Alternatif Sağ, Trump ve Putin


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

20 Kasım 2016, 12:33

Giriş
 
                Donald Trump, 8 Kasım 2016 tarihinde yapılan seçimde şok bir zafer ile ABD’nin 45’inci başkanı seçildi. Amerikan seçimleri aslında iki partinin tekelindedir (1). Amerika’daki siyasi sistem, Demokrat ve Cumhuriyetçi Partilerin egemen olduğu çift partili bir sistem olarak gelişmiştir. Bazen, üçüncü bir partinin adayı da başkanlık seçiminde ciddi bir seçmen desteği kazanabilmektedir. Ancak, şimdiye kadar seçilen ABD başkanları bu iki oluşumdan çıkmıştır. Cumhuriyetçiler Amerikan toplumunun sağ, Demokratlar ise sol eğiliminin temsilcisi konumundadırlar. 1992 ve 1996 seçimlerinde Demokrat Parti’den Bill Clinton, 2000 ve 2004 seçimlerinde ise Cumhuriyetçi kesimden George Bush Başkan seçilmişti (2). Trump ile birlikte Bush’tan sonra Clinton hanedanlığı da tarihe karışıyor. Demokratlar ağır darbe almış durumda ve şimdi ülkeyi baştan aşağı (Senato, Temsilciler Meclisi, Valiler) çoğunlukla Cumhuriyetçiler yönetecek. Trump’ın seçim öncesi vaatlerini yerine getirip getiremeyeceği, ülkesindeki güçler dengesini nasıl gözeteceği merak konusu. Batı üçlüsünün diğer iki ayağı olan Avrupa ve Japonya’nın eliti “eğer Trump söylediklerinin yarısında ciddi ise çok zor bir dünyamız olacak” diye düşünüyor. Trump ile ilgili endişelerden bir diğeri de alternatif sağ ve aşırıcıların desteği hatta onlarla olan bağları. Bu çok önemli bir konu çünkü ABD’nin demografisi değişiyor. Ülkede yaşanan toplumsal ve kültürel değişim kimlik problemi doğurdu. Irkçılık, Yahudi karşıtlığı, kadın düşmanlığı ve dini bağnazlık yükselişe geçti. Donald Trump, bu gelişmelerin merkezinde ve bu tartışmaları nereye taşıyacağı ülkenin kaderine etki edebilir. Trump, alternatif sağda yer alan ırkçı ufak bir kesimi yanına çekti ve onlar da seçim kampanyasına enerji kattı. Ama bu insanlar şimdi sistemi yıkmak istiyor. ABD’de sağ üzerine oynamak Bill Clinton ile başladı, sonra Al Gore ve destekçileri bunu sorguladı. Alternatif sağ’dakiler muhafazakâr kapsamda ele alınsa da, ırkçı kökleri olan sahte bir muhafazakârlığa sahipler. Amerika’daki alternatif sağ, Avrupa’dakinden farklı, nasyonal sosyalist denilebilecek Komünizm ile Faşizmin bir karışımı. Alternatif sağ’ın Avrupa’daki Yeni Sağ ve Rusya’da Avrasyacılığın mimarı olan Dugin’in muhafazakârlığı ile ilişkileri var. İşin arka planında Putin’in beşinci kol faaliyetleri ve Trump ile yakınlığı var. Hatta Trump’ın ABD seçimlerinde belirleyici olan FBI ile KGB işbirliğinin ürünü olduğunu düşünenler var. İdeolojik sapkınlıkların arka planında ise İkinci Dünya Savaşı sonunda kurulan dünya düzeninin iflası, Kapitalizmin çöküşü ve tüm dünyaya yayılan umutsuzluk var. Bunları aşılması için yeni bir dünya savaşı gerekiyor. Aşırı sağ neden yükseliyor, sağ ideolojide neler oluyor ve nereye gidiyoruz? Bu makalede bunları ele alacağız.

 
İdeolojiler ve Alternatif Sağ..

 
            İdeoloji, modern dünyanın siyasal tecrübesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Fikir ve ideolojiler, dünyanın anlaşılması ve açıklanması için kullanılan bir bakış açısı sağlar ve sonuçta siyasi faaliyeti harekete geçirecek amaçların tespitine yararlar. Örneğin 18. yüzyıl Amerikan ve Fransız devrimlerinden doğan Batı ideoloji geleneği bugün de pek çok uluslararası düşünce ve gelişmeyi anlamamızda bize rehberlik etmektedir. Siyasal ideolojilerin izleri modern devleti ortaya çıkaran süreç ile başlar. Modernleşme süreci sosyal, siyasal ve kültürel boyutlara sahipti. Siyasal olarak modernleşme, mutlak monarşilerin yerini, anayasal, zamanla da demokratik yönetimlerin almasını gerektirmiştir (3). Kültürel açıdan modernleşme ise Aydınlanma dönemi fikir ve görüşlerinin yayılması biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Bu fikirler geleneksel dini ve siyasal fikirlere meydan okumuş ve genel olarak ilim, akıl ve ilerleme ilkeleri ile temellendirilmiştir. Siyasal fikir ve ideolojileri farklı şekillerde kategorize etmek için pek çok çalışma bulunmaktadır. Tarihsel süreç içinde ideolojileri soldan sağa; Komünizm, Sosyalizm, Liberalizm, Muhafazakârlık, Faşizm şeklinde sıralamak mümkündür (4). İdeolojik düşünce, bir yandan dünyayı anlama çabası verir bir yandan da hayatta kalmaya çalışır. Nitekim bir yandan Sosyalizm öldü denilmekte ve Batı Liberalizminin nihai zaferi ilan edilmekte, diğer yandan Liberalizmin bunalımına işaret edilmektedir. Milliyetçilik ise küreselleşmenin olumsuz etkileri ile mücadele ederken, ulus-üstü ve çok kültürlü meydan okumalara adapte olmaya çalışmaktadır. Diğer yandan, Modernizm ve küreselleşme ile temsil edilen ABD hegemonyasının temsil ettiği tek kutuplu dünya düzeni içinde; AB gibi post-modern ulus-üstü yapıların ortaya çıkışı, etnik milliyetçilikle birlikte dini köktenciliğin yükselişi ve küresel terörizm gibi siyasal ve sosyal gelişmeleri izlemekteyiz. Bu gelişmeler karşısında aslında yok olmuş gibi gözüken ideolojiler çağa ayak uydurma gayretindedir.

 


 
            Bugün sağ ve muhafazakârlık anlayışı da tüm dünyada yükselişte ve devrimsel bir biçimde değişen uluslararası koşullara uyum sağlama arayışı içindedir. Ancak, yeni muhafazakârlık formları ırkçı ya da dinci köktencilik üzerinden dünyayı tehlikeli bir viraja götürme potansiyeli taşımaktadır. Muhafazakârlık, önceleri gelenekleri korumak ya da yeniye reaksiyon göstermek olarak anlaşıldı. Örneğin, Rusya’da geliştirilmeye çalışılan muhafazakârlık anlayışı, temel gelenekler ile modernleşme süreci yanında milli ve uluslararası değerler arasında ilişki kurmayı hedeflemektedir. Ruslara göre kendi muhafazakârlıkları geçmişe değil geleceğe odaklanmaktadır ve çağdaş gerçekler ile kalıcı moral değerlerin karışımını öngörmektedir. Ama bu geleneği korumak değil, yeni bir şekle sokmaktır. Rus muhafazakârlığı eski ve iyi gelenekleri kullanarak yeni bir toplum kurmak üzerinedir. 1991 yılından beri Sovyet ideolojisinin yerine yeni bir şey konamadı ve toplum yapısı içindeki gruplar hala birbirinden kopuktur. Muhafazakârlık, ülkedeki radikal değişimleri ve Rus nüfusunun hayat kalitesindeki düşüşü önleyecekti. Rus muhafazakârlığının temeli “güven”, bu da rejime sadakat demektir. Rus muhafazakârlığının demokrat, milliyetçi, monarşist ve ultra-muhafazakâr olmak üzere dört dalı var. Alexander Dugin tarafından temsil edilen Monarşist muhafazakârlık, Çarlık dönemine dönme hevesi değil, ABD’deki yeni muhafazakârların Rusya versiyonu niteliğindeler. Amerikan yeni muhafazakârları demokrasiyi geliştirmeyi ve neo-liberal düzeni savunuyorlar. Dugin ve taraftarları ise Amerikan yeni muhafazakârlarının yaptıklarına karşı, Avrasya’nın dönüşümü ile birlikte Avrupa’yı Anglo-Sakson etkisinden kurtarmayı istiyor (5).

 
            Asıl önemlisi, mikro düzeyde bakacak olursak Rusya’daki muhafazakârlığın son 10 yılda Avrupa ve Amerika’daki sağ hareketlere önemli etkileri oldu. Önce Rusya’da bir Neo-Avrasya hareketi vardı ve bu Avrupa’da yayılmaya başladı. Bir yandan da Avrupa’da Neo-Naziler yükselişe geçti ve halen Avrupa sağını etkiliyorlar. Amerika’da Neo-Naziler ve Klan hareketi ilk kez bir araya geldi. Yaklaşık bir ay önce Neo Naziler, Klan ve beyaz üstünlüğünü savunanlar Amerikan seçimlerinde birlikte hareket etmek için bir anlaşma yaptılar. ABD’de kendileri için siyasi bir fırsat olduğunu düşünerek birleştiler ve buna ek olarak popülist hareket ve milliyetçilik hareketi de onlarla birlikte hareket ediyor. Bu zehirli karışım küreselleşmeye karşı ki -bu da Neo-Avrasya hareketinin bir parçasıdır. Artan işsizlik ve göçmen sorunu ile beslenen sağ hareket, son yıllarda pek çok sokak hareketinde ve Brexit oylamasında da etkili oldu. Macaristan’da 1930’larda olduğu gibi Neo-Naziler yükselişe geçti, bunu Yunanistan’da Altın Şafak izledi. Putin, bu tür hareketlere finans sağlıyor, eğitiyor ve terörize ediyor. Putin’in operatörleri bunların sebebinin küresel politikalar olduğunu söylüyor, göçmen karşıtı hareketleri tetikliyor, küresel bankacılığı hedef alarak ya bankaların millileştirilmesini ya da tek bir küresel banka olmasını savunuyorlar. Putin’in başka kurguları da var; örneğin Modernizmin hatalarını düzeltmek için Yeni Avrasyacılık (6). Putin’in kiliseye, eşcinsel evliliğine ve kürtaja müdahaleleri bu kapsamda geliyor. Alternatif sağın sosyal medyasına sızıp, eşcinsel insanlar yok edilmeli, araba kullanma ehliyeti verilmemeli gibi temalar işliyorlar. ABD’de Trump’ın seçim kampanyasının CEO’su ve alternatif sağ’ın en önemli isimlerinden Steve Bannon, bir ekip oluşturdu ve Dugin’in etkisi ile hareket ediyor. Kiliselere yardım yapılıyor, eşcinsel evliliklerle mücadele ediliyor. Dugin ile işbirliği 3-5 yıl öncesine dayanıyor. Hillary Clinton’a göre, Trump’ın Steve Bannon’ı seçim kampanyasının başına getirmesi alternatif sağ ile Cumhuriyeti Parti arasındaki ittifakın bir göstergesi idi. Trump’ın seçimleri nasıl kazandığını anlamak konuyu ABD’yi nelerin beklediğini öngörmemizi  sağlayacak.

 
Donald Trump seçimleri nasıl kazandı?..

 
Obama, Clinton makinesinin ötesine geçmek için seçildi ama 2008’de bu makine ortadan kalkacak derken küresel sermayenin finansal operatörleri yarattıkları krizi çözmek için bir şekilde geri getirildi. Son seçim öncesi Obama, yardımcısı Joe Biden’ı başkanlık için desteklemedi ve Hillary’i destekleyerek üst katman elitlerin isteğini yaptı. Aslında Joe Biden da Senato’nun ve Washington’un ürünü idi. Trump’ı durduracak tek aday olarak Hillary seçilmişti. Neo-liberalizmin işçilerin hayatında yarattığı tahribata karşı bu gidişatı dönüştürecek güçlü sol bir alternatif yokluğu Donald Trump'ı başkan yaptı. Aşırı sağı temsilen Trump, beyaz Amerikalılar arasında sistemden zarar gören mavi yakalıların çekim merkezi oldu. Sol aday Bernie Sanders, Demokratlar içinde kaybettiği andan itibaren, Wall Street ile içli dışlı olan Hillary Clinton’ın aday olmasıyla Trump’ın şansı yükseldi.  Trump’ın başarısının sırrı basit bir slogana sahip olması idi; değişim. Amerika’yı yeniden büyük bir ülke yapmak, hem küreselleşme ile birlikte hayat standartları düşen ve marjinalleşen kişilere, hem de kültürel nostaljiye hitap ediyordu. Halkın çoğu siyasi elitlerin kendilerini terk ettiğini, onları küçük gördüklerini ve federal hükümetin onlar için hiçbir şey yapmadığını düşünüyordu. Trump, bunu diğer adaylardan daha iyi gördü ve buna uygun bir seçim kampanyası oluşturdu. Orta sınıf kızgındı, hayatları eskisi kadar iyi değildi ve çocuklarını da daha iyi bir hayat beklemediğini hissediyorlardı. Görmezden gelindiğini ve ihanet edildiğini düşünen bir seçmen kitlesi ile güçlü bir bağ kurdu. Bir kere böyle bir duygusal bağ kurulunca halk detaylarını duymadan inanmaya başlıyor ve kusurları da affedebiliyor. Hillary Clinton da orta sınıfa odaklanmış ve nasıl çözeceğini anlatıyordu ama bu duygusal bağı kuramadı. Çünkü Hillary zaten merkezden gelen bir isimdi, Trump ise dışarıdan biri. Trump, Hillary’nin tecrübesini kabul ettiğini ama bunların hep kötü olduğunu söyledi. İnsanlar ise eskiyi değil, yeni birini denemek istedi. Halk değişim istedi ama Hillary Clinton değişimin adayı olamazdı.

 
Trump’ın kazanmasında Obama döneminin başarısızlıklarının etkili olduğunu söyleyenler şunları sıralamaktadır (7); sağlık yasasının (Obamacare) beklendiği gibi çıkarılamaması, Ortadoğu’da IŞİD’in ortaya çıkışı ve Libya müdahalesinin başarısızlığı, polislerin zencileri vurması ve sokak hareketlerinin iç istikrarı tehdit etmesi, Hillary Clinton’un e-posta skandalı. Orta direk Amerikalılar, 2008 krizi sonrası Obama’nın Wall Street bankalarını korurken, kendilerini unuttuğunu düşündü.  Obama’nın çıkarmak istediği büyük yasalar, Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğuna takıldı ve beklenen performansı gösteremedi. Trump, ülkenin durumu, göçmenlik ve pek çok politikacının konuşmak istemediği ama halkın duymayı beklediği ulusal kimlik gibi konularda basit mesajlar verdi. Sağcılar, halkı, Hillary Clinton’un ABD’nin başına gelecek en kötü şey olduğu konusunda eğitti. Trump’ı başından beri kimse fazla ciddiye almadı, televizyon yıldızı olarak görüldü ve söylediklerinde detay yoktu. O da içgüdülerine göre hareket etti ve ülkedeki rahatsızlığı herkesten daha iyi anlamış göründü. Basın, Trump’ın kelimelerine önem verdi ama ciddiye almadı. Destekçileri onu ciddiye aldı ama kelimelerine önem vermedi. Destekçileri çivi çiviyi söker dedi ve bu yüzden pek çok şeyi affettiler. Trump’ın kusurlu biri olduğunu bilmelerine rağmen Washington’u parçalamak için onu kullandılar. Demokratlar ve anketçiler, Washington’a kızgınlığın bu boyutta olduğunu hesap edemediler. Seçim sonrasında Hillary Clinton, ülkelerinin tahmin ettiklerinden çok daha fazla bölünmüş olduğunu yeni fark ettiklerini itiraf etti. Nitekim Obama da seçim sonuçlarını değerlendirirken Amerikalılara birleşme çağrısı yaptı. Yeni başkana verdiği mesaj ise ülkeyi birleştirmesi isteği oldu. Bununlar beraber, ABD halkının diğer yarısı ise Trump’ın yol açacağı riskler konusunda endişeli ve bugüne kadar hiçbir seçim sonrasında görülmeyen tepkiler verdiler. Trump’ın seçilmesi dünyada da şok yarattı ve küresel popülist akımın büyümesi olarak yorumlandı.

 
            Kasım 2016 başkanlık seçimleri, aynı zamanda Amerikan toplumundaki derin çatlakların ve geleneksel değerlerin kaybolmakta oluşunun önemli bir dönemecini temsil ediyor. Latinlerin büyük ölçüde Trump aleyhine oy vereceği ve sadece hoşnutsuz beyaz erkekler, beyaz seçmenler ile başkanlığı kazanamayacağı sanıldı. Seçmen Washington’a seçtiği temsilcilerin kendilerine sadık kalmadığını düşünüyor. ABD ve Avrupa’da genel memnuniyetsizliğin ve sağa kaymanın ana nedenlerinden bir diğeri de korkudur. Hiçbir Amerikalı artık bir şeye ait olduğunu düşünmüyor. Ne kilise ile ne bir parti ile bağ kuramıyor, kendini rahat hissetmiyor ve güvenebileceklerini bildikleri bir şey yok. Bir şeye ait olmadıklarını, hayatlarının ve iş yerlerinin ya da şirketlerinin kendilerinin kontrolünde olmadığını düşünüyorlar. Durumun daha da kötüye gideceğinden korkuyorlar. Gelir standartları düşüyor. İşlerinin güvende olmaması nedeni ile hükümeti, ticaret anlaşmaları ve diğer yozlaşmalar ile suçluyorlar. Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesi, ABD’de de darbe yedi. Bu, önce 2008 krizinden sonra büyük bankalara yönelik “batmayacak kadar büyük” prensibin uygulandığı finansal kurtarmalarla başladı. Halk şimdi diyor ki; “Ben kurtarılmayacak kadar büyük değilsem, siz de değilsiniz”. ABD toplumu yozlaşmış sisteme olan inancını kaybediyor ve ülke geri dönüşü olmayan bir yolda. Polisin vurduğu insanlar sisteme olan güveni azaltan diğer bir faktör. Sadece kendi halkı değil, dünya da, ABD’ye olan güvenini kaybetti.

 
             Alternatif sağ ve Trump..

 
            Alternatif sağ, ABD’de Trump’ın kampanya CEO’su Steve Bannon’un internet sayfalarında ırkçı söylemleri ile tartışma konusu olmaya başladı. Ancak, ideolojik kökleri Uluslararası Beyaz Üstünlüğü Hareketine dayanıyor ve bu ideoloji Putin’in propaganda makinesi tarafından Ukrayna’nın işgali öncesinde de kullanıldı (8). “Alternatif sağ” terimi ilk defa Richard Spencer tarafından 2010 yılında ifade edildi ve hareketin bugüne kadar ki önde gelen doktrineri ve en çok görünen sözcüsü oldu. Trump’ın yükselişi ile birlikte coşkusu artan Spencer, Putin’e hayranlığını belirtirken “Kim olmaz ki?” diyordu. İmparatorluk, güç ve başarıya âşık olan Spencer’e göre Trump, Amerikalılara özellikle de beyaz olanlarına odaklanmıştı. Spencer’in eşi Rus bilim kadını Nina Kouprianova ise Dugin’in kitaplarını tercüme etme yanında makalelerinde Batı medyasında Putin karşıtı yayınları da eleştirdi (9). Alternatif sağın, Richard Spencer’in başkanı olduğu Ulusal Politika Enstitüsü (NPI) (10) isimli bir düşünce merkezi ve Jared Taylor tarafından kurulan The American Renaissance adında aylık bir dergisi var. Radix Journal adlı internet sitesinde de üslenen, beyaz ırk üstünlüğünü savunan ve doğal muhafazakâr olarak nitelendirilen bu kişiler Trump’a baba diyecek kadar yakınlar. Spencer, Rusya’yı dünyadaki tek beyaz güç olarak tanımlarken, beyaz milliyetçiliği ya da beyaz üstünlüğüne atıf yapıyor. Örneğin Eylül 2016’da Moskova’da yapılan İkinci Milletler Diyalogu Konferansı, Kremlin tarafından finanse edildi. Konferansa dışarıdan gelen grupların çoğu Amerikalı idi. Konferansa Rusya’daki Küreselcilik Karşıtı Hareket ev sahipliği yaptı. Konferansta çeşitli ülkelerdeki bölücü hareketlerin de temsil edilmesi diğer bir boyut oldu. Putin’in küreselleşme yanında eşcinsellik ve kürtaj karşıtlığı, Rus Ortodoks Kilisesi’ne olan desteği de ABD’deki muhafazakârlardan övgü almaktadır. Trump’ın seçim kampanyası esnasında beyaz milliyetçiler, bölücüler ve sosyal muhafazakârlar alternatif sağ içinde bir karışım oluşturdular. Ve iki yıldır bazı gruplar Kremlin tarafından finanse ediliyor (11).


 
            Alternatif sağ’ın ne kadar sağ olduğu da tartışmalı çünkü sağın bilinen argümanları olan özel teşebbüs, din ya da ulusal güvenlik sağını değil, ırkı ve en hafif deyimi ile yabancı halk düşmanlığı (Nativizm) (12) sağını savunuyor. Alternatif sağ’a göre ırk, kimliğin temelidir. Hâlbuki Amerikan muhafazakârlığı da, bütün insanların eşit doğduğu ve eşit haklara sahip olduğu anlayışına dayanmaktadır. Hitlerin nasyonal sosyalizmi, sosyalizme ulaşmak için halkı harekete geçirmede ırkçılığı kullanmak istemişti. Marks’ın tersine sosyalizme ulaşmak için devletsiz uluslararası kardeşlik değil, ırkçı milliyetçiliğin çeşitli formları gerekli idi (13). Seçim kampanyası ile birlikte alternatif sağ’ın web sayfaları Eylül 2016’da 11 binden 11 milyon izlemeye ulaştı (14). Alternatif sağ’ın teorik arka planında ise Alexander Dugin var. Alternatif sağ, ABD’de Trump ile gelişiyor fakat asıl kökeni Rusya ve büyümekte olan bir hareket. Trump’ın destekçilerinin %48’i Putin’in iyi biri olduğunu düşünüyor. ABD’de Trump destekçileri sistemi yıkmak istiyor. ABD'nin yeni başkanı Donald Trump'ı ilk tebrik eden lider, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin oldu. Putin'in Sözcüsü Dimitri Peskov, "ABD'deki seçim sonucu, Moskova ve Washington arasındaki tüm tartışmalı sorunların çözüleceği anlamına gelmiyor. Asıl şey, bunları diyalog yoluyla çözme niyeti" ifadesini kullandı. Dugin, ABD seçimleri sonrası yaptığı açıklamada; “Trump’ın başkanlığıyla Rusya, Türkiye ve Avrasya halkları zafer kazandı, liberalizm ise kaybetti (15)” dedi. ABD’deki seçim sonucuyla Amerika ve Avrupa’daki küresel elitlerin kaybettiğini vurguladı. Global elitlerin seçimi manipüle etmek için çok uğraştıklarını belirten Dugin, Amerikan halkının buna izin vermediğini kaydetti.

 
Seçim kampanyası esnasında Clinton, Trump taraftarları için önce "ırkçılar, cinsiyetçiler, yabancı düşmanları, islamofoblar, daha aklınıza ne gelirse…" ifadelerini kullandı. Daha sonra bu sözlerin Alternatif Sağ (Alt-Right) adlı grup için kullanıldığı ifade edildi. Alternatif sağ'dan David Duke gibi beyaz ırkın üstünlüğünü savunan aşırılıkçılar, Trump'ı kurtarıcıları olarak açıklıyorlar. Alternatif Sağ, Demokratlar tarafından ırkçılık ve anti-demokratik yaklaşımlarla suçlanan Trump destekçisi bir hareket olarak görülüyor. Trump, muhafazakâr olduğunu söylemekle birlikte aşırı devletçiliği savunmakta, sağlık ve eğitimin federal hükümetin üç ana sorumluluğundan ikisi olduğunu söylemektedir. ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan beri savunduğu küresel ekonomik yapılanmaya zarar verecek kadar da radikal ticari korumacı politikalar izlemek istemektedir. Trump’ın ırkçılığı tarihin en eski kolektivist ideolojisi ve bununla; toplumu harekete geçirmek, sosyalist politikalar, sınırsız hükümet ve güçlü adam stratejisini hayata geçirmek istiyor (16). Tıpkı 90 yıl öncesinin Hitleri gibi. Trump, bir nasyonal sosyalist ama Nazi değil, alternatif sağ’ın beyaz kimlik yapıcıları (white identarians) sınıfında yer alıyor. Üstelik başta Putin olmak üzere yabancı nasyonal sosyalistlerle yakın ilişkileri var. Putin de nasyonalizmi (milliyetçiliği) sınırsız hükümet ve halkı kontrol etmek için kullanıyor. Ne kadar da Erdoğan’a benziyorlar dediğinizi duyar gibi oluyorum. Trump, Vladimir Putin ve onun totaliter ideologu Alexander Dugin’e övgüler yağdırıyor, Carter Page ve Paul Manafort gibi Kremlin’in tavsiye ettiği danışmaları var. Şu anda Batı’da yaşadığımız, 1930’larda aşırı sağın yükseldiği dönemden çok farklı değil. 1930’larda Sovyetler Birliği vardı ve sosyalizm bir alternatif dünya sunuyordu. Bugün o yok, aşırı sağın yükselişine karşı sol bir kutup oluşturamıyor (17). Avrupa’da ise önümüzdeki sene Marine Le Pen’in Fransa’da iktidara gelmesi sağın yükselişinde ciddi bir yeni dalga oluşturacak.
 

Rusya ve Beşinci Kol..

 
Putin ile ülke içinde toparlanmayı gerçekleştiren Rusya tekrar imparatorluk geleneği arayışı içine girdi. Rusya geçmişte olduğu gibi Batı veya Doğu arasındaki çelişkisini hâlihazırdaki yönetimin hevesleri ile ‘bağımsız büyük güç’ olma rolü ile aşmaktadır. Bu rol, onun stratejik bağımlılık ve daha büyük bir siyasi kimliğin altında kalmadan kendi yolunda yürümesini sağlayacaktır. 2005 yılında Putin, Rusya Federasyonu Federal Asamblesi’nde yaptığı konuşmada şöyle demişti; “Biz demokratik, özgür ve adil bir toplum ve devlet inşa etmek için kendi yolumuzu bulmak zorundayız.” Rus devleti içinde iki farklı güç olan askeri-sanayi kompleksi ile enerji kompleksi bu konuda ortaya farklı stratejiler koymuşlardır. Askeri-sanayi kompleksi,  Rus ordusuna ve istihbaratına dayalı, örtülü operasyon ve askeri istila tehdidi arasında gidip gelen güç politikalarını önermiştir. Rus enerji sektörü ise daha çok Rusya’nın  ‘yumuşak güç’  unsurlarına dayalı bir stratejiyi savunmuştur. Putin bu arayış içinde, enerji sektörünün temsilcisi olan eski başbakan Anatoli Çubakis’in ‘liberal imparatorluk” stratejisini kabul etmiş ve uygulamaya başlamıştır (18). Bu stratejinin ilk hedefi, Rusya’nın önce eski SSCB ülkelerini Rusya’ya bağlaması, ikinci aşamada bunun ötesinde bir etkinlik kazanmaktır. Moskova, son birkaç yıldan bu yana saldırgan bir şekilde liberal imparatorluk stratejisini uygulamaktadır. Bu stratejinin önemli bir parçası Rusya’nın sahip olduğu 12 trilyon dolar değerindeki doğal gaz rezervleridir. İkinci olarak Batının renkli devrim ihraçlarının mekanizmasını sağlayan NGO’ların önünü kesecek şekilde ülke içinde insan hakları ve demokrasi yeni kalıplara sokuldu, bu işte Rus Kilisesi de görev aldı. Batının NGO modeli yerine Rusya, fikirlerin kurumsal dolaşımı için kendi alt yapı sistemini kurma yolunu seçti. Artık, Rusya başka ülkelerde demokrasiye karşı geçmek için değil kendi anladığı demokrasi çeşidi olan “Egemen Demokrasi” için mücadele edecekti. Uluslararası ilişkilerde reelpolitik eğilimli ve ideolojik bakmayan Rus liderliğine göre, dünya gerçek manada birkaç egemen ülke olan Amerika, Çin ve Rusya’dan oluşmaktadır. Rusya, Washington ve Çin’den stratejik bağımsızlığına büyük önem vermektedir.

 
Putin, Sovyetler Birliği’ni yeniden kurmaya çalışmıyor, dünyanın coğrafi olarak en büyük, içyapısı karmaşık ve potansiyel olarak düşman güçlerle çevrili ülkesinde istikrar ve güvenlik sağlamaya çalışıyor. Rusya’nın Avrupa’ya yönelik ana hedefi finansal ve teknolojik ilişkilerini sürdürürken Avrupalı güçleri bölünmüş tutmaktır (19). Hepsi de Putin ile yakın kişisel ilişkiler içinde olmakla beraber, Rus liderliği iki ayrı fraksiyona ayrılabilir (20). Medvedev’in liderlik ettiği birinci gruptaki Liberaller, hafif daha Batıcı olarak görülmektedir. İkinci gruptaki “Siloviki (güç bloğu)” adı verilen grubun çoğu üyesi güvenlik teşkilatının eski çalışanlarıdır. İki grup arasında gizli bir çekişme olduğu ve grupların ileride birbirini yok edebileceği değerlendirilmektedir. Putin rejimi biterse yerine ne geleceği belirsizdir. Putin rejimine muhalefet üç parçadan oluşmaktadır (21). İlk gruptaki Liberaller eski başbakan yardımcısı Boris Nemtsov, yozlaşmaya karşı blogcu Boris Nemtsov ve gençlik lideri İlya Yaşin gibi kişileri barındırmaktadır. Liberaller, adil seçimler ve siyasi mahkûmların serbest bırakılmasını istemektedir. Eski Komünist Parti başkan yardımcısı Gennady Zyuganov’un liderlik ettiği Sosyalistler, Sol Cephe denilen bir çerçeve içinde hareket etmektedir. Sosyalistler, Sovyet Birliği’ni kurmak, bedava eğitim ve sağlık hizmeti, büyük iş dünyasının millileştirilmesi, eski Sovyet Cumhuriyetleri üzerinde hâkimiyet kurulmasını istemektedirler. Üçüncü grup olan Milliyetçiler ise birkaç halk örgütü ile binlerce sokak kabadayısından oluşmaktadır. Onların istekleri Rusya’nın Rus etnik kökenlilerce homojenleşmesi, Orta Asyalı ve Kafkas göçmenlerin ülkeden kovulmasıdır. Putin, protestocuları hafife almakta ve onların sembolü olan beyaz şeridi kondom’a benzetmektedir. Ancak, bunlara karşı güç kullanmaya da başladılar. Bazıları faşizm sempatizanı Rus milliyetçi filozofların etkisi altındaki Putin, KGB’yi kendi dünya görüşüne göre teşkil etti. Putin sempatizanı elitler güvenlik servisleri, silahlı kuvvetler, askeri endüstri, devlet şirketleri ve iş dünyasında üst mevkilerdedir. Bunlar devletçi, emperyalist ve milliyetçilerin bir karışımı olup, eski emperyal ve Ortodoks kökleri ile bir Rusya istemektedir.

 
Amerikan alternatif sağı ile Avrupa Yeni Sağı ve Dugin arasındaki bağlantı 2014’de başladı. Richard Spencer, Polonya’daki aşırı sağ Jobbik partisinin ev sahipliğinde Avrupa Kimlik Konferansı’nı düzenledi ve Dugin’i de davet etti. Ancak, Dugin vize alamadı. Spencer, davetin nedenini Rus muhafazakârlığındaki mevcut akımlar ile sağlıklı diyalog kurmak olarak açıkladı (22). Spencer ve alternatif sağın önemli isimleri ile Hollanda Özgürlük Partisi’nin lideri Cumhuriyetçi Parti Ulusal Toplantısı’nda da yer aldılar (23). Alternatif sağın trolleri Putin’in propaganda işlerine katıldılar. Trump, bu hareketin popülaritesini artırdığını biliyordu. Bütün bunlar Rusya’nın 2003 yılında çevresinde başlayan renkli devrimlere bir tepki olarak başlattığı bilgi savaşı ile başladı. Batılı NGO’ların Rusya içi ve dışındaki düşmanca faaliyetlerine karşılık verilmeliydi. Böylece “beşinci kol” hazırlanmaya başladı. Avrupa’daki seçimlerin ve referandumların etkilenmesi için yürütülen kampanyalar da bu savaşın bir parçası oldu (24). Ve sıra ABD’deki 2016 seçimlerine ve Trump’a verilecek desteğe geldi. Rus medyası da başından beri Trump taraftarı oldu. Amerikan alternatif sağı, Avrupa Yeni Sağı ve Dugin’in muhafazakârlığı arasında ideolojik bağlantı kurmak zor değil. Trump’ın yabancı düşmanı, milliyetçi, korumacı, kanun ve düzeni sağlama reteoriği, uluslararası düzeyde beyaz ırkçıların hoşuna gidiyor. Diğer tarafta Amerika’nın jeopolitik düşmanları Batının çoğulcu ve çok kültürlü liberalizmi ile savaşmak için ortak bir zemin buluyorlar. Putin, Avrupa’ya hükmetmek için Rus milyarder ve oligark Konstantin Malofeev’in desteği ile beşinci kol faaliyetlerine başladı. Bu kolun ilk ayağı Doğu Ukrayna’da (Donetsk) halk hareketini örgütledi. Daha sonra Avrupa’daki radikal nasyonal-sosyalist partilerin desteklenmesine başlandı. Bunlar arasında Fransa’da Le Pen’in Fransız Ulusal Cephesi başta geliyor. Sovyet stratejisi ayaklanma çıkarmak için işçileri ve işçi haklarını temel argüman yapmıştı. Yeni oluşum ise Putincilik üzerinden onu Avrupa’nın birleşmesi için ümit olarak sunuyor (25).

 
Avrasyacılık, alternatif sağ ve Dugin..

 
Alternatif sağın Avrupa’daki ilk bağları ile ilgili olarak Alexander Dugin’in Dördüncü Siyasi Teori olarak adlandırdığı ve dört ciltlik bir kitapta yer alan ideolojiye atıf yapılıyor (26). Avrasyacılık, Dugin’in iki kitabından ve konu ile ilgili pek çok makalesinden tanınıyor. Moskova Devlet Üniversitesi’nde profesör olan Alexander Dugin, bir zamanlar Putin’e oldukça yakındı ve medyada gittikçe popüler hale getirildi. Putin onu ülke içinde milliyetçi ve anti-liberal bir blok oluşturmak için kullanıyordu. Dugin aynı zamanda ülke dışında birçok liberal karşıtı şebeke oluşturdu. Dugin’in Avrasyacılık anlayışı, insan uygarlığının Avrasya (Orta Avrupa, Rusya ve Asya) ile Atlantik (Batı) arasında bir çatışma yaşadığı varsayımına dayanmaktadır. Roma döneminden beri dünya tarihi bu iki taraf arasındaki sürekli savaşa göre şekillenmiştir. Kendi değerlerini insan hakları diye empoze eden bu yıkıcı ve ırkçı tarafa karşı savaşı kazanmak için, Rusya etrafındaki kıtasal güçleri (Almanya, Orta ve Doğu Avrupa, eski Sovyet Cumhuriyetleri, Türkiye, İran ve Kore dahil) Avrasya Birliği çerçevesinde birleştirmelidir. Avrasyacılık; liberalizm, Kuzey Amerika hegemonyası ve moderniteye bir bütün olarak karşı çıkıyor. Avrasyacılık, milliyetçilik değil, Dördüncü Politik Teori (27) olarak ideolojik bakımdan Avrupa’daki Yeni Sağ’a yakın. Batıda iki tür milliyetçilik var. İlki liberal karşıtı, kıtacı, ABD’ye karşı ve gelenekçi. Diğeri ise liberal, komünizme karşı, Atlantikçi, Amerikan yanlısı ve ırkçı. Avrasyacılar bunlardan ilkine yakınlar. Dugin’e göre Rusların dünyaya hüküm sürme mücadelesi henüz bitmedi ve Avrasya İmparatorluğu ortak düşman olan Atlantikçilerin, ABD’nin stratejik kontrolünün ve dünyayı yöneten liberal değerlerin yenilmesi ile kurulabilecektir. Modern Rus jeopolitiği Avrasyacılığı merkeze almıştır. Alexander Dugin’in öncülük ettiği bu anlayışın arkasında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının yarattığı travmadan sonra yayılmacı bir yaklaşımla Avrupa ve Asya arasında Büyük Rusya’yı kurmak yatmaktadır (28).

 
Avrasyacılık düşüncesine en önemli katkıyı Lev Gumilyov yapmıştır. Gumilyov Avrasya’da, İngilizlere ve Fransızlara kıyasla Türk ve Moğol halklarının Rusya’nın daha yakın dostları olduğunu savunmuş ve Slav, Türk ve Moğol halklarını “süper etnos” olarak adlandırmıştır. Büyük Rus filozofu Konstantin Leontev, Rusya ile Türkiye'nin mukadderatının birleşmesi gerekeceğini henüz 19. yüzyılın sonlarında söylemiş, o zamanın bu iki imparatorluğunda pek çok ortak nokta bulmuştu. Leontev'e has olan bu Turkofillik (Türk severlik), daha sonra Trubetskoy'dan Gumilev'e kadar Rus Avrasyacılarının Turkofilliği şeklinde yeniden canlandırıldı. Rus jeopolitiğine göre, bir deniz medeniyeti olarak Atlantikçilik, bir kara medeniyeti olarak Avrasyacılığın doğrudan karşıtıdır (29). Ancak, Dugin’in stratejik eksenleri kafa karıştırmaktadır. Moskova-Berlin ekseni için Almanya’nın Orta ve Doğu Avrupa‟da Protestan ve Katolik ülkeleri domine etmesine göz yumulmasını, Fransa’nın da Almanya ile bir blok oluşturması teşvik edilerek Atlantik karşıtı grubun genişletilmesi, İngiltere’nin Avrupa’dan dışlanması önerilmektedir. Dugin, İran ile Moskova-Tahran ekseni kapsamında Ortadoğu’yu paylaşırken Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’yi parçalamayı, eski Sovyet Cumhuriyetlerini yeniden birliğe katmayı planlamaktadır (30). Uzak Doğu’da Çin’i tehdit olarak görmekte, Japonya’yı ABD’ye karşı yönlendirmeyi, Moğolistan’ı Avrasya Birliği’ne katmayı düşünmektedir. Avrasyacılığın İslam dünyasındaki en büyük temsilcisi olan İran’ı, Berlin-Moskova-Tokyo miğferine Avrasya güneyinden, yani İslam dünyasından katılacak olan “olmazsa olmaz” bir güç olarak nitelemektedir. Pan-Türkçü jeopolitiğin, Çeçenistan, Dağıstan, Yakutistan, Osetya, vb. gibi Rusların sorunlu iç bölgelerinden tamamen uzak tutulmasını Rusya içindeki Avrasyacı entegrasyonun selameti için gerekli görmektedir.

 
Dugin’e göre, Putin yarı Avrasyacı, aynı zamanda liberal-kapitalist ve realisttir (31). 2014 yılında Ukrayna çatışması döneminde yaptığı açıklamalar nedeni ile hakkında verilen pek çok dilekçe sonucu Moskova Devlet Üniversitesi’ndeki görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Dugin, çatışmalar esnasında mümkün olduğu kadar çok Ukraynalının öldürülmesini istiyordu. Son yıllarda Avrasya Ekonomik Birliği’nin kurulması ve Ukrayna’daki savaş, Avrasyacı vizyonun iki uygulamasıdır. Dördüncü Politik Teori, Avrasya Birliği’nin ideolojik temelidir. Bu ideoloji; Komünizm, Nazizm, Ekolojizm ve Gelenekselciliğin bir karışımıdır. Dugin’in kurduğu Muhafazakâr Çalışmalar Merkezi (CSS) (32) herkese bu teorileri öğretmektedir. Amerikalı ünlü eleştirmen Robert Kagan, ABD’nin 1931’deki İngiltere ile aynı hataya düştüğünü ve uyuduğunu iddia ediyor. Kagan’a göre, fırsatçı ve militarist Putin’in Hitler’den farkı yok ve Dugin’in ‘yakın çevre’ konsepti ise onun ’hayat sahası’ konseptinin farklı bir yorumudur (33). Merkez ve Dugin’in çeşitli ülkelerde yaptığı konuşmalar; Avrupa’da Yeni Sağ partileri (Almanya’da NDP, Yunanistan’da Altın Şafak, Hollanda’da Özgürlük Partisi ve Fransa’da Milliyetçi Cephe) etkiledi. Bunların hepsi milliyetçi, yalnızcılık yanlısı, faşist veya Neo-Nazi görüşlere sahipler. İngiltere’de ise Britanya Bağımsız Partisi, İngiltere’nin AB’den çıkışına (Brexit) ve Trump’ın adaylığına verdiği destek ile öne çıktı (34). Dugin, uluslararası alternatif sağ’ın ana teorisyenlerinden ve onun Dördüncü Politik Teorisi, geleneksel İskandinav ırkçılığına dayalı kendi kendine yeterli pazar anlayışını dönüştürerek, çok merkezli kabilesel bir faşizm ile liberal dünyanın bireysellik, temel haklar gibi değerlerine ve küreselleşmeye meydan okuyor. Bu aynı zamanda, kan ve toprak kokusunun öne çıktığı, adalet ve sevgi yerine aç gözlülüğün hüküm sürdüğü bir dünyaya dönüş olabilir. Nasyonal sosyalizm; muhafazakârlık değil, sosyalizmin en aşırı safhası yani muhafazakârlığın tam tersidir. Trump da muhafazakâr değil ama muhafazakârlar ile yolu beyaz kimliği savunmakta birleşti. Böylece alternatif sağ’ı partiye davet etti ve bir zamanlar Lincoln’ün başkan olduğu partide bunlar öncü rol aldı.

 
Trump ve Putin..

 
Donald Trump, Alman bir baba ve İskoç bir anneden dünyaya gelmiş. Aile büyükleri Almanya’dan önce Kanada’ya sonra ABD’ye göç etmişler. Aile sicilinde genelev işletmeciliği var. Sonra Trump’a kadar uzanan emlak krallığı içinde kumarhaneler ve organize suçlar ile bağlantılı pek çok diğer iş var. Trump, zeki ve bilgili biri değil, düşünceleri yerine içgüdüleri ile hareket ediyor. Etrafında düşünmesi gerekenler ise alternatif sağı oluşturdu. Bunu yapanlardan biri Dugin’in İngilizce tercümanı. Eş cinsel evliliklerine karşılar ve ABD’deki kilise organizasyonlarına para yağdırıyorlar. Trump, alternatif sağ ile ilgili konuşmalarında kodlu bir dil kullanıyor ve açıktan sahiplenmese de şimdilik kullanıyor görüntüsü veriyor. Trump, başkandan ziyade ev kredisi satan birine benziyor. Bu yüzden, Trump karakterinin en önemli boyutu; anlaşma yapmak sanatı. Trump’ın söylediği her şey pazarlığın ilk teklifi olarak görülebilir. Her emlakçı gibi ilk teklifi ile istediği şeyi almayacağını biliyor. Trump’ın stratejisi bir kaos yaratmak ve sonra bu kaosun patronu olmaktır. Trump, Obama yönetimine saldırılarına bir buçuk yıl önce başladı. Karakterine ait büyük şüpheler var. Trump’ın nasıl bir lider olacağı belli değil. Sadece Amerikalılar değil başta Avrupa olmak üzere tüm dünya, bir emlak kralı olan, hiçbir devlet tecrübesi ve politikası olmayan, ekibi bilinmeyen Donald Trump’ın kazanacağını tahmin etmemişti. Trump, hayatı boyunca farklı karakterleri oynadı. TV’deki yarışma programında (The Apprentice) yetenek avcısı patronu oynadı. Kazanmak dışında bir değer sistemine sahip değil. Seçim kampanyasında bile hiç kimseyi dinlemeyen biri Beyaz Saray’da diğerlerini dinlemek zorunda ama nasıl olacak bilinmiyor.

 
Trump bir sosyopat, kendine yardımı olmayacak birine yanaşmıyor yani insani seviyede bağ kurmuyor. Başkalarının insani tecrübelerini görmüyor, bir bireyin insanlık hali onu etkilemiyor. Bu eş seçimine de yansımış, eşlerinin çıplak pozlarına takılmamış. İlk eşi İvanca’nın Putin’in yakın çevresi ile ilişkisi var ve kızı Çek hükümetinde yer alacak. Çek Cumhuriyeti ise bu durumdan istifade etmek, ABD-Rusya ilişkileri için arabulucu olmak istiyor. Trump ve Putin’in birbirlerini sevdikleri bir sır değil. Sosyal medya üzerinden Ruslar, Trump’ı destekleyen grupları motive ettiler. NATO’ya yönelik olanlar başta olmak üzere Trump’ın eleştirilerini haklı çıkarmaya çalıştılar. Dugin, açıkça Trump’ı destekledi ve onun görüşleri için bir kılavuz yayınladı. Başta Twitter olmak üzere Trump sosyal medyayı seçimler için daha etkin kullandı. Alternatif sağın dergisi Radix Journal, Trump’ın görüşleri ile ilgili pek çok makale yayınladı. Putin’in Avrasya Birliği için ana tehdit olarak gördüğü NATO’nun Trump tarafından sorgulanması önemli bir paralellik arz ediyordu. Trump, eğer Rusya NATO ülkelerini işgal ederse müdahale etmeyeceğini bile söyledi. Bu Doğu Avrupa’nın Putin’in insafına bırakıldığı anlamına geliyor. Putin ve Trump’ın çok daha önce görüşmeler yaptığına ilişkin iddialar var ama resmi olarak inkâr ediliyor. Trump iş adamı kimliği ile çok pragmatik biri, Rusya’da Soğuk Savaş’ın sonundan beri büyük işler yapmaya çalıştı ama başarılı olamadı. Ülkesinin dış harcamaları içeriye yönlendirmek, alt yapıya harcanacak para ile istihdam yaratmak, bunun için de Rusya ile anlaşmak niyetinde. Putin de aynı noktada; hem içeriye para harcamak hem de kuyruğu dik tutmak, Rusya’yı süper güç statüsünde tutmak istiyor. Putin’in siyasi vasıtaları kendi partisi “Birleşik Rusya” ve Siloviki. Asıl amacı, eski Sovyet Cumhuriyetlerini de kapsayan bir alanda Rus hâkimiyetini tekrar sağlamak olarak biliniyor. 64 yaşındaki Putin’in sağlık sorunları nedeniyle görevi bırakabileceği spekülasyonları da var. Moskova Devlet Üniversitesi'nden Profesör Valery Solovey’e göre, 2017 yılında ayrılacak Putin'in yerine Başbakan Dmitry Medvedev veya Alexei Dyumin'in geçecek. Alexander Dugin’e gelince, Putin’in artık gözdesi değil. Putin’in şimdiki gözdeleri Rus istihbaratından emekli generaller ve bunlar önemli araştırma merkezlerinin başında gözüküyorlar. Popülaritesi düşen Dugin ise artık ciddiye alınmıyor, Putin’e yaranmaya çalışıyor, ama kafası karışık.

 


             
            Putin’in Trump’a en büyük desteği, FBI üzerinden Hillary Clinton hakkında sürdürülen e-posta skandalı oldu. Nitekim Demokrat Parti’den Harry Reid, FBI’ın Vladimir Putin ve Rus istihbarat kurumları arasındaki bağa yönelik bir delile sahip olduğunu ama açıklamadığını söyledi. Söz konusu e-postalar, Clinton hesabından çalışanları tarafından daha kolay yazılsın diye Dışişleri Bakanlığı yerine onun Yahoo hesabından yönlendirilmiş. Bu e-postalar içinde önemli ve gizili politika belgeleri olması söz konusu. FBI’ya teslim edilen 100 civarında e-posta olmasına rağmen, Clinton öncesinde 30 binden fazla e-postayı silmiş. Seçime bir hafta kala FBI, Hillary Clinton hakkında tekrar bir inceleme başlattı. Bu konunun tekrar açılacağını kimse beklemiyordu. Çünkü FBI Temmuz ayında soruşturmanın kapandığını söylemişti. Bu çıkış, Adalet Bakanlığı yetkilileri de dâhil pek çok kişinin tepkisini çekse de FBI Müdürü James Comey “Bunu kayda geçirmezsek Amerikan halkını yanıltmış oluruz” dedi. Trump “Hillary’nin e-posta skandalının Watergate’den daha büyük olduğunu” söyledi. Aslında FBI bunları incelemişti, yeni inceleme bütün e-postaların bir programa konarak kopyalarının tespiti ve içeriği ile ilgili analiz yapılmasını kapsıyor. Pek çok kişi bu e-postaların zaten daha önce görüldüğünü ve yeni bir şey çıkmayacağını düşünüyordu. Bu yüzden seçim öncesi incelemenin tamamlanması için Adalet Bakanlığı baskı yaptı. Ama amaç seçimi etkilemek olduğundan ve bir sonuç çıkmayacağını bildiklerinden FBI, seçimler bitene kadar susmayı yeğledi. Trump kampanyası çökmüş, moralleri bozulmuş ve seçimi kaybetmeyi düşünmeye başlamışken FBI’ın yeni inceleme girişimi kurtarıcı oldu. FBI Müdürü Comey, Başkan Cumhuriyetçi Bush zamanında göreve gelmişti ama Obama döneminde de göreve devam etti. James Comey, Trump döneminde de muhtemelen FBI müdürü olacak.

 
Trump’ın muhtemel politikaları..

 
            Trump’ın başkanlık seçimini kazanması kolay olmadı ama ülkeyi yönetmesi çok daha zor olacak. Trump’a oy verenlerin beklentisi daha çok Amerika’nın iç işleri ve ekonomisini düzeltmesi üzerine olsa da en büyük zorlukları uluslararası konular olacak. Cumhuriyetçiler içindeki yeni muhafazakârlar ve liberal müdahaleciler şüphesiz dünya polisliği rolü için ona baskı yapacaklar. Ancak, Trump, Soğuk Savaş’ın sonundan beri savaşta olan ABD’nin tek kutuplu dünya anlayışına ve askeri eğilime yeni bir şekil verebilir. Şimdiye kadar Trump’ın dış politika için öne sürdüğü görüşler birbiri ile uyumsuz ve abartılı idi. Hatta Trump’ın skandal retoriği ve herhangi bir disipline girmeyen politika anlayışının diplomaside yerinin de olmadığı aşikâr. Amerikan çıkarlarına daha fazla odaklanması Realizm olarak kabul edilse de yurt dışında pahalı Amerikan angajmanlarından vazgeçme niyeti ile çelişki oluşturuyor. Donald Trump'ın seçim kampanyası süresince dile getirdiği tartışma yaratan görüşleri ve savunduğu politikalardan bazıları şunlar;

- Amerikalı Araplar, 11 Eylül saldırılarını kutladı.
- ABD su işkencesi ve "diğer güçlü sorgulama yöntemlerini" kullanmalı.
- Diğer adaylarının hiçbirinin IŞİD’a karşı kendisi kadar sert olamayacağı.
- ABD ile Meksika arasında büyük bir duvar öreceği.
- ABD'de yaşayan yaklaşık 11 milyon yasadışı göçmeni sınırdışı edeceği.
- ABD'ye sığınma başvurusunda bulunan Suriyelileri geri göndereceği.
- Putin ile iyi geçineceği.
- Çin ile ticarette bir dizi şart koşacağı.
- Siyahların Yaşamları Önemlidir hareketinin sorunlu olduğu.
- Mevcut işsizlik istatistiğinin yanlış olduğu (%5 değil en az %20).
- Obama'nın sağlık reformlarını 'felaket' olarak nitelemesi.
- İklim değişikliğini ciddi bulmaması.
- Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi'li bir dünyayı tercih etmesi.
- NATO’yu para tuzağı görmesi.
- Kürtaj yapan doktorlara ceza verilmesi.

 
            Son 25 yıldır ABD’nin askeri güç olarak dünyayı düzene sokma, istikrar sağlama, insanlığı koruma, demokrasiyi geliştirme merakı özellikle Ortadoğu’da trajik bir fantezi olmaktan öteye gitmedi. Trump’a göre, Bush’un Irak’ı işgali bir felaketti ve hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların ortak hevesi olan nükleer Rusya ile mücadeleye de karşı çıkıyor. Çok özetle, dünyanın geri kalanını dönüştürmekten ziyade Amerika’nın çıkarlarını korumaya odaklanıyor (35). Trump CNN'e verdiği bir röportajda, Libya ve Irak'ın başlarındaki diktatörlerin devrilmesinden sonra daha kötü bir hale geldiğini söylüyor. Trump, 6-7 trilyon dolar savunmaya harcamak yerine ABD içyapısını yenileyebiliriz diyor. Trump, seçim sonrası ilk konuşmasında öncelikli işlerinin alt yapıyı yeniden inşası olduğunu söyledi ve bu inşa esnasında milyonlarca insanı istihdam edeceğiz diyerek, işsiz insanlara da mesaj verdi. Trump için anahtar olan birkaç konu var. İlki ticaret. Trump’ın küreselleşme yorumu şu şekilde; “Evet kazananlar ve kaybedenler var ama kaybedenlere kimse önem vermedi, kazananlara da çok fazla verdik.” Trump, ülkenin etrafına bir duvar örmek ve bazılarına açık bazılarına kapalı tutmak istiyor. Trump, Obama’nın gururu sağlık yasasını en kısa zamanda iptal edilebilir, serbest piyasa prensiplerine göre çalışacaklarını söyledi. Yeni Amerikan başkanı, İran ile nükleer anlaşmayı iptal edebilir, anlaşmayı "felaket" olarak tanımladı ve İran'ı da "çok büyük bir sorun" olarak görüyor. Trump, NATO müttefikleri ile ilişkileri ve Obama’nın Asya’ya eksen kaymasını yeniden değerlendireceğini söylüyor. NATO için söylediklerinden başka Güney Kore ve Japonya’nın nükleer silah sahibi olmasını umursamayacağını gösterdi. Obama’ya göre; ABD, Rusya ile mini bir Soğuk Savaş yaşıyordu. Putin, çirkin bir karakter ve Rusya ise hasta bir uluslararası aktördü. Trump’ın Obama’ya göre yeni bir yaklaşım izleyeceği ve geleneksel müttefiklerinin desteklenmesinde daha az bütçe ayıracağına kesin gözü ile bakılabilir.

 
            Bugün tehlikeli bir şekilde dengesiz ve militarist olan ABD dış politikası, Trump tarafından yeniden yönlendirilme aşmasındadır. Bu yalnızcılık değil ama daha güçlü bir angajman ile dünyayı dönüştürmeyi değil, daha pasif politikalar ile dünyadan daha çok yararlanmayı hedefleyecektir. Sonuç olarak, içeride abartılı politikalar izleyecek Trump’ın dış politikada Baba Bush gibi mütevazı bir dış politika izlemesi bekleniyor. Bununla beraber, Trump başından beri İkinci Dünya Savaşı esnasında ABD başkanı olan Franklin De Roosevelt’i model aldığını söylüyor. Roosevelt, İngiliz imparatorluğu ve Sovyetleri kullanarak ABD’yi dünya lideri yapmıştı. Trump’ın muhtemel politikaları şunlar;

 
            - Dış politika yöntemi; Askeri yollardan ziyade diplomasi ile sonuç almak, diğer ülkeleri korkutmak yerine ikna etmek, Kuzey Kore ve Rusya’ya karşı saldırgan politikalar yerine daha fazla ilişki kurmak.

 
            - Rusya; Trump’a göre; ABD’ye yönelik tehdidin çoğu Rusya’dan gelmiyor. Ruslar, 1914 öncesi imparatorluk dönemi gibi davranıyor, küresel bir ideolojik zaferden ziyade uluslararası saygı ve güvenli sınırlar istiyor. Suriye ve Ukrayna’da ABD’den daha fazla çıkarları var. ABD’nin bu ülkelerde etnik savaşı desteklemesi için bir neden yok. Bu iki ülke için pratik pazarlıklar yapılabilir. Ukrayna’nın NATO’ya alınmaması karşılığı, Rusya’nın gerilimi tırmandırmaması sağlanabilir. Suriye’de ise IŞİD ile mücadelede Amerikan varlığı sınırlı tutulabilir.

 
            - Suriye; Esat hiçbir zaman Amerikan çıkarlarına karşı gelmedi, muhalifler ise cihatçı oldu. ABD, daha fazla silah göndermek, isyancı eğitmek ve uçuşa yasak bölge yaratmak yerine Rusya ile anlaşmalı aksi takdirde bu iki ülke arasında sıcak savaşa dönüşebilir. Ayrıca, göçmen sorunu yeniden düşünülmeli, azınlıkların Ortadoğu’da gideceği çok fazla yer yok.

 
            - Ortadoğu ve IŞİD; Ortadoğu’da pek çok uyumsuzluk var. Türkiye ve Irak’ın arası iyi değil, İran IŞİD’a karşı savaşıyor ama ABD’ye düşman gözü ile bakıyor. Türkiye ve Kürt gruplar amansız düşman. ABD’nin desteklediği ılımlı İslamcılar, El Nusra ve El Kaide gibi radikal gruplara kaynak olmaya devam ediyor. Körfez ülkelerini çoğunlukla IŞİD ile mücadeleyi bırakıp Yemen’e saldırmaya odaklandılar ve Rusya ise ABD’nin gitmesini istediği Esat rejimini askeri alanda yoğun olarak destekliyor. ABD’nin bu denklemleri çözmeye kalkması dostlardan ziyade düşman üreteceğe benziyor.

 
            - Çin; ABD ile ticaret karşılığında uyması gerekecek bazı şartlar koşulacak. Bu şartlar arasında, Çin'in para birimini devalüe etmemesi, çevrecilik ve işçi hakları konusunda adımlar atması gibi var. Çin, ABD’nin bölgesel müttefiklerini tehdit etmesine rağmen, Çin Pasifikteki hedeflere saldırmayı düşünmüyor. Bu yüzden ABD, müttefiklerini ön cephede savunmak yerine bu ülkeleri destekleyecek sorumluluklar alabilir.

 
            - Kore; Güney Kore, kendini savunacak güce sahip ve ABD, kendi kuvvetlerini aşamalı olarak çekebilir. Kuzey Kore ile düşük seviyeli diplomasi ile bir barış antlaşması ile hazırlanabilir. Kuzey’e yönelik yaptırımlar başarısız olduğu için yeni bir yaklaşıma ihtiyaç var.

 
            - NATO; Avrupa, uzun zamandır Amerikan vatandaşlarının vergileri ile güvenliğini ucuza sağladı ama bu zengin ülkeler artık kendi askerlerini riske atmak zorundalar. Yükü paylaşmak yerine yükten kurtulmalıyız. Rusya, Avrupa’ya karşı ciddi bir tehdit oluşturmuyor ve genel bir savaş çıkarmak çıkarına değil. Kendisini riskte gören Avrupa ülkeleri askeri kabiliyetlerini ve işbirliğini artırmalı ve Moskova’ya ekonomik bağımlılığını azaltmalıdır. Artık savunma yükü kendilerine aittir.

 
            - Ticaret ve göçmen; Dış ticaret ve göçmenler ekonomik olarak ABD’nin avantajına olmasına rağmen, ekonomik olmayan yönleri göz ardı edildi ve bunlar iyi sonuçlar doğurmadı.
 

            Sonuç..

 
Donald Trump’ın ABD başkanı seçilmesinin muhtemel sonuçlarını üç ana başlık altında ele almak niyetindeyiz. Öncelikle ABD ve Avrupa’da sağ ve muhafazakârlığın yükselişinin getireceklerine, daha sonra ABD içindeki olası yansımalarına ve son olarak da Türkiye ile ilgili çıkarılabilecek sonuçlara değineceğiz.

 
Batıdaki istikrarsızlığın ve sosyal hareketlerin ana nedeni, ABD ve Avrupa’daki sanayi üretimin Çin tarafından çalınmasının yarattığı işsizlik. Buna katkıda bulunan diğer faktör yabancı göçleri. Almanya’nın nüfusunda yurt dışında doğanların oranları 2015 yılında yüzde 75 arttı, Britanya’nın nüfusunda 2004-2014 yılları arasında yurt dışında doğanların oranı yüzde 66 arttı (36). Batı’da inanılmaz bir demografik değişim var. Birinci değişim bu; küreselleşme ile beraber yoğun bir iş gücünün bu topraklara gelmesi. İkinci bir değişim ise mavi yakalıların, yani işçi sınıfının Batı’da tasfiyeye uğraması. Ekonominin ana motoru finans ve bilişim sektörüne kaydı ve bunlar da yoğun olarak beyaz yakalı çalıştıran sektörler. Emek yoğun diğer sektörler, sanayi üretimi devreden çıktı. Amerikan otomotiv sanayi Amerika’da üretim yapmak kârlı olmadığı için üretimini Meksika’ya, gelişmekte olan ülkelere kaydırdı. ABD, başta bilgi teknolojisi olmak üzere pek çok sektörde Çin’e yatırım yapıyor. ABD şirketlerinin rekabet etmesi çok zor çünkü bunlar genellikle tüketici şirketleri ve Çin’de çok rekabetçi bir üretim ekonomisi var.

 
            ABD, hala istikrarlı bir ülke olduğu için yatırım çekiyor ve bu yüzden dünya lideri ancak şimdilik bilişim teknolojisi ile ayakta duruyor. Batı genelindeki işsizlik, zayıflayan sosyal devlet ve küreselleşmenin kaybedenleri en çok emekçileri vurdu. Bu sağın yükselişinin ana kaynağı ve istismara açık bir alan. Amerika’da işçi sınıfının yaşadığı bölgelerde yıkım var. Amerikan sanayisi, başta otomotiv sanayi olmak üzere ciddi bir kriz içindedir. Özetle, Batı’da sadece nitelikliler iş buluyor ve nitelikli işçi dışarıdan geliyor ve böylece emek masrafı azalıyor. İdeolojiler çökmüşken, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzen ve kurumlar (BM, NATO vb.) gittikçe işlevsiz hale geldi. Birbirleri ile bağlantılı ekonomik, ideolojik ve siyasi konular düğüm olmuş durumdadır. Bunu değiştirecek şey dünya savaşı, ya Çin çökertilecek ya da Batı ve Kapitalizm çökecek. Savaşın galibi yeni bir dünya düzeni kuracak ya da tüm dünya kaybeden olacak. Tabii bir de Rusya faktörü var. Putin'in danışmanlarından Sergei Glazyev, "Amerikanlıların iki seçeneği vardı; Üçüncü Dünya Savaşı veya çok taraflı barış (37)" dedi. Glazyev, yarışı kaybeden Demokrat aday Hillary Clinton'ı savaşın sembolü olarak tanımlamıştı. Bakalım çok taraflı dünya veya küresel yönetişim bir ütopya olarak kalacak mı?

 
Çin yükselirken, Ortadoğu parçalanırken ABD, 1990’lara dönüyor ve önce Amerika diyor. Halkın sinir ve kızgınlığı Trump’ı iktidara taşıdı ama bunu somut değişim politikalarına dönüştürmesi umuluyor. Trump’ın Beyaz Saray’a girince etrafındakilerin onu frenlemesi bekleniyor ama onun başkalarını her zaman dinlemediği de biliniyor, istediğini söylüyor ya da yapıyor. Trump, ABD’nin Çin’e karşı kaybettiğini düşünüyor ve ticaret açığının tersine çevrilmesini istemesi ilişkileri oldukça etkileyebilir, doların değeri düşebilir. Trump, FED’in düşük faiz politikalarına da karşı çıkıyor. Daha önemli olan ABD, geleneksel çizgisini, kendini ve prensiplerini kaybediyor. ABD Federal Hazine Müdürlüğü (IRS) (38), ülkede devlet gelirlerinin toplanması ile ilgili yasal düzenlemelerden sorumlu ve son yıllarda azınlıklardan daha fazla vergi alınmasına yönelik girişimleri ile eleştiriliyor (39). IRS sol için silahlaştırıldığı gibi sağ içinde silahlaştırılabilir. Amerika’da yeni dönemde kimlik tartışmalarının öne çıkacağını ve kutuplaşmanın daha belirginleşeceğini tahmin etmek zor değil.

 
Trump’ın geçmişinde hukukun üstünlüğü değil, istismarı var. Onun kumarhaneleri ve benzer şirketleri organize suçlar dünyasında kirli bağlara sahip ana oyuncular. Kongre’de çoğunluğu zaten ellerlinde bulunduran Cumhuriyetçiler, Trump ile istediklerini yapabilecekleri güçlü bir döneme giriyorlar. Trump, anayasa çerçevesinde Kongre ile çalışabilecek mi, güçler ayrılığını koruyabilecek mi? Bunlar merak konusu. Trump, devlet içi dengeleri aşamadıkça bunları yok etme yolunu seçebilir ve Türkiye’deki gibi “Milli İrade”, “Hâkimiyet Milletindir” söylemlerine başlayabilir. Trump, tıpkı Erdoğan gibi devamlı değişiyor, bir gün önce söylediğinden farklı şeyler söylüyor ama hayatı boyunca bu şeyleri savunmuş gibi duruyor. Yeni bir Beyaz Saray yönetimi anlayışını şovmenlikle birlikte yürüteceği ortadadır. Farklı bir başkanlık, yönetim ve ekip kurma tarzı bekleniyor.  Trump, Putin ve Erdoğan, sınırsız güç için muhafazakârlığı ve sağı bir şekilde kullanma, büyük devlet ütopyası, pragmatik politika izleme ve hukuku aşma alışkanlığında birleşiyorlar. ABD basını Trump’tan o kadar korkmuş durumda ki Wikileaks ya da FBI’ın raporlarını görmezden gelme eğiliminde yani basın da güvenilirliğini yitiriyor. Wikileaks sızıntıları ABD’deki güç merkezlerinin etkili isimlerinin ancak kendi yararlarına olan konulara göre tavır aldığını gösterdi. ABD’nin hukuk devleti olmaktan hızla uzaklaşıyor; yapılanları desteklemek için hukuk değil, insanların o günkü tutumları ve beklentileri esas olmaya başladı.

 
Donald Trump, Türkiye'deki darbe girişimiyle ilgili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı övmüş, "Yaşananlar darbe değildi, başarılı olmadı, girişim olarak kaldı ve bu durumu tersine çevireceğine dair kendisine epey güvendim" demişti.  Trump, "Kürt güçlerinin büyük hayranıyım. Diğer yandan, Türkiye ile son derece başarılı bir ilişki içinde olma potansiyelimiz var. Eğer, her ikisini bir şekilde bir araya getirebilirsek gerçekten harika olur (40) " ifadelerini kullanmıştı. ABD, Ortadoğu’daki harita çalışmalarından özellikle “Kürdistan” projesinden vazgeçecek mi? Irak ve Suriye’nin bölünme planları için öncelikle Rusya ile bir anlaşma sağlamaya çalışacak. Nitekim seçim öncesi Amerikalılar, Rusya’ya Suriye’nin üçe bölünmesi ile ilgili bir plan önerdiler. ABD, bölge politikaları için Rusya ile anlaşma sağlamaya çalışırken Türkiye’yi kendi planına razı etmeye çalışacak, ama pazarlık masasına oturtmayacaktır. Benim merak ettiğim ise ABD ve Avrupa’da alternatif sağ ve yeni sağı tezgâhlayan Rus beşinci kolu, Türkiye’yi es mi geçmiştir? Dugin, 15 Temmuz’un beş gün öncesinde Türkiye’de büyük bir silahlı darbe girişimi olacağını söyledi. 15 Temmuz sonrası Ankara’nın Rusya ile bu kadar yakınlaşmasının gerçek kodları nelerdir? Putin’in dünyasında hiçbir kanun güçlüyü sınırlayamaz ya da zayıfı koruyamaz. Mesele haklı ya da haksız olmak değildir, yolsuzluklar da sistemin bir parçasıdır. Durum ne kadar da Türkiye’dekine benziyor.. Başkanlık sisteminin ne işe yarayacağı açık değil mi? Erdoğan’ın beşinci kolunun Avrupa’nın Almanya, Hollanda, Bosna-Hersek gibi çeşitli ülkelerinde kendi dini anlayışı çerçevesinde kutuplaştırma ve partileşme çalışmalarını da izliyoruz..
 

Doç. Dr. Sait Yılmaz
 
 
Dipnot ve Kaynakça
(1) Stephen Kinzer, America Yawns at Foreign Fiction, New York Times, (July 26, 2003), A17.
(2) Presidential Elections, 1789–2004: http://www.infoplease.com/ipa/A0781450.html, (21 Eylül 2007).
(3) Paul R. Viotti and Mark V. Kauppi: International Relations Theory, 4th Edition, Pearson, (New York and London, 2010), p.7.
(4) Andrew Heywood: Siyasi İdeolojiler, Adres Yayınları, Çev.: A.K.Bayram, (Ankara, 2007), s.4.
(5) Yulia Netesova, What Does It Mean to Be Conservative in Russia? Centre for International Studies, London School of Economics and Political Science, (August 10, 2016)
(6) Glen Beck, Globalist, Cuckservative: Deadly Words You Must Learn to Understand the Alt-Right By, (Oct 28, 2016). http://www.glennbeck.com/2016/10/28/learn-and-reject-the-alt-rights-language/
(7) Robert W. Merry, Why Obama's Second Term Paved the Way for Trump's Rise, National Interest, (November 10, 2016).
(8) Matt Adams, Deplorables: Donald Trump and The Racist Alt-Right International, vocemlibertatis.com, (Sep 14, 2016).
(9) Sarah Poster, Meet the Alt-Right 'Spokesman' Who's Thrilled With Trump's Rise, rollingstone.com, (October 18, 2016 ).
(10) NPI: National Polict Institute.
(11) Casey Michel, Beyond Trump and Putin: The American Alt-Right's Love of the Kremlin’s Policies, Diplomat, (October 13, 2016). http://thediplomat.com/2016/10/beyond-trump-and-putin-the-american-alt-rights-love-of-the-kremlins-policies/
(12) Nativizm: Yerlilerin yabancılardan üstün tutulması, yerlilerin hak ve çıkarlarını koruma siyaseti.
(13) Friedrich Hayek, The Road to Serfdom, University of Chicago Press, (1994), p.71.
(14) Pratik Chougule, What Hillary Clinton Doesn't Get about Donald Trump Supporters, cftni.org, (Sep 10, 2016).
(15) Ulusal Kanal, Putin’in Özel Temsilcisi Dugin'den Ulusal Kanal'a Özel Açıklamalar, (9 Kasım 2016), http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/putinin-ozel-temsilcisi-dugin-den-ulusal-kanal-a-ozel-aciklamalar-h127756.html
(16) Robert Zubrin, The Alt-Right Is Proof We’re In Late-Stage Socialism, federalist.com, (September 9, 2016). http://thefederalist.com/2016/09/09/alt-right-indicates-extreme-socialism/
(17) Behlül Özkan, Sol Alternatif Yokluğu, Donald Trump'ı İktidar Yaptı, evrensel.net, (10 Kasım 2016).
(18) Ümit Özdağ, Rusya’nın Yeni Stratejisi ve Türkiye, Milliyet, (08 Mart 2007).
(19) George Friedman, Putin's Evolving Strategy in Europe, Stratfor, (May 8, 2012).
(20) David Satter, Russia’s Choice, Hudson Institute, (August 7, 2012).
(21) Satter: ibid, (August 7, 2012).
(22) Rosie Gray, American White Nationalists To Hold Conference With Russian And European Far Right, buzfeed.com, (August 30, 2014).
(23) John Nicols, Why Dutch Far-Right Extremist Geert Wilders Has Come to Cleveland to Cheer On Donald Trump, The Nation, (July 0, 2016).
(24) Chris Zappone, Donald Trump-Vladimir Putin: Russia's Information War Meets the US Election, smh.com, (June 15, 2016).
(25) Robert Zubrin, The Wrong Right, National Review, (June 24, 2014), http://www.nationalreview.com/article/381037/
(26) Radix Journal, Critical Reading, (August 11, 2016), http://www.radixjournal.com/blog/2016/8/10/critical-reading
(27) Avrasycılığa dördüncü teori olarak adlandırılmasının nedeni; ilk iki ideolojinin sağ ve sol, üçüncüsünün ise emperyal gelenekçiliğe dayalı “devlet” anlayışını reddeden anlayış kabul edilmesidir.
(28) Avrasyacılığın tarihi temelleri, Ekim devriminden sonra yurtdışına kaçan Rus düşünürlerinden Nikolay Truvbetskoy, Petr Savitskiy, Georgiy Florovski, Georgiy Vernadskiy ve benzeri aydınların fikirlerine dayanmaktadır.
(29) Alexander Dugin, Osnovy Geopolitiki: Geopoliticheskoe Budushchee Rossii, (Moscow: Arktogeya, 1997). Rus Politiği Avrasyacı Yaklaşım, Tercüme: V. İmanov, Küre Yayınları, (İstanbul, 2003), s.117.
(30) Dugin, ibid, (2003), s.212.
(31) Remi Tremblay, An Interview With Alexander Dugin: Against Universalism, (May 21, 2015), http://alternative-right.blogspot.com/2015/05/an-interview-with-alexander-dugin.html
(32) CSS: Center for Conservative Studies.
(33) Jacob Heilbrunn, Robert Kagan Blames America First, National Interest, (September 9, 2014).
(34) Marina Hyde, Nigel Farage: From Brexit Hero to Trump’s Little Helper, The Guardian, (August 26, 2016), www.theguardian.com/commentisfree/2016/aug/26/nigel-farage-brexit-hero-donald-trump 
(35) Doug Bandow, Donald Trump Is About to Become America's President. Here's What His Foreign Policy Should Be, Cato Institute, (November 10, 2016).
(36) Özkan, ibid, (10 Kasım 2016).
(37) Milliyet, Rusya'dan ABD Başkanlık Seçimleri İçin Kritik Açıklama, (11 Kasım 2016).
(38) ISR: Internal Revenue Service.
(39) Joe Catron, National Lawyers Guild Calls For IRS Investigation Of ‘Racist’ Jewish National Fund, (April 8, 2016). http://www.mintpressnews.com/215436-2/215436/
(40) Ulusal Kanal, Putin’in Özel Temsilcisi Dugin'den Ulusal Kanal'a Özel Açıklamalar, (9 Kasım 2016), http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/putinin-ozel-temsilcisi-dugin-den-ulusal-kanal-a-ozel-aciklamalar-h127756.html
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.