banner863

Bu kez günah keçisi Yahudiler yerine Müslümanlar mı olacak?


Osman Başıbüyük

Osman Başıbüyük

14 Ocak 2015, 10:19

Şiddetli ekonomik sıkıntılar toplumu faşizm ile komünizm arasına mı sıkıştırıyor?

1. Dünya Savaşı bitmiş, 1917’de gerçekleşen Bolşevik Devrimi, savaş sonrası Rusya’yı kontrol altına almıştı. Sovyetler Birliği’nin üretim araçlarını kamulaştıran ideolojisi, ABD ve İngiltere’deki kapitalistleri derinden endişelendirmişti.

Savaş esnasında grev yapamayan, düşük ücretlere razı olan Amerikan işçileri, savaş sonrasında yükselen enflasyonun da etkisiyle maşlarına zam istiyordu. 1919 yılında Seattle’da tersane işçilerinin başlattığı grevler diğer sektörleri de içine alarak bütün ülkeyi sarmış, bu esnada Komünist İşçi Partisi kurulmuştu. Grevlere Boston polisi de katılınca, Amerikan politikacıları iyiden iyiye Sovyetlerde olduğu gibi işçi hareketinden kaynaklanacak bir devrim endişesi yaşamaya başlamışlardı. Grevler sebebiyle Senato altında kurulan “Overman” komitesi, Bolşevik bir ihtilalın Amerika’da gerçekleşmesini yakın bir tehlike olarak tanımlamıştı.

Ne ilginçtir ki bu tanımın arkasından ülkede bir dizi terör saldırısı gerçekleşti. Aralarında J.P. Morgan, John D. Rockefeller, Yüksek Mahkeme Üyeleri, Başsavcı gibi Amerika’nın ekonomik ve politik açıdan önde gelen temsilci ve kuruluşlarına posta ile 36 bomba gönderildi. 8 şehirde eş zamanlı bombalar patladı. Wall Street bombalandı. Saldırıları kimin yaptığı tespit edilememesine rağmen, suç komünistlerin, sosyalistlerin, anarşistlerin ve ülkede yaşayan azınlık işçilerin üzerine yıkıldı. Böylece kamuoyu sert tedbirlere hazırlanarak vatanseverlik ve yabancı düşmanlığı üzerinden işçi hareketleri acımasızca bastırıldı.

Avrupa’da faşizme Amerikan desteği

Aynı dönemde komünist tehdide karşı ABD, Sovyetleri kuşatmak politikası gereği Avrupa’da yükselen faşist hareketi destekledi. Başkan Roosevelt, parlamentoyu feshederek, işçi hareketi, ılımlı sosyalist ve yerel komünistlerin önünü kesmesi sebebiyle Mussolini’yi “takdir edilen İtalyan centilmen” ( adrmirable Italian gentleman) olarak tanımlamıştı.

World Orders, Old and New (Eski ve Yeni Dünya Düzenleri) adlı kitabında Noam Chomsky, ABD Dışişleri Bakanlığının 1937 tarihli “Report of the State Department's European Division” isimli raporundan bahseder. Bakanlığa göre Almanya’daki faşistlerin acımasızlığı, ülkenin ikinci bir Sovyetler olmasının önünde engel teşkil ettiği için meşrudur. Aynı gerekçeyle Hitler de ılımlı olarak tanımlanmıştır. Rapor, faşizmi, zengin ve orta sınıfın kendisini savunma maksadıyla hayatından memnun olmayan kalabalıkların Rus devriminde olduğu gibi sola savrulmasını önlemek için geliştirdiği doğal bir savunma reaksiyonu olarak görmektedir. Bu esnada İngiltere’nin Almanya Büyükelçisi Lord Halifax da, Hiller’i komünizmin yayılmasının önündeki engel olarak övmüştür.

1929 yılında kapitalist sistemin girdiği ekonomik kriz, bütün dünyayı kasıp kavuruyordu. Bütün ülkelerde işçiler ayaktaydı. Almanya gibi işçi sınıfının çoğunlukta olduğu bir ülke, komünist rejime geçseydi, bu gelişme domino etkisiyle bütün Avrupa’yı sarar İngiltere ve Amerika da bu gidişattan nasibini alırdı. Böylesi bir gelişmeyi önlemek için İngiliz ve Amerikan sermayesi, siyasileri etkileyerek Londra ve Washington’un 2. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’da yükselen faşizmi desteklemesini sağladı.

Faşizm, teori ve terminolojisinin önemli bir kısmını sosyalizmden almıştı. Fakat sosyalizmin sınıf çatışması üzerine yoğunlaşması yerine faşizm, uluslar ve ırklar arası çatışmaya yoğunlaşmıştı. Faşizmde, komünizm de olduğu gibi yönetimden, orduya, basından, okullara kadar devleti tüm yönleriyle kontrol etmeyi öngörüyordu. Aralarındaki en büyük fark, komünizmin aksine faşizmin serbest teşebbüs ve özel mülkiyete izin vermesiydi. Anlayacağınız 2. Dünya Savaşı öncesinde İngiliz ve Amerikan sermayesi kendilerini güvence altına almak için komünizme karşı faşizmi seçmişlerdi.

2008 küresel krizi

Gelelim günümüze. Kapitalist sistem 2008 yılında tarihinin en büyük krizine girdi. Bu kriz bir zamanlar dünyanın lideri olan Avrupa’yı da kasıp kavuruyor. Gençler arasındaki işsizlik oranı, Yunanistan’da % 57,3, İspanya’da % 54,9, İtalya’da % 41,8, Fransa’da % 23,7 . Halkın hayat standartlarının düşmesi büyük yığınları hareketlendiriyor.

Gelişmelere kayıtsız kalmayan akademisyenler de çare arayışındalar. Bu akademisyenlerden birisi de “21. yüzyılın Marks’ı” olarak adlandırılan Fransız Profesör Thomas Piketty. Piketty, dünya çapında ses getiren Kapital isimli bir kitabında; özel sermayenin getiri oranının, gelir ve üretimdeki artış oranından sürekli daha büyük olduğunu, bir başka deyişle, geçmişte elde edilen servetlerin üretimden ve ücretlerden çok daha süratli büyüdüğünü, bu mekanizmanın, para sahibi girişimcileri rantiyeye dönüşmeye zorladığını, bu süreçte sermayenin emeğinden başka hiçbir şeyi olmayanları köleleştirdiğini, bunun sürdürülebilir bir model olmadığını anlatıyor. Çözüm yolu olarak ise vatandaşın değil, sermayenin (küresel) vergilendirilmesini öneriyor.

Niye Charlie Hebdo?

Fransa’da, ekonomi ve devletin geleceği konusunda derin tartışmalar yaşanırken, 2 tane Müslüman (!) terörist çıkıyor, ırkçılığa karşı ve solcu kimliğiyle bilinen, antikapitalist ve antimilitarist çizgideki Charlie Hebdo adlı derginin 12 çalışanını acımasızca katlediyor. Üstelik bu mizah dergisi, Müslümanlardan çok Yahudi ve Hıristiyanlara yönelik karikatürlere yer veren, Yahudileri dokunulmaz olarak betimleyen, gelir dağılımındaki adaletsizliğe yönelik yazılar yayımlayan bir dergi…

Fransa’da bunlar yaşanırken, Almanya’da “Müslümanlar dışarı!” sloganıyla tanınan ırkçı PEGIDA grubunun Dresden’deki mitingine 17 bin kişi katılıyor. Mitingde neo-naziler, Noel ilahileri eşliğinde “Avrupa’da İslam’ı ve Şeriatı istemiyoruz!” pankartları taşıyor.

Ne dersiniz yine birileri yükselen kamucu ekonomi “tehlikesi”ne karşı faşizmi mi tercih ediyor? Bu kez günah keçisi Yahudiler yerine Müslümanlar mı olacak?

Ne alaka diyeceksiniz, ama aklınızın bir köşesinde bulunsun diye, geçtiğimiz ay Fransa’nın BM’de yapılan oylamada İsrail’in Filistin’de işgal ettiği topraklardan 3 yıl içinde çekilmesini ve 1967 sınırlarına göre bir Filistin devletinin kurulmasını ön gören tasarıya ABD’ye rağmen evet dediğini de söylemeden geçemeyeceğim.

Mehmet Bori
ulusalkanal.com.tr





Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.