banner863

Arktik bölge ve Antartika’da neler oluyor?


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

19 Mart 2015, 13:35

 Giriş

Türkiye’nin bunca sorunu arasında kutuplardan bahsederek, aslında ülkenin kasvetli havasından biraz sizi biraz da kendimi uzaklaştırmak istiyorum. Dış politikada her cephede batmış, içeride göz göre göre şimdiden fiili olarak bölünmüş bir ülkede fetret devri yaşıyoruz. Ülkeyi en üst düzeyde yönetenler, şahsi gelecekleri uğruna her türlü kanunsuzluğu kendilerine mübah görüyor. Anayasa değişikliği ve başkanlık rejimi ile ülkeye ne olursa olsun, ama biz kendimizi kurtaralım derdindeler. Daha otoriter ve İslamcı bir rejim için, Cumhuriyeti kuran temel ilkelerin tasfiyesinde son aşamaya geliniyor. Devletin yargısı ile birlikte istihbaratı, polisi, jandarması iktidar partisinin manivelası hale getirilmiş, devletin ana unsurları İslamcı bir parti tarafından ele geçirilmişse burada devlet için kime, ne anlatıyoruz diye sorgulamadan edemiyoruz. Ancak, dünya dönüyor ve ülkeler boş durmuyor, kutuplarda bile paylaşım savaşı hızla yeni yeni safhalara giriyor. Hemen her makalemizde bilimsel bir seviyede olmanın yanında az bilinen ya da pek çalışılmayan konulara yer vererek, belirli bir boşluğu doldurmaya ve akademik bir referans oluşturmaya gayret ediyoruz. Bu makalede Arktik bölge (Kuzey Kutbu) ve Antartika (Güney Kutbu) ile ilgili gelişmeleri ele alarak, kutuplarda gelinen aşamanın güncel bir resmini çekmek, öte yandan Türkiye’de son yıllarda özellikle Antartika’ya yönelik artan ilgiyi değerlendirmek istiyoruz. Küresel ısınma sürecinin mevcut düzeyde devam etmesi halinde 2030-2040 yıllarına kadar kutuplarda yaz mevsimi buzullarının tamamen eriyebileceği yönünde görüşler var (1). Buz kütlelerinin yaz aylarında tamamen eriyecek olması; bölgedeki enerji kaynakları ve suyolları üzerinde yakın gelecekte meydana gelebilecek önemli çekişmelere işaret etmektedir. Büyük güçler yanında pek çok ülke daha bu paylaşım kavgasına katılmak için hazırlık yapmaktadır. Türkiye’nin de bazı trenler kaçmadan atması gereken adımlar var.

Arktik bölgenin önemi ve gelişmeler..

Arktik bölge ile kastettiğimiz Kuzey Kutbu’dur ve bu bölge özellikle başta petrol olmak üzere potansiyel enerji kaynakları, ulaşım trafiği ve nihayet egemenlik iddiaları ile güvenlik konuları gündemindedir. Arktik bölge son yıllarda sık sık jeopolitik çalışmaların da ilgi alanı içindedir. Arktik bölge boş bir alan değil ve orada yaşayanlar için çevresel koşullar ve ekosistem hızlı değişimler yaşıyor. Arktik bölgede (Alaska dâhil) yerliler ile birlikte 14 milyon kişi yaşıyor. Ekonomik nedenlerle henüz arktik bölgelere pahalı teknolojik ve altyapı projeleri götürülememektedir. 1979 yılında alınan uydu bilgileri ile Arktik bölge ve Buz Denizindeki buz yoğunluğunun gittikçe azaldığı gözlemlendi. ABD Ulusal Kar ve Buz Data Merkezi ise 1979 yılında 3.61 milyon mil kare olan buz genişliğinin 2012’de 1.39 milyon mil kareye (yani %49) düştüğünü tespit etti (2). Buzlar eridikçe daha çok gemi bölgeye geliyor, deniz altında mineral aramak için daha çok çalışma alanı ortaya çıkıyor. Arktik turizm 2004’den 2007’e iki katına çıktı. 2011 yılında ilk kez bir süpertanker Kuzey Denizi rotasından geçti ve bu rotayı 2008’e kadar kimse kullanamaz iken 2013’de rakam 44’e çıktı. 2008’den 2012’e Bering Boğazı’ndan transit geçiş %118 arttı ve bu rakamlar sürekli artma ağilimindedir (3). Hollanda ile Çin arasındaki mesafe Kuzey Deniz rotası kullanıldığında, Akdeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden gitmeye kıyasla %20 daha kısadır. Bu masrafları azaltmakla beraber Kuzey Denizi rotasında navigasyon zor ve trafik mevsimlere bağlıdır, rota boyunca alt yapı zayıftır.

Şekil 1: Arktik Bölge Etrafında Potansiyel Deniz Ulaştırma Rotaları



ABD jeolojik araştırmaları dünyanın keşfedilmemiş petrol kaynaklarının %13’ünün, doğal gaz kaynaklarının ise %30’unun Arktik bölgede olduğunu gösteriyor. ABD, Alaska’da bulduğu yeni enerji yataklarına ulaşmak için 1.200 kilometrelik  petrol boru hattı kurdu. Rusya, doğalgaz ve petrolün büyük bir bölümünü Rusya Arktikası'ndan sağlıyor. Rus arktik bölgesinde 45 milyon varil petrol ve 23 trilyon kübik metre doğal gaz olmak üzere 8 trilyon dolar değerinde enerji kaynağı olduğu değerlendiriliyor. Halen Arktik bölgelerin kullanılması (henüz ABD’nin imzalamadığı) BM Deniz Hukuku Konvansiyonu (UNCLOS) (4) kapsamında uluslararası deniz hukuku, Arktik Konsey’in sağladığı işbirliği ve ülkeler arasındaki ikili anlaşmalar ile yürümektedir (5). UNCLOS, deniz sınırları ile ilgili sorunların çözümünde yasal çerçeveyi oluşturmaktadır. Sekiz arktik devletin (ABD, Rusya, Kanada, Danimarka, Norveç, Finlandiya, İzlanda ve İsveç) üye olduğu Arktik Konsey, arktik politikaların geliştirilmesi ve uygulanmasından sorumludur. Arktik bölgelerdeki erimeler ülkelerin buralarda daha fazla denizcilik faaliyetinde bulunma ve kutup kaynaklarına sahip olma heveslerini artıracaktır. Bu yüzden Artik Konsey, hem üyeleri hem de katılımcı ve gözlemcileri ile önemli bir güvenlik mimarisidir. Konsey vasıtası ile sekiz üye ülke kendilerine ekonomik münhasır bölgeler ve kıta sahanlıkları icat edebilir. Buradaki tek sınırlayıcı çerçeve BM’nin Kıta Sahanlığı Sınırları Komisyonu (CLCS) (6) olabilir. Uluslararası hukuka göre bu ülkelerin hiçbirinin Arktik bölgede egemenlik hakkı yoktur. Bu hak deniz kıyılarından itibaren 200 deniz mili (370 km.) geçmeyecek Münhasır Ekonomik Bölge (MEB/EEZ) (7) ilanı ile sınırlıdır. İki yılda bir değişen Arktik Konsey başkanlığını halen Kanada yapıyor. Nisan 2015’ten itibaren Arktik Konsey başkanlığını ABD alacak ve bunu Rusya ile ilişkileri düzeltmek için bir fırsat olarak görüyor. 1996’da kurulan Arktik Konsey tarafından gözlemci üye kabul edilen ülkeler ise Çin, Hindistan, İtalya, Japonya, Güney Kore ve Singapur’dur. Türkiye ise Avrupa Birliği ile birlikte “ad hoc gözlemci üye” statüsünü sürdürmektedir ve toplantılara katılması sembolik de olsa izne bağlıdır (8).

Son 10 yılda Arktik bölge etrafındaki ülkeler yeni ve büyük bir güvenlik problemi ile karşılaştılar. Arktik buzların erimesi yeni denizcilik hatları ve deniz kaynaklarını araştırmak ve sömürmek için yeni alanlar açtı. Halen hiçbir ülke Kuzey Kutbu veya Arktik Okyanus üzerinde bir egemenliğe sahip olmamakla birlikte bölgenin enerji kaynakları ve okyanus ulaşımı için Kuzeybatı Pasajı’nın statüsü gelecekte önemli güvenlik sorunu oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Isınan denizler ve eriyen buzlar, bölgedeki ticareti de gittikçe artıracak. Uzun dönem için insan yaşamı ve ticaretin nazik çevre koşullarına uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. İklim koşulları, gelişen buza uyumlu teknolojiler, yüksek enerji fiyatları, deniz ve kıta sahanlığı düzenlemeleri, deniz trafiği yönetimi ile ilgili yeni hukuki çalışmalar Arktik bölge ile ilgili havayı her an ısıtabilir. Mesele artık Arktik bölgeye girmek ve bilimsel çalışmalar yapmanın ötesine geçmiş ve Arktik alanın uluslararası ortamda yeniden ele alınma zamanı gelmiştir. Dünyadaki gaz emisyonlarının arktik bölgedeki dengeleri bozacağı ve ısınmaya yol açacağı endişesi devam etmektedir. Arktik bölgeler için uluslararası alanda tanınmış sınırlar dâhilinde bir rejim ihtiyacı vardır. Bu rejim deniz trafiği, araştırma çalışmaları, arama ve kurtarma, ticari faaliyetler gibi hususları düzenlemelidir. Arktik bölgede başta enerji olmak üzere potansiyel kaynaklar için her an büyük bir paylaşım savaşı başlayabilir (9). Öte yandan, herhangi bir Arktik komşu ülkenin de askeri faaliyetleri, kuvvet gösterisinin ötesine gidebilir. Arktik bölgede egemenlik iddia edenlerin başında Rusya geliyor ve artırdığı kıta sahanlığı bölgesinin her yerine bayrağını dikiyor. Toprak iddialarında Rusya’yı Kanada ve eskimoların sularını zehirleyerek işgal ettiği Grönland’a sahip olan Danimarka izliyor. Norveç üç ayrı bölgede kıta sahanlığını geliştirmek için CLCS’ye başvurdu.

Kuzey kutbunda güç mücadelesi..

Soğuk Savaş boyunca Rusya askeri olarak arktik bölgedeki rekabete en hazır ülke idi çünkü o dönemden beri kuzey kutbunda da savaşmak için planlar yapmıştı. Şimdi o dönemin tecrübesi ve mirası olan öldürücü kabiliyetler Rusya’nın güçlü yanını oluşturuyor. Bu kabiliyetler arasında şunları sayabiliriz (10); buz kırıcı gemiler, Arktik denizaltılar (6 adet Akula), MİG-31 arktik savaş uçakları (200 adet), Tu-95 (deniz kuvvetlerinde Tu-142) bombardıman uçakları ve arktik bölgeler için yetiştirilmiş özel kuvvetler. ABD’nin bu tür uçakları olsa bile bunları konuşlandıracağı bir üs bulması kolay değil. ABD ile ilişkilerinin kötüye gitmesi neticesi Rusya, sürekli askeri varlığını artırdığı Arktik bölgede daha saldırgan politikalar izleyebilir. 30 gemi ile dünyanın en büyük buzkırıcı filosuna sahip Rusya, kuzey kıyıları boyunca 10 adet yönlendirme ve acil durum merkezi kurmayı planlıyor (11). Arktik sahilleri kontrol için Rusya Kuzey Filosuna ilaveten Mart 2011’de Norveç sınırına yakın Pechenga’daki Arktik Motorize Tugayını yeniden donattı. Temmuz 2013’de Rusya ülkenin doğu ucunda geniş bir tatbikat gerçekleştirdi, bu tatbikatta on birlerce asker, yüzlerce tank, onlarca uçak ve gemi görev aldı. Bu tatbikatın hemen ardından Moskova Arktik bölgesindeki MEB alanını, 200 deniz miline ilave olarak, 150 deniz mili daha artırdığını (toplam 1,2 milyon kilometrekarelik bir alana tekabül etmektedir) “açıkladı. Böylelikle bölgedeki kıta sahanlığı uyuşmazlığı yeniden gündeme geldi (12). Aralık 2014’te bir Güney Kore gemisi, Bering Boğazına 15 mil mesafede buzlu sulara batarken, 52 kişilik kayıp ekibini aramaya çok uzaklardan Rus sahil güvenliği geldi.

ABD, bugüne kadar Arktik politikalar konusunda pasif kalmak zorunda kaldı. Sebebi ise Arktik bölgeye geçiş için gerekli alt yapı ve buz kırıcı kabiliyetlerinin sınırlı olması. ABD’nin Alaska üzerinden 1.000 millik bir Arktik sınırı bulunmakta ve yarışa buradan katılmaktadır. Alaska’da petrol bulunmasından sonra ABD hızla yeni bir arktik politika üzerinde çalışmaya başladı (13). Bering Boğazı’ndan kuzeye doğru derin su limanı ve altyapı tesisleri gereklidir. ABD, BM Deniz Hukuku Sözleşmesini henüz imzalamadı, Arktik meselesinde geri planda kalmayı tercih etmektedir. ABD, Arktrik konularda Rusya ile birlikte çalışmak istiyor ama Ukrayna sorunu buna da engel oldu. Nitekim Arktik bölgede geçmişte ABD, Rusya ve Norveç Kuzey Kartalı (Northern Eagle) adı altında müşterek askeri tatbikatlar yaparlardı. Ukrayna olayları üzerine 2014 içinde yapılacak tatbikat tarihi belirsiz şekilde ertelendi. Aralık 2014’de Putin’in Hindistan ziyareti esnasında imzalanan pek çok anlaşma ile ilişkiler Druzhba-Dosti (Sonsuza kadar dost) anlamı kazanınca bu en çok ABD’yi üzdü. Rus arktik bölgesinde iki ülkenin dünyada az bulunan maddeler ile ilgili müşterek geliştirme teknolojileri üzerinde birlikte çalışma anlaşması yapması bu üzüntüyü daha da artırdı. Çünkü BP, Total, Shell ve ExxonMobil gibi Amerikan şirketleri Rus enerji şirketleri ile birlikte yaklaşık 3.6 milyar dolar değerinde ortak projeler kurma peşindeydi. Örneğin Rosneft ve ExxonMobil Eylül 2014’de Kara Denizi’nde büyük bir petrol ve doğal gaz rezervi tepsit etmişlerdi. Ancak, ABD yatırımları birkaç gün sonra uygulamaya konunca Exxon’un 700 milyon dolarlık projesi Rus Arktiğinin dışına çıkmak zorunda kaldı (14). Şimdi onun yerini tecrübesiz Hint devlet şirketi ONGC Videsh Ltd. alıyor. Tabii burada Türkiye’ye, -Bu fırsatları neden biz yakalayamıyoruz? diye düşünmek düşüyor.

Arktik bölgesinde Rusya karşısında çıkarları doğrultusunda hareket eden en “kararlı” bölgesel oyuncunun Kanada olduğu ifade edilebilir. Kanada Başbakanı Stephen Harper, 2010 yılında Arktik Bölgesi'nde ülkesinin çıkarlarının korunmasının ve gözetilmesinin "tartışılamaz bir öncelik" olduğunu vurgulamış ancak "uygun görüldüğü noktalarda" çok taraflı işbirliğinin sürdürüleceğini de belirterek diğer ülkelerin doğrudan tepkisini çekmekten kaçınmıştı (15). Kanada, Arktik bölgesinde 2007'den beri her yıl düzenli biçimde "Nanook Tatbikatı"nı gerçekleştirmektedir. Askeri hareketliliğin temelinde Rusya'nın bölgeye dönük askeri yapılanmalarına ve tatbikatlarına yönelik net bir cevap bulunduğu görülmektedir.

Norveç, oluşturduğu Arktik Mekanize Taburu’na Arktik bölgelerde kar arabaları ile devriye görevi verdi. Böylece Rusya gibi Norveç de egemenlik iddia ettiği bölgeleri kontrol altına almakla kalmadı, tehdit olarak gördüğü Rusları da takip edecek. Mart 2012’de İngiltere, Norveç, İsveç, Finlandiya ve Danimarka Arktik bölge askeri faaliyetlerini koordine etmek üzere bir askeri ittifak anlaşması imzaladılar. Rusya ve Norveç aralarındaki askeri tırmanmaya rağmen ortak projelerde de çalışıyorlar. Barents denizindeki Gazprom’un doğal gaz hattı projesi 2016’da bitecek ve Norveç’in Statoil şirketi %24 hisseye sahip. Norveç Silahlı Kuvvetleri, Temmuz 2013'de 14 ülkenin silahlı kuvvetleriyle birlikte 16 bin kişinin katıldığı "Soğuk Cevap" adını verdiği ortak tatbikatı düzenledi (16).

Arktik bölgelerde yer almayan ülkelerin kutuplardan hidrokarbonlar ve ulaşım maksatları için yararlanması konusunda en iyi örnek Çin’in bölgeye ilişkin finansal, bilimsel ve siyasi faaliyetleri örnek gösterilebilir. Milli gelirinin %46’sını uluslararası deniz taşımacılığı ile sağlayan Çin, Rusya’nın kuzeyinde beliren Arktik rotaları kullanmak için çalışmaktadır (17). Çin, bugüne kadar Arktik bölgede 6, Antartika’da ise 30 bilimsel sefer yaptı. Arktik Konsey’in daimi gözlemcilerinden biri olan Çin, dünyanın en büyük nükleer olmayan buz kırıcı gemisini (Xuelong; Kar Ejderi) inşa etti. Çin, gelecekte büyük bir ulaşım köprüsü olacağını düşündüğü İzlanda’nın başkenti Reykjavik’te en büyük büyükelçiliğe sahiptir. Uluslararası toplantılarda Arktik sorunların bölgesel değil uluslararası olduğunu dile getiriyor. Ülkelerinde Kutup Araştırmaları Enstitüleri kuran Çin, Japonya ve Güney Kore, 2000’li yılların başında sıra ile Norveç’te araştırma istasyonları kurdular ve kendi buz kırıcı gemilerine sahipler. Çin, Norveç Kutup Enstitüsü’nü finansal olarak destekliyor, bilimsel ekipman ile takviye ediyor. Öte yandan Çin; Norveç enerji şirketleri ile, Güney Kore; Kanadalı şirketleri ile enerji üzerine çalışmalar yapıyor.

Avrupa Parlamentosu, Arktik bölgelerin korunması için yeni bir rejim, uluslararası anlaşma istiyor. Arltik bölge enerji kaynaklarını Avrupa için hayati önemde gören AB’ye göre UNCLOS değiştirilmeli ve yeni bir denge getirilmelidir (18). Henüz resmi boyuta ulaşmayan bu tartışmalar için AB, çoktaraflılık stratejisi izleme niyetindedir.

Antartika ve Türkiye..

Antartika, Kuzey Kutbu ile kıyaslandığında daha da az haber aldığımız bir kutup bölgesidir. Bu haberler de genellikle ozon tabakası ve buzların erimesi ya da bilimsel çalışmalar ile ilgilidir. Halen Antartika kıtasında 30 kadar ülke aktif durumdadır ve bunların başında ABD geliyor. 1959 yılındaki Antartika Anlaşmasını şimdiye kadar 50 ülke imzaladı ancak bunların 28 tanesi karar verme sürecine katılıyor. ABD, bu anlaşmanın kurduğu sistemin lider ülkesi ve her yıl buradaki istasyonları için yaklaşık 300 milyon dolar harcıyor. ABD’nin diğer ülkelere göre büyük ölçekli varlığı diplomatik olarak da sesinin daha çok duyulmasına yarıyor. ABD’nin güney kutbunda üç yıllık dönemler halinde çalışan üç ayrı istasyonu, bir kaç saha kampı ve araştırma araçları var. Kıtadaki çalışmalara lojistik destek sağlayan Amerikan askeri personeli Yeni Zelanda’daki üslerinden geliyorlar (19). 1988 yılında “Antartika’nın Maden Kaynaklarının İşletilmesinin Düzenlenmesi Sözleşmesi (CRAMRA)”, Fransa ve Avustralya’nın dünya kamuoyundan gelen tepkiler sonucu geri adım atması ile yürürlüğe girmedi. 1991 yılında hazırlanan Çevre Koruma Protokolü ile Antartika madenlerinin işletilmesi 50 yıl boyunca yasaklandı. Türkiye de kıta’ya yönelik çevre koruma tartışmalarının yaşandığı 1990’lı yıllarda Çevre Bakanlığı Dış İlişkiler Daire Başkanlığı’nın öncülüğünde Antartika Antlaşmasına 1995 yılında sessiz sedasız katıldı (20). Çevre Koruma Protokolünün 1998’de yürürlüğe girmesiyle 2048’de bitecek 50 yıllık maden işletme yasağı başlamış oldu ancak bu protokol TBMM’de onay bekliyor (21).

Antartika’nın da güvenlik sorunları var. ABD ve Rusya haricinde yedi ülkenin (Arjantin, Avustralya, Şili, Fransa, Yeni Zelanda, Norveç ve İngiltere) Antartika topraklarında hak iddiası var. Antartika Antlaşması ile bu iddialara yer verildi. ABD, kendi egemenliğini iddia değil gerçek olarak ifade ediyor. Ruslar, Sovyetler Birliği döneminde kalma Antartika Anlaşması’ndaki toprak iddialarına sahip çıkıyor. Brezilya, kıtada kendine ilgi bölgesi tahsis etti. Peru ve Güney Afrika, toprak iddia etme hakkını koruduğunu resmen açıkladı. Bugüne kadar bu sistem herhangi bir askeri seçeneğe gerek kalmadan barışçı bir şekilde devam etti. Gelecekte Asya’nın yükselen güçleri Çin ve Hindistan’ın da Antartika’ya ayak basması ile kıtaya komuta-kontrol ve silah platformalarının gelebileceği ve askeri hareketliliğin artabileceği değerlendiriliyor. 60 derece Güney enleminin altında kalan bölgede çok zengin doğal kaynakların bulunduğu düşünülmektedir. Üçüncü dünya devletleri, özellikle, 2000’li yılların başından itibaren kıtaya yoğun bir ilgi gösteriyor Bu ilginin nedenlerinin başında, kıtanın sahip olduğu doğal kaynakların işletmeye açılması halinde pay alma düşüncesi var. Diğer bir neden, kıta’da üssü olan devletler tarafından yürütülen gizli araştırma ve deneylerin içeriği hakkında bilgi sahibi olma isteğidir. Antartika’nın paranormal aktivitelere konu olan gizemli yapısı olduğunu bilmeyenler; kıtayı buzullar, penguenler ve balinalardan ibaret sanmaktadırlar. Antartika Anlaşması, kıtada her ülkeye bilimsel ve diğer barışçı çalışma yapma garantisi sağladı. Şu anda kıtada çeşitli ülkelerden 4 bin kadar bilim adamı çalışıyor. Halihazırda Antartika’da 31 devlete ait toplam 64 üs bulunmaktadır.

Şekil 2: Antartika Üzerinde Toprak İddiaları



Bugüne kadar kıta’ya yönelik olarak pek çok ülke resmi düzeyde diplomatik ve bilimsel ziyaret ve girişimde bulunurken, Türkiye sessiz kaldı. Örneğin, 10 Şubat 2015’de kıtayı ziyaret eden ilk monarşi olan Norveç kralı Harold V’a “Antartika Kralı” takma adı verildi. Antartika’da bilimsel araştırma yapan çok az akademisyenimiz var ve bunlar genellikle Amerikan üslerinde çalışmışlar. Yeni kurulan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Kutup Araştırmaları Merkezi, Kuzey (Arktik) ve Güney (Antartika) kutup bölgelerinin geleceği hakkında Türkiye’nin söz sahibi olması için bilimsel çalışmalar yapacak. İlk kez iki akademisyen Türkiye adına  Mayıs 2013’de Antartika’ya kısa bir sefer yaptıktan sonra şimdilerde Antartika’da bir Türk üssü kurulması için çalışmalar yapıldığını öğreniyoruz. Eğer Antartika’da bir üssümüz olursa, o uydumuzdan daha fazla veri elde etme imkânı olacağı söyleniyor. Bunun için yasal çerçeve hazırlanması ve kıta ile ilgili bürokrat ve akademisyenlerden bir Üst Kurul oluşturulması isteniyor. Bütün bunlar yeni ve güzel fikirler ancak, ülkemiz için elle tutulur sonuçlar doğurmalı, yani bir şeyler elimize geçmeli ya da geleceğe yatırım anlamında adımlar atılmalıdır. Örneğin, Türkiye, gelecekte Antartika’da egemenlik hakkı iddiasını Peru gibi kayıt altına alabilir. Diğer yandan Arktik Konseyi'nde daimi gözlemci üye statüsü kazanarak konumunu güçlendirebilir Ama daha da önemlisi Hindistan’ın yaptığı gibi arktik bölgede enerji projelerine girerek, maddi kazanımlar sağlayabilir. Arktik bölgesinde yaşanan gelişmeler kısa vadede Türkiye için risk unsuru oluşturmasa da yeni hidrokarbon yataklarının keşfi ve stratejik ulaştırma yolları üzerinde iklim koşullarına bağlı olarak yaşanacak gelişmeler Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerini dolaylı olarak etkileyebilir.


Doç. Dr. Sait Yılmaz
@DocDrSaitYilmaz

Kaynakça ve Dipnotlar

(1) Robin McKie: What Melting Arctic Ice Tells Us About Our World, The Guardian, (13 Ekim 2013).
(2) Stratfor: The Growing Importance of the Arctic Council, (May 17, 2013).
(3) David Titley: America Needs to Look to the Arctic, Center for a New Security (CNAS) Policy Brief, (December 22, 2014).
(4) United Nations Convention on the Law of the Sea
(5) Charles K. Ebinger, Evie Zambetakis: The Geopolitics of Arctic Melt, International Affairs, No: 85: 6 Blackwell Publishing Ltd/The Royal Institute of International Affairs, (2009).
(6) Commission on the Limits of the Continental Shelf
(7) Exclusive Economic Zone
(8) Alp Yüce Kavas: Rusya’nın Arktik Politikası ve Türkiye, Bilgesam, (20 Ocak 2014).
(9) Todd L. Sharp: The Implications of Ice Melt on Arctic Security, Defence Studies of Canadian Forces, (01 Aug 2011).
(10) Robert Farley: The Ultimate Cold Warrior: 5 Weapons Russia Could Use in an Arctic War, The Diplomat, (December 4, 2014).
(11) Natalia Kolesnikova: Norway’s Arctic Militarization, Stratfor, (April 4, 2012).
(12) Alp Yüce Kavas: Rusya’nın Arktik Politikası ve Türkiye, Bilgesam, (20 Ocak 2014).
(13) David N. Biette, Anita Parlow: The Pressing Need to Define U.S. Arctic Interests, Canada Institute at the the Woodrow Wilson International Center for Scholars, (January 30, 2015).
(14) Katrina V. Negrouk: Opportunity in the Arctic: Defrosting Russia and America's Chilly Relationship, National Intrest, (January 13, 2015).
(15) Alaska Dispatch: Arctic Sovereignty 'Non-Negotiable': Canada's PM, (Aug 23, 2010).
(16) Abhijit Singh: The Creeping Militarization of the Arctic, The Diplomat, (Oct 16, 2013).
(17) Heather A. Conley: A New Security Architecture for the Arctic An American Perspective, A Report of the CSIS European Program, (January, 2012).
(18) EU Council: Climate Change and International Security’, paper from the High Representative and the European Commission to the European Council, S113/08, (14 March 2008).
(19) Frank Klotz: American Interests in Antarctica, CFR, (January 17, 2012).
(20) Kemal Başlar: Antartika’da Türk Bilimsel Araştırma Üssünün Kurulması Zamanı Gelmedi mi? Milliyet, (10 Mart 2013).
(21) AA: Antarktika'da Kurulacak Türk Üssü İçin İkinci Bilimsel Sefer, (31 Aralık 2014).


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.