Bir ‘Kaset Diktatörlüğü’nün sonu


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

23 Aralık 2013, 13:02

Gizli servis şefi Montesinos’un eski karısı Trinidad Becerra’nın evine yapılan baskında, Montesinos’a ait 2000’den fazla video kaydı ortaya çıktı. Anlaşıldı ki Montesinos, bürokrasi ve iş çevrelerini yönetebilmek için tüm yolsuzlukları kayda almıştı. Devletin tüm yüksek memurları, ordu da dahil bu kirli mekanizmanın içindeydiler.

Sahte CD’ler üzerine bina edilen siyasal davalar, özel hayatlara ilişkin kasetlerle yeniden düzenlenen siyasal partiler, akla gelebilecek her türlü yasadışı yöntemlerle boyun eğdirilen iş dünyası vb, vb... Türkiye’nin son altı yedi yılına bunlar damgasını vurdu.

Ama öte yandan biliyoruz ki açıklananlar, buzdağının sadece görünen kısmıdır. Esas açıklanmayanlar var ve hiç şüphe yok ki muhatapları o CD ve kasetleri biliyorlar. Yasadışı merkez, daha doğrusu Gladyo; açıkladığı ve alenen değerlendirdiği CD ve kasetlerle topluma korku saldı ama “depo”da muhafaza edilen ve açıklanmayan CD ve kasetlerle siyasi parti, sendika, kitle örgütü yöneticilerini ve işadamlarını tehdit etti, “hizaya soktu.”
Şimdi bütün bu yasadışı işlere başvuranların, iktidara tek başına hâkim olma heveslerinden dolayı birbirlerine düştüklerini ve birbirlerinin “kirli çamaşırlarını” ortalığa saçmaya başladıkları günlere adım attık.

Peki, bütün bunlar sadece Türkiye’de mi oldu? Hiç şüphe yok, hayır. ABD etkili olduğu her yerde benzer yöntemleri bizzat kendisi veya işbirlikçileri eliyle uyguladı. Çarpıcı bir örnek 1990’lı yıllara Latin Amerika ülkesi Peru’da yaşandı.

Özgür Uyanık, Aydınlık’ın eski çalışanlarından. Şimdi Arjantin’de yaşıyor. Latin “Amerika’nın Gizli Tarihi” adıyla hazırladığı kitap yakında Kaynak Yayınlarından çıkacak.

1990’ların Peru’su ile 2000’lerin Türkiye’si arasında çarpıcı benzerlikler var. Alberto Fujimori’nin iktidar hikâyesini okuduğunuz zaman sizler de bu benzerliği göreceksiniz.

Hiç şüphe yok ki okur, gizli servis şefi Montesinos-Abimael Guzman ilişkisine baktığı zaman Hakan Fidan-Apo ilişkisini de hatırlayacaktır.
Özgür Uyanık’tan okuyoruz:

Diktatörlük, popülizm ve şovenizm

28 Temmuz 1990’da “Değişim 90” hareketinin adayı Alberto Fujimori, İkinci aşamada diğer muhalefet partisi APRA’nın da desteğini alarak başkan seçildi. Peru tarihinin en kanlı uygulamaları bu dönemde gerçekleşti. Yargıç ve savcıların maskeli olarak yargılama yaptıkları antiterör mahkemeleri kuruldu.

Fujimori, yeni Anayasayı yapacak Kongre seçimlerini -muhalefetin katılmadığı koşullarda- 22 Kasım 1992’de gerçekleştirdi. Yeni Anayasa, terör suçlarına ölüm cezası getiriyor, Başkana kolaylıkla Meclisi dağıtma yetkisi veriyordu.

Fujimori’nin diktatörlüğü popülizmle otoritarizmin bir bileşimiydi. Kendi çıkar çevresi dışında kalan tüm kesimleri komplo ve şiddetle bastıran Fujimori, kırsaldaki şiddetten şehirlere kaçan barınaksız ve işsiz kitlelere kısmi yardımlarda bulundu. Diğer yandan hâkimiyet kurmak için, devletin yapmakla yükümlü olduğu en temel hizmetlerin daha önce ulaşmadığı yerlere gitti. Bu da Fujimori’ye bir kitle tabanı sağladı.

6 Nisan 1995 genel seçimleri yaklaşırken komşu ülke Ekvador’la, nasıl olduğu anlaşılmayan bir şekilde sınır çatışması başladı. 17 Şubat’ta Rio de Jenerio’da varılan ateşkese kadar süren hava savaşında birkaç uçak ve her iki taraftan 20 kadar helikopter düşürüldü.

Fujimori, kendine uygun bir anayasa ve kontrolü altındaki bir mecliste, savaş koşullarında girdiği seçimi, ilk turda yüzde 64 oyla kazandı.

Fujimori-Montesinos

Fujimori’yi iktidara taşıyanlardan -ve sonrasında bu iktidarın sürmesindeki- etkenlerden en önemlisi, Viladimiro Montesinos’tu. Montesinos’u gölge iktidar olarak adlandırmak yerinde olacaktır. Bürokrasi, ordunun bir kısmı ve en önemlisi istihbaratı Fujimori iktidarına hazırlayan Montesinos olmuştu.
1966 Chorrillos Askeri Okulu mezunu Viladimiro Montesinos, Panama Amerikalılar okulunda eğitim aldıktan sonra ordu istihbaratında görev yapmaya başladı. Montesinos yüzbaşı rütbesindeyken 21 Eylül 1976 tarihinde izinsiz olarak ABD’ye gitti. Başta Pentagon olmak üzere Rant Corporation ve CIA ile görüşmeler yaptı. Bir tesadüf eseri ona rastlayan General Angel de la Flor tarafından Genelkurmay’a bildirilince dönüşünde tutuklandı.

Peru’daki ABD Büyü-kelçisi Robert W. Dean askeri yönetime yazdığı bir mektupla Montesinos’la 1974’ten beri ilişkide olduklarını itiraf etti.

Eldeki tüm delillere rağmen Montesinos vatana ihanetten ceza almadı, 1978’de salıverildi.... Fujimori iktidara gelince Montesinos da SIN’in (Peru Gizli Servisi) başına geçti. 5 Mayıs 1993’te General Rodolfo Robles Espinoza ordu içinde bir cinayet şebekesi olduğunu ifşa etti. Katliamların, gizli servisin başındaki Montesinos’un sorumluluğunda gerçekleştiğini açıkladı. General Espinoza bundan sonra ailesinin ve kendisinin ölüm tehdidi altında olduğunu söyleyerek Arjantin’e sığınmak zorunda kaldı.

Basının ele geçirilmesi

Fujimori-Montesinos diktatörlüğü ülkedeki diğer ekonomik odaklarla çatışmaya başladı. Gazeteler Fujimori taraftarlarının eline geçiyor, TV’ler satın alınıyordu. Kabul etmeyenler ise tehditle sindiriliyordu.

28 Temmuz 2000’de Alejandro Toledo’nun başını çektiği muhalefet sokağa döküldü. Eylem Montesinos’un ajanları tarafından provoke edildi. Devlet Bankasının ateşe verilmesiyle bankanın 6 koruması hayatını kaybetti. Bu olay Fujimori’nin eline protestoları bastırma kozu verdi.

Kasetler üzerine kurulan iktidarın kasetlerle yıkılması

Fujimori, kurduğu tüm denetime, muhalefeti parçalayarak kendini alternatifsiz hale getirmesine ve üçüncü kez üst üste “seçim kazanarak” yönetime gelmesine rağmen tek bir video onun için sonun başlangıcı oldu. Seçim zaferinin altıncı haftasında 14 Eylül 2000 günü Montesinos’un, Fujimori’ye muhalif CCN kanalını nasıl satın aldığını gösteren bir kaset yayınlandı. Videoda SIN’in şefi kanalın alınmasına aracılık eden General Delgado Arenas’la bir çanta parayı sayarken görülmekteydi.

Ayrıca Montesinos, General Arenas’a, Askeri Yüksek Mahkeme’nin başına getirileceği sözünü veriyordu ki kaset ortaya çıktığı sırada bu çoktan gerçekleşmişti.

Aynı günlerde Montesinos’un eski karısı Trinidad Becerra’nın evine yapılan baskında Montesinos’a ait 2000’den fazla video kaydı ortaya çıktı. Anlaşıldı ki Montesinos, bürokrasi ve iş çevrelerini yönetebilmek için tüm yolsuzlukları kayda almıştı. Devletin tüm yüksek memurları, Ordu da dahil bu kirli mekanizmanın içindeydiler.

Kaçınılmaz son

Fujimori 13 Kasım’da APEC toplantısına giderken yanında kırk kasa ve 70 bavul dolusu belgeyi götürdü. APEC sonrası Japonya’ya geçen Fujimori, 19 Kasımda istifasını faks yoluyla gönderdi.

Viladimir Montesinos 24 Temmuz 2001’de kaçtığı Venezuela’da yakalandı ve Chavez hükümeti tarafından derhal Peru’ya gönderildi. Yargılandı ve mahkûm oldu.

Fujimori 22 Eylül 2007’de Şili Yüksek Mahkemesi tarafından Peru’ya gönderildi, yargılandı ve 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Peru’nun Öcalan’ı: Abimael Guzman

1970 başında Ayacucho Bölge Komitesi, Peru Komünist Partisi’nden ayrılarak “Aydınlık Yol”u (PCP-SL) kurdu. Bu tarihte lideri Abimael Guzman’a göre, Ayacucho’da 12 olmak üzere tüm ülkede 51 militanı bulunuyordu. Guzman, nüfusunun 2/3’ü kırsal kesimde yaşayan Peru’da köylülerden kurulacak bir halk ordusu ile devrimin gerçekleştirilebileceği fikrine sahipti.

Aydınlık Yol ilk eylemlerine kurulduğu kent olan Ayacucho’da, 1980’den itibaren başladı. Ocak 1983’te sekiz gazeteci Ayacucho kırsalında öldürüldü ve bu tarihten başlayarak askeri çatışma dönemine girildi.

Ocak 1991’de PCP-SL’nin genel arşivi ele geçirildi. Bu tarihte PCP-SL’nin 25 bin dolayında silahlı militanı vardı.

12 Eylül 1992’de Aydınlık Yol lideri Abimael Guzman, Lima’nın merkezinde bir evde sekiz Merkez Komite üyesiyle birlikte ele geçirildi.

PCP-SL’nin Peru kırsalındaki etkinliği ideolojik ya da örgütsel gücünden kaynaklanmıyordu. Üstelik hareketin elindeki silah ve mühimmat sayısı çok yetersizdi. Gerçek neden, arazi yapısının zorluğu ve sık ormanlar nedeniyle Peru devletinin orada olmamasıydı. Köylüler eğitim ve sağlık gibi hizmetlerden de yoksundular. Aydınlık Yol özellikle köy öğretmenleri aracılığıyla sempati topladı ve gittiği her yerde kendi okul ve mahkemelerini kurdu.

Ayrıca örgütlenmede aşırı derecede pragmatikti. Adı her ne kadar “Parti” de olsa hareketin örgütlenmesi yukarıdan aşağıya bir disiplin içinde değildi.

Daha çok bölgelerde kendiliğinden oluşmuş ve denetimsiz grupların ittifakına dayanıyordu. Suç çeteleri gibi davranan bu gruplar başta MRTA (Tupac Amaru Kurtuluş Hareketi) gibi sol örgütler olmak üzere diğer partilere saldırıyor, paramiliter çetelere benzer suçlar işliyordu.

Örgütlenmedeki bu pragmatizmin Guzman’ın politik yaklaşımı olduğu, ele geçirildikten sonraki tavrında ortaya çıktı. PCP-SL lideri hemen İstihbarat Başkanı Montesinos’la anlaşmaya vardı. 3 Aralık 1993’te diğer dokuz PCP-SL Merkez Komite üyeleriyle okuduğu “Barış Bildirisi” ulusal televizyonlarda yayınlandı. Guzman bunun dışında TV’lerden yayınlanan iki uzun konuşma daha yaparak hareketin binlerce üyesinin daha teslim olmasını sağladı.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.