Büyük düşünür olmak; derin düşünmek ve strateji kurmak..


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

14 Ocak 2016, 16:13

Bir ülkenin körleşmesi, düşünce adamlarının ortadan kaybolması ya da iyi düşünürlerin yetişmemesi ile alakalıdır. Özellikle dış politikada işlerinin yolunda gitmemesinin temel nedeni liderlerin büyük düşünme kabiliyetlerinin ve devlet adamlığının kifayetsizliği ile doğrudan alakalıdır. Bu sadece kendileri değil arkalarındaki danışmanlar, bu işe soyunmuş daireler, medyadaki yazar ve düşünürler, düşünce ve araştırma merkezlerinin kalitesi özetle aydın meselesi ile de ilgilidir. Türk entelektüeli felsefeyi, teoriyi, olayların arkasındaki kuramsal yapıyı anlamayı sevmemektedir. Politikacılarımızın kendilerine özgü ne tam bir siyasi felsefeleri ne de bunu geliştirecek ve yürütecek kadroları olmuştur. Türkiye’nin son 15 yıldır aydın meselesi gittikçe kötüden çok daha kötüye gitmektedir; ortalığı kendini doğal aydın sanan kişiler doldurmuştur. Ülkemizin bugün medyası ve gündemi karartıldığı için doğru bilgi de alınmamaktadır. Hükümete yakın medya tüm toplumun hafızasını silme ya da kendi ideolojisi göre yeniden yazma gayreti içindedir. Sermaye medyası ise toplumu evlilik ve yarışma programları ile oyalayarak, kendini hükümetten koruduğunu sanmaktadır. İktidar, “liyakatı olmayanları hak etmedikleri yere” getirerek, sadakat sağlamaktır. Kamu bürokrasisinde atamalar “işini değil, işimi yapacak adam” zihniyeti ile yapılmaktadır. Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanı veya TÜBİTAK Başkanı olmak için zor bir dünya konjonktüründeyiz.Türkiye’nin yeni bir aydınlanmaya ve bu aydınlanmanın motoru olacak entelektüel bir kadroya, yeni tip bilim adamlarına, stratejist ve düşünürlere ihtiyacı var. Bu makalede, büyük düşünmek, strateji kurmak ve büyük strateji üzerine keyifli bir gezi yapacağız.


Büyük düşünürler, büyük adamlar..


Politikacılar ve bilim adamları, dünyayı genellikle içgüdülerine, bazı büyük adamların düşüncelerine dayanan varsayımlarına ve entelektüel birikimlerine göre izlerler. Sivil ya da asker devlet bürokrasisi içinde ve büyük şirketlerde insanlar zamanının çoğunu toplantılarda geçirir. Çünkü karar vericilere korku hâkimdir; risk almamak, toplantı yapmak ve bir şey yapmaktansa bir komite toplamak daha kolaydır. Öte yandan bu tür büyük yapılar (bakanlık, karargâh, yönetim kurulu) birçok gündem konusu için koordinasyon sorunu yaşar. Doğru olan bu hantal yapıyı mantıklı parçalara bölmek, sorumluluk ve yetkileri belirleyerek, aralarında konuşmayı asgariye indirmektir. Büyük toplantılarda konuşmamanız daha iyidir çünkü sizi bağımsız ve korkusuz kılar. Çoğu kişi ile zaten aynı alanda değilsinizdir. Bu büyük yapıda koordinasyon çabaları artarken, yaratıcı enerji düşer.Sığ düşünceler pragmatizme odaklanır ve bunu destekleyecek fikirler sunarlar. Öte yandan stratejik planlama içindeki general, diplomat ve diğer politika yapıcılar iyi düşünürler olsa bile sonuçta sürece katkıları kendi vizyonlarını sunmak, destekledikleri noktaları ortaya koymaktır, yani liderlik etmek değildir. Kaynaklar ne kadar artsa da büyük bir ordu kurmak ya da savunma ve dış politika alanında tüm hedefleri korumak veya sağlamak için elimizdeki imkânlarımız hep sınırlıdır. Öte yandan teknolojiyi kullanarak üstünlük sağlamak, yaratıcı ve yeni yöntemler bulmak zorundayızdır. Bu yüzden günlük işlere gömülmüş bürokrasinin dışında yenilikçi fikirler üretecek, büyük hedefler ortaya koymamızda ve strateji oluşturmamızda terfi ve maaş korkusu olmayan cesur ve büyük düşünecek insanlara ihtiyacımız vardır. Bunun için mantıklı ve geleneklerden bağımsız düşünebilen, hayal gücü yüksek insanlar gereklidir.Peki, bu insanları nasıl bulacağız, daha doğrusu yetiştireceğiz? Zaten konumuz buna odaklı, işe yenilikçi olanlardan başlayalım.


Matematiğini yaptığınızda ve mantığını ortaya koyduğunuzda birçok şey yapılabilir. Bugüne kadar ilginç olan şeylerin henüz %1’i icat edildi yani %99’u hala icat edilmeyi bekliyor. Hayatımızdaki şeylerin pek çoğu son 150 yılda ortaya çıktı. Öncesinde olan pek çok şeyden bugün kullandığımız hiçbir şey yok. Gelecek,geometrik oranda gelişmeler ile hızlanıyor ve 150 yıl öncesini tahmin etmek kolay değil. Uçan arabaları ve kanserin tedavisini bizler göremeyeceğiz ama olacak. Örneğin 50 yıl sonra bugünler için hastalıkların tedavisi ve teşhisi açısından tıbbın karanlık çağları diyeceğiz. Artık, geçmişi mükemmel görme, 500 yıldır bu böyle iyi gitti deme lüksümüz yok. Elimizdeki her şey, hatta üniversiteler bile teknoloji olmayan dönemlerden kalmadır. Yüzyıllarca önce halkın %90’ı tarımla uğraşırken, tarım araçları bu işi büyük ölçüde insanların üzerinden aldı. Bilgisayar programcılığı gibi önceden olmayan işler bulduk. Şimdi yeni teknolojiler ile insanlar işi makinelere bırakıp, kendini geliştirmek için başka işler bulacak, teknoloji ile hayatımıza yeni amaçlar katmaya çalışacağız.Büyük hedefli ülkeler dünyadaki beyinleri bir araya getirip, mevcut teknolojilerden yenilerini üretmek istiyorlar. Bu iş bilim adamları ve teknologlara ihale edilerek de sonuç alınamaz. Silikon Vadisinin sırrı; küresel ölçeğe hızla çıkmaya ve bir organizasyon kurmaya yönelik bir beceri seti ve yetenek ağı oluşturmasıdır. Silikon Vadisi’nde teknologlar, girişimcilik uzmanları, teknoloji şirketleri ve teknoloji üniversiteleri üyelerinden oluşan dört milyon kişi bir kazana koyulmuştur.Peki, bu yenilikçilerin örneklerini nerede bulabiliriz?Foreign Policy dergisi her yıl kendi kriterlerine göre küresel düşünürler listesi yayınlıyor. Aşağıda 2014 yılına ait yenilikçi düşünürler arasında aşağıdaki isimler yer almaktadır.


Tablo 1: Yenilikçi Küresel Düşünürler (2014)




Dünya tarihinde bilimsel devrimin başlangıcı olarak Kopernik’in “Göksel Kürelerin Dönüşleri Hakkında” adlı kitabının basıldığı tarih olan 1543 yılı gösterilir. 17. yüzyıla gelindiğinde başta Aristoteles olmak üzere antik dönemin bilim ve dünya görüşleri artık bir kenara atılmış, bilimin dünya hakkında bilgi edinme yolu ve dünyayı değiştirme potansiyeli yeni bir yapılanma gerektirmişti. İsaac Newton (1642-1727), bilimsel devrimi doruğuna ulaştırmış ve aynı zamanda astronomi, mekanik, optik ve birçok başka alanda bilimsel araştırmalar için gündem oluşturmuştur. Newton, Tanrı’nın başlangıçta Nuh’a ilettiği, sonra Musa ve Pisagor’a geçen ve sonunda doğadaki ve İncil’deki gizli kodları okuyabilen peygamberlere ve kendisi gibi az sayıda seçilmiş kişiye sözlü olarak indirilmiş dinsel ve bilimsel konularla ilgili gizli ve bozulmamış bilgilerin var olduğuna inanıyordu. Gizli bilgiler ararken, 1670’lerin ortalarından 1680’lerin ortalarına kadar Newton zamanının ve çalışmalarının önemli bir bölümünü simya doldurmuştu. Ciddi bir uygulamacı simyager olan Newton, simya fırınlarını ateşlediğinde haftalarca öyle tutardı ve zor olan büyü edebiyatında ustalaşmıştı. Simya bilimini kullanarak doğada bulunan kuvvet ve güçleri araştıran Newton, diğer yandan o büyük Aydınlanmanın Newton’u ile aynı kişi idi. Bizlere bilimsel devrimin kahramanı olarak anlatılan Newton, sihirbazların sonuncusu, yaşamında duygusal yönden çarpıklaşmış ve yaralanmış bir insan olarak öldü (1). 20. yüzyılda yaşanan değişimin ana nedeni, bilimin insanlar için gerçek yararlar sağlaması ve araştırmaların toplumsal yarara dönüştürülmesi umudu oldu. Acaba, her icat ya da bilimsel sonuca gözlem ve deney yani pozitivizm ile mi ulaşılır? Dünyada bugün Newton gibi biri deha daha olsa idi, bilimin yüzyıllarca bulamayacağı bir şeyi bir abra-kadabra ile sağlayabilir miydi? Bunu düşünmeden edemiyorum. Neden bu konuya girdik çünkü biraz sonra anlatacağım “derin düşünme” örneği bu; bilim tarihini değiştiren kişi tüm kuralların ötesine çıkan, büyücülükle de uğraşan, sınır tanımayan biri idi.


Çağımız bilgi çağı, ancak bu kadar çok bilgiyi nasıl kullanacağız; insan kabiliyetleri sınırlıdır. Gözlerimiz, ağzımız, burnumuz ve kulağımız bilgi girdisi ve çıktısı için oldukça yavaştır. Aynı anda yüzbinlerce resme bakamayız çünkü asla o kadar hızlı odaklanamayız. Ama beyin konusunda bunu yaparsak, daha önce başarılmamış olan pek çok şey yapılabilir. Beyninde çip olan herkesin muhtemelen iki kat fazla IQ’su olur. Beynimize çip takılacağı, telefon ile konuşurken hastalık sinyali alacağımız günler uzak değil. Şimdiki trend yapay zeka üzerine odaklanmış durumdadır. Çünkü 20 yıl önce veri (dijital bilgi) yoktu. Yapay zekâ; zekâ gerektiren işlerde insanlardan çok daha fazla iyi performans sağlar. Yapay zekanın bugünkü ilkel modelleri otomatik pilotlar ve yeni gelişmekte olan şoförsüz arabalardır. Yapay zekâlı avukat ya da muhasebeci ile çalışacağınız günler geliyor. Herşeyi dijitalleştirebildiğimiz için bazı teknologlar buna “derin öğrenme” diyor. Derin öğrenme, insan beynini model alarak nöro ağ kullanıyor ve inanılmaz sayıda veri ile eğitiyor. Öğrettikçe daha iyi sonuçlar elde ediyorsunuz. Örneğin bir hastalığın verilerini yükleyerek, bu hastalığın teşhisini yapay zekâlı makine ile çok daha kolaylaştırabiliyorsunuz. Bu uzmanlığın makineler sayesinde herkesin ayağına gitmesi demek. Yapay zekâ insanlardan daha fazla veriyi görebiliyor, öğrenme kapasitesi sınırsız ve insan zekâsının üstüne geçiyor. Bu aynı zamanda makinelerin öğrenme hızı ile birlikte evrimleşme hızının da insanlardan fazla olduğunun kanıtıdır. Evrimin neresinde olursanız olun, makineler sizi geçecektir. Robotlar ve yapay zekâlı aletler aynı şeyler, yani fiziksel işler yapabilen makinelerdir. Önemli olan bilgisayar yazılımlarıdır. Ancak, insanlar tüm kontrolü zekâ sınırı olmayan bu makinelere kaptırmamak zorundadır. Bugün bulaşık makinesini çalıştırmak ve durdurmak için bir tuşa basmamız yeterli ama yapay zekâlı makineler kendi yazılımlarını yazmaya kalkarlarsa, sonuç insanlığın felaketi olabilir. Yenilikçi düşünürler bize lazım çünkü bunlar teknolojiyi kullanarak büyük düşünürlerin ve stratejinin önünün açılmasını sağlayacaklar. Ülkeyi ileriye taşıyacak büyük kadronun önemli ve vazgeçilmez parçasıdırlar. Şimdi yenilikçilerden büyük düşünmeye ve strateji konularına geçelim. Önce stratejik düşünme tekniğini inceleyelim..


Stratejik düşünmek..


Algılarımız, edindiğimiz bilgiler, tecrübelerimiz, sezgilerimiz ve yaşarken dikkatimizi dağıtan şeyler arasından ortaya çıkar. Genellikle bilginin dört yüzü vardır; açık, kapalı, katkılı, bilinmeyen. Örneğin bir haber okuduğumuzda açık bilgiyi hemen alırız ama bu bilginin ifade ettiği kapalı bilgiler üzerine kafa yormayız. Durum farkındalığı, mevcut tehditleri, önümüze çıkan ya da çıkması muhtemel fırsatları belirlememize yardımcı olur. Durum farkındalığının üç aşaması;


- Kritik bilginin farkına varmak,
- Onun anlamını kavramak,

- Gelecekteki statüsüne ilişkin sonuç/sonuçlar çıkarmak, olarak sıralanabilir.


Ülkelerin dış politikaları en başından sonuna çeşitli algılamaların ve buna bağlı durum farkındalıklarının sonucudur. Durum farkındalığı, bir beden kabiliyeti olmaktan çok, kafa işidir. Kurumsal çalışmalarda iyi eğitilmiş analizciler veya özel güvenlik birimleri gerektirir. ABD istihbaratı 11 Eylül 2001 saldırıları ile ilgili 33.000 emareye sahip olduğu halde, bürokratik nedenler ile analizciler yöneticilerini saldırının olasılığı konusunda ikna edememiştir. Algılama ve bilgi toplamadan sonra akıl yürütmenin üçüncü halkası, sezgilerine güvenmektir. Bazı kişiler normal olarak anlaşılması zor tehlike sinyallerini ya da fırsatları daha kurnazca algılar. Ancak, yapılan anketler pek çok kişi önceden bunları sezdiği halde önemsemediğini göstermiştir. Ülkelerin de dış politikaları en başından sonuna çeşitli algılamaların ve buna bağlı durum farkındalıklarının sonucudur. Ülkeler, devam eden ve muhtemel krizleri ve yeni oluşumları yakından takip ederek, ulusal güvenliğe ve çıkarlara gelecek tehdit ve riskleri önceden değerlendirmek, gerekli önlemleri önceden almak ve ulusal güç unsurlarının imkânları dâhilinde inisiyatifli bir politika izlemek zorundadır. Bu nedenle, karar vericilere ulaşan bilgilerin, büyük bir dikkatle seçilmesi, iyice tetkik edilmesi ve doğru yorumlanması gerekmektedir. Enformasyon servisleri, durum farkındalığı için kendi metotlarını geliştirmelidir.


Stratejik düşünmenin Şekil’de görüldüğü gibi beş ana unsuru bulunmaktadır.


- Derin düşünme; sistematik, kurallı düşünmeden farklı olarak düzensiz ve temelinde yaratıcılık olan düşünme yöntemidir (2). Sistemli düşünmede matematik ya da bilgisayar program gibi düzenli sonuçlara gidilirken, derin düşünmede problem çözümünde paradigma kaymaları sürekli yeni çerçevelere oturtulur. Bir konsept değişimi ne zaman ortaya çıkmaya başlarsa derin düşünme vardır.Derin düşünme, sahip olduğu bilgileri soruşturma konusu yapan, zihnin bir çeşit kendi üzerine dönme hareketidir. Diğerlerinin bizden beklentilerine göre değil, hükümlerimize göre araştırmak ve sonuçlar çıkarmaktır.


- Eleştirel (kritik) düşünme; akıl yürütme, analiz ve değerlendirme gibi zihinsel süreçlerden oluşan bir düşünme biçimidir. Kanıta ihtiyaç duyulan, görünüşteki karışıklıkların analizini yaparken ve sorular sorarken haklı olmaktan ziyade en iyi açıklamayı bulmakla ilgilendiğimiz düşünce şeklidir.


- Yaratıcı düşünme; yeni nesnelerin, süreçlerin ya da kavramların ortaya çıkmasını sağlayan düşünme sürecidir. Yaratıcı düşünme, yeni fikriler biçiminde ortaya çıkmaktadır. Yeni fikirler rastlantısal olarak ortaya çıkabildiği gibi, görece sistematik bir sürecin sonucu da olabilir.


- Çağdaş (Modern) düşünme; bilimsel (din vb. süperyapılara bağlı olmayan) düşünmek yanında, modern dünya değerlerinin (devlet, ulusal çıkarlar, objektiflik, akılcılık, açık fikirlilik) düşünce sisteminin temeline oturtulmasıdır.


- Ahlaki düşünme; konseptlerimizin mantığını sorgularken ahlaki sorular sormak, gerçekçi ve mantıklı olmak, fanatizmden ve aşırılıktan kaçınmaktır. Ahlaki düşünmenin iki seviyesi vardır (3); tarafsızlık ve tercihlerimizin adalet ve insan hakları gibi evrensel değerlere uygun olması.


Şekil: Stratejik Düşünmek




Politika, ilgili alan ile ilgili genel tutumumuzdur. Politika bize hedefimizi yani ne istediğimizi söyler. Strateji ise politikanın belirlediği hedefe nasıl ulaşacağımızı belirler. Genel anlamı ile strateji, mevcut ve elde edilebilir kaynaklar ile istenen sonuçlar arasında en uygun yöntemi bulmaktır. Strateji oluşturma süreci; ülke liderliğinin ulusal politikaya uygun olarak ulusal hedefleri (sonuçları) elde etmesi maksadıyla, ulusun mevcut gücünü (kaynaklar, vasıtalar) kullanarak, stratejik ortamın koşullarını ve coğrafi yerleri nasıl (konsept, yöntem) kontrol edeceğini belirler. Böylece ulusal olan politika, strateji, güç, çıkarlar ve hedefler arasında doğrudan ilişki kurulmuş olur. Devletler ve örgütler stratejilerini geliştirirlerken sadece rakip örgütleri ve devletleri göz önüne almaz; sistemin ekonomik, mali, ekolojik, sosyal ve siyasal tüm dinamiklerini ve aktörlerini esas alırlar. Bu haliyle strateji, bilgiye, algıya ve olguya dayalı güvenlik anlayışlarıyla doğrudan ilişkili bir anlam içermektedir. Çevremizde binlerce tehdit ve fırsat bulunmakta ama bunların hepsine birden odaklanmamız mümkün değildir. Bu da bizi ‘kritik (eleştirel) düşünme’ yeteneğini kullanma yönünde ne kadar hazır olduğumuz sorusuna götürmektedir. Durum farkındalığından sonra hayatınızı boyunca sizi engelleyen ya da başarı vaat eden çevrenizdeki gelişmeleri görmemeniz ya da önemsememeniz de “kritik düşünme” sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden işe çevrenizdeki gelişmelere yeniden odaklanarak, bilgiyi daha iyi anlamlandırmak ve gelecekle ilgili daha iyi bağlantılar kurmak zorundasınız. Algıladığınız her bilgide açık, kapalı, saklı ve katkılı alanları görebilmeli, önyargılarınızı bir kenara bırakmalısınız. Çünkü algılama gerçeklerden bir adım ötededir, genellikle gerçeklere göre değil iyi araştırılmamış bilgilere dayalı algılarımıza göre karar veririz.


Düşünür Yetiştirmek..


Öğrenim ve eğitim toplumun ilerlemesi için en önemli alandır, teknolojideki değişimin hızını anlayan, geleceğe dair yaratıcı ve paylaşımcı, bütün geçmiş kuralları çiğnemekten zevk alan farklı kişilikler bize yol açacaktır.Akıllı devlet adamları her zaman önceliği tank ve uçak üretiminden önce insan yatırımına verdiler. Atatürk’ün yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken başlattığı eğitim seferberliğini, bilimden sanata her alanda güçlü bir insan hazinesi yetiştirmek için yaptığı çalışmaları hatırlayın.İkinci Dünya Savaşı öncesi Amerikalı GeneralMacArthur’un önceliği bu olmuştu (4). Churcill’in de İngiltere’ye son vasiyeti bu oldu. Bugün de aynı önceliğe sahip olmalıyız.İyi bir derin düşünce ekibi kurmak için yetenekli olanları bulmak ve idare edebilmek gereklidir. Uygun insan kaynağı oluşturmak için sivil ve askeri kesimde bir kariyer edinme süreci oluşturmalı, adayların karmaşık ve zor durumlarda yeteneklerini geliştirmeleri sağlanmalıdır. En çok ihtiyaç artık kritik (eleştirel) düşünme yetenekleri üzerine yoğunlaşıyor ve bu da lisansüstü eğitimin kalitesinden kaynaklanıyor (5). Geleceğin derin düşünenlerini yetiştirmek için entelektüel gelişimlerini sağlayacak bir eğitim sistemi kurulmalı, hükümet birimleri, akademisyenler, düşünce merkezleri gibi fikir üreten pek çok kesim çok disiplinli çalışmalar için teşvik edilmelidir. Savaşlara ve işgallere karar veren liderlere ya da diplomatik görüşmelere giden diplomatlara eğitim ile ne kadar etki edebildiğimiz ölçülmelidir. Bugün bilişsel nörotik bilimler aşırı bilgi yüklemesi altında insan beyninin nasıl daha iyi çalışabileceği konusunda çalışmalar yapıyorlar (6). Aşırı bilgi ortamında düşüncelerin dizayn edilmesi için çeşitli yollar bulunmaya çalışılıyor. Düşünce adamları tsunami diyeceğimiz bilgi denizine kapılmak yerine onu nasıl dizginleyeceklerini bilmeliler. Aksi takdirde çöp düşünceler ve bilgi kirliliği üretiriz. Günümüzün karmaşık ve doğrusal olmayan problemlerini analiz edebilmekiçin sophistike metotlara ihtiyacımız var.


Düşünme yetenekleri en iyi belirsizlik ortamında geliştirilir. Tarih, moral ve siyasi eğitimin merkezinde olduğu; modern bilimin karmaşık disiplinleri ile iç içe ve gelişmiş politika analiz yöntemlerini kullanan bir eğitim sistemi geliştirilmelidir. Bu tür eğitim veren yerler ABD’de bile oldukça sınırlı sayıdadır ve devlet tarafından desteklenen, derin düşünce insanları yetiştiren birkaç program vardır. Görüldüğü gibi bunlar da bugün ülkenin sorunlarını çözemiyor ama ülkenin geleceğine yön verebilirler. Ülkedeki eğitim sisteminin ve sosyal medyanın derin ve iyi düşünme yeteneğini yok ettiğine ilişkin eleştiriler de mevcuttur (7). Eğitimin şekli ve içeriği, derin düşünmemizi sağlamalıdır. Ancak, bugün öne çıkan facebook, blog spot, video, power point slaytlar derin düşünme için elverişli vasıtalar değildir. Derin düşünme; kitap okuma, gerçek hayatta dinleme, interaktif dersler ve Sokratik öğrenme tecrübesi gerektirir (8). Eğer okullar bunlar üzerine kurulu değilse sadece diploma dağıtıyorlar demektir. Bununla beraber pek çok düşünür de bu görüşe karşı çıkmakta, sosyal medyanın eğitime katkılarını şu şekilde sıralamaktadır (9);


- Aktif, günlük angajman ile hayat boyu öğrenim imkanı; alternatif görüşleri dinleme, sorular sorabilme, kendi geçmişi ve önyargıları ile başlayan bir iletişimden daha yapıcı sonuçlar ortaya çıkarma imkanı,


- İnternet ortamında uzmanlık isteyen pek çok konuya giriş yapabiliriz, ilgili olmadığımız pek çok alanda bilgi toplayabilir ya da uzmanı ile temas edebiliriz, bununla beraber dil sorunları yaşanabilir,


- Sosyal medya ile bir ortam ve bu ortama dâhil olan bir ağ oluştururuz, bu ağı kontrol etmek isteyenler, kötü amaçlı üyeler de olabilir.


Tablo 2: ABD Dış Politikasına Yön Veren Önemli İsimler





Soğuk Savaş esnasında Amerika’nın en iyi ve en parlak adamları her zaman çok akıllıca işler yapmadılar. Domuzlar Körfezi operasyonu, Latin Amerika’daki diktatörlük oyunları gibi pek çok kirli işe imza attılar. Ama George Kennan’ın stratejik vizyonu, Ronald Reagan’ın Moskova’nın temellerini çözmesi bu ekibin işi idi. Tablo 2’de son 40 yılda ABD dış politikasına yön veren önemli isimler yer almaktadır. Amerikan bilim adamı, düşünür ve stratejistlerini daha çok düşünce merkezleri (think-tank) ve araştırma kuruluşları çevresinde bulursunuz. ABD’de akademik görünüşlü “Institute” ve ideolojik görünüşlü “Heritage Foundation” gibi tutucuların örgütlediği vakıflar ile CFR, Carnegie Endowment, Woodrow Wilson Centre gibi dış siyaseti tepeden yönlendirici seçkinler kulüpleri aslında birer think-tank kuruluşudur. Düşünce ve araştırma merkezleri, dünyanın dört bir yanında görev yapan bilim adamları, ilahiyatçılardan devlet adamlarına kadar uzanan bir ağ kurarlar. Uluslararası konularda yapılan akademik çalışmalar (dergi veya kitap yayımı, konferans, seminer, sempozyumlar vs.) ile bir yandan çeşitli kaynaklardan alınan istihbaratın kullanıldığı, diğer yandan dezenformasyon ile çeşitli yanıltmaların ve tehdit algılamalarının yaratıldığı ve ulusal güvenlik politikalarının empoze edildiği önemli bir örtülü işlev yerine getirilmektedir. Think-tank’ler de son yıllarda bir bunalım içerisindedir. Bir bina içinde, pek çok yöneticiye ve uzmana çok para ödemek ve fon bulmak yerine, bağımsız bilim adamları tarafından bilgilerin internet üzerinden bedava paylaşılması tercih edilir oldu. Yeni model Think-Tank 2.0’ın ortak çıkarları ve siber bağlantıları olan gruplar arasında oluşturulması hedeflense de geleneksel olanlar bir süre daha güçlü olmaya devam edecekler.


Amerika, yeni yüzyılda dünyanın diğer güçlerine karşı “üstün düşünce” ile galip gelmeyi hedeflemektedir. Bu yüzden, tüm dünyada Jeff Bezos, Bill Gates, Steve Jobs gibi yeni beyinler yakalama peşindedir. Bugün ABD’de bu tür beyinlerin geliştirdiği iPhone, Amazon, Facebook, Google gibi sosyal medya veya Microsoft yazılım teknolojileri en büyük hegemonik güç çarpanıdır. Avrupa’nın ‘sınıf’, Hindistan’ın ‘kast’, Çin-Japonya-Kore’nin ‘ırk homojenliği’, Afrika’nın ‘kabilecilik’, Ortadoğu’nun ‘din muhafazakârlığı’ temeline karşı Amerika; yeni fikirler ve icatlar için geçmiş, ırk, yaş, din ayırımı yapmadan üstün zekâlılar toplumu yaratma peşindedir (10). Amerikalılara göre daha çok para kazanmak isteyen iş adamı, daha çok okunmak isteyen yayıncı ya da daha çok insana hitap eden eğlence dünyası sonunda Amerikan zenginliği ve gücüne hizmet etmektedir. Bu ırksız ve kozmopolitan düzende artık gençler devlet kademelerinde üst makamlara gelmek ya da milliyetçilik gibi ideolojiler peşine düşmek yerine Lockheed ya da Toyota’da iyi maaşı olan bir iş kapmak peşine düşecekler, bu sistemin gereği olarak da artık hiçbir ülkede bağımsızlık ve egemenlik peşinde liderler ve güçlü ordular barınamayacaktır. Ama söz konusu olan ABD ise her vatandaş Amerikalı olmaktan gurur duyacak ve gerektiğinde Amerika’nın çıkarları adı altında zengin bir sınıfın kaynak ihtiyacı için başka ülkelere ölmeye ve öldürülmeye gönderileceklerdir. Dünyadaki 20 en büyük üniversitesinin 17’si ABD’dedir. Diğer üçü Cambridge, Oxford ve Tokyo Üniversitesi’dir (11). Bu üniversiteler yeniliklerin motoru olmak yanında, dünyanın her yerinden yetenekli ve hırslı insanlar için de bir mıknatıs vazifesi görmektedir. Times Higher Education isimli İngiliz Dergisi’nin dünyadaki en iyi 400 üniversitesini sıraladığı listeye göre; ilk 10’un 7’si Amerikan (Cal Tech, Harvard, Stanford, Princeton, MIT, Chicago, Berkeley) üniversiteleridir. California’da en iyi 13 üniversitenin 4’ü bulunmaktadır. Bu üniversite sistemi dünyadaki en iyi mühendis, matematikçi, işletmeci ve tıp elitini yetiştirmektedir. Birlikten çokluğa, ırk ve etnik kökene bakmaksızın herkesi Amerikan vatandaşı yapma amacı gütmüş ama asimile etmiştir. Kimlikleri yok edilen bu insanlar, Amerikan değerlerine inandırılarak yeni bir kimlik inşa edilmeye çalışılmış, bu ise ulusal kimliklerin yok sayılması sonucunu doğurmuştur.


Strateji kurmak..


Stratejiyi sadece kaynaklar ve sonuçlar arasında bir denge kurarak en iyi yöntemi bulmak olarak ele aldığınızda, bu son derece sistematik ve formel bir iş olarak gözükebilir. Nitekim Clausewitz’in dediği gibi bu yönü ile stratejinin uygulanmasında bir sürpriz yapma imkânı çok azdır. Seferberlik ilan edeceksiniz, kuvvet yığacaksınız, ittifaklar yapacaksınız, yeni silahlar tedarik edeceksiniz yani tüm bu siyasi, ekonomik ve askeri hazırlıkları yapmadan günümüzde bir operasyona girişmek kolay değildir. Bununla beraber, ülkelerin hazırladıkları uzun vadeli büyük oyunları ya da uygulanması için sürekli gizlenen ama altyapısı hazırlanan özel planları vardır. Büyük Ortadoğu Projesi, uzun vadeli bir dönüşüm stratejisi uygularken, Rusların Kırım’ı işgali ikincisine yani hazırlanan bir fırsatçı plana dayanmaktadır. Mesele büyük oyunları hazırlayacak, strateji bakımından kurnaz akılları bulmak ve yetiştirmektir. Stratejik başarı aşağıdaki koşullara bağlıdır;


- Güç bileşkesinin, amaca ve zamana göre uygun kullanımı,

- Enformasyon kapasitesi ve entelektüel birikim,

- Teknik, ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklere uygun taktikler geliştirilmesi,

- Açık ve bilinen yöntemlerin yanı sıra, açık olmayan ve tanımında güçlükler bulunan yaratıcı mücadele yöntemlerinin kullanılması.


Stratejide bir oyun oynanmaktadır. Karşılıklı oynanan tüm oyunlarda her zaman bir rakip, bir de kurban vardır. Önemli olan ne zaman kendinizin ikincisi olduğunu bilebilmektir, böylece ilki olabilirsiniz. Oyun karmaşıklaştıkça rakip de karmaşıklaşır.Karşı taraf çok iyi ise, rakip; kurbanı kontrol edebileceği ortamın içinde tutmalıdır. Ortam ne kadar büyük olursa kontrol etmekte o kadar kolay olur. Temel prensip şudur; zayıf ve hassas noktalarını bil, istediklerini sandığı şeyin bir parçasını onlara ver, yanlış avın peşine takarak dikkatini başka yerde tut. Herhalde bugün Ortadoğu’da oynanan oyundan bahsettiğimi anlamışsınızdır.Strateji sanatı, kurbanı besleyerek, kendini “akıllı” rakibini(bu dost ya da düşman görünümünde olabilir) yani seni “aptal” sanmasını sağlamaktır. Kurban yavaş yavaş kendi sonunu hazırlar, size düşen ona sadece yardımcı olmaktır.Yapılan tuzak ne kadar büyük ve eski ise o kadar çok çekicidir, çünkü o kadar büyük olamayacağını ve o kadar eski olamayacağını düşünürler. Eninde sonunda şüphelenip, sorgulamaya başladığında kurbanın zekâsı da sorgulanmış olur. Öte yandan, sadece zeki bir rakip ile oynayarak daha zeki olabilirsiniz. Yılanı küçümsememek lazımdır, sadece bir yılan ile oynayarak daha akıllı olabilirsiniz.Kapana kısılmamak için dar coğrafyalardan, az çıkışlı stratejilerden uzak durmalısınız. Düşmanların senin en iyi dostları olduğuna inanmalıdırlar. Dostların sana yakındır ama düşmanların daha yakındır. Kimin kim olduğunu, düşmanın var olup olmadığını dahi bilmemelidir. Oyunu kazanmak için bazen acınız ile kucaklaşmalısınız. Çok mağrur olmamalısınız, oyunun içinde ne kadar çok güce sahip olduğunu düşünürsen, gerçekte o kadar az güce sahipsiniz demektir. Oyunu kimin kazandığını anlamak ve durumunuzu sorgulamak istiyorsanız, oyunu kontrol eden adresi sorgulamalısınız. Oyun sona ererken, senin geldiğini anlamamalı, ani bir son olmalıdır. Özetle, strateji; kurbanı parçalarla beslemek, onun kendinin daha akıllı olduğunu düşünmesini sağlamak, stratejik körlük yaratmaktır.


Herkesin, her organizasyonun, her devletin mutlaka bir zayıf yeri, her zaman bir seçenek vardır. Hayvanlar âleminde de böyledir, en güçlü hayvanın bile zayıf yerleri vardır. Hayvanlar âleminde iyi bir avcı olmanın üç altın kuralı; her zaman aç olmak, öfkeyi korumak ve bu iki kuralı hiç unutmamaktır. Pek çok teknolojik gelişme gibi strateji örneklerinin bir kısmının de bu âlemden kopyalandığını biliyoruz ya da farkında olmadan benzer stratejiler kullanıyoruz. Benim favorim timsah stratejisidir, nehrin kenarında güneşlenerek uyuyan timsah aslında şunları yapıyordur;


- Avına karşı ilgisiz gözükmek,

- Avının oldukça yaklaşmasına izin vermek,

- En yakın ve korumasız anında tek ve kesin bir hamle ile avını yutmak.


Aldatma ve tuzağa düşürme üzerine kurulu bu tür örnekleri çoğaltabiliriz. Hayvanların kurgularına genellikle aldatma, kamuflaj, sürpriz, çeviklik ve hız hakimdir. Bazıları savunma, bazıları ise saldırı amaçlı kullanılır. Böylece kendinden güçlü ve zayıf olanlara karşı ayrı ayrı stratejiler kullanılır. ABD’nin teknolojiye bu kadar önem vermesinin nedeni aslında onun zayıflığını örtme çabasıdır; spesifik olarak insan zafiyetinden kaynaklanmaktadır. Hem dünyaya hükmedecek kadar çok asker kaynağının olmaması, hem de verilecek zayiatların kamuoyunda yaratacağı tepki nedeni ile askeri seçeneklerini teknoloji üstünlüğüne dayandırmıştır. Sahip olduğu uzay ve hava gücüne dayalı istihbarat, hedef tespit ve vuruş sistemleri sayesinde gittiği coğrafyalarda askeri ile mümkün olduğu kadar çatışmaya girmeden sonuç almaktadır. Amerikan askeri gücünün sinirleri, uydular ve bilgisayarlardır ve henüz bu teknoloji ile baş edecek bir güç ortaya çıkmamıştır.


Kişisel olarak sizin de hayatınız boyunca kendinize ve çevrenize ilişkin stratejileriniz olmalıdır. Örneğin çalıştığınız yerde terfi etmeniz ile ilgili bir stratejiniz var mı? Size bir sır vereyim; yaptıklarınız değil, yapmadıklarınız nedeni ile terfi edemezsiniz. Durum farkındalığı ile işe başlayın, neyi yaptığınızdan ziyade yapmadığınızı yani derin düşünün, eski düşünceleriniz üzerinde bir dönüş yapın.Hepimiz sabahleyin özel olduğumuzu düşündüğümüz için uyanırız. Şefiniz ya da patronunuz karşısında aslında acı çekerken, başkalarının sizin ne kadar iyi, çekici, cömert, komik ve akıllı olduğunuzu düşünmesi için çabalarsınız. Sırtınızın sıvazlanmasına bayılırsınız. Takım elbiseli köleler olarak, diğerlerinin onaylaması için bir acındırma veya yalvarma durumundasınızdır. İş hayatınız gibi strateji kurmakta da en büyük sorun egonuzdur. Egonuz, hayatınızdaki en kötü özgüven hiylekarıdır, egodan daha kötüsü olamazçünkü onu göremezsiniz. Egonuz en büyük düşmanınızdır çünkü bakacağınız en son yerde saklanıyordur. En büyük numarası ise, size verdiği “Ben, senim” mesajıdır. Din’de şeytan denen şey işte budur (12). Düşüncelerinizin arkasına saklanır, onun siz olduğunu düşünür, fark etmezsiniz. İnsanlar, egolarına mahkûm olduklarının farkında olmazlar. Ego sınırını korumak için her şeyi yaparlar; yalan söyler, haksızlık yapar, hatta öldürürler. Kimse egosunun arka planda ne kadar zekice ilerlediğinin farkına varmaz, çünkü şeytanı yaratma suçunu başkasına atar. Hayali bir düşman yaratmadan gerçek düşmanlar yaratırız, bu ego için de gerçek bir tehdittir ama yaratılışında vardır. Kafanızdaki ses, size ne derse desin dış düşman diye bir şey yoktur. Düşman denen şey egonuzun düşman anlayışının yansımasıdır. Aslında birçok dış düşmanı kendimiz yaratmışızdır. En büyük düşman kendi algınız, kendi vurdum duymazlığınız ve kendi egonuzdur. İnsanlar, kendi egolarından kurtulmalı, akıllarını kullanmalılar. Ama aklın kendinden daha ileride bir şey olduğunu kabul etmek zordur. Ancak akıl ile gerçeği daha doğru yorumlayabilir, fazilet sahibi olabilirsiniz.


Büyük düşünmek ve büyük strateji hazırlamak..


Realist dünyanın askeri ile bilim adamının egzotik dünyası arasında uçurum vardır. Bilim adamları bugün savaşın sadece pratiğini değil, doğasını da değiştiriyorlar. Ama ortada hala bir mesele var; jeopolitik meseleler ve büyük strateji sorunları ile bilim adamları arasındaki ilişkiyi kurmak. Geçmişte bunun için harekât araştırması, emperyal bilim adamı yaratmak gibi fikirler ortaya çıktı. Doğru yöntem büyük düşünürler ve stratejistlerin öngörülerini, bilimsel ve teknolojik çalışmalara entegre etmektir. Çünkü nasıl bir dünya içinde yaşamamız gerektiğini, stratejik öngörüye,siyasi hedeflerin tespitine ve insanların ideolojik ya da değerler içinde nasıl mutlu olacaklarına onlar yol gösterecekledir. Teknologlar ise gerekli en kestirme, teknolojik vasıtalar ile durum üstünlüğüne yardımcı olacaktır. Duyguları ile hareket eden, sıradan fikirlere sahip insanlarla bir yere varamayız.Bir yanda büyük düşünürler, filozoflar, ekonomistler, stratejistler yetiştirmeli diğer tarafta teknolojiyi yaratacak, bilim adamlarının önünü açmalıyız. Bilimin ve teknolojinin yolu doğanın gizli gerçeklerinin ortaya çıkarılması yani sonuçta Tanrısal görüşün yakalanmasıdır. Tanrı evreni yaratırken sadece “Ol” demiştir. Bilim insanları evrenin önce saçma ve akıl almaz görünen gizli gerçeklerini sezgileri ile keşfederler. Sihirbaz gibi, doğanın gizli boyutlarına bakabilen, kendine özel olağanüstü gücü ve dili olan bir dünyaları vardır. Bu dil, doğanın gizli gerçeklerini keşfetmek ve insanlığın yararına kullanmak için bir anahtar rolü sağlar. Radar ya da mikroplar böyle bulunmuştur. Hayatta her özel çağrı, eğer başarı ile takip edilmek isteniyorsa, garip anlayış meziyetleri ve ruh gerektirir. Bunların yüksek düzeyde olduğu ve olağanüstü başarı gösterdikleri yerde olan akıla da deha denir (13). Deha belki doğuştandır ama pek sık rastlanmaz. Dehayı ortaya çıkarmak için sosyal sınıfından çıkarmalı, mükemmelleşme olanağı sağlanmalıdır. Deha, sosyal sınıflara, siyasi düzene ve alışkanlıklara saldırarak yenilik yapmak istemiştir.


Şimdi büyük strateji konusuna gelelim. Büyük (Grand) strateji, bir ülkenin askeri, ekonomik, diplomatik ve enformasyonel tüm ulusal güç unsurlarının kullanıldığı ve uzun dönemli sonuçları olan en yüksek, genel stratejisidir (14). Pragmatizm ise kısa vadede gerekli kaynaklar ve çözümlere odaklanır, uzun vadeli çıkarlar ise ileri teknoloji gerektiren geleceğin stratejilerine ihtiyaç duyar. Pragmatizm, daha sınırlı bir dış politika anlayışı çerçevesinde çevre coğrafyalara müdahaleden kaçınma, güç boşluklarını göz ardı etme ve büyük düşünme tembelliği sonucu doğurur. Büyük strateji, tüm kararlara ve en aşağıya kadar her seviyede stratejiye etki eder. Üzerinde konsensüs sağlanmış merkezi bir kuramsal çerçeve olarak, ülkenin stratejik prensiplerini ve çıkarlarını önceliklendirerek tüm dış ilişkilerine rehberlik eder. Büyük (stratejik) düşünme, çıkarların her nerede ise orada kendine bir görev edinme ve kaynak ayırmadır (15). Resmi planlama sürecinin bir parçası olmaktan ziyade, entelektüel çerçevenin rehberliğidir. Gittikçe daha karmaşık ve belirsiz hale gelen dünyada büyük strateji hazırlamak dasofistikebir iş haline geldi.Ülkenin gücünü artıracak, dışa bağımlılığını azaltacak vizyon, silah ve teknolojilere ihtiyacımız var. Oyun kurucu olmamız lazım, üstünlük sağlamak için de oyunun yönünü değiştirecek güç çarpanları geliştirmemiz gerekli Savaş uzaya ve bilgisayarlara taşınmakta, ulusal güç unsurları dönüşmektedir. Daha önce denenmemiş yöntemlere ve teknolojilere, yeni bir ulusal savaş kültürüne gerek var. Tank, uçak gemisi ve savaş uçağı artık tarihe karışmaktadır (16). Savaşları artık askerler değil, bilim adamları kazanacak. Bir ülke strateji ile ilgili her konuyu durumdan duruma değişen yaklaşımlarla ele alamaz. Her durumda strateji, gayretlerin ve kıt kaynakların uyumlu bir şekilde tahsis edilmesini gerektirmesine rağmen, bütün bu işler daha büyük bir stratejik dünya görüşü çerçevesinde kotarılmalıdır.


Büyük stratejinin işlevi, politika yapıcılar ve toplum için dış politika konularını yararlı bir şekilde organize etmektir. Devlete ne yapması, nasıl politika izlemesi gerektiğini söyleyen objektif, bilimsel, kesin ve doğrusal bir formül olmaktan ziyade oldukça sübjektif bir girişimdir.Dış politika; hangi politikayı izleyeceğimizi, politika ne yapmak istediğimizi yani hedefimizi, strateji ise nasıl yapacağımızı, büyük strateji ise biz bütün bu politika ve stratejileri niçin izleyeceğimizin cevabını açıklar. En önemli sorun büyük stratejinin nasıl belirleneceğidir. Büyük stratejiyi tespit ederken ilk adım; kırılmış, hassas ve istikrarsız bir dünyadaki sorunların kaynaklarını kategorize etmektir. Ülkeler kendi içinde de kaos kaynağı olabilir. Büyük strateji, gücünüz ve hedefleriniz arasında harmoni sağlar, amacına uygun olarak ikisini de şekillendirir ve ortamda nasıl hareket etmeniz gerektiğini ortaya koyar.Eğer bir devletin büyük bir düşmanı ya da rakibi yoksa çıkarlarını önceliklendirmesi oldukça güçleşir. Geçmişte büyük stratejistler askeri stratejiyi merkeze alırdı. Bugün ise ekonomik önceliklerden diplomatik ve askeri pek çok alandaki düşünceler, merkezi stratejinin oluşturulmasından dikkate alınmaktadır. Ülke pek çok ulusaşan tehlike ile karşı karşıya olabilir; terörizm, küresel ekonomik kriz, kontrol edilemeyen göç, yiyecek sıkıntısı, uyuşturucu kaçakçılığı, kirlilik ve iklim değişimi. Böyle bir ortamda siyasi, ekonomi ve askeri avantajları kullanmak, buna uygun kaynak kullanımı ve sonuçları dengelemek güçleşir. Temelinde büyük strateji sıkı bilimsel kurallar ile değil, çok net olmayan prensipler ile kurgulanır ve böylece politika yapıcılar uzun vadeli olarak trendleri ve bedelleri değerlendirerek kendi sanatlarını ortaya koyarlar.


Büyük stratejinin ana amacı, politika yapıcılara ülkenin uluslararası sistemdeki hedefleri ve rolünü açıklamaktır. Bu anlamda büyük strateji, devletin inşa etmek istediği dünya çeşidinin çerçevesini sağlar. Operasyonlar ve taktik dâhil olmak üzere politikadan doktrine tüm boyutlarda kapsayıcı rehber teşkil eder. Böylece devletin başarmak istediği ve istediği sonuçları sağlayacak politikalar için entegre ve geniş kapsamlı bir yaklaşım teşkil eder. Büyük stratejinin başarısı iç ve dış politikada askeri ve askeri olmayan unsurları uyumlu, tamamlayıcı ve etkili bir şekilde entegre etmesindedir. Büyük stratejinin formüle edilmesi bir kriz ile başlamaz ya da barış ve istikrar durumu hâkim iken bir kenara bırakılmaz. Politika yapıcılar ve bilim adamları onu sürekli olarak yeniden değerlendirir, iç ve dış gelişmelere göre içerik ve uygulamalarına yön verir. Eğer bir ülke ancak kriz zamanında büyük strateji kurmayı aklına getirirse pek çok gereksiz risk ile karşı karşıya kalır, müttefikleri ve düşmanlarını seçmekte zorlanır ve içerideki tartışmalar kutuplaşmalara neden olur (17). Büyük strateji, insan, siyaset, ekonomi, teknoloji ve askeri kaynaklarının ülkenin uzun vadeli çıkarları çerçevesinde düzenlenmesine rehberlik eder. Ülkenin kısıtlı ekonomik kaynakları ve dış politikası ile ilgili tartışmalar arasında büyük bir strateji kurgulamak, uygulamak ve başarılı olmak zorundasınızdır. Bunun için entelektüel bir uzmanlığa ihtiyaç vardır (18). Bu entelektüel kesim, ülkenin hedefleri ve politikaları arasında siyasi, psikolojik ve ideolojik birlik sağlar. Hedefleriniz ve politikalarınız ülkenizin karakteri, siyasi geleneği ve kültürü ile uyumlu olmalıdır. Büyük stratejiler ani ve hızlı değişimler sağlamaz, derece derece ve yavaş sonuçlar diplomasi ve politikanın diğer vasıtaları ile sağlanır.Hiçbir büyük strateji dış politikada mükemmel bir uyum ve öngörü sağlayamaz. Büyük strateji, çok seyrek bir şekilde bir sona gelir, bu genellikle büyük bir rakip güç yenildiği veya çöktüğü zaman olur.


Büyük stratejinin evrimi ve örnekler..


Büyük stratejinin askeri olmayan boyutları Modern Çağ ile birlikte önce Rönesans daha sonra Aydınlanma ile ortaya çıkmaya başladı. Machiavelli ile birlikte büyük stratejinin felsefe, askeri strateji, ekonomi ve sosyal bilimlerle iç içe ayrı bir disiplin olarak siyasi filozofların işi olduğu anlaşıldı. Askeri stratejide siyasi hedeflerin rolü, Clausewitz’in; “Savaş, politikanın diğer vasıtalarla devamıdır” deyişi ile yerine oturdu. Adam Smith ve Alexander Hamilton ise büyük stratejinin ekonomik temellerine katkıda bulundular. Böylece devletin hedeflerini sağlamak için askeri, siyasi, ve ekonomik yönleri ile entegre bir strateji fikri oluştu. Büyük strateji ile ilgili sistematik düşünce zamanla evrim geçirdi. 19. ve 20. yüzyılda Avrupa imparatorluklarının son bulması, ideolojiler, askeri teknolojide meydana gelen gelişmeler, nükleer silahlar ve terörün küreselleşmesi geleneksel büyük strateji geliştirme anlayışına da etki etti. Örneğin ABD büyük stratejisi bu yönde üç farklı geleneğe sahiptir (19);


- Başlangıçta Amerikan kıtasına yönelik bir tehdit yoktu, diğer büyük güçlerden uzak bir coğrafyaya sahip olmanın avantajı ile kendi refahı ve gelişmesine odaklı, ekonomi ve ticaret öncelikli, tecrit (isolationism) stratejisi izledi.

- İkinci gelenek, küresel düzeni demokratik değişim ile sağlamak fikrine dayanmaktadır. Siyasi ve ekonomik çıkarlar için ideolojik olarak demokrasi ve kapitalizm kullanılmaktadır.

- Üçüncü gelenek ise nükleer çağ ile başladı; ittifakları ve ortaklıkları kullanarak sorumlulukları paylaşmak sureti ile “çevreleme” stratejisi ile ortaya çıktı.


Güç dengesi, kuruluşundan beri ABD dış politikasının her zaman en önemli unsuru oldu. Kuruluş safhasında bağımsızlığını kazanmak için İngiltere’ye karşı Fransa ile ittifak yaptı. Sonrasında kendi bağımsızlığını ve çıkarlarını geliştirmek için Avrupa’nın güç mücadelelerinden uzak durmayı seçti. 20. yüzyıl boyunca yaşanan savaşlarda ise dünyanın diğer yarısındaki kaynakların rakip bir gücün eline geçmemesi için çıkarlarına uygun şekilde güç dengesi sağlayacağı müttefikler ve düşmanlar (Almanlar, Japonlar, Sovyetler) belirledi. Soğuk Savaş döneminde nükleer silahlar da bu güç rekabetinin parçası oldu. İdeolojik rekabet içinde uydu devletler oluşturmak için halk savaşları, darbeler, ayaklanmalar bu rekabetin diğer uygulamalarını teşkil etti Bugün bu güç dengesi rekabetinde ekonomi savaşları ve devlet-dışı aktörlerin kullanıldığı “halklar arası savaş (war amongst the people)” öne çıktı (20).


Sonuçta siz ne kadar akıllıca bir strateji geliştirirseniz geliştirin, düşmanın da her zaman bir karşı koyma ya da seçme hakkı vardır. Büyük Ortadoğu ya da Asya Ekseni gibi projeler karşısında küresel terör, nükleer silahlanma gibi seçeneklerin ortaya çıkışı modern dünyayı şekillendiren bir katalizör vazifesi görüyor. Soğuk Savaş sonrasında olduğu gibi ortaya çıkan güç boşluklarının bulunduğu coğrafyalara yönelik büyük stratejiler ortaya çıkıyor ve sürekli revize ediliyor (21).


Tarihten bazı büyük strateji örnekleri çıkarılabilir.


- Tarihçi John Sleey’e göre İngiltere, 19. yüzyılda imparatorluğunu ülke içinde uyumlu olmayan düşünceler içinde kurdu. İngiliz tüccarlar dünyayı fethetmek istiyordu. Azalan yün ticaretinin yerini pamuğun almasından endişe ediyorlar ve İngiliz tekstil sanayi için önemli olan materyallerin ılık iklimlerden getirilmesini istiyorlardı. Bu ihtiyaç, diğer egzotik ticaret eşyaları ile birlikte İngilizlerin Karayip adaları ve Kuzey Amerika’da ticaret üsleri ve koloniler kurmasının nedeni oldu. Deniz kuvvetlerini geliştirmesi ise Hindistan ve Asya’da İngiltere için yeni fırsatlar sağladı. Bu genişleme sürekli tekrar etti ve 20. yüzyılın başında dünya karasının %22’sini kontrol ediyorlardı (22).


- Atatürk,Kurtuluş Savaşı’nda önce yeni bir Türk ordusu yaratmaya çalıştı, mevcut güçleri toparladı, yerli direniş grupları ve halk ile pekiştirdi. Büyük stratejisi gereği; Batılı işgalcilere karşı güç dengesi sorununu aşmak için Ruslar ile güçbirliği yaparken, Fransız ve İtalyanların savaşmadan ülkeyi terk etmelerini sağladı. Yalnız bıraktığı Yunanlılara karşı tüm kuvvetlerini Kocatepe’de yoğunlaştırıp, yıpratma yerine, yok edici bir darbeyle sonuca gitti. Son birkaç yüzyıldaki savaşlar, Türk ulusunu çok yıpratmıştı. Bu yüzden Atatürk,savaş sonrası önceliğini ulus-devlet yapımızın güçlendirilmesine verdi. Atatürk’ün ilke ve inkılâplarının kaynağında tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik vardır. Atatürk; ulus egemenliğini, kişi özgürlüğünü, ulus-devleti (ülke birlik ve bütünlüğünü), hukukun üstünlüğünü, laikliği öngören; her çağda çağdaş olmayı amaçlayan, akla ve bilime dayalı olarak gelişmeyi ve kalkınmayı temel alan bir düşünce sistemi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin önünü açtı. Ancak, Soğuk Savaş döneminden itibaren, Türkiye’yi yönetenler ülkenin ihtiyaçları için gerekli özgün stratejiler geliştirmek yerine, ABD ve Avrupalı devletlerin Türkiye için belirlediği stratejilerin sevk ve idaresiyle uğraşmaya devam ediyorlar.


Soğuk Savaş bittiğinde Amerikalılara göre artık ABD daha güçlü idi, dünya daha zenginleşmişti ve daha çok demokrasi vardı. Soğuk Savaş’ın sonundan itibaren ABD’nin büyük stratejisinin temel ayaklarından birisi demokratik barış inşası oldu (23).Bu stratejinin bir parçası liberalizmin liderliğini yapmaktı. Diğer parçaları ise (24): Amerikan anavatanını saldırılardan korumak; büyük güçler arasında kendi çıkarlarına uygun bir dengeyi muhafaza etmek; serseri aktörleri cezalandırmak ve diğer ülkelerde iyi yönetimi ve müttefik kabiliyetlerini geliştirmekti.Amerikan büyük stratejisi için Soğuk Savaş’ın “çevreleme” stratejisi amacına ulaştı. Bugün onun yerine “kıyıdan denize dengeleme (25)” veya “stratejik destekleme konsepti (26)” gibi stratejiler literatüre giriyor.ABD, Soğuk Savaş sonrası büyük stratejisini belirlemede iki önemli zorluk yaşamakta; geleneksel değerlere uygun şekilde günümüzün tehditlere ilişkin temel prensipler belirleme zorluğu, diğer yandan kısa vadeli önceliklerin uzun vadeli bir stratejinin sık sık önüne geçmesi. Clinton döneminde NATO’nun genişlemesine önem verilirken, bugünün Asya-Pasifik ekseni için bu ittifak çok ta gerekli olmayacak. Amerika’nın doğu sahilindeki akademik-politikacı-medya kompleksi ve onların okulları doğru nesili yetiştirecek gerçek bir vizyon ve istek oluşturamadılar. Silikon Vadisi’nden Arap Baharına pek çok yapıcı ve yıkıcı proje ortaya çıktı.


Sonuç


Büyük strateji bir bilim olmaktan çok sanattır. Günümüzün tehdit ve risklerine, ortaya çıkan devlet dışı gruplar gibi yeni aktörlere eski stratejiler ile çözüm bulunamaz. Büyük strateji, geçmişe göre bugün daha ince ayarlı ve çok yüzlü olmak zorundadır. Artık, büyük stratejiyi formüle etmek kapalı kapılar arkasında birkaç elitin işi olmaktan çıktı, daha kolektif bir gayret oldu. Yeni çözümler için bilim adamları, stratejistler ve pratisyenler bir araya gelmeli, uzun vadeli bir konsensüs ve uyumlu bir strateji için anlaştıkları ve anlaşamadıkları konuları konuları ortaya koymalılar. Çözüm, yeniden organize olmakta ya da belirli konular yerine seçilmiş coğrafi bölgelere odaklanmakta olabilir.Türkiye coğrafyasında ancak güçlü ve üniter ulus devletler yaşayabilir. Tehditlere de fırsatlara da açık olan Türk coğrafyasında var olmak ile yok olmak aynı mesafededir. Bunun temel nedeni Türklerin küresel ve büyük güç merkezleri arasına sıkışması, onların politikalarının bazen hareket noktası bazen hedefi olmasıdır. Bulunduğumuz coğrafya artık güç merkezlerinin arkasına saklanma seçeneğini bize bırakmamaktadır. Kendi vizyonunu ve rollerini belirleyemeyen Türkiye, başta ABD olmak üzere büyük güç merkezlerinin kendi adına belirlediği rollerin ve savaşların bir parçası olmaya mahkûmdur. Türkiye, jeopolitik verileri dikkate almadan, günlük heves ve çıkarlarla ulusal, bölgesel ve evrensel politikalarını şekillendirilemez. İhtiyacımız olan düşünce sistemi olan Atatürkçülük, elimizin altında hazır iken özellikle 1950 sonrasında günlük siyasi beklentiler uğruna yoldan çıkılmıştır. Yapmamız gereken Atatürkçülüğün sağladığı bilim ve akılcılık yolunda çağdaşlaşma hedefini yakalamak için günün şartlarına göre uygun yeni kuramsal açılımları ve pratiği oluşturacak kendi düşünürlerimizi, bilim adamlarımızı ve üstün düşüncemizi geliştirmektir.

Doç. Dr. Sait YILMAZ
Twitter: @DocDrSaitYilmaz
ulusalkanal.com.tr

KAYNAKÇA

(1) James E. McClellan III ve Harold Dorn: Dünya Tarihinde Bilim ve Teknoloji, Akılçelen Kitaplar, 3. Baskı, Çeviren: Haydar Yalçın, (Ankara, 2013),s.311.
(2)William Byers: Deep Thinking, What Mathematics Can Teach Us About the Mind, World Scientific Publishing Co., (2014).
(3)R.M. Hare: Moral Thinking: Its Levels, Oxford Press, (1981).
(4)H. W. Crocker III: The Yanks Are Coming! A Military History of the United States in World War I, Regnery History, (2014).
(5)James Jay Carafona: If You Want Good Leaders, Make Sure They're Good Thinkers, Davis Institute for National Security and Foreign Policy, (December 1, 2015).
(6)Daniel J. Levitin: The Organized Mind, Thinking Straight in the Age of Information Overload, Dutton, (2014).
(7)Carafona: ibid, (December 1, 2015).
(8)Levitin: ibid, (2014).
(9)Eric Michael Murphy: Can Twitter and Facebook Make Good Thinkers of America’s Next Leaders? Bridge, (December 7, 2015).
(10)Victor Davis Hanson: America’s Big Fat Advantage, National Interest, (March 21, 2013).
(11) Stephen M. Walt: Joe Nye Was Right, Foreign Policy, (January 19, 2010).
(12) Bu paragraftaki bilgiler aşağıdaki psikiyatrist ve psikologların nöroloji çalışmalarının sonucudur. Dr.David Hawkins (Psychiatrist) Dr.Deepak Chopra, Dr.Peter Fonagy, (Clinical Psychologist), Dr.Yoav Dattio (Psyhotherapist), Dr.Steven C.Hayes Clinical Psychologist), Leonard jacobson (Conscious Living Foundation), Prof.Andrew Samuelas (Analytical Psychology).
(13) Karl Von Clausewitz: On War, Penguin Classics, (London, 1968), p.270.
(14)Terry L. Deibel: Foreign Affairs Strategy: Logic for American Statecraft, Cambridge University Press, (New York, 2007).
(15)Patrick Porter: The Global Village Myth: Distance, War, and the Limits of Power, (2015).
(16) George Friedman, Meredith Friedman: Savaşın Geleceği, Pegasus Yayınları, (İstanbul, 2015), s.48.
(17)William C. Martel: Why America Needs a Grand Strategy,The Diplomat, June 18, 2012, at www.thediplomat.com/2012/06/18/why-america-needs-a-grand-strategy.
(18)John Lewis Gaddis: Containment and the Logic of Strategy, National Interest, Vol. 10 (Winter, 1987-88), p.29.
(19)William C. Martel: Grand Strategy in Theory and Practice: The Need For an Effective American Foreign Policy, Cambridge University Press, (2015).
(20) Rupert Smith: The Utility of Force, Knopf, (New York, 2007).
(21)David Edelstein, Ronald Krebs: Delusions of Grand Strategy, Foreign Affairs, (Nov/Dec 2015).
(22) Mark Fleming-Williams: Britain's Status as a Trading Nation Ties It to Europe, Geopolitical Weekly, (September 8, 2015).
(23) Paul D. Miller: American Grand Strategy and the Democratic Peace, Survival, Vol.54, No.2, April-May 2012, pp.49–76.
(24) Paul D. Millar: Five Pillars of American Grand Strategy, Survival: Global Politics and Strategy, Vol.54, October–November 2012, p.7-44.
(25) Christopher Layne: From Preponderance to Offshore Balancing: America’s Future Grand Strategy, International Security, Vol.22, No.1, Summer 1997, pp.86-124; Stephen M.Walt: In the National Interest: A Grand New Strategy for American Foreign Policy,’ Boston Review, Vol.30, No.1, Feb/Mar 2005.
(26) Wayne Porter, Mark Mykleby: A National Strategic Narrative, Woodrow Wilson International Center for Scholar, (Washington DC, 2011).
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
zafer - 12 ay önce
çok teşekkürler Sait hocam...
Avatar
salih öksüz - 12 ay önce
Kaleminize sağlık hocam. Takipteyiz.