Almanya'da dört gün - 2


Oktay Yıldırım

Oktay Yıldırım

10 Nisan 2016, 11:28

 

Kim Kaldı İttihatçılar’dan

Başka konuklarımız da var yolda. Silivri’de bir saatlik bilgisayar odası çalışmalarında kulaklıkla kaçak olarak dinlediğimiz, Celal Güzelses… Taş plağa kayıtlı sesiyle “Bahçada yeşil hıyar, boyun boyuma uyar” diye içli içli eşlik ediyor bize… Ardından Attila İlhan…Cep telefonuma kayıtlı şiirlerinden birkaçını okuyorum, yüreklerimiz bileniyor:
“Kim kaldı ittihat ve terakki'den
O jöntürkler ki - `hariçten
Evrak-ı muzırra celbederlerdi' -
O fedailer ki barut öksürürler
Sakal tıraşları mavi
Kırmızı bıyıkları biber
Kim kaldı
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nden…”
Biz kalmışız işte, kavga aynı kavga, millet uğruna yollarda birkaç fedai… Tarih, coğrafya, bilim hepsi eşlik ediyor bize. Hepsi gönüllü yol arkadaşımız.

  

M. Ali Ölmez, Vatan Bölünmez

Bielefeld’deki konferans akşam 19.00 yerine biraz gecikmeli başladı. Salonda farklı kesimlerden birçok insan vardı, Azerbaycan Kültür Derneği’nden, çeşitli siyasi partilerden duymak ve anlamak için bakan gözler. İsmail Hakkı Pekin’e ikiz kardeşi kadar benzeyen bir Azerbaycan Türkü gözden kaçacak gibi değildi. Geç saatlere kadar süren program sonunda biz de yorulmuştuk. O akşam Avrupa ADD Birliği Genel Başkan Yardımcısı ve Bielefeld Yabancılar Meclisi Başkanı Mehmet Ali Ölmez’in evinde kaldım.

 

Lakabı Ölmez.Oradaki yurttaşlarımız arasında yerleşmiş bir tekerlemesi bile var: “Mehmet Ali Ölmez, Vatan Bölünmez” diyor herkes. Başka bir gün mutlaka yazacağım, film gibi bir aşk hikâyesinin sonunda ilk aşkına kavuşmuş bir gönül adamı.
Bielefeld’in 800 yıllık tarihinin de bir parçası. Belediye tarafından basılan kitaplarda önemli bir yer ayrılmış. Siyasi görüşü ne olursa olsun her kesim tarafından saygı ve kabul gören bir doğal toplum önderi.

Türk konsolosunun bulunduğu bir ortamda Türk Milletini Ermeni soykırımı yalanıyla suçlamaya kalktıkları zaman, “ben Atatürk’ün verdiği yetkiyle şu anda Türk devletini temsil görevini üzerime alıyorum. Konsolosluk ve Dışişleri Bakanlığı yetkilerini alıyorum ve bu konuşmaları ihanet olarak mahkûm ediyorum. Türk Milleti adına reddediyorum” diyebilecek kadar devrimci ve inisiyatif sahibi biri.

Ertesi gün, bir zamanlar dağlarda uzman çavuş olarak terörle mücadele etmiş Cannur Başaran, içtenlikle kucakladı bizi. O ana kadar “Almanya’ya gitmedim” diye yemin etsem başım ağrımazdı.  Ne bir yeri gezebilmiş, ne de bir kare fotoğraf çektirebilmiştim. Ertesi gün Bielefeld kalesine çıktık, Ölmez resimlerimi çekti, “Gel komutan” dedi, “buraya geldiğini belgeleyelim.” Ama bunun için bile vaktimiz çok azdı. Önce bir toplantı arkasından hemen Herne’ye  doğru yola çıkacaktık.


Afganistanlı Türk Şefik

O gece konferansımı dinleyenler arasında iki kişi dikkat çekiciydi. Biri Azerbaycan Türklerinden Sema Türkoğlu. Kendisine Azeri denilmesine izin vermiyordu. “Ben Azeri değilim, Azerbaycan Türküyüm” diyordu.

Bir diğeri de Afganistanlı Şefik. Orada yaşayan mültecilerden biri Afganistan’dan gelmiş. “Ben Türküm” diyordu. Beni çok eskiden tanıyormuş. Anlattığına göre Afganistan’dayken Türkçe öğrenmek için Türk kanallarını izliyormuş. O yıllar benim Ergenekon davası nedeniyle yıllarca televizyon ekranlarını kapladığım zamanlarmış. Şefik izleye izleye tanımış ve sevmiş beni. Bielefeld’e geleceğimi duyunca da kaldığı toplanma merkezinden çıkıp gelmiş. Şaşırdım.

Sevindim, demek ki, vicdan her yerde vicdan…

Kiliseden Fazla Cami Var

Bielefeld, çok sayıda mültecinin yaşadığı bir yer. Toplam nüfusu 330 bin. Bunun 30 bini Türk, şehirde çeşitli tarikatların kontrolünde 18 cami var ama toplam 18 kilise yok. Bu tarikatlar camileri bir üs olarak kullanıyor. Söz gelimi bir cemaate mensup adam başkasının camisine gitmiyormuş. Sanki, başka camide kılınca namaz olmuyor gibi… Tuhaf!

Türk Ordusu Vurdukça

PKK’lılar da Alman hükümetinden destek gören başka bir grup. Kürdistan Centrum diye bir merkezleri var. Bundan beş, altı ay öncesine kadar sürekli eylemler ve çeşitli etkinlikler yapıyorlarmış. Oradaki Türk esnaftan haraç topluyorlarmış. Ama son zamanlarda etkinlikleri azalmış, güçlerini kaybetmeye başlamışlar. Hemen anlaşılıyor, Türk Ordusu burada vurdukça, sesi orada duyuluyor demek ki…

Şehirde bir de İngiliz birliği var. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri oradalar. Ülkede toplam 70 bin de Amerikan askeri var. Yani hala işgal altında desek abartmış olmayız.

Silivri’den Bir Dost

 


Aynı günün akşamı, Herne’dedoktorlarımız, mühendislerimiz, sporcularımız ve çok sayıda farklı mesleklerden seçkin bir dinleyici topluluğuylabir araya geldik.Burada da gözden kaçmayacak biri vardı. Köşede oturan iri yarı, siyah tişörtlü genç adam… Kalktı, yanıma yaklaştı ve “beni tanıdınız mı” diye sordu. İki eski dost gibi kucaklaştık. Silivri cezaevi revirinin doktoru Ergin’den başkası değildi. Muayeneye gittiğimizde olanca nezaketiyle karşılar, elinden geldiğince özenle dertlerimize çare bulmaya çalışır ve her fırsatta bütün bu olan bitene ne kadar üzüldüğünü söylerdi. Onu unutmak mümkün değildi. Herne’ye geleceğimi duyunca 100 km. öteden çıkıp gelmişti.

Konferans verimli, insanlar sıcaktı. Yemekte de Beyhan’ın bir sürprizi vardı: Kuşkonmaz. Bu zamana kadar yememiştim, elbette bizim gibi Doğu Anadolu sofra kültürüyle büyümüş insanlar için bu normal. Beyhan’a takıldım hemen: “Bunun üzerine neden kuşun bile konmadığı belli…”

O akşam Frankfurt’a doğru yola çıkmak için vakit çok geçti. Her birimiz bir evde misafir edildik. Nerede yaşarsa yaşasın, Türk misafirperverliği her yeri Türkiye yapmaya yetiyor. Hasan ve Kevser Yıldız çifti Beyhan ile beni, Vatan Partisi Herne temsilcisi Erkan Yıldız da Bayram Ağabey ve Gönül Hanım’ı misafir etti.

Ertesi sabah Frankfurt’a doğru yola koyulduğumuzda, yine kara bulutlar ve yoğun bir yağmur eşlik ediyordu bize.

Frankfurt’u Görmeden

Konferans saat 14.30’da başladı. Biter bitmez uçağa yetişeceğiz. Hiç zamanımız yok. Ve müthiş bir düzen var.  Panik yok, her şey hazır, salon dolu, yemekler bile yapılmış. Her an her şeyi kontrol eden, her yere koşturan biri var ortada. Bilgisayar mühendisi Selma Karabacak... Vatan Partisi Avrupa Sekreteri... Tam bir önder, dirayetli ve bir o kadar da candan. Benden sonra yaptığı konuşma müthişti.

Frankfurt’un da diğer şehirler gibi bir tek sokağını görmedim, ama o sokaklarda Türk Milletinin çıkarlarını savunan kahramanların hepsini bir arada gördüm. Benim için Almanya onlardan ibaret.

Bir daha buluşmak üzere sözleşip ayrılırken Beyhan ile bir durum değerlendirmesi yaptık. Tempomuzun yoğunluğuna değdi. Bu bizim bütün yorgunluğumuza bedeldi…

Oktay Yıldırım
ulusalkanal.com.tr


 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.