Atatürk'süz Çanakkale


Barış Tınay

Barış Tınay

21 Mart 2017, 14:28

Atatürk düşmanlığının özünde, her daim emperyalizm ile iş birliği vardır. Bu iş birliği AKP ile o kadar fütursuz bir hale gelmiştir ki, Çanakkale anmaları Atatürk’süz yapılmaya başlanmıştır. Genelkurmay’ın yayınladığı afişlerde bile, Atatürk’ü artık göremiyoruz.

Atatürk’e yönelik sistematik Çanakkale sansürü, tarihte ilk değildir. Bakın, Yakup Kadri Karaosmanoğlu 1963 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından düzenlenen Atatürk’ü anma töreninde ne diyordu:

“Ordu mensupları çevresinde Mustafa Kemal o zamandan beri parlayan bir yıldızdı. Ben kendi kendime ‘nasıl olmuş da böyle bir kahraman subayın ünü, başta Enver Paşa olarak o devirdeki bazı askeri şöhretler gibi biz aydınların kulağına gelmemiş’ diye soruyordum. Bunun sebebini Çanakkale zaferi kazanıldıktan sonra Mustafa Kemal adının ağza alınmamasından, hele gazetelerde O’na dair tek kelime yazılmasının yasak edilmesinden anlayacaktık. O sıralarda İkdam Gazetesi’nin yazı işleri müdürü olmam dolayısı ile bu yasak, harbiye nezaretinin bir tamimi şeklinde bana da gelmişti.”1
AKP 15 yıllık iktidarı boyunca, her fırsatta kendi hezeyanları ile tarihimizi değiştirmeye çalıştı. Lakin bu, suyun üzerine yazı yazmak gibi bir şeydir. Mümkün müdür Atatürk’ü tarihten çıkartmak? Mümkün müdür Atatürk’süz bir Çanakkale’ye zafer diyebilmek?

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Mustafa Kemal’in adını ilk duyduğu anı belirttiği yazıyı da okuyalım.

“Günün birinde, Çanakkale müdafaasının yankıları kulaklarımıza gelmeye başlayınca her şey değişiverdi. Destani unsur, baştanbaşa harp yangınıyla tutuşmuş yurdun, yalnız bu noktasından tekâsüf etmiş gibiydi. Bu, bıçak kemiğe en çok orada dayanmış olduğu için mi böyle olmuştu? Bütün milliyetçiliğimize rağmen, Tanzimatçı babalarımızdan kalma bir batıl fikirle hala vatanı yalnız İstanbul’dan ibaret telakki ettiğimiz için midir ki, savaşın en ziyade bu safhasına ehemmiyet vermekte idik? İşte, kırk ikilik düşman toplarının sesleri evlerimizin içine kadar gelemeye başladı. İşte, bazen çocuklarıyla Adalara gezmeye çıkan ailelere şirket vapurlarının güvertesinden denizaltıların ayna pırıltılarını görür oldular ve herkes biliyor ki düşman akla durgunluk verecek derecede kudretlidir. En büyükten en küçüğe kadar herkes biliyor ki, bütün Türk donanması İngiliz’in bir tek zırhlısına karşı koyamaz ve zorlanan Boğazlar her türlü modern müdafaa teçhizatından mahrumdur. Asker Sarıkamış’ta, Filistin’de, Bağdat’ta bozgun veren askerdir. Teşkilat, gene o bozuk düzen, gene o anarşik ve iptidai teşkilattır. Fakat beş on siniri bozuk insandan başka hiç kimse korkmuyor. Belli başlı bazı şahsiyetlerin aileleri ile beraber Anadolu’ya kaçtıkları söyleniyor; hükümetin kıymetli hazine eşyasını Konya’ya naklettiği fısıldanıyor. Hatta bugün yarın padişahın bile o vilayet merkezine sıvışacağı haberleri dolaşıyor. Fakat gene hiç kimse korkmuyor. İşte adalarla Kadıköy kıyılarına siperler kazıldı. İşte, birçok gizli noktalara toplar konuldu. Demek ki, düşmanın Boğazlardan geçmesi imkânı çoğalıyor. İş başında bulunanlarise imalı bir tebessümle sırıtarak: “Her şey muhtemeldir” diyor ve kaçıp gitmek isteyenlere “kalınız!” diyen yoktur. Buna rağmen, yüreklerdeki bu acayip, bu delice emniyet nereden geliyor? Halk, sanki devletin bilmediği bir sırra ermiş gibidir. Halk emin ve mutmaindir. Halk, binbir tehlike ile dolu Marmara’nın ufuklarına bir yeni sabahın doğmasını bekler gibi bakıyor. Neydi? Ona gaipten bir şey mi malum olmuştu?

Evet, halk; bizim bilmediğimiz bir sırra ermişti; evet, ona gaipten bir şey malum olmuştu. Şu kupkuru resmi tebliğleri, şu gemli gazete ağızlarını; şu bize hep bir nihai zaferden bahseden İttihat ve Terakki propagandacılarını bir yana bırakıp ona kulak verelim! İşte, bir şeyler mırıldanıyor. Milletin, bütün hayati prensipler gibi, en canlı hikmetlerin kaynağı olan bağrından birtakım nidalar geliyor. Ne diyor? Bir rüya mı görüyor? En son haddine varan şu felaket sıtmasıyla mı sayıklıyor? Yoksa insanlığın ilk çağlarında olduğu gibi yeni bir efsane mi yaratıyor? Zira bunun ağzında, Çanakkale harbi adeta bir “İlyada” destanı şeklini almaya başladı. Bunun içinde şimdiden birçok hamasi menkıbeler, ruhu bir deniz gibi coşturan dinamizmi ile birbirini takip etmekte ve muhayyilemizde, keskin profili, otuz ikilik topların fasılalı ateşinde parlayıp sönen, sönüp parlayan bir genç kahramanın yalın endamı çizgilenmekteydi. Bu kahraman, bu genç kumandan - gene halkın söylediğine göre - yanında bir avuç süngülü askerle, yerden, gökten, denizden kopan sürekli bir gülle, kurşun ve şarapnel sağanağının ortasında durmadan ileriye doğru atılıyor ve kollarıyla kızgın boyunlarından yakalayıp denize yuvarlayacakmış gibi düşmanın sıra sıra topları üstüne saldırıyordu. Bu insan, ateşte yanmıyordu. Vücuduna kurşun işlemiyordu ve zırhların attığı gülleler başının üstünden munisleşmiş yırtıcı kuşlar gibi geçiyordu.

Kimdi bu acayip adam? Nereden peydah olmuştu? Adını hiçbir gazetede, hiçbir resmi tebliğde görmedik, okumadık. Fakat halk onun adını da biliyordu: Mustafa Kemal! Diyordu. Bir paşa mı? Bir Miralay mı? Kimi bir paşa, kimi bir miralay olduğunu söylüyor. Zaten rütbesinin ne hükmü vardı? Böyle adama rütbe ne ilave edebilirdi?

İşte, onun ismini, halkın arasında, böyle bir efsane atmosferinin içinden, ilk defa böyle işittimdi…”
Böyle anlatıyordu, Yakup Kadri…

Atatürk 57 yıllık hayatına, 11 savaş, 24 madalya, 7 nişan, 13 kitap ve 1 tam bağımsız ülke sığdırdı. Tarihin içerisinde lanetle anılacak, zerre değer etmeyecek insanların Atatürk’ü silme çabaları beyhudedir. Türk milleti büyüktür, kadimdir.Bu milletin ne aklından ne yüreğinden Atatürk’ü silebilirsiniz.

1 Atatürk Konferansları I, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1964

2 Atatürk, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İletişim Yayıncılık, 2005

Barış Tınay
https://twitter.com/baristinay
https://www.facebook.com/tinaybaris/
 ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.