banner863

‘Barış olsun, milyonlar ölsün!’


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

13 Şubat 2016, 11:32

“Akademisyenler Bildirisini” imzalayan kimileri, PKK’nın talepleri ile bir ilgilerinin olmadığını ve sadece “savaş dursun ve barış olsun” dedikleri için, imza attıklarını söylüyorlar.

Unuttukları önemli bir gerçek var: TSK, şimdi PKK’ya karşı yürüttüğü operasyonlara son verse, hiç kimsenin şüphesi olmasın çok geçmeden savaş bu sefer, onbinlerin, yüzbinlerin hatta milyonların öleceği bir savaş olarak yeniden başlayacaktır.

Bu gerçeğin en önemli kanıtı, son 15 yıldır yaşadığımız süreçtir.

Hatırlanacaktır. Bugüne, Recep Tayyip Erdoğanların “Analar ağlamasın” gerekçesiyle askeri kışlaya, polisi karakollara hapsettiği meşhur “Açılım” politikasının uygulandığı yılların ardından geldik.

Bölücü örgüte karşı TSK’nın harekete geçmesinden bu yana verilen şehit sayısı 300 civarındadır. Son iki gün içinde 11 şehit cenazesi daha geldi. Öte yandan PKK’nın kayıpları ise binlerle ifade ediliyor.

Elindeki silahı bırakmadan bölücü örgütle masaya oturmaya kalkarsan sonuç böyle olur.

Savaştan etnik boğazlaşmaya

Kaldı ki bugün durum 15 yıl öncesinden çok farklıdır.

Bölücü Örgüt’ün hendekler kazıp, barikatlar örerek “Özerklik” ilan ettiği bugünlerde “çocuklar, gençler ölmesin” gerekçesiyle mücadelenin durdurulması, fiiliyatta PKK’nın özerklik ilan ettiği yerlerdeki egemenliğini tanımak anlamına gelir.

Daha doğrusu bu durumda Türkiye Cumhuriyeti’nin tekil ulusal devlet yapısı temelden değiştirilmiş olur.

Başka bir ifadeyle Özerk veya federal Kürdistan, daha doğrusu “İkinci İsrail” fiilen hayata geçirilmiş olur.

İşte asıl savaş o zaman başlayacaktır. Üstelik o zaman savaş sadece Güneydoğu’da değil, Kürt yurttaşların yoğun olarak yaşadığı Batı illerinde de olacaktır.

Özerk Kürdistan’ın sınırlarının çekilmesinden sonra Batı’da yaşayan Kürtlere yönelik “madem Kürdistan istediniz, haydi oraya gidiniz” şeklinde ifade edebileceğimiz bir baskı ve çatışma kaçınılmaz olarak yaşanacaktır.

Daha doğrusu bunun adı artık “savaş” değil, “etnik boğazlaşma” olur.

Yugoslavya bu deneyi yaşadı. Her otuz Yugoslav yurttaşından biri öldü. 600 bin insan. Bugünkü Irak ve Suriye’de de aynı senaryo uygulanmaktadır. Irak’ta bugüne kadar 1.5 milyon, Suriye’de ise 400 bin kişi ölmüştür.

Türkiye’de Yugoslavya - Irak benzeri bir bölünme olması durumunda komşularımızda yaşananlardan daha büyük bir felaketin yaşanması kaçınılmazdır.

Çünkü Türkiye’de Türkler ve Kürtlerin iç içe geçmişliği, dünyanın başka hiçbir ülkesi ile kıyaslanmayacak ölçüde derindir. İstanbul, dünyadaki en büyük Kürt şehridir.

Onun için Güneydoğu şehirlerini PKK’ya bırakmak, sorunu çözmek için hiçbir zaman yeterli olmayacaktır.

Hatta tam tersine asıl sorun ondan sonra başlayacaktır.

“Çocuklar ölüyor” diyerek TSK’nın operasyonlarına karşı çıkanlar, Yugoslavya - Suriye benzeri senaryoların Türkiye’de de hayata geçirilmesine çanak tutuyorlar.

Üstelik TSK ile PKK’nın çatıştığı alanlara, 15 – 16 yaşındaki çocukların kimin tarafından götürülmüş olduğu üzerinde hiç düşünmeyerek…

ABD ve PKK’nın talebi

‘Çocukların ölmemesi için savaş dursun’ diyenlerin üzerinde düşünmeleri gereken en önemli nokta ise bu talebin kimin tarafından dillendirildiğidir.

Nicedir ABD yönetimi Türkiye’nin PKK ile masaya oturmasını istemektedir. Elbette ABD tarafından ileri sürülen bu görüşün en hararetli savunucusu PKK’dır.

Düşmana bakarak doğru tavrın ne olacağını tespit etmek, evrensel kabul gören bir mücadele ilkesidir.

ABD, “Savaş dursun” diyorsa bunun üzerinde ayrıca düşünmek gerekiyor. Bölgemizde son 20 yıl içinde en az 3 milyonun ölümünden sorumlu olan ABD’nin, ölümlerden rahatsız olduğunu düşünmek abestir.

Gerçekte TSK’nın PKK’ya karşı mücadelesi sonuç almaktadır. PKK yenilmektedir. Yani ABD “sahadaki kara gücü”nü kaybetmektedir. Ve ölümlerin tümden durmasının yolu açılmıştır.

ABD işte bundan rahatsızdır. Onun için bütün gücüyle Türkiye’yi masaya oturtmaya çalışıyor.

AKP cenahından zaman zaman duyulan “terörle mücadele parantezini kapatabilecekleri” yönündeki açıklamalar da; bir yandan komşularımızla düşmanlık politikasının öte yandan “Büyük Müttefik”le ilişkilerin sonucudur.

Büyük gerçek ve tartışmasız doğru şudur:

Gençlerin ölmemesinin, barış olmasının tek yolu; TSK’nın başlattığı operasyonların kararlı olarak sonuna kadar götürülmesi, PKK’nın elindeki silahın düşürülmesidir.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Baytekin - 11 ay önce
Sayin M.B. Gültekin,çok dogru, silahli teröristle, ancak savasilir. Bu bir. Sonra imam,tarikat, tekke,kuma, harem egitiminden ve kültür/kültürsüzlügünden geçmislere devlet ve hükümet yönetimi verilmez. Verilirse, sen bilirsin halkim...