Ankara'da patlayan bomba


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

12 Ekim 2015, 20:38

AKP’nin “cephe gerisi”ni hazırlaması ve her türlü desteği vermesiyle, Suriye’de terör eylemlerinin başladığı 2011 yılı baharından beri Vatan Partisi, sürekli olarak uyardı:
“Komşunuza terör ihraç ederseniz, o terör gün gelir, bumerang gibi döner ve sizi vurur”.
Evrensel ve basit bir doğruyu dile getirmiştik. Reyhanlı ve Suruç’ta patlayan bombalar ile 7 Haziran sonrasında yeniden başlayan PKK terörü, Vatan Partisi’nin uyarısında ne kadar haklı olduğunu gösterdi.
Bomba şimdi Türkiye’nin kalbinde patladı. Bir terör saldırısında Cumhuriyet tarihinin en büyük kaybını verdik.
Bu saldırının son olmadığını söyleyebiliriz. “ Sırça köşkte oturan komşusunun camına taş atmaz.” Tayyip Erdoğanlar komşularının camına taş attılar. Bedelini Türkiye ödüyor.

Patlatan elin arkasındaki güç
Bu önemli noktayı belirttikten sonra şimdi saldırının kim tarafından ve ne amaçla yapıldığına bakalım.
11 Ekim tarihli Aydınlık, çok önemli bir gazetecilik görevi yerine getirmiş ve diğer gazetelerden farklı olarak saldırının arka planını önemli ölçüde aydınlatan önemli bilgiler vermiş.

Bombayı patlatan elin çok büyük bir önemi yok. O da er geç aydınlanacaktır. Önemli olan bombayı patlatan elin arkasındaki güçtür.
TSK’nın 3 Temmuz tarihli ABD’yi işaret eden raporu ile ABD’nin Kürt sorunu ile ilgili “politika yapıcılarından” Henry Barkey’in “HDP Meclis’e girmezse büyük şehirler havaya uçacak” şeklindeki sözleri olayı yeteri kadar açıklıyor.


Seçim günü yaklaşıyor ve bütün işaretler, Henry Barkey’in HDP ile ilgili “korkusunun” gerçekleşmesi ihtimalinin güçlendiğini gösteriyor.
Kısacası Türkiye’nin Batı’dan, özellikle ABD’den gelen bütün uyarılara rağmen bölücü teröre karşı mücadeleye devam etmesi, Rusya’nın Suriye’de daha fazla inisiyatif almasından sonra bu ülkeyle karşı karşıya gelmekten kaçınması ve TSK başta olmak üzere çok değişik çevrelerden Rusya ile birlikte hareket edilmesi yönündeki etkili seslerin duyulması üzerine Ankara’daki patlamanın meydana geldiğini söyleyebiliriz.

Bombanın hedefi
Dolaysıyla vurgulanması gereken büyük gerçek şudur: Ankara’daki patlamanın hedefi Türkiye’dir. Uyarı bombayı patlatan merkez (ABD)tarafından, Türkiye’yi yöneten Hükümet’e yapılmıştır.
Patlamada hayatını kaybeden yurttaşların siyasi görüşlerinin, örgütsel mensubiyetlerinin önemi yoktur. Türkiye’nin başkentinde yasal bir mitingde bomba patlatılmış ve 95 Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı katledilmiştir.
Patlayan bombanın, o yürüyüşü düzenleyen kuruluşları veya HDP’yi hedef aldığını söylemek sadece gerçeğin üzerini örtmeye hizmet eder. Bu bakımdan patlama sonrasında HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın bombayı patlatan güç olarak işbaşındaki Hükümeti işaret eden açıklamaları, gerçekte bombayı patlatan gücün amacına hizmet etmektedir.

Tehdidin adresi
Geldiğimiz aşamada Türkiye herşeyden önce, kendine yönelen tehdidin adresini doğru olarak saptamak zorundadır. Tehdidin kaynağı saptanmadan doğru tedbirler alınamaz.
Anakara Gar Meydanı’ndaki patlama, Türkiye’nin birliğine ve güvenliğine yönelmiş olan tehdidin adresinin Atlantik ötesinde olduğunu bir kez daha tartışmaya yer vermeyecek şekilde gösterdi.
ABD, bölgemize ilişkin stratejik hedeflerine ulaşmak için PKK ve IŞİD gibi örgütleri kullanmaktadır. PKK ile olan ilişkiler artık gizlenmemekte, en yetkili ağızdan bu örgütten “bölgedeki kara gücümüz” olarak bahsedilmektedir.
Başta IŞİD olmak üzere diğer şeriatçı terör örgütlerinin de ABD mamulü oldukları bilinmektedir. Onlara verilen görev, Bölgedeki milli devletlerin parçalanmasına katkı sunarak 2. İsrail’in kurulmasına zemin hazırlamaktır.
Son iki yıl içinde özellikle IŞİD bu görevi başarıyla yerine getirdi. Bu örgüt eliyle sahnelenen Ortaçağ vahşeti; ABD’ye, denize de açılacak olan “2. İsrail’in görevlilerini” bütün dünyaya, “insanlığı IŞİD vahşetine karşı koruyan kahramanlar” olarak sunmasını mümkün kıldı.
Bütün bu gerçekler ortada iken, Ankara’nın kalbinde bomba patlatmak gibi bir eylemin ABD’nin bilgisi ve kararı dışında olabileceğini sanmak, eğer cahillikten değilse ABD’nin bölgeye ilişkin hedeflerine bilinçli olarak hizmet etmek dışında bir anlamı yoktur.

Kaçınılmaz çözüm
Aslında Türkiye Terör sorununu kökten halletmenin eşiğine gelmiş durumdadır. Rusya’nın dahil olduğu Çin’in arkadan desteklediği bölge ülkeleri inisiyatifi, güç dengesini kökten değiştirmiştir.
Rusya, İran, Irak ve Suriye arasında gerçekleşmiş olan bölgesel inisiyatife Türkiye’nin dahil olması hem bölücü terörü, hem de şeriatçı terörü altı ay ile bir sene içinde bitirir.
Ve Türkiye kaçınılmaz olarak bu çözüme gelmek durumundadır. AKP bugüne kadar izlediği Suriye düşmanı politikayla bu çözümün önünde engel oldu.
Engel olmakta ısrar ederse, Türkiye tarafından kaçınılmaz olarak devreden çıkarılacaktır. Ve bütün dünya önümüzdeki yakın gelecekte Türkiye’nin bu çözüme vardığını görecektir.

[email protected]
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adil Aydın - 1 yıl önce
Bombalama sonrası, Suriye'ye 50 ton silah ve cephane indirildi. Hedefleri abd-israil koridorunu tamamlamak ve can çekişen pkk'yı kurtarmak.
Avatar
Adil Aydın - 1 yıl önce
Bomba dehşeti, Suriye'ye indirilen silah ve cephaneyi perdeledi. Tehditler can çekişen pkk'yı kurtarmak için.