki etti[45]. Yapılan çalışmalara göre; CIA’nın sivil savaşı destekleme faaliyetleri, karada savaşanlara doğrudan destek sağlanmadığında daha az etkili oldu. Bu yüzden geleceğin vekilli savaşlarında karada savaşanlara daha fazla güven, tavsiye ve destek verecek danışmanlar üzerinde durulmaktadır. Diğer önemli sorun “asil vekil problemi[46]”nin nasıl çözüleceğidir. Bu problemin özünde desteklenmek için seçilen tarafın bir süre sonra asıl destekleyen tarafın değil kendi çıkarlarının peşine düşmesidir. Bu da daha çok yeterince vekilli savaşın yapan taraf ile birlikte yeterince sorumluluk almama ve destek sağlanmadığında söz konusu olmaktadır. Bu destek çok olsa bile, beklenti fazla olmamalıdır. Savunma alanında son yıllarda ortaya çıkan en önemli akım Irak ve Afganistan’da yerini bulan karşı-ayaklanma harekâtı oldu. Hatta bu alanda yapılan çalışmalar öyle yoğunlaştı ki bu işe girenlere karşı-ayaklanma mafyası denilmeye başlandı. Savunma planlamacıları karşı-ayaklanma ile diğer harekât türleri arasında gelecekte nasıl bir denge kurulabileceğini ve bu harekât türünün 21. yüzyılda gerçek yerinin ne olacağını tartışıyorlar.

 
ABD, 2008 yılından beri geliştirdiği halkların duyarlılık analizi ve sosyal radar çalışmaları başka ülke halklarına angaje olma çalışmasının bir parçasıdır[47]. Facebook’un üç temel işlevi; başka insanları tanıma fırsatı, kendi görüşlerini anlatma ve son olarak başkalarının nasıl düşündüğünü, neye dikkat ettiğini anlama imkânı yaratmasıdır[48]. Twitter istihbarat analizi için iki açıdan önemlidir; bir olayın meydana geldiğini kısa sürede haber almak ve kamuoyu oluşturmak (akıllı güç vasıtası). Dünyadaki tüm insanlar için büyük bir bilgi bankası ortaya çıkmakta, bununla da kalmayıp, davranışlarımız gerçek zamanlı olarak izlenmekte, ölçülmekte, kayıt edilmekte ve analiz edilmektedir[49]. Sosyal medyadaki bilgilerinizle resimli olarak ilişkileriniz, yaşam dinamikleriniz takip edilebilmektedir. Bu kadar büyük verinin (big data) analiz edilebilmesi için geliştirilen tekniklerden biri Doğal Dil İşleme’dir (NLP[50]). Makine-öğrenme algoritmaları kullanılarak insan analizinde istatistiksel bağlantılar kurulmaktadır. NLP’nin en yaygın kullanımlarından birisi hassasiyet ölçümü, bunun için tweetl’eri ‘olumlu’, ‘nötr’ ve ‘olumsuz’ olarak üç sınıfa ayırmasıdır. Diğer bir yumuşak istihbarat alanı bilgisayar izlemesidir (computer surveillance). Bu başkalarına ait bilgisayarda yapılan işlerin izlenmesi kadar, hard drive’da depolanan bilgiler veya internet yolu ile kullanılan bilgileri de içermektedir. Bugün pek çok bilgisayar izleme programı dünyadaki tüm internet trafiği üzerinde iz bırakmadan çalışmaktadır. Bu programlara en kolay yasal destek sağlama gerekçesi; teröristlerin ne okuduğunu ve yazdığını bilmek, terörist ve suçluları yakalamak ve toplumu onlardan korumaktır. Bazen bilgisayarınıza dışarıdan bağlanarak çeşitli programlar yüklenebilmektedir. Bütün bu programlar için en uygun ortam sosyal şebekelerdir. Sosyal şebeke haritası oluşturularak kişilerin ilgi alanları, dostları, dâhil olduğu gruplar, istekleri, inançları, düşünceleri ve faaliyetleri ile ilgili bilgi toplanmaktadır[51]. Google sayfaları bilgisayarınıza yüklediği yardımcı programlar (cookies) ile sizin bilgisayar kullanma alışkanlıklarınızı, ne okuduğunuzu, hangi siteleri gezdiğinizi takip eder ve böylece profiliniz çıkar[52].
 

​Suriye’de iç savaş çıkarılması ile ilgili çalışmalar Arap Baharı’nın çok öncesinde başladı. Lübnan eski başbakanı Rafik Hariri, 14 Şubat 2005’de Mossad tarafından öldürülüp, suikast Esat’ın üzerine atıldı. Irak’ta iç savaşla uğraşırken ABD, 2005 yılında Suriye’ye askeri müdahaleye karar vermişti. ABD Dışişleri Bakanlığı, 2006 yılı başında Suriye’de rejim değişikliği için 5 milyon dolar bütçe ile işe başladı[53]. 2008 yılına kadar Bush yönetimi Suriye hükümetine Irak ve Lübnan üzerinden baskı yapıyor gözükürken, arka planda pek çok pazarlık başlamıştı. Wikileaks belgeleri, daha 2009 yılında yani Arap Baharı başlamadan 2 yıl önce CIA’nın muhalif grupları oluşturmaya ve destek sağlamaya başladığını ortaya koyuyor. CIA’nın kontrolünde 2011 yılından beri Suriye’deki iç savaşın finansörü ve eleman kaynağı olmaya devam eden Suudi Arabistan ve Katar, IŞİD’in ana kaynağı olan El Nusra’nın yaratılmasında ABD’nin en yakın müttefiki oldular[54]. Suudiler ve Katar parayı verirken, Türkiye, lojistik destek sağlıyor, silah ve teçhizat veriyor, kendine göre Suriye direnişini örgütlüyordu[55]. 31 Mayıs 2011’de 300 kadar muhalif Antalya’da toplanırken, Suriye’den kaçan ve kaçırılan bazı subay ve askerler Hatay’da Özgür Suriye Ordusu’nu kuruyordu. 2 Ekim 2011’de İstanbul’da Batılı istihbarat örgütlerinin arkasında olduğu Suriye Ulusal Konseyi (SUK) kuruldu. Suriye’ye ilk gelen 200 yabancı cihatçı Tunus ve Libya’dan gemi ile İskenderun’a geldi ve oradan Suriye’ye girdi. Mayıs 2011 sonlarında ÖSO’ya katılarak, 9 Haziran 2011’de ilk saldırılarını Cisr El-Şuğur kasabasına yaptılar. CIA ve diğer istihbarat örgütleri yeni cihatçı bulmak için seferber olmuşlardı. Beş yıl içinde yaklaşık 80 ülkeden 50 bin katil Türkiye sınırlarından Suriye’ye geçti. Mart 2011’de Dera’da başlayan ayaklanmaların arkasındaki kilit oyuncu, ABD’nin sessiz ve gölgede kalmayı seven diplomatlarından Robert Ford idi[56]. Suriye’nin güneyindeki Dera’da ayaklanmaların patlaması dikkatlice Tunus ve Mısır olaylarını takip edecek şekilde planlanmıştı. Salvador’da John D. Negroponte uygulanan ölüm mangaları stratejisi Suriye’de büyükelçi Robert S. Ford tarafından uygulandı. Çatışmaların tırmanması için Lazkiye liman şehrine bağlı Ramleh bölgesinden İslamcı ölüm mangaları sızdırıldı[57]. Keskin nişancı tüfekleri taşıyan bu mangaların görevi yerel halkı kışkırtmak, ortamı terörize etmekti. Batılı medya bu İslamcı grupları kendini Suriye ordusundan koruyan aktivist ya da Filistinli muhalifler olarak tanıttı.

 
            Sonuç

 
             ABD’nin 1950’lerden beri ülkemizde yaptığı tüm düzenlemeler ve aldığı gizli ve açık tüm önlemler iç siyasal gelişmeler üzerinde “etki ve kontrol”ün sağlanmasına yöneliktir. 1950’lerden itibaren Komünizmle mücadele için ülkemizde eğitimden liberal ideolojiye, silahlanmadan milliyetçilik anlayışına, modernleşmeden bilimsel çalışmalarına kadar her düzenleme için Türk yöneticiler ikna edilirken, 1990’lardan sonra toplumun tüm kesimlerini etkileyen derinden bir dönüşüm başlatıldı. Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve toplumsal anlamda yaşamakta olduğu bu köklü dönüşüm temelde ABD ile bağımlılık ilişkilerinin derinleştirilmesine, onun büyük projelerinin bir parçası olmayı garanti etmeye yöneliktir. Dünya ekonomisi ve iş bölümüne dâhil olabilmek, ülkeye demokrasi ve insan haklarını köklü olarak yerleştirebilmek, iç istikrarsızlıklara barışçı ve silahsız bir çözüm bulabilmek ve nihayet Ortadoğu’da büyük bir güç olmak için Türkiye’ye dayatılan politikaların arkasında ABD’nin çıkarları, dönüşüm politikaları ve bunu bize telkin eden sinsice örülmüş bir kurgu vardır. Bu kurgunun aktörleri de değişmekte, kimileri yeni dönemin gereklerine uygun hale getirilirken, başta Silahlı Kuvvetler olmak üzere bazıları da derin travmalara maruz bırakılmakta, ülke içi hiyerarşi düzenlenmektedir. Bütün bunların arkasında ise Washington’daki CIA’nın ülke analiz uzmanları vardır. 15 Temmuz 2016 gecesi Büyükada’da toplanan ekipte bulunan Ellen (Elaine) Laipson, CIA’nın Türkiye konusunda baş analizcisi ve ülke timinin başı idi. CIA’nın 2015’de başlattığı görev merkezleri reformu gereği analizciler, önemli operasyonlar esnasında sahada bulunuyorlar. Sonuçta Laipson ve ekibi elini kolunu sallaya sallaya gitti. Türkiye, bölücü terör ile olduğu gibi FETÖ ile mücadelesinde de kuklacıları değil, kuklaları hedef alıyor.


Doç. Dr. Sait Yılmaz
@DocDrSaitYilmaz



DİPNOTLAR

[1] Peter R. Mansor, The Softer Side of War, Foreign Affairs, (January/February 2011), 43.
[2] Ahmet Akif Mücek: Asimetrik Savaş ve Provokasyon Süreci, Gökkuşağı Yayınları, (İstanbul, 2010), 22.
[3] Mücek, a.g.e., (2010), 9.
[4] ABD’nin Türkiye’deki örtülü operasyonları için bakınız; Sait Yılmaz: Türkiye’deki Amerika, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2015)
[5] Ceyhun Bozkurt: Amerikalı Diplomatların Güneydoğu Faaliyetleri, Kripto Yayınları, (Ankara, 2010), 45.
[6] Hasan Demir: CIA Ajanı Green ve Türk Çocuğu İbrahim, Yeniçağ Gazetesi, (28 Mart 2007).
[7] Sait Yılmaz, 21. Yüzyılda Güvenlik ve İstihbarat, Milenyum Yayınları, (İstanbul, 2008), 56.
[8] Dean Henderson, Big Oil & Their Bankers in the Persian Gulf, CreateSpace Independent Publishing Platform, (2010), 167.
[9] SOA: School of The Americas.
[10] William Blum, Killing Hope: U.S. Military and CIA Interventions since World War II, Common Courage Press, (Monroe, Maine, 1995).
[11] Coleman McCarthy, The Consequences of Covert Tactics, Washington Post, (December 13, 1987).
[12] Stephen Kinzer: Overthrow: America's Century of Regime Change from Hawaii to Iraq, Times Books, (2007), 23-24.
[13] Michael Mann: States, War and Capitalism, Blackwell, (Oxford, 1988), 184-185.
[14] R2P: Responsibility to Protect.
[15] Barbara Slavin, Obama Administration Downgrades Signature Mideast Democracy Program, Al Monitor, (October 9, 2014).
[16] Charles W. Dunne, Democracy Promotion: Obama’s Mixed Record, MEI Scholar Series, (Now 19, 2014).
[17] Agence France Presse, Amerikan İstihbaratının Yeni Stratejisi Demokrasiyi Güçlendirmek, (Oct 28, 2005).
[18] Ben West, Protest Movements as Political Strategy, Stratfor, (July 5, 2012).
[19] Mehr News Agency, CIA Discovered Planning “Soft Revolution” in Early 2009, Global Research, (June 24, 2009).
[20] PITF: Political Instability Task Force.
[21] DNI: Director of National Intelligence.
[22] IARPA: Intelligence Advanced Research Project Activity.
[23] OSI: Open Source Program.
[24] IARPA Announces New Research Program, ODNI News Release No. 24-11, (August 24, 2011).
[25] Ting Hua, Chang-Tien Lu, Naren Ramakrishnan, Feng Cheng, Jaime Arredondo, David Mares, and
Kristen Summers, Analyzing Civil Unrest through Social Media, Computer 46 (12) (2013), 80–84.
[26] ACE: Aggregative Contingent Estimation.
[27] Barbara Mellers, Eric Stone, Pavel Atanasov, Nick Rohrbaugh, S. Emlen Metz, Lyle Ungar, Michael M. Bishop, Michae Horowitz, Ed Merkle, and Philip Tetlock, The Psychology of Intelligence Analysis: Drivers of Prediction Accuracy in World Politics, Journal of Experimental Psychology: Applied Vol.21, No.1, (2015), 1-14.
[28] OSINT: Open Source Intelligence.
[29] Pedro Manrique, Context Matters: Improving the Uses of Big Data for Forecasting Civil Unrest, IEEE Intelligence and Security Informatics (ISI), Washington, June 4–7, 2013.
[30] Hamilton Bean, The Paradox of Open Source: An Interview with Douglas J. Naquin, International Journal of Intelligence and Counterintelligence 27:1, (2014), 49.
[31] Paul C. Avey and Michael C. Desch, What Do Policymakers Want From Us? Results of a Survey of
Current and Former Senior National Security Decision Makers, International Studies Quarterly, Volume 58, Issue 2, (June 2014), 227–46.
[32] ONA: Operational Network Assessment.
[33] Defense Science Board, "Executive Summary," in Transition to and from Hostilities, Office of the Under Secretary of Defense for Acquisition, Technology and Logistics, (Washington DC, 2004), iv.
[34] Robert B. Oakley, Michael Casey Jr., The Country Team: Restucturing America’s First Line of Engagement, INSS National Defense University, Strategic Forum No. 227, (September 2007).
[35] GIA: Office of Global Intergovernmental Affairs.
[36] CRO: Office of the Coordinator for Reconstruction and Stabilization.
[37] CRS: Bureau of Conflict and Stabilization Operations.
[38] CRC: Civilian Response Corps.
[39] Reta Jo Lewis, Transitioning from Conflict & Disaster to Stability, Security 7th Annual Peacekeeping, Reconstruction, & Stabilization Conference, Westin Alexandria, Alexandria, VA, (February 7, 2012).
[40] George Friedman, The End of Counterinsurgency and the Scalable Force, Stratfor, (June 5, 2012).
[41] Friedman: ibid, (June 5, 2012).
[42] Michael Zenko, Reforming U.S. Drone Strike Policies, Council on Foreign  Relations Special Report No. 96, Center for Preventative Action. (January 2013), 8.
[43] National Intelligence Council, Global Trends 2030: Alternative Worlds, December 2012. https://publicintelligence.net/global-trends-2030/
[44] Jan K. Gleiman, The Future of War Is Here: Proxy Warfare, ASPI, (October 24, 2014).
[45] Mark Mazzetti, Panel Faults C.I.A. Over Brutality and Deceit in Terrorism Interrogations, The New York Times, (December 9, 2014).
[46] Principal-agent problem.
[47] Bu uygulamalar için bakınız, Sait Yılmaz: Akıllı Güç, Kumsaati Yayınları, (İstanbul, 2011).
[48] Lee Hudson Teslik, New Media Tools and Public Diplomacy, CFR.org, (May 11, 2009).
[49] Viktor Mayer-Schonberger, Kenneth Cukier, Big Data, John Murray, (London, 2013), 142.
[50] NLP: Natural Language Processing.
[51] Anders Albrechtslund, Online Social Networking as Participatory Surveillance, (March 3, 2008). http://www.uic.edu/htbin/cgiwrap/bin/ojs/index.php/fm/article/view/2142/1949. Christian Fuchs, Social Networking Sites and the Surveillance Society, Forschungsgruppe Unified Theory of Information, (Salzburg and Vienna, 2009). http://fuchs.icts.sbg.ac.at/SNS_Surveillance_Fuchs.pdf. Jason Eithier, Current Research in Social Network Theory, Northeastern University College of Computer and Information Science, (2009). http://www.ccs.neu.edu/home/perrolle/archive/Ethier-SocialNetworks.html.   
[52] Priyanki Joshi, Every Move You Make, Google Will Be Watching You, Business Standard, (March 21, 2009). http://www.business-standard.com/india/news/every-move-you-make-google-will-be watching-you/57071/.
[53] Seth Wikas, Battling the Lion of Damascus: Syria’s Domestic Opposition and the Asad Regime’, Washington Institute for Near East Policy, Policy Focus #69, May 2007,  http://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/view/battling-the-lion-of-damascus-syrias-domestic-opposition-and-the-asad-regim
[54] Stephen Pollard, The Civil War in Iraq is Terrible Danger tu Us, Express.co.uk, (June 13, 2014). London Daily Express: The Islamic State Terrorists Had Money and Arms Supplied by Qatar and Saudi Arabia, (June 21, 2014).
[55] Peter Oborne, A Powerful and Merciless Force Has Emerged on the World Stage, The Telegraph, (June 12, 2014) Diğer gazeteler; Daily Beast’s “America’s Allies Are Funding ISIS,” the London Telegraph’s “How Isil is Funded, Trained and Operating in Iraq and Syria,” and the Daily Mail’s “Cameron Tells European Leaders to ‘Be Good to Their Word’
[56] Mary Beth Sheridan, Low-Key U.S. Diplomat Transforms Syria Policy, The Washington Post, (July 12, 2011).
[57] Mahdi Darius Nazemroaya, Julien Teil, Syria's Death Squads and Islamist "Freedom Fighters", Global Research, (October 6, 2011).
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin Bayrak - 3 ay önce
Hocam agziniza saglik. Bu Makale bir ödüle layik sekilde yazilmis.

Saygilar
Avatar
abrek - 2 ay önce
arşivliktir.
elinize sağlık hocam..