banner863

Almanya'da dört gün


Oktay Yıldırım

Oktay Yıldırım

09 Nisan 2016, 12:19

Size sadece dört gün kalıp, beş şehrini dolaştığım Almanya’yı anlatmayacağım, ben oraya Almanya’yı değil, oradaki vatanseverleri görmeye gittim ve onları anlatacağım. Görseniz, ne can insanlardı…

Kayseri’nin yoğun gündemi uçağa bineceğim ana kadar sürdü. Tam bir kısa mesafe koşusu gibiydi. Zaman az ve tempo yüksek olmalıydı.

Devam eden kitap çalışmaları, Eyüp Hocamızın yeni kitabının edisyonu, kongre hazırlıkları, Atatürksüz Çanakkale çadırı kuran Belediye yetkilileri ile röportaj, hemen ardından da kırktan fazla dernek ve sendika ile siyasi partilerden sadece Vatan Partisi’nin bulunduğu Milli Anayasa Hareketi basın açıklaması… Eve ancak gece gelebilmiştim.

Havaalanındaki Aydınlıkçı

Sabah uçağa bindiğimde temponun azalacağını düşünmüştüm ama yapacağım sunum üzerindeki son değişiklikler geldi aklıma. İstanbul aktarmalı gidiyordum ve hava alanında bir görevim daha vardı. Kaynak Yayınları görevlisinin getirdiği koca bir valiz ve bir kutu dolusu kitabı da yanıma almam gerekiyordu.

Valizleri bagaja verirken Aydınlık okuru bir hava alanı görevlisi olanca nezaketiyle bir imzalı kitap isteyince valizi de açtık. Oracıkta, bagajı v ermeden hemen önce bir de kitap imzaladım. Adı Fatmanur, gözleri ışıldıyor. Aydınlık okuru her yerde aynı, koltuğunun altında bir kitap ya da gazete ama mutlaka okunacak bir şey var…

Berlin Ayısı

Berlin Hava alanına indiğimde, diğer herkesle birlikte pasaport kontrolünden geçerken henüz şehrin sembolünün ayı olduğunu bilmiyordum. Sıraya girdiğimde, koca göbekli bir Alman görevlisi elini kaldırıp, ağzından tükürükler saçarak, sanki birisine çok kötü bir şey söylüyormuş gibi bağırınca ne olduğunu anlamak için eliyle işaret ettiği tarafa baktım. Her şey normal görünüyordu. Arkamda sıra bekleyen delikanlıya sordum usulca, “ne diye bağırıyor bu?” “Lütfen sıraya geçer misiniz?” diyormuş… Kapıda beni karşılayan Vatan Partisi Genel Sayman Yardımcısı Bayram Yurtçiçek ve Avrupa Temsilcisi Beyhan Yıldırım yolda giderken birkaç kez karşılaştığım ayı heykellerinin şehrin sembolü olduğunu söylediler. Demek etrafa bu kadar ayı heykeli dikmenin insanlar üzerinde de bazı etkileri oluyormuş.

Gülüşüyoruz… Benim için haftanın konularından biri çıktı işte. Tuncay Batıbeki’nin çizgileriyle de birleşince… Okudunuz…

Beyhan ve Vildan

Akşam, saat 19.00’daki konferansa kadar Beyhan Yıldırım ve eşi Vildan ile birlikte önümüzdeki dört günlük koşuşturmacadan önce rahat geçecek son iki saati sohbet ederek geçirdik.
Beyhan TGB’nin önderlerinden biri. İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Farsça biliyor. Yürüyen sözlük gibi, yaşından beklenmeyecek bir donanıma sahip, toplum bilimci, mezun olduğu Humbolt Üniversitesinde Ortadoğu’lu ve diğer azınlıklara mensup gençlerin Alman siyasetine artan ilgisi üzerine doktora yapıyor. Tam bir ateş parçası, her şeyden haberdar ve bir çözümü mutlaka var. Memleket düşmanlarının ne zaman bir faaliyeti olsa Beyhan orada.Alman meclisinde Ermeni soykırımı yalanları konuşulurken de, Patriot füzelerinin Türkiye’de konuşlandırılması oylanırken de, mikrofonu bastıran sesiyle Beyhan Yıldırım oradaydı. Almanya’da ses getiren pek çok eyleme de imza atan, cesaretiyle, birikimiyle tipik bir TGB’li, bir millet fedaisi.

Eşi Vildan, bir müzisyen. Fagot çalıyor. Almanya’nın en önemli orkestralarında çalışmış. Akademisyen. Sadece icracı değil, enstrümanının bakım ve onarımını da yapabilen yetenekli bir genç. Alman ırkçılığı,Nibelungen ve Wagner üzerine lezzetli bir sohbete başlıyoruz. Konu konuyu açtı. Nasıl tanıştıklarını sordum. Cevap belli:Bir eylemde… Vildan da TGB’li. Bizim Beyhan tanıştıklarının üçüncü günü eylemdeki herkesin önünde evlilik teklif etmiş. Beyhan’a, “Nasıl tanıdın bu kadar kısa sürede” diyorum. “Ne aradığımı biliyordum komutanım, hem ben TGB’liyim, insanlar bize çocuklarını emanet ediyor, başka türlüsü bize yakışmazdı” diyor.

İftihar ettim her biriyle. Ne güzel gençlerimiz bizim…

Berlin’deki Kanlı Köşe



Talat Paşa’nın Ermeni terörist Sogomon Tehliryan tarafından vurulduğu sokağın köşesindeki gazete bayiinin hala o yıllardaki haliyle kaldığını öğreniyorum. Silik bir yeşil… İçim burkuluyor…

Ermeni soykırımı yalanına karşı mücadele ederek AİHM’de Avrupa emperyalizminin bileğini büktük ve Talat Paşa’nın kanını yerde bırakmadık.

Talat Paşa’nın uğrunda canını verdiği Türk devrimi mücadelesi için buraya gelmiş olmak ve buradaki vatansever Türk aydınlarıyla buluşmak gurur verici.

Akşam Berlin ADD toplantı salonunda coşkulu bir toplulukla bir aradaydık. Aydınlık yazarı Prof Hakkı Keskin hocamız da salondaydı. Gelenlerin içinde ADD üyesi olmayan çeşitli siyasi parti ve görüşlere mensup çok sayıda insan vardı. Gözleri pırıl pırıl, Türkiye’deki her gelişmeyi anında öğrenen, bir topluluk... Yaklaşık bir buçuk saatlik konferans, salonda çıt çıkmadan dinlendi. İnsan bunu görünce bütün yorgunluğunu unutuyor. ADD Başkanı Olcay Başeğmez’in hakimiyeti, dikkat çekici.





Gece geç saatlere kadar süren kitap imzalama ve soru cevap kısmı yavaş yavaş bir sohbete dönüştükçe Berlin soğuğu memleket sıcağına dönüştü.

Ama görev bitmedi. Günlerden Perşembe ve gece saat 12.00… En geç yarın sabah yazımı tamamlayıp, karikatürleri çizilmek üzere, sayfamızın çizeri Tuncay Batıbeki’ye göndermiş olmalıyım. Gece döner dönmez çalışmaya devam ediyorum. Ertesi gün Hannover yolunda arabanın arka koltuğunda da… Nede olsa Satır Arasında Kalanlar bugüne kadar bir kez bile herhangi bir nedenle aksamadı. Pazar günü, Aydınlık okuru bir soluk nefes alacak. Mutlaka yetişmeli…

Gönül Hanım’ın Krakerleri

Sabah geç kalmadan yola çıktık. Araba ortalama 170 km hızla, yeşillikler içindeki harika yerleşim yerlerinin arasından yol alırken, Bayram Yurtçiçek arabanın yol bulma (navigasyon) sistemiyle kavga ediyordu. Benzin almayı unutmuşuz, yolda da Paskalya nedeniyle olağanüstü bir kalabalık olunca... Yolda kalma riski ortaya çıktı. Benzin lazım. Yolları tarif eden navigasyon cihazı acilen bize başka bir yol göstermeliydi ama… Bayram Ağabey söylenip duruyor cihaza... Kavgaya arka koltuktan Beyhan müdahil oluyor: “Ağabey, sağ alttaki tuşa bas… Olmadı bir daha, hayır hayır, duble V’yi bir kez yazacaktın…”

Nihayet yoldan çıkıp birkaç km. gittikten sonra bir benzin istasyonu buluyoruz. Hemen iniyoruz arabadan aşağıya ama… Ortada ne pompacı ve ne de bir Adem oğlu...

Benzin pompalarının arkasında ortasında minik bir ekran ve bankamatiklerdeki gibi kart girişi olan adam boyunda bir makine var. Kartınızı sokup, paranızı ödeyecek ve kendi yakıtınızı dolduracaksınız. Ama buna da bizim kartımız uymadı. Aramaya devam ederken biraz ileride memleketteki gibi bir benzinlik bulmayı başardık. Hemen benzini alıp yola koyulduk.

Hannover’e yaklaşırken kucağımdan bilgisayarı kaldırdım. Açlıktan midem kazınıyordu, ama ne Bayram Ağabey’de ne de Beyhan’da bu konuda yardımcı olacak bir işaret göremiyordum. Konferansa gecikmişiz, ibre 160, 170… Allahtan Gönül Hanım var. Türk kadını, her zaman tedarikli, her zaman çare… Hemen çantasından krakerleri çıkardı. Harika… Biraz yiyip çalışmaya devam edebilirim.

Hannover’de bulunan Aşağı Saksonya ADD Şubesi’ndeki konferans16.30’a sarktı… Harika insanlar... Hannover’in en güzel yerlerinden birinde şirin bir dernek binasındaydılar. Dernek Başkanı İsmail Yıldız aynı zamanda Avrupa ADD Birliği Başkan Yardımcısı. Çok zarif… Yine soluksuz bir konferansın ardından dernek mutfağında pişirilen sıcak çorba ile karnımızı doyurduk. Yolda çalışmaya devam. Nefes almaya zaman yok. Bayram Ağabey bir ara bana seslendi: “Oktay biraz etrafına bak, Bilgisayarın yüzünü sürekli görüyorsun zaten…” Nasıl olabilir ki? Hem 170 ile git, hem de sağa sola bak! Bayram Ağabey işte…

Oktay Yıldırım
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.