Bazı kitaplar eskimez


Oktay Yıldırım

Oktay Yıldırım

15 Eylül 2015, 16:31

 Yayıncılık teknolojisinin gelişmesi, yayın sayısını da arttırdı. Çok kitap yazılıyor. Çok yazar var. Birkaç ayılık hatta bir haftalık gündemi işgal eden konular bile birkaç gazete kupürünün de fotoğraf olarak kullanılmasıyla kitaba dönüşüyor. Bazıları çok satıyor. Ama bir yıl sonra hatırlayan bile olmuyor.
Oysa bazı kitaplar vardır ki, değerleri sonra anlaşılır ve eskimezler. Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin güncelliğini korurlar. Eskidikçe değerleri artar.
Türkiye’nin dış ve iç etkenlerle bir alt üst oluşa doğru hızla gittiği bir sırada, okunması gereken iki kitabı anlatmalıyım. Bugünleri ve etrafımızda teneke çalarak bizi bölmeye çalışan dünyayı daha iyi tanımak için, benim çok beğendiğim iki kitap…
Coşkun Faik Kavala. Yedi dil bilen genç bir araştırmacı yazar. Elimde Bolşevik Devrimini anlattığı 1917 Siyah Beyaz Devrim ve Çin Devrimi’ni anlattığı Doğu Uyanıyor isimli yıllar sonra bile güncelliğini kaybetmeyecek iki kitabı var. Resse Yayınevinden …
Kuşkusuz bu konularda okumalar yaptık. Ama birçoğu akademik dille yazılmış, okunması herkes için kolay olmayacak kitaplardı. Faik Kavala her iki kitabında da çok seçici bir devrim tarihi özetini, herkesin okuyabileceği bir dille yazmış.

Siyah-Beyaz
Sovyet Devriminin kronolojik bir sırayla ama önemli ayrıntılarının çarpıcı örneklerle okura sunulduğu Siyah-Beyaz Devrim’in bence en çarpıcı özelliği Türk Devrimi ile karşılaştırılması.
Rus Narodniklerinin başlattığı “Halka Doğru” akımının Türkçülük fikrinin ideologlarını nasıl etkilediğini de bu kapsamda anlatmaması kitabın sonraki basımlarında tamamlanması gereken konulardan biri. Feodal Türk hanlıklarının Ruslar tarafından birer birer yutulurken (s.104), bugünün sözde milliyetçilerinin baş tacı ettiği Abdülhamit’in sükutu da öyle…
Çarlık yanlış Rus basınının Lenin’i “Alman ajanı” diye yaftaladıklarını bilmiyordum. Kavala’nın kitabından öğrendim. Şaşırtıcı olan o ki, Almanlar da Lenin’i sevmediler, Naziler hiç sevmediler. Hitler’in Bakanlarından Rosenberg, Lenin’i aşağılamak için “bir Tatar-Kalmuk” melezi diye Türk köklerini öne çıkarıyor ve Bolşevizmi, Avrupa’yı tehdit eden yeni bir Hun akını olarak niteliyordu. Türkler de onlara göre “Kızıl Yahudiler”di… Her zaman olduğu gibi evrimin düşmanları gericiliğin temsilcileriydi.
Batı sermayesinin temsilcilerinin, Çarlık yanlısı bir generalin liderliğindeki darbe girişimini nasıl destekledikleri (Kornikov olayı) 12 Eylül darbesi, Kenan Evren ve TÜSİAD’ı kuruluşu ile kıyaslanması bugünlere bakışımızı kolaylaştıran ustaca açılmış bir pencere gibi (s.165).
Lenin’in, Temmuz ayaklanması nedeniyle Menşeviklerin “adil yargılama” vaatlerine kanmaması, benim dağarcığımda memleketimizde yaşanan Ergenekon-Balyoz süreçlerinde sözüm ona Atatürk Devrimi izcilerinin “hukuk çözer” safsatasına kapılmasıyla kıyaslanınca devrimci duruşun farkını gösteriyor.
Lenin’in ölümünden sonra Stalin tarafından tanrılaştırılmasının nedenleri hakkındaki yorumlar (s.316)… Sultan Galiyev’in, Sovyetlerin dağılmasının nedenleri konusundaki uyarıları ve haklı çıkışının vurgulanması… Stalin’in eseri olarak eğitim ve kültür politikalarına hâkim olan Rus milliyetçiliğinin özellikle Türk halkları üzerindeki etkisi ve Lenin’in farklılığının vurgulanması… Buna karşılık Stalin yönetimindeki SSCB’nin Türk kalkınmasına katkıları, Devrimin yozlaşmasının nedenleri üzerine yorumlar kitabın şu ya da bu bakış açısıyla değil objektif bir gözle yazıldığının kanıtları.
Stalin’in Sun Yat Sen Üniversitesi’nde “Çin’de Kemalist bir devrim gerçekleşebilir mi?” sorusuna muhatap olduğunu ben de ilk kez bu kitaptan öğrendim.

Doğu Uyanıyor
Doğu Uyanışının üç öncüsü olarak Sun Yatsen, Atatürk ve Gandi’nin Çin’de okul kitaplarında öğretildiğini, Sun Yatsen’in üç halk ilkesiyle Atatürk’ün altı okunun nasıl benzer olduğunu pek kimse bilmez. Bu yüzden Sun Yatsen için Çin’in Atatürk’ü deniliyor.
Kavala’nın diğer kitabı Çin Devrimi’ni anlatıyor. Çin tarihini de kapsayan bu konsantre kitap, sayfa sayısının azlığına rağmen “özet” kelimesinin üstünde bir içeriğe sahip.
Çin tarihinin kuşkusuz en önemli dönemlerinden biri, Afyon Savaşlarıdır. Çin için aşağılanma yılları olarak kabul edilir. Bugünün sözde demokrasi taşıyıcısı ABD Başkanı John Adams’ın bu savaşın haklılığını Çin halkını “küstahlıkla” itham edip, “derebeyi ve köle arasındaki aşağılayıcı ilişkiyle” betimleyerek savunmaya çalışması, emperyalizmin çirkin yüzünü gözler önüne seriyor (s.40).
En çarpıcı bölümlerden biri de işgalci emperyalistlere karşı başlayan Bokser ayaklanmasına karşı Osmanlı Sultanı Abdülhamit’in tutumu. Halife sıfatıyla bir nasihat heyeti göndererek Türk ve Çinli Müslümanların bu ayaklanmaya katılmamalarını tembih etmesi, on yıllar sonra kendisini önder edinen Menderes’in Cezayir’de emperyalist Fransızlardan; Özal’ın Yugoslavya ve Irak’ta; Tayyip Erdoğan’ın da Suriye’de ABD’den yana tutum almasıyla nasıl da özdeş… (s.78)
Çin Devrimi tamamen kendine has koşullar ve yöntemlerle yapıldı. Bugün Çin devrimi hakkında bir şey bilmeden önüne gelene “Maocu” diyenlere en güzel cevap yine bu kitabın sayfaları arasında Mao’nun ağzından veriliyor. ÇKP içinde kendi milli koşullarını bırakıp, Moskova’nın ve Sovyet devriminin öğretilerini körü körüne hayata uygulamaya çalışanlar için Mao şöyle diyor: “Tüm Çin odunlarla kaplıdır, bir kibrit tutuşturmaya yeter.” Yani Çin’de Moskovacı olunamayacağı gibi, başka ülke koşullarında da Maocu olunamazdı. (s. 133)
Askerleriyle aynı elbiseyi giyip, aynı tayını yiyeni karısı ve çocuğunu düşman kurşunlarına kurban veren bir liderin yarattığı milli ruhun kalkınma hamlesine yansıması da köylü gençlerin yol masraflarını bile kendileri karşılayarak fabrikalarda ücretsiz çalışması, başarılarından dolayı kazandıkları ikramiyeleri ve maddi ödülleri devlete bağışlamaları şeklinde oluyordu… (s. 191)
İnsanın aklına Çanakkale’yi düşmana dar ede kahraman Seyit Onbaşı’nın gazilik maaşını devlete bağışlaması geliyor. Ne yüksek bir ruh!
Asya’nın bu iki önemli devrimi hakkında bilgi sahibi olmak için bu iki kitap okunmalıdır. Yazarın destansı üslubu ile uyumlu olarak kitabın sayfaları arasına yerleştirdiği şiir ve şarkılar, ilk bakışta kitapların siyasi ve tarihsel dokusuna pek uymuyor gibi görünse de dönemin duygu dünyasını yansıtmak için özgün bir dokunuş olmuş. Bir de kitabın sonuna dizin eklense daha iyi olurmuş.
Ellerine ve yüreğine sağlık genç dostum. Durma ve bizi aydınlatmaya devam et…
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.