Atatürk sosyal demokrasinin adını bile anmadı, niçin?


Turhan Özlü

Turhan Özlü

03 Eylül 2014, 18:33

Yeni CHP yönetiminin sosyal demokrasiyi Atatürk'e dayandırma çabaları bilgisizliğin ötesindedir; bilinçli bir çarpıtmadır.

Peki kendilerini "ulusalcı" diye tanımlayan CHP'lilere ne demeli? Onlar da sosyal demokrasiye toz kondurmuyor.

Yıllar öncesinden Redd-i miras yapıp Kemalizm’den vazgeçenler bile bugün, “sosyal demokrasinin kökü Kemalizm’de” diyebiliyorlar.

Atatürk liberalizmi de, sosyal demokrasiyi ve sosyalizmi de yıllar öncesinden biliyordu. 1904 yılında, henüz 23 yaşında Harp Akademisi öğrencisi iken not defterine “Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı”diye yazan bir liderden bahsediyoruz.

Sadece Kurtuluş savaşı yıllarında değil, yaşamı boyunca yazdığı, imzaladığı hiçbir belgede ve konuşmalarında sosyal demokrasi adına rastlanmaz.

Türk devrimcileri 1908 Devrimi’nin çok öncesinden başlayarak “devletin kurtarılması” arayışında Avrupa merkezli bütün siyasi akımları tanıyor, biliyor ve izliyorlardı. Liberalizm ve sosyalizm gibi kavramlar daha 1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde resmi düzeyde tartışılıyordu.

Sosyal demokrasi 20. Yüzyılın başlarında da Avrupa’daki siyasal akımlar arasında ilk sıralardaydı.

Almanya, sosyal demokrasinin doğuşundan itibaren merkez ülkesidir. Türkiye 1. Savaş öncesinde ve savaşta Almanya’nın müttefikidir. Türkiye’nin siyasi-askeri çevreleri ve aydınları Almanya başta olmak üzere Avrupa’yı çok yakından tanıyorlardı.

1919 yılı başında Almanya'da Başbakanlık görevi seçimden birinci parti çıkan Sosyal Demokrat Parti (SPD) lideri Schidemann’a verildi. SPD 1922 yılına kadar Katolikler ve demokratlar koalisyonu ile iktidarda kaldı.

Diğer ülkelerde de sosyal demokratlar özellikle savaş sonrası Avrupa’nın emperyalist burjuvazisi tarafından baştacı edildiler; iktidar ortakları yapıldılar.

Avrupa siyasetinde bu kadar etkili olmasına karşın Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının ağzından bir kez olsun sosyal demokrasiyi duyan olmamıştır.


“SOSYAL DEMOKRASİ’NİN KÖKLERİ KEMALİZM’DE” UYDURMASI

Atatürk yeni bir devletin kuruluşu ve şekillenmesi sürecinde, dünyanın çeşitli devlet yönetimlerini ve siyasi oluşumlarını çok yakından inceledi. Milli Mücadele’nin yayın organı olarak kurduğu Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde Kurtuluş Savaşı’nın ideolojisi de ortaya konuldu. Bizzat Atatürk tarafından kaleme alınmış ya da onayını taşıyan başyazılar, önderliğin resmi dünya görüşünü yansıtıyordu.

Bu yazılarda sosyal demokrasinin esamesi yoktur.

Atatürk, Halk Fırkası’nı resmen kurmadan önce yaptığı çalışmaları Aralık 1922'de şu sözlerle anlatmıştır: “Sulhun istikrarı ve halkçılık esasına dayalı Halk Fırkası namıyla siyasi bir fırka teşkil etmek niyetindeyim. Başka memleketlerde müteşekkil bu gibi fırkaların programlarını incelediysem de bunları tamamıyla memleket ve milletimizin ihtiyaçlarını tatmine kâfi bulmadım.”

Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin 1925 tarihli Heidelberg programının 1931 yılında yapılan çevirisi Başbakanlık arşivinde yer almaktadır. Belgede bazı cümle ve paragrafların altı çizilidir ve bazılarının yanında soru işaretleri vardır.

Adı Sosyal Demokrat Fırka (SDF) olan bir parti Kurtuluştan sonra Cumhuriyet Hükümeti tarafından "feshedilmiştir." 13 Mayıs 1925 tarihli Bakanlar Kurulu kararının altında başbakan olarak İsmet İnönü'nün imzası vardır. Kararla SDF, siyasetten "men edildi" ve "yeniden teşkili" de yasaklandı.

Cumhuriyet Türkiyesinin sosyal demokrasinin adına bile tahammülü yoktu.

1960 sonrasının yoğun tartışma ve arayışlarına karşın İnönü de sosyal demokrasiyi ağzına almadı. Çünkü Kurtuluş Savaşının ateşi içinde ve sonrasında Atatürk ile birlikte sosyal demokrasiyi ve ihanetlerini yaşayarak görmüşlerdi.

ÇANAKKALE'DE; İSTİKLAL SAVAŞI'NDA SOSYAL DEMOKRASİYLE SAVAŞTIK

Kurtuluş Savaşımızda ve sonrasında kim Mustafa Kemal’i desteklediyse sosyal demokrasi ona karşı oldu; kim Türkiye ile karşı karşıya geldiyse destekledi ve kucak açtı.

Sosyal demokrasinin, Lenin önderliğindeki Bolşevizm’e karşı açtığı savaşın önemli bir nedeni de Sovyetlerin milli mücadeleye verdiği destektir. Bu politikayı şöyle özetlemişlerdir: “Bolşevikler yarı-feodal devrimci Kemal Paşa ile ittifak yaparak, emperyalist Bonapartçılar olduklarını ortaya koymuşlardır.”

Milli Mücadele ve önderi Mustafa Kemal, Avrupa’nın liberal partileriyle birlikte sosyal demokrasinin de hedef tahtasında olmuştur. Almanya Osmanlı’nın müttefiki olduğu için, Alman sosyal demokratlarının savaş politikaları Türkiye’de fazla konuşulmamıştır. Yalnızca bilimsel sosyalistlerin ilgi alanında kaldı. Oysa Alman sosyal demokrasisi, II. Enternasyonal içindeki gücü ve etkisiyle sosyal-emperyalist politikaların ana sorumlusuydu.

Savaş yenilgisi de fikirlerini değiştirmedi. Almanya tüm sömürgelerini İtilaf devletlerine kaptırdığında, sosyal demokratlar “sömürgelerinin Almanya’ya geri verilmesini” talep ediyorlardı.

İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği İtilâf Devletleri’nde ise durum çok daha farklıdır. Çanakkale Savaşı’nda ve diğer cephelerde Türkiye, aynı zamanda sosyal demokrasiyle de savaşıyordu.

CHP'nin hızlı sosyal demokratları bu gerçeği bilmiyor olabilirler mi? Hadi onlar tarih okumamış diyelim, kendilerine ulasalcı diyenler de mi bilmiyor?

Kendi partisinin tarihiyle dört yıldır açık savaşa girmiş olan Kılıçdaroğlu ve ekibi, sosyal demokrasinin bu kanlı tarihine en ufak bir ilgi duymuyorlar.

İngiltere'de Sosyal Demokrat Federasyon'un ağırlıklı kesimi savaşın başlangıcından itibaren İngiliz Hükümetinin savaş politikalarının emrine girdi. Adı İşçi Partisi, ideolojisi sosyal demokrasi olan parti, İngiliz emperyalizminin en sıkı savunucusuydu. 28 Aralık 1917 tarihli kararında “Ermenistan, Mezopotamya ve Arabistan’ın sultan ve paşaların zulüm yönetimi altına yeniden sokulmaması” çağrısı yaptı. Kararda “Türk hükümetinin dünyaca lanetlenmesi” de isteniyordu.

TARİHİN KAYDETTİĞİ EN BÜYÜK DÖNEKLİK HAREKETİ

İtilaf devletleri sosyal demokrat partileri, Şubat 1918'de Londra'da bir araya gelerek savaşın sürdürülmesini istediler. Bu karar aslında doğrudan Türkiye ile ilgilidir. Çünkü Dünya Savaşının başlıca hedefi Türkiye'nin paylaşılmasıydı.

Oysa bu partiler, savaş başlamadan önce, Kasım 1912'de, İsviçre'nin Basel kentinde yayınladıkları manifestoda tam tersini kararlaştırmışlardı. Yaklaşan savaşta olacaklar görülmüş ve tutulacak yol da belirlenmişti. Kararda şöyle deniyordu: "Türkiye'nin askeri çöküşü daha sonra Önasya'da Osmanlı egemenliğinin sarsılmasına yol açacak olursa, o zaman İngiltere, Fransa ve Almanya sosyalistlerinin görevi doğrudan doğruya dünya savaşına yol açacak fetih politikasına bütün güçleriyle karşı çıkmaktır."

Sosyal demokratlar, iki yıl sonra kendi aldıkları bu kararı çiğnediler; her parti kendi hükümetlerinin istila politikalarına onay verdi. Sosyal demokrasi o tarihten itibaren artık "dönek" sözcüğüyle anılmaktadır. Dünya tarihinin gördüğü en büyük döneklik hareketidir.

İngiltere'de İşçi Partisi Hükümetinde bakanlık görevi yapacak olan Philip Snowden 1923 yılında, “Britanya İmparatorluğu bir gerçektir. Sorumluluğu üstlendiğimizde bunu kolayca reddedemeyiz” diyordu. O tarihte İngiltere’nin nüfusu 45.5 milyon iken; sömürgelerindeki nüfus toplamı ise 9 katı büyüklüğündedir (393.5 milyon).

Fransız sosyal demokratlarının partisi SFİO ise savaş göreviyle oluşturulan “Kutsal Birlik” adı verilen Koalisyon hükümetine katıldı. Partiyi hükümette iki Bakan temsil ediyordu. Fransa’nın çok uzaklarında “Küçük Asya’nın" (Osmanlı’nın) paylaşılması uğruna yürütülen yağma savaşını “vatan savunması” yalanları altında desteklediler. 1917 yılına kadar bu savaş hükümetinde; emperyalist savaşın yönetilmesinde görev yaptılar.

Kurucularından Jean Jaures’in savaşın hemen arefesinde öldürülmesi bile Fransız sosyal demokratlarını durdurmadı. Jaures, reformcu fikirlerine karşın emperyalist savaşa karşıydı. Katledilmeden bir ay önce Almanya ve Fransa işçi sınıflarına “savaşa karşı genel grev” çağrısı yapmıştı. Bu ilkeli tutumunu hayatıyla ödedi.

RUSYA'YI TÜRKİYE'NİN ÜZERİNE SÜRME ÇABALARI

Rusya'da 1917 Şubat Devrimi'yle Çar rejimi yıkıldı. Kerenski yönetiminde geçici Menşevik hükümeti kuruldu. Savaş yorgunu Rus ordusunun büyük kısmı ve halk, savaşın son bulmasını istiyordu. Lenin önderliğinde Bolşeviklerin başlıca talebi "savaşa derhal son verilmesi"dir.

Fransa ve Belçika'nın sosyal demokratları ise, savaşa devam etmesi için Kerenski hükümetine baskı yapıyorlardı. Kendi hükümetlerini ve kamuoylarını da savaşın sürdürülmesi yönünde etkilediler.

Türkiye açısından bakarsak, o tarihlerde Doğu cephesinde Kars, Ardahan ve Batum gibi iller Rus Ordusu'nun işgali altındadır. "Savaşa devam" çağrıları, bu illerimizdeki işgalin sürdürülmesi anlamına geliyordu. Sosyal demokratlar Rusya'yı Türkiye'nin üzerine sürme planlarında sonuna kadar ısrar ettiler.

SOSYAL DEMOKRAT "KAFKAS SEDDİ"Nİ YIKTIK


II. Enternasyonal’in kendi kararlarını çiğneyerek reddettiği devrimci politikalarla Lenin’in Bolşevik partisi Rusya’da devrimi gerçekleştirdi. Sosyal demokratlar İngiliz ve Fransız emperyalistleriyle birlikte Lenin’in Bolşevik Partisi’ne karşı saf tuttular. Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan'da İngiltere'nin himayesinde menşevik (sosyal demokrat) kukla hükümetler kurdular.

Milli Mücadele kuvvetleri ile Sovyet Kızıl Ordusu, İngiliz işbirlikçisi Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan rejimlerini yıkmak için işbirliği yaptılar ve ortadan kaldırdılar. Böylece Lenin'in ülkesi ile Türkiye’nin arasına İngilizlerce inşa edilen set kaldırıldı. Azerbaycan’daki kukla hükümetin ardından Kasım-1920’de Ermenistan ve Mart 1921’de Gürcistan’da İngiliz işbirlikçisi hükümetler yıkıldı. Yerlerini Bolşevik hükümetler aldı.

Türkiye böylece Doğu cephesini sağlama aldı. Atatürk'ün söylediği gibi Batıda düşmanı denize dökmek için Doğu'da bir "istinatgâh" yaratıldı. Türkiye böylelikle, sınırlı kuvvetlerini Batı cephesine yığabildi.

Zaferin kazanılmasında belirleyici olan bir stratejidir bu.

KURTULUŞ'TAN SONRA DA BÖLÜCÜLÜĞÜN ARKASINDA


Ermeni Taşnak Partisi de sosyal demokrattı; günümüz Sosyalist Enternasyonali'nin atası II. Enternasyonal üyesiydi. Şeyh Sait isyanı sonrasında, 1925 yılından itibaren Kürt ayrılıkçılığını da sahiplendi: "Kürt hareketine destek vermek, Ermeni davasına destek vermek anlamına gelir" diyordu.

İngiltere ve Fransa'nın, Güney Kafkasya'nın SSCB'den kopartılması ve Bakû petrollerini ele geçirme hedeflerinde "Bağımsız Kürdistan", silahlı kalkışmanın üssü olarak öngörülüyordu. Kürtleri koçbaşı kullanmak üzere Ermeni Taşnak Partisi seçildi. Bu yıkıcı faaliyet Avrupa sosyal demokrasisinin himayesi altında ve direktifleri doğrultusunda yürütüldü

Kemalist Cumhuriyet'in, Şeyh Sait isyanında İngilizlerin parmağı olduğu konusunda kuşkusu yoktur. İsyanın tam da Milletler Cemiyeti Karma Komisyonu'nun Musul'a gidişi ve Kürt bölgelerini dolaştığı günlerde patlak vermesi rastlantı değildi. İngiltere'nin Irak'ı sömürgeleştirmesi ve Musul sorunuyla bağlantılıdır.

Batı'nın sosyal demokrat partileri Taşnak Partisini "Kürdistan konusunda" "üzerine düşeni yaptığı için" el üstünde tuttular. Sosyal demokrat lider Louis De Brouckére "Kürtlerin kendi bağımsızlıkları için bir mücadele vermekte oldukları gerçeğiyle karşı karşıyayız" diyordu.

De Brouckére "Kürtler için ne yapabiliriz" diye soruyor ve en uygun yöntemin "Milletler Cemiyeti aracılığıyla Türkiye üzerinde etki kurmak" olduğunu söylüyordu. Günümüzde yapıldığı gibi o dönem de sosyal demokratlara verilen görev Kürt sorununu "uluslararası alana" taşımaktır. Böylece Batılı emperyalist devletlerin Türkiye üzerinde baskı kurmalarının yolu açılacaktır.

"Türkiye Milletler Cemiyeti üyesi olmadığı için müdahale yapılamayacağı" itirazları sosyal demokratları çok öfkelendirmişti. Fransa partisinin liderlerinden Renaudel şöyle diyordu: "Bu ne demek oluyor? 50 devleti temsil eden, ezilen halkların korunmasıyla ilgili çok sayıda sözleşme ve karara imza atan bir örgüt, Milletler cemiyeti üyesi olmayan bir devlete baskı yapamıyor mu?"

1930 Ağrı isyanının hedeflediği "Bağımsız Kürdistan" da bir İngiliz projesiydi. Sosyal demokrasi bu projenin de yanında oldu. İngiliz Genelkurmayının uzun süredir üzerinde çalıştığı ve hızla yürürlüğe koyduğu kukla devlet kurulduğunda SSCB'ye karşı tampon devlet işlevi görecekti. Bu sorun o dönem Türkiye ile İngiltere arasında başlıca mücadele konusu olmuştur.



Turhan Özlü
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
AV.YENAL ÜNSELİ - 2 yıl önce
sayin özlü'nün makalesinin içeriğine yürekden katiliyor ve kendisini kutluyorum.
Avatar
Fikrettin GÜNYELİ - 2 yıl önce
yorum yerinde ve güzel ama bazı bölümlerin daha sade anlaşılır olması için basite indirilmesi gerektiği kanısındayım.