banner863

CIA ve Ortadoğu; 70 yılın bilançosu..


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

02 Mayıs 2016, 15:05

Giriş

ABD kurulduğundan beri güvenlik kültürü önemli değişimlerden geçti. 1929 yılında ABD Dışişleri Bakanı Henry Stimson “Centilmenler başkasının mektubunu okumaz” diyerek, bir şifre kırma operasyonunu reddetmişti. 1950’lerin başında Kore Savaşı’nda General MacArthur, gerilla savaşı gerekli dediğinde de Kongre “Bu Amerikan kültürüne uygun değil” diyerek, reddetmişti. 1941 yılında yani II. Dünya Savaşı’na hazırlanırken ABD Başkanı Roosevelt, Bilgi Koordinatör Ofisi’nin (COI) (1) kurulmasına onay vermiş ve bu istihbarat servisinin başına General William Donovan getirilmişti. 1942 yılında COI, örtülü faaliyetlere uygun olarak düzenlenirken Stratejik Hizmetler Ofisi’ne (OSS) (2) dönüştü. İngilizlerden kopya edilerek, teşkilatın içine ülkenin en zengin ve en güçlü kişilerini alınarak elit kişilerden kurulu bir yapı kuruldu. 1943 yılında Donovan, Roma’daki Katolik Kilisesini Anglo-Amerikan casusluk operasyonlarının merkezi haline getirdi. Soğuk Savaş boyunca Vatikan ve ABD, en uzun süreli istihbarat ittifaklarından biri oldu. 1945 yılında OSS kaldırıldı, örtülü operasyonlara son verildi, zararsız bilgi toplama ve analiz işlerine dönüldü. Bu dönemde “Paperclip Operasyonu” ile bazı Naziler, Sovyetlere karşı kullanılmak için Amerika’ya kaçırıldı. Bunlardan en önemlisi, Hitler’in üst düzey casusu ve Sovyetler Birliği içinde istihbarat ağı kuran Reinhard Gehlen idi. Gehlen, göçmen Nazi casuslarını kullanarak ABD için Rusya’daki şebekeyi yeniden harekete geçirdi. Bu ajanlar arasında Alfred Six, Emil Augsburg, Klaus Barbie, Otto von Bolschwing ve Albay Otto Skorzeny gibi Yahudi kamplarında adı “kasap” olarak anılan isimler öne çıkıyordu. Gehlen Örgütü, sonraki 10 yıl boyunca yani OOS ve CIA arasındaki dönemde sadece Sovyetler Birliği’ne karşı istihbarat yapan bir köprü örgüt oldu. Ancak, sağlanan istihbaratın çoğu düzmece idi. Amerikalıların gözünde önemini kaybetmek istemeyen Gehlen, 1948 yılında Sovyetler ile savaşın an meselesi olduğunu ve Batının önleyici bir darbe vurması gerektiğini savunuyordu. 1950’lerde ise “füze açığı” hikâyesi ile tehdidi daha da büyüttü. Ruslar, Gehlen örgütü içine sızmışlar ve dezenformasyon yapıyorlardı.

1947 yılında Ulusal Güvenlik Kanunu ile “Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA)” ve “Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC)” kuruldu. 1947 yılında Yunanistan’da Komünist isyancılara karşı sağ kanata askeri yardım yapıldı ve Soğuk Savaş boyunca CIA, Yunan liderlerinin işlediği suçları görmezden geldi. CIA’yi ilk dizayn edenler tüm görev ve kaynakları teşkilatın ana görevi olan istihbarat toplama, analiz ve dağıtımı üzerine düşünmüşlerdi ama kısa sürede sık ve karmaşık bir şekilde örtülü faaliyetlere yöneldiler. İstihbarat üretme işinde, ne kadar doğru değerlendirme yaparlarsa yapsınlar işler iyi gitmedi yani doğru değerlendirmeler bile doğru politikalara yol açmadı (3). Bunun nedeni karar verici konumunda olan başkanların ön yargılarının ya da kendi özel düşünce sistemlerinin aşılamaması idi. Bu aynı zamanda, başkanların CIA içindeki atamalarına hatta örtülü operasyonu yapacak birimleri seçimine kadar olumsuz etki etti. Analizci çok zor kanıtların arasından bir sonuca ulaşmış olsa da bürokrasi içinde çatışan çıkarlar, ara kademelerdeki kişilerin farklı bakış açıları, ideolojileri başlangıçtaki sonucu değiştirdi. İstihbarat toplama ve örtülü faaliyetler, değerlendirme ve analiz arasındaki iç çekişmeler CIA tarihi boyunca devam etti. Kişisel etkilenmeler Küba olayında olduğu gibi yanlış politikalara yol açtı. CIA, NSC üzerinden Başkan’a bağlı idi ve üzerinde Kongre de dâhil herhangi bir demokratik denetim yoktu. CIA kanununda; teşkilatın “..NSC tarafından verilecek diğer işleri ve görevleri yapar” maddesi ile örtülü faaliyetler için gerekli kapı açılıyordu. CIA, 1948 yılında Wall Street avukatı Frank Wisner’in başkanı olduğu Politika Koordinasyon Ofisi ile örtülü faaliyetler bölümünü teşkil etti. Bölümün gizli yönergesine göre sorumlulukları arasında şunlar bulunuyordu; propaganda, ekonomik savaş, önleyici doğrudan eylem (sabotaj, anti-sabotaj, imha ve kurtarma dâhil), düşman ülkelere karşı yıkıcı faaliyetler (Özgür Dünyayı tehdit eden ülkelerde direnişçi gruplara el altından destek, yerel anti-komünist unsurlara yardım). 1949 yılında Radyo Free Europe kurularak, özellikle Soğuk Savaş boyunca Amerikan propaganda ağının kilit unsurlarından biri teşkil edildi.

ABD güvenlik politikalarının 1940’lardan beri iki temel amacı vardı (4); (a) Siyasi ve ekonomik olarak liberal dünya düzeninin geliştirilmesi, bölge petrolüne garantili nüfuz. (b) Komünist güçlerin çevrelenmesi ve caydırılması. Buna 11 Eylül 2001 sonrası iki hedef daha eklendi; (c) Terörizmle küresel mücadele. (d) Ortadoğu’nun dönüşümü. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD stratejisinin hedefi başta Ortadoğu olmak üzere dünya genelinde petrol ve ekonomi üzerinde denetim sağlayarak, kendine bağımlı ilişkiler geliştirmekti (5). Suudi petrollerine hâkim olan ARAMCO şirketinin hisseleri daha önce Rockefeller ailesine ait dört şirket arasında paylaştırılmıştı. Bu dört şirket 1944'te bir araya gelerek ARAMCO'yu kurmuşlardır. Ortadoğu petrollerinin yüzde 99'u yedi büyük petrol şirketinin kontrolü altındadır. Bu şirketlerin beşi Yahudi Rockefeller ailesine aittir. Geriye kalan iki şirketten Shell'in sahibi Marcus Samuel ve Royal Dutch'ın sahibi Wiliam Detending de Yahudidir. 1971’de ulusal güvenlik danışmanı olan Henry Kissinger, 1973’de petro-dolarları ABD’ye döndürmenin de yolunu bulmuş, yedi kız kardeş inanılmaz gelirler sağlamıştı. 1974 yılında petrol fiyatları aniden artınca, ABD ile Suudi Arabistan arasında yapılan gizli anlaşmalar ile petro-dolarların Amerikan ekonomisine dönüşü garanti altına alındı (6). Petrol, dolar karşılığı satılacak, karşılığında ABD, Suudi Arabistan’a silah ve teçhizat verecekti. Bu anlaşmanın Suudiler için asıl faydası, hanedanı iktidarda tutma garantisi idi (7). Artık, ABD doları altın ile değil petrol ile destekleniyordu. Bu anlaşma ile Suudi ailesinin özel ve sürekli payı korunmakta, diğer yandan OPEC içinde fiyatların belirlenmesinde Suudilerin desteği sağlama alınmakta idi. Artık petrol almak isteyen her ülke FED’ten para satın almak zorunda idi. Bu borç paralar sadece kâğıt üzerinde veri idi ama yüz milyarlarca dolar bu yolla ABD bankalarına yazıldı. Kısaca, ABD, 1940 ve 50’lerde Ortadoğu’da iki özel ilişki geliştirdi. Birincisi İsrail ile ve ne olduğu gayet açıktır. İkincisi S.Arabistan ile güvenlik ve askeri yardım karşılığı petrol sözü idi.

CIA ve İş Dünyası

CIA’nın kurulduğu yıllarda Dışişleri Bakanı olan John Foster Dulles ve kardeşi CIA Direktörü Allen Dulles, öncesinde Wall Street’in en güçlü hukuk firmasında avukat ve banker idiler. Reagan döneminin CIA Direktörü Bill Casey de öncesinde Wall Street’de avukat ve borsacı idi. New York Borsası Başkan Yardımcısı Dave Doherty de CIA’dan emekli idi. CIA direktörlerinden ve bakan George H.W. Bush, ülkenin en büyük 11. savunma şirketi olan Carly Group’a danışmanlık yaparak, Wall Street’de oldukça etkili idi. CIA Direktörlerinden John Deutch ise Citigroup yönetim kuruluna girdi. CIA operasyonları başlangıçta Amerikan iş dünyasının çıkarlarının korunmasına odaklandı. Çeşitli ülkelerde halk tarafından, demokratik yöntemlerle seçilmiş liderler önlerindeki en önemli engeldi. Çünkü bu liderler milliyetçi ideoloji ile ekonomilerini geliştirmek, zenginliği halka dağıtmak, ülke kaynaklarını yabancıların elinden alıp millileştirmek istiyor, Amerikan şirketleri tarafından kendilerinden istenen reformlara karşı çıkıyor, korumacı bir politika izlemeye çalışıyorlardı. CIA’nın işi ise Amerikan iş dünyasının çıkarlarını korumak için muhalefeti düzenlemek oldu. Bu muhalefet ideolojik çekişmelerin yoğun olarak yaşandığı Soğuk Savaş’ın ilk döneminde karşı taraf sol ve komünist ilan edilerek, sağ diye bilinen kesimlerden seçildi ve silahlı kuvvetler içinden bir grup ile temas edilerek askeri darbeler düzenlendi. Yapılan pazarlık şu idi; eğer ülke ekonomisini yabancı yatırımcılar için uygun hale getirirseniz, sizi iktidara getireceğiz. Mevcut iktidarın gönderilmesi için seçilen muhalif gruplar kiralanmakta, eğitilmekte ve birlikte çalışılmakta idi. Örtülü işler mekanizmasının kullandığı yöntemler içinde; propaganda, sahte oy sandıkları, satın alınmış seçimler, tehdit, şantaj, cinsel entrikalar, yerel basında yayınlatılan sahte hikâyeler, muhalif partilerin içine sızma ve bölme, adam kaçırma, işkence, ekonomik sabotaj, ölüm mangaları ve suikastlar önde gelmekteydi. Bu yöntemler sonunda ülkede bir askeri darbeye yol açacak anarşi ortamını beslemekte ve ülkenin başına ABD çıkarlarına uyacak bir diktatörün getirilmesi ile anarşi sakinleşmekte idi. Ancak, iş bununla da bitmemekte, bu diktatörün güvenlik mekanizması CIA tarafından eğitilmeye ve kontrol altında tutulmaya devam edilerek; iş dünyasının düşmanlarına yönelik sorgulama, işkence ve cinayetlere devam edilmekte idi.

Ülke genelinde insan hakları ihlalleri yapılırken kurbanların adı Komünistler idi. Ama çoğu durumda ortada bir Komünist tehdit yoktu. Muhalifler genellikle köylüler, liberaller, ılımlılar, işçi sendikası liderleri gibi yurtsever ve ulusalcı muhalefet idi. Yukarıdaki senaryo CIA’nın meşhur “Amerikalılar Okulu”nda (SOA) (8) öğretildi ve pek çok ülkede benzer şekilde uygulandı (9). Bu okul Panama’da açılmış sonra Georgia’da Fort Benning’e taşınmıştı. Okulun “Diktatörler Okulu” ya da “Katiller Okulu” gibi takma adları vardı. Latin Amerikalı subaylar kendi ülkelerinde uyguladıkları sorgulama, işkence ve cinayet yöntemleri bu okulda öğrenmişlerdi. 1987 yılına kadar CIA’nın örtülü operasyonları ile 6 milyon kişi öldü (10). İronik olan yapılan CIA müdahaleleri genellikle Amerika’nın siyasi hedeflerini sağlayamadı. Yeni iktidara getirilen bir diktatör bile kendisi için kurulan CIA mekanizmasından kurtularak kendi polis devletini kurma yolunu seçiyor ama iktidarda kalmak için de CIA’nın dediklerini yapıyordu. Böylece dediklerini yaptığı sürece CIA, bu diktatörlerin acımasızlıklarına ve ordu, istihbarat, polis gibi güvenlik aygıtı üzerindeki kontrollerine göz yumdu. CIA için en büyük endişe konusu boomerang etkisi idi yani halka rağmen yapılan darbe sonunda daha büyük bir dalga ile yapılanları tersine çevirebilirdi. İran’da Şah’ın devrilmesi bumerang etkisi idi. Demokrasiyi devirip, diktatörü getiren CIA, başka bir demokrasi dalgası ile mağlup oluyor ama kendini hala demokratik dünyanın lideri diye tanımlıyordu. CIA bu dönemde reforme edilemedi, kurumsal ve kültürel olarak yozlaştı, pek çok suç ve yolsuzluklara bulaştı. Ancak, CIA’nın kuruluşunun 50. yıldönümünde konuşan ABD Başkanı Bill Clinton şöyle demekteydi; “Zaruri olarak, Amerikan halkı senin cesaretinin tam hikâyesini hiçbir zaman bilmeyecek”. CIA’yı başarılı bir istihbarat teşkilatı olarak değerlendirmek zordur. Hizmet edilen Amerikan çıkarları genellikle ülkenin değil, zengin bir sınıfın başka ülkelerdeki iş çıkarları ya da ABD’ye bu ülkelerden ucuz iş ve kaynak getirilmesidir. Bunlar yapılırken o ülkelerin iç işleri, insan hakları yok sayılmıştır. Amerikan istihbarat örgütleri üzerindeki denetimin çok az olması suç işlemekte onları özgür kılmıştır.

CIA ve Medya

İkinci Dünya Savaşı’ndan beri, CIA ABD’nin ana güç unsurlarından biri oldu. CIA, dış medyanın yönlendirilmesinde de önemli işlevler edindi. Propaganda işleri dışında medya ile ilişkileri; kişiler, yerli halk, olaylar ve çeşitli konular hakkında bilgi toplamayı da hedefledi. CIA’nın medya operasyonları (Mockingbird) ile ilgili bir özet yapalım. Mockingbird, CIA’nın öncüsü OSS (1942-1947) ile başlayan sonra CIA ile devam eden Avrupa’daki gazetecilerden oluşan bir ağın ve psikolojik savaş uzmanlarının merkezinde olduğu medya faaliyetlerini kapsamaktadır (11). Bu faaliyetlere katılan Dışişleri Bakanlığı’nın Siyaset Koordinasyon Ofisi (OPC) (12) mevcudu 1949’da 302 iken 1952’de 2.812’e çıkmıştı. Diğer ülkelerde 3.142 sözleşmeli personeli vardı (13). United Press’in Berlin Bürosu tarafından kara propaganda programının merkezinde olduğu bir basın kolordusu kurulmuştu (14). Muhabir, köşe yazarı, kitap yazarı, editör ya da Radyo Free Europe gibi 800 kadar haber ve bilgi kuruluşu bu ağın içinde idi. Her birinin ayrı bir kod ismi, ayrı bir işlevi vardı (15). İngilizce ya da başka dilde pek çok basın hizmeti, süreli yayın ve gazete CIA’nın işlerini örtmek için kullanılmaya başlandı. CBS, Times ve Newsweek içindeki CIA çalışanları ve sağlanan imkânlar çok daha ileri düzeyde idi. Bunlara ABC, NBC, Associated Press, UPI, Reuters, HearstNewspapers, Scripps-Howard gibi yayın organları da ilave edilebilir. En az 53 uluslararası medya şirketi CIA’nin cephesi olarak belirlenmiş ve mali olarak desteklenmekteydi (16). Muhabirler ve haberciler CIA tarafından resmi eğitim programına tabi tutulmaktaydı. 1960’ların sonundan itibaren CIA içinde odak faaliyet alanı örtülü işlerden istihbarat analizine kaymaya başlayınca bu alanda yeni personel alınmaya başlandı (17). CIA’nın örtülü faaliyetleri ilgili pek çok kitap ve yayın sansüre uğradı. 1960’ların sonundan 1980’ler boyunca süren Gladyo operasyonları ile CIA ve NATO tarafından kurgulanan Avrupa’da sivil hedeflere terörist saldırılar kamuoyundan saklandı. Gladyo ile ilgili ilk haber ancak 1990’larda İtalyan başbakanı Giulio Andreotti’nin sürece katıldıklarını itiraf etmesi ile ortaya çıktı. Hollywood ise CIA’nın imajını düzeltmek için Argo ve Zero Dark Thirty gibi filmler yapmaya yönelmişti (18).

CIA’nın medya yönlendirmesi ve medya ile finans ilişkileri bugün 1970’lere göre çok daha etkin bir roldedir. Öte yandan Amerikan halkının Afganistan ve Irak savaşlarında olanlar, Suriye’de iç savaş çıkarılması, IŞİD’in doğuşu gibi pek çok konuda gerçeklerden haberi hala yok ya da duyarsız hale getirildi. Amerikan medya mensupları 1960’lardaki siyasi suikastlar ya da CIA’nın uyuşturucu trafiğindeki rolü gibi konuları hiçbir zaman sorgulayamadılar. 1947 yılında çıkarılan Ulusal Güvenlik Kanunu’na göre CIA’nın bütçesi gizli idi ama o dönemlerde yıllık 30 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyordu. 1990’larda Senatör Carl Levin, uyuşturucudan kazanılan her yıl 300 milyar doların ABD bankacılık sistemi ile dolaşıma girdiğini belgeledi. Özbekistan, Laos, Vietnam gibi ülkelerden tonlarca eroin CIA’nın Air America uçakları ile ABD ve Avrupa’ya taşınıyordu (19). CIA’nın hayırseverlik (fliantropik) kurumlar ile ilişkisi 1950’lerin başından itibaren sürekli artmıştır. Böylece arkasında CIA’nın olduğu projelerin para kaynağı örtülü hale gelmiştir. 1976 yılında ABD Kongresi tarafından yapılan soruşturmada uluslararası aktivitelere sağlanan 700 bağışın %50’sinin aslında CIA tarafından verildiği ortaya çıktı (20). Amerikan kültürel hegemonyasının yayılması ve sol siyaset ve kültürel etkinin azaltılmasında Ford Vakfı ile CIA arasındaki işbirliği en önde geleni idi. Ford Vakfı, ABD hükümetinin uluslararası kültürel propaganda uzantısı olarak çalışıyordu. Örtülü ödenekler gençlik grupları, sendikalar, üniversiteler, yayın evleri ve diğer özel kuruluşlara ilişkin programlara gitti. Bu listeye daha sonra insan hakları grupları eklendi. Ford Vakfı-CIA işbirliği ile bir yayınevi (Intercultural Publications) kurularak iki dergi (Perspectives ve Der Monat) çıkarılmaya başlandı (21). 2014 yılında Alman gazeteci Udo Ulfkotte yazdığı “Satın Alınan Muhabirler” adlı kitabında haber ve makalelerin CIA ve Alman istihbaratı tarafından kendi isimleri kullanılarak yazıldığını itiraf etmekteydi (22). Soğuk Savaş boyunca Komünizm ve insan hakları olgularını kullanan bu vakıflar bugün hala terörizm ve demokrasi kavramları ile ABD politikalarına uyum göstermeyen ülkelere karşı baskı aracı olarak kullanılmaktalar.

Soğuk Savaş Dönemi ABD Örtülü Operasyonları

1947 yılından itibaren Amerikan örtülü operasyonları hemen her kıtaya yayılmıştır (23). ABD için örtülü operasyonlar, 1990'Iara kadar Komünizme karşı, ABD çıkarlarının tehdit edildiği her yerde ve her zaman karşı koyma prosedürünün bir aracı idi (24). CIA’nın örtülü operasyonları İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne politik konjonktüre bağlı olarak üç ayrı dönemden geçti (25). 1947-1965 yılları arasındaki ‘Balayı Dönemi’nde her tür örtülü operasyon büyük bir coşku ile desteklendi. 1948 yılında ABD Başkanı Harry Truman’ın kurduğu Özel Projeler Ofisi (daha sonra adı OPC oldu), Amerika’nın ilk barış zamanı örtülü operasyon kolu idi. Daha 1952 yılına gelindiğinde 2.800 çalışanı ile 47 ülkede istasyon kurmuştu. OPC, sırf bu konuda faaliyet göstermesi için, hukuken CIA’ye bağlı, ancak fiilen oldukça özerk olan yeni bir örgüt olarak kurulmuştu (26). Bu dönemde özellikle Arnavutluk, Ukrayna ve Polonya’daki faaliyetlere yoğunlaşılmıştı. 1952 yılında CIA’nın espiyonaj kolu Özel Operasyonlar Ofisi (OSO) (27) ile birleşerek Planlar Direktörlüğü’nü oluşturdu. Örtülü operasyonlar özellikle Soğuk Savaş döneminde ABD başkanlarının Sovyetler Birliği’nin başına yeni dertler açma ve baskı yapma aracı olarak popülerdi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan yüzlerce örtülü operasyon arasında Tablo’da yer alanlar çok küçük bir oranı temsil etmektedir. Bu operasyonların çoğu kamuoyuna yansımamıştır. Bu operasyonların detaylarını sonraki makalelerimizde anlatacağız. 1970’li yıllarda yaşanan skandallara kadar, örtülü operasyonlar ABD dış politikasında merkezi rol oynadı. Sağladığı aşırı esneklik nedeniyle, örtülü operasyonlar stratejik olarak “her yerde aynı anda olma imkânı” olarak algılandı. Her politik ve askeri strateji içinde herhangi bir duruma adapte edilebilecek ve kullanılabilecek bir vasıta olarak görüldü (28).






Tablo: CIA Örtülü Operasyonları (Ortadoğu Bölgesi)


CIA’nın en başarılı örtülü operasyon programları arasında İtalya (1948), İran (1953) ve Guatemala’da (1954) CIA darbeleri, Afganistan’da (1979-1989) paramiliter eylemler sayılmaktadır. Aslında CIA’nın İran ve Guatemala’daki darbeleri, katıksız bir başarı olmaktan ziyade belirli bir noktaya ulaşana kadar başarısızlıktı ve sadece kısa süreli faydalar sağladı. İran operasyonu İslamcı köktendinciliğinin yükselişine katkıda bulundu ve Jimmy Carter’dan sonra her Amerikan başkanının baş ağrısı oldu, Reagan’ı neredeyse yüce divana götürüyordu. Guatemala’da ise oligarşiyi ve askeri yöneticileri destekleyerek kendi halkı ile savaştıran ve seçilmişleri devirerek, demokrasiyi yok eden ABD, kendi sicili için yüz karası bir durum yarattı. Afgan operasyonu ise ABD askeri teknolojisinin düşman ellere geçmesine ve bugün ABD’yi doğrudan tehdit eden terörizmin seferber olmasına yol açtı. 1974’de çıkarılan Federal Kanun’a göre örtü operasyonlar için Başkan’ın Kongre’ye bilgi vermesi beklenirdi. CIA, 1970’lerin ortasına kadar başta Küba ve Şili olmak üzere pek çok suikast girişiminde bulunmuş, ancak Church Komitesi (29) suikastların Amerikan toplumu için kabul edilemez olduğunu rapor etmişti. 1976 yılında ABD Başkanı Gerald Ford, 11905 sayılı İcra Emri ile ABD hükümetinin herhangi bir siyasi suikasta karışmasını yasakladı. Her ne kadar Başkan Ford bir icra emri ile bunu yasaklamış olsa da sonraki başkanlar Carter, Reagan ve baba Bush uygulamaya devam ettiler. Reagan, 13 Kasım 1985 tarihinde yeniden ‘öldürme izni’ veren bir direktif yayınladı (30). O tarihten itibaren ABD, 12 önemli suikast girişiminde bulundu. Başkan’ın bu yasağı silahlı kuvvetleri sınırlamamış, potansiyel önemli hedefleri öldürmekten alıkoymamıştı. 1986’da Muammer Kaddafi çadırında iken 18 adet F-111 savaş uçağı ile öldürülmek istenmiş ama kızı Hana öldürülmüştü.

Amerikalılara göre örtülü operasyonlar askeri ve politik seçeneklerden sonra gelen üçüncü seçenektir (31). Üçüncü seçeneğe karar vermek her zaman istihbaratın, analizin ve teşkilatın kalitesine değil genellikle çeşitli alanlardaki güvenlik endişelerine uygulanacak teknikler ve kararlılığa bağlıdır (32). Bu yöntem hedef veya rakip ülke ile ilan edilmemiş bir savaşı kapsayan örtülü ve gizli yöntemlerdir. Böylece doğrudan bir savaşa girmeksizin ve ulusal gücü topyekûn bir mücadeleye sokmaksızın asimetrik hale getirilmiş bir savaş ile sonuç alınmaktadır. CIA’nın dış ülkelerdeki örtülü faaliyetleri Amerikan istihbarat gayretleri içinde en çok eleştiri alanlar olmuştur. Suikastlar ile birlikte gelen darbe girişimleri, demokrasi getirmek gerekçesi ile çeşitli ülke rejimlerini destekleyen veya desteklemeyen örtülü operasyonlar, hükümet kuvvetlerine karşı gerilla unsurlarının desteklenmesi, yıkıcı propaganda faaliyetleri; Amerikan idealleri hakkında şüphe uyandıran çok ciddi eleştirilere yol açmaya devam etmektedir. ABD ve onun dış politikadaki asıl gücü CIA, dünya toplumunun değerlerine ve çıkarlarına değil, küresel ekonominin arkasındaki iş dünyasının hayali imparatorluğunun isteklerinin peşinde hedefler belirlediler ve gittikçe daha çok yozlaştılar ve suça battılar. Örtülü operasyonlar boyutunda kalkışılan iç savaşlar ve hukuksuzluklar, denetim yetersizliği hemen her dönemde dünyadaki genel istikrarsızlığın artmasında önemli bir parametre oldu. 1963 yılında CIA’nın başındaki Dulles McCone’un muhafazakâr, aşırı derecede anti-Sovyet yanlısı olması ve içgüdülerine göre hareket etmesi Küba başarısızlığından sonra kendisine yöneltilen eleştiriler arasında yer aldı. McCone’un diğer özelliği her zaman başkan Kennedy’e ilk söyleyen olma merakı idi. Öte yandan Clinton ve Bush’un CIA Direktörü George Tenet ise başkanlara duymak istediklerini söylemekle eleştirildi. Ön yargıların en başında ise tüm Amerikalılar da olduğu gibi her zaman kendilerinin iyi ahlakı ve erdemi temsil ettiği düşüncesi vardı. Bu önyargıların tavan yaptığı dönem 2000’li yıllarda yeni muhafazakârların iktidarı oldu. Başkan oğul Bush döneminde bir yandan yeniden yapılanırken, CIA her başarısızlık için şamar oğlanı gibi görüldü. CIA ve ABD, başkalarını “şeytan” olarak tanımlarken, bizzat şeytanı yaratan kadar şeytanın ta kendisi de oldu. El Kaide ve IŞİD’in doğuşu kadar, Ukrayna ve Gürcistan’da çevrilen dolapların Rusya’yı tekrar askerileştirmesinde CIA’nın rolü belirleyici oldu.

Soğuk Savaş Sonrası Örtülü Operasyonlar

Soğuk Savaş’ın bitişi ile birlikte CIA gittikçe artan ölçüde ekonomik espiyonaja yöneldi. Bu başlangıçta teknolojik sırların çalınarak Amerikan şirketlerine verilmesi şeklinde oldu. Bunun için açık bilgi toplama yöntemlerinin dışında ciddi suçlar oluşturan hileli yollara başvuruldu (33). 1990’ların başında Amerika, Ortadoğu’ya demokrasi ihracına sivil toplumu geliştirmek için kurduğu programlar ile başladı. Geçmişten alınan derslere bakarak eski yöneticilerin siyasete devam etmesinin yasaklanması hatasına tekrar düşülmeyecek, askerlerin diskalifiye edilmesi adım adım yapılacak, elle tutulur ekonomik rahatlama için hızlı yöntemlere başvurulacaktı. Aynı yıllarda CIA, yeni bir tehdit haritası oluşturmak için yumuşak hedeflere yönelmişti. Örneğin bir ülkedeki çocuk ölümlerine ya da ekonominin dışa açıklığına bakarak hükümetin istikrarının sürekliliğine dolayısı ile bir sonraki krizin nerede çıkabileceğine karar vermeye çalışıyordu. Böylece yumuşak istihbarat toplamak rutin bir hale geldi (34). Yumuşak istihbarat kaynaklarına sosyal medya katılmadan önce bir ülkedeki elit tabaka, akademisyenler, politikacılar, iş adamları, din adamları ve azınlıklar dâhildiler. Soğuk Savaş’tan sonra bir düşüşe geçen askeri örtülü operasyonlar 11 Eylül 2001 ile birlikte özellikle Irak, Afganistan ve küresel terörist ağı hedef alınarak yeniden kurgulandı. 1991 yılında çıkarılan kanun ile örtülü operasyonlar mekanizmasının başlaması için bizzat Başkan’ın bir İcra Emri ile CIA’nın görevlendirilmesi yeterli hale geldi. 1998 yılında Afrika’daki elçilik bombalamalarından sonra, Afganistan’a giden CIA ve özel kuvvet mensupları burada Kuzey ittifakı ile birlikte El Kaide ve Taliban’a karşı kişileri hedef alan suikastlara başlamışlardı. Clinton, 1998’de verdiği suikast izninde sadece teröristleri değil, siyasi liderler ve resmi yetkilileri de hedef listesine koydu. 13 Ekim 1989’da ise yasal bir fiilin sonucu olarak meydana gelen ‘kaza sonucu’ öldürmelere izin verecek bir “kararname” imzaladı. 11 Eylül’ün ardından ABD Kongresi, CIA’ya yeniden adam öldürme ve suikast yetkisi veren bir kanunu onayladı. Yeni kanun CIA örgütüne sadece yabancıları değil, hükümete muhalif olan Amerikalıları da öldürme yetkisi verdi. ABD, hala kimlerin öldürülüp öldürülmeyeceğini tartışıyor (35). Çünkü ABD, üniformalı ya da üniformasız, silahlı ya da silahsız kimi görse öldürüyor. Öldürüleceklerin listesi bitecek gibi gözükmüyor.

ABD dış istihbaratı coğrafi istasyon sistemine göre çalışmaktadır. CIA işlerini büyük ölçüde elçilikler içinde diplomatik görüntü altında icra etmektedir. Yumuşak istihbarat için ülke ve bölge analiz birimleri kullanılmaktadır. Bu birimlerde çalışan analizciler diğer istihbarat örgütleri, haber toplama unsurları, dış bağlantılar, askeri komutanlıklar, akademisyenler ve istasyon şeflerine angaje olarak yoğun istişarede bulunurlar. Bu istişareler akademik görünüşlü konferanslar, video-konferanslar, değişimler ve sosyal medya üzerinden haberleşmeyi içerebilir. Amaç sadece bilgi toplamak değil, yeni uzmanlar da yetiştirmektir. İşler, akademik ve şirket dünyası için ülke, bölge ya da konu bazlı araştırma ve analiz çalışmaları örtüsü altında yürütülür. Hedef ülke ya da bölgedeki işbirliği yapan kişiler ile haberleşmek için uydu, internet ve diğer açık vasıtaların kullanılması gereklidir. Bu kişiler blog kullanıcıları, araştırma asistanları, akademisyenler, muhabirler ve ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik hayatı ile ilgili uzmanlar (sözleşmeli ya da değil) olabilir. Bu amaçla özel ya da devlet tarafından finanse edilen projeler ortaya atılarak, meşruiyet sorunu giderilir. 1999 yılında CIA, In-Q-Tel isimli bir şirket kurarak bilgi teknolojilerine yatırım yapmaya başladı. Bu firma, Google ve Facebook başta olmak üzere Silikon Vadisi’ne entegre oldu ve ABD’deki 17 istihbarat teşkilatının desteklemeye başladı (36). 2012 yılına gelindiğinde, In-Q-Tel’in düzenlediği konferansta CIA Direktörü Petraus, “eşyaların interneti” ve “akıllı ev” projesine hızla geçiş ile herhangi bir kişiyi casusluk işinde “person of interest” haline getirebileceğini söylüyordu. Bu teknoloji ile seçilen kişilerin yeri tespit edilecek, tanımlanacak, izlenecek ve hareketleri kontrol altına alınabilecekti. Teknolojinin özünde radyo frekans dalgaları ile tanımlama, sensör ağları, küçük iliştirilmiş sensörler ve enerji kaynağının yeni nesil internet kullanan, düşük maliyetli ve yüksek güçlü bir bilgisayar sistemine bağlanması bulunmaktadır. Bugün kullanılmaya başlanan bulut teknolojisi de gittikçe geliştirilerek kuantum bilgisayarlara geçilecektir (37). 2014 yılında Amazon tarafından CIA dâhil 17 istihbarat teşkilatı için 600 milyon dolarlık bir bulut hesaplama program geliştirildi. Programın amacı bütün teşkilatların daha kolay ve açık vermeden istihbarat paylaşımını sağlamaktır (38).

Ortadoğu, dünyanın diğer bölgelerine göre daha karmaşık, kırılgan ve belirsizliğin daha yüksek olduğu bir bölgedir. İngiliz ve Amerikalı casuslar 20. yüzyıl boyunca ülkelerinin çıkarları için hükümetler kurdular ve devirdiler. Bugün Ortadoğu, çok daha öngörülemeyen ayaklanmalar ve bölgesel savaşlara gebe iken, ABD’nin bölge için kurduğu görev merkezi bir yandan terörizmle mücadele etmeyi, diğer yandan uzun vadeli stratejik çıkarlarını geliştirmeyi hedeflemektedir. John Brennan’ın direktörü olduğu CIA’nın 10 görev merkezi etrafında yeniden organize edilirken, en büyük zorluk analizciler arasında derin uzmanlığın sürdürülmesi olarak görülüyor. Çünkü Terörle Mücadele Merkezi’nde (CTC) (39) analizciler ile operatörleri aynı yerde çalıştırma fikri her ne kadar cari işleri odaklanma konusunda avantaj sağlasa da uzun vadeli stratejik analizlerin gerekli kabiliyetler bundan zarar görebilir. CTC içindeki operatörlerin işi teröristlerin izlerini sürmek, yerlerini tespit etmek ve öldürmektir. Analizciler ise ekonomik, siyasi, sosyal ve dini faktörleri değerlendirerek, politika belirleyicilerin ihtiyaçları olan uzmanlığı sağlarlar. Brennan’a göre; CIA’nın yeniden organizasyonu devam eden terör, siber casusluk ve Ortadoğu’daki karışıklılıklar karşısında daha iyi istihbarat yapacaktır (40). Öte yandan görev merkezlerinden biri olan Ortadoğu (MEMC) (41) için yapılanırken, hem bölge ülkelerinin rejimleri ve dini ideolojik boyut üzerinden çalışma ihtiyacı hem de teröristlerin izlenmesi ve yok edilmesi için bir kurgulama yapıldı. Halen ABD’nin yakın müttefiki olan Mısır, S.Arabistan ve Bahreyn gibi ülkelerdeki operatör ve casusları, çalışmalarını yöneticiler ve elit kesim ile kurdukları yakın bağlara dayandırmışlardır (42). Casusların bu bağlardan getirdikleri kısa dönemli bilgiler mezhepçilik, yolsuzluk ve yanlış ekonomik politikalar gibi analizcilerin uzun vadeli ihtiyaçları ile uyumlu olmadığı görüldü. CIA, öldürmekte uzmanlaştıkça, casuslukta zayıflamaktadır. Üstelik sonuçta ABD, terör tehdidine karşı daha hassas hale gelmiştir ama bu arada serseri devletler (İran ve Kuzey Kore), yükselen güçler (Hindistan, Brezilya vb.), rakip güçler (Çin ve Rusya) ve Hizbullah gibi devlet dışı aktörler ihmal edilmiştir. Bugünkü CIA, daha fazla öldürmeye, daha az insan istihbaratı ve analize odaklanmış durumdadır. ABD büyükelçileri de CIA operasyonlarında etkin rol aldı. Mısır’daki ayaklanmayı tezgâhlayan Francis J. Ricciardone, kovulduktan sonra Türkiye’ye gelerek 2011-2015 arasında Türkiye’de iç siyaset ve PKK ile görüşmeleri kurguladı. Irak’taki iç savaşı idare eden meşhur ayaklanma uzmanı John Negroponte’nin yardımcısı Robert Ford ise Suriye ayaklanmasını idare etti.

CIA ve Ortadoğu

ABD’nin bugün en önemli müttefiki olan İngiltere’nin jeostratejistleri siyasi manipülasyon ve yıkıcı faaliyetlerin ustalarıdır. 20. yüzyılın ilk yarısında yani hegemonyayı ABD devralmadan önce Çeçil Rodes’in mirası olan New York ve Londra’daki süper kapitalist ve finansçı grup gerekli kaynakları sağlıyordu. Bugün de 80 milyar dolarlık küresel güvenlik fonu ile demokrasi geliştirme üzerinden örtülü işlerine devam ediyorlar (43). Ağırlıkla Amerikalı ve İngilizlerden meydana gelen bu elitin amacı, demokrasi ve Amerikan anayasasına hizmet değil, küresel imparatorluklarını kurmaktı. Ortadoğu tarihi, bu elitin manipülasyonlarının anlaşılması için iyi bir çalışma alanıdır. 20. yüzyıla girerken İngilizler, kömürün yerini geleceğin enerji kaynağı olan petrolün aldığını görmüşlerdi ama işgal ettikleri yerde hemen ulaşacakları petrol yoktu. Petrol için ABD, Rusya veya Meksika’ya bağımlı olacaklardı. Böylece İngiliz ajan Sidney Rilley ve Avustralyalı jeolog ve mühendis William Knox D'Arcy önce İran’a gidip Rıza Han’dan petrol çıkarma haklarını 20 bin dolara aldılar (44). 1961 yılına kadar İran’dan çıkan petrol gelirlerinin ancak %16’sı Şah’a verildi. Ancak, Almanlara karşı petrol yarışının kaybedilmemesi için Ortadoğu’ya da el atılmalı idi. 1899 yılında Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu, Deutsche Bank’ın finanse edeceği Berlin-İstanbul-Bağdat demiryolu projesini imzalamışlardı. İngilizler bu hattın müttefikleri olan Sırplar izin vermedikçe gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı. Bu yüzden Almanların Osmanlı, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan ittifakına karşı İngilizler Sırpları manipüle ettiler ve Birinci Dünya Savaşı’nı tetiklediler (45). 1916’da yapılan Sykes-Picot Anlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortadoğu toprakları üzerinde petrol kuyularına göre Batı kolonileri haline getirilen bir devletler grubu ortaya çıkardı. İngilizler Doğu cephesinde Osmanlıya karşı 1.4 milyon asker kullanırken Fransızlar 1.5 milyon insan kaybettiler, 2.6 milyon asker de yaralandı. Ama savaş sonunda İngilizlerin Ortadoğu’da hala 1 milyon askeri vardı ve İngiliz General Allen Ortadoğu’nun diktatörü olmuştu (46). İngilizlerin petrol haritasına göre Musul ve Kerkük’ün kuzeyinde petrol yoktu. Bu nedenle, Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanmış olduğu halde savaşa 6 günde daha devam edip, buraları da ele geçirdiler. Mondros’un çizdiği sınırlar bizim için hala Misak-ı Milli oldu ve Irak’ın parçalanması 1926 Anlaşması’nın kadük olması yani âli haklarımıza dönüş için fırsat olacaktır.

Ortadoğu bugünkü şeklini Osmanlı İmparatorluğu’nun bölge üzerindeki gücünü kaybetmesi ve İngiltere ile Fransa’nın daha sonra da Amerika’nın bölge üzerinde etkin rol alması ile aldı diyebiliriz. Ortadoğu coğrafyasındaki ülkelerden bazıları o dönemdeki isimleri ile var olurken bazıları sonradan devlet yapısını kazanmışlar ve daha çok petrole dayalı hegemonik güç paylaşımlarının sonucu suni haritalar dâhilinde yeni devletler olarak ortaya çıkmışlardır. Büyük güçlüklerle elde edilen bağımsızlığın ardından insanların kaderlerinin iyileştirilmesi konusunda iki ideolojik görüş oluştu; Arap milliyetçiliği ve İslamcılık. II. Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde henüz küresel güç olamayan ABD, enerji kaynakları için İngiliz ve Fransızlar arasından Ortadoğu’da kendi şirketlerinin pay almasına uğraş vermişti. 1930’ların başında ABD şirketleri önce Suudi Arabistan’da bir dayanak noktası sağladı. Bu dönemde İngiltere (uydu devlet) stratejisi ile Ortadoğu’da kendi kendini yöneten devletler görüntüsü gerisinde, çeşitli anayasal ve diğer düzenlemelerle bu ülkeleri yönetme yolunu seçmişti. II. Dünya Savaşı sırasında ABD ile İngiltere arasında Suudi Arabistan’ın denetimi konusunda bir çekişme yaşandı. ABD, İngiliz stratejisine devraldı ancak buna çevre devletler denilen şeyi ekledi. Arap olmayan bu devletler (Türkiye, 1967 yılı sonrası İsrail ve devrim öncesi İran) sözde polis veya jandarma rolü oynayacaktı. Nitekim İran hariç, bu sistemin üyeleri ve jandarmaları pek çok krizden yara almadan çıktılar ve korundular. Geçen dönem içinde halkın tabanına yayılan gerçek demokrasi yerine en üst düzeydeki elit bir grubun yönettiği bir demokrasi taklidi ortaya çıkınca bu durum köktendincilerin işine yaradı. ABD, seçimlerde istediği liderler seçilmediği için demokrasi konusunda ısrarlı olmadı. ABD’nin Arap dünyasına yönelik politikası büyük ölçüde bölgedeki statükonun korunmasının ABD çıkarlarına en iyi hizmet edeceği yönündeydi. Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Bahreyn, Kuveyt ve Fas gibi ülkeler ABD ile iyi ilişkiler içinde idi.

11 Eylül saldırıları, ABD’nin Ortadoğu politikası için de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bush yönetimi terörizmin kaynağı olan siyasi olguları ortadan kaldırmak için en iyi yolun bölge ülkelerine demokrasi getirmek olduğuna inanmaktaydı. 2002 yılında telaffuz edilmeye başlanan Büyük Ortadoğu Projesi, İslam’ı yeniden tanımlama ve coğrafyayı Batının çıkarlarına entegre etmek için dönüşüm projesi idi. Projenin esası; 22 ülkede rejim değişiklikleri yanında, İslam’ı yeniden tanımlama ve kendi küresel çıkarlarına hizmet edecek yeni bir İslamcı nesil yaratmaydı (47). 11 Eylül saldırıları sonrası yanlış adımlar atan ABD, psikolojik harekât timlerinden, CIA’nın örtülü operasyoncularına, açıkça finanse edilen medya ve think-tank kuruluşlarına kadar bir yapılanma içinde, Ortadoğu’da Müslüman toplumların çehresini değiştirmek için on milyonlarca doların harcanmakta olduğu bir kampanya başlattı (48). Amerika, Ortadoğu’ya demokrasi ihracına 1990’ların başında sivil toplumu geliştirmek için kurduğu programlar ile başlamıştı. 11 Eylül 2001 ile birlikte demokrasi geliştirme işlerinde iki eğilim ortaya çıktı (49); (1) Teorik de olsa terörizm ile demokrasi eksikliği arasında nedensel bir ilişki kuruldu. (2) ABD, Ilımlı İslam’a yatırım yapmaya başladı. İslamcıların şiddet yanlısı olmayanlarının siyasi sürece dâhil edilmesine karar verildi. Milyonlarca dolar Batı yardımı Arap dünyasındaki küçük NGO’lara, zayıf siyasi partilere ve parlamentoda yer alsın diye kadın kuruluşlarına aktarıldı. ABD demokrasi geliştirme kurgusunun ana unsurları olan NED, IRI ve NDI demokratikleşme programları ile aslında demokrasi getirmeyecek bu işe öncü oldular. Uygulanmakta olan plan ılımlı Müslüman ülkelerdeki vakıflar, reform grupları gibi üçüncü taraflarla işbirliği yaparak demokrasi, kadın hakları ve tolerasyon gibi değerlerin geliştirilmesini öngörmekte idi. En az iki düzine ülkede bu maksatla ABD; İslamcı radyoları, TV şovlarını hatta okul müfredatlarını değiştirmek, İslamcı think-tank kuruluşlarını ve politik atölye çalışmalarını desteklemek için fonlar kullanıldı. Amerika’nın “Müslüman Dünyaya Erişim Stratejisi (MWOS) (50)”, Müslüman devletler, özel vakıflar ve sivil toplum örgütleri-NGO’lar ile işbirliğini öngörüyordu. CIA, para, insan ve vasıta konusunda oldukça desteklenerek MWOS uygulamasına geçti. Paralar yurt dışındaki CIA istasyonları kullanılarak aktarıldı. İstihbarat operatörleri web sayfaları ve Arap haber medyası ile işe başladılar. CIA’nın Ulusaşan Konular Ofisi ise çeşitli kilit ajansların gönderdiği değerlendirmeleri birleştirmek için “Global İletişim ve Etki Timi” kurdu. 1.3 milyar dolarlık bir bütçe alan Kamuoyu Diplomasisi altı ülkenin (Çin, Mısır, Fransa, Endonezya, Nijerya ve Venezüella) nasıl etkilenebileceğini belirlemek üzere strateji konferansları düzenledi. Bu dönemde CIA ve Dışişleri Bakanlığı’ndan daha etkin gözüken ise ABD Kalkınma Ajansı (USAID) idi.

Soğuk Savaş dönemi CIA ajanları

Bugün Ortadoğu’nun gerçeği tüm demokrasi ve özgürlük söylemine rağmen ABD’nin dünyanın en iğrenç rejimleri ittifak halinde nispeten modern ve laik rejimlerini uzun süredir İslamcılar ile değiştirmekte ve bölgenin açık ve örtülü savaşlarla kan gölüne haline getirilerek, Müslümanların birbirine kırdırılması ve göçler yolu ile soykırım uygulanmasıdır. Ortadoğu’nun bugününü anlamak için CIA’nın 1940 ve 50’lerde başlayan oyunlarının son 70 yıldır bölgeye verdiği zararları bilmek gereklidir. Ortadoğu’daki ilk döneminde (1940’ların ortasından 1950’ler boyuna) CIA içinde özellikle üç isim öne çıkmıştı (51); Kermit ve Archie Roosevelt (ikisi de eski başkan Theodore Roosevelt’in torunu idi) örtülü operasyonlar konusunda lokomotif görevinde idiler (52). Kim Roosevelt, önce savaş zamanında Kahire’de OSS içinde istihbarat operasyonlarında yer aldı. 1952’de Mısır’da Nasır’ın Özgür Subaylar isyanı (Operasyon Straggle), 1953’de İran’da Musaddık’ın devrilmesinde (Operasyon Ajax) operasyonlarında yer aldı. Archibald Roosevelt, II. Dünya Savaşı esnasında Arapça ve Arap kültürü dersi aldı ve 1947’de CIA Grup istasyon şefi, ardından 1951-1953 arasında Beyrut’ta ve daha sonra İstanbul’da CIA istasyon şefi oldu. Lübnanlı eşi Selwa Showker yanında çalıştı. Daha sonra Amerika’nın Sesi Radyosu’nun (VOA) CIA kadrosunda yer aldı. Üçlünün diğer adamı olan Miles Copeland ise aristokrat bir aileden gelmeyen, Alabamalı, çok akıllı ve dinamik bir gençti. II. Dünya Savaşı esnasında Londra’da askeri istihbaratta çalışan Miles Copeland, daha sonra OSS kontr-espiyonaj bölümünde çalıştı. 1947’de CIA’nın kurulmasının ardından Şam’da CIA istasyon şefi oldu. Suriye’de Mart 1949’de askeri darbe ile Albay Hüsnü El-Zaim’in iktidara gelmesini sağladı ve 1953’de Booz, Allen Hamilton’un çalışanı olarak Kahire’ye geldi. Burada CIA adına Nasır ile ekonomik yardım işlerini düzenledi ve Nasır ile yollar ayrılınca Beyrut’a geldi. 1957’deki Lübnan seçimlerinin yönlendirilmesinde çalıştı. Roosevelt’ler onu kanatlarının altına aldılar ve üçü Ortadoğu’daki Amerikan istihbarat faaliyetlerini yönettiler. 20-30’lu yaşlardaki bu üçlüye verilen görev Ortadoğu’dan Sovyetlerin ellerini uzak tutmak ve petrolü ele geçirmek idi.

Resim: Archibald ve Kermit Roosevelt, Miles Copeland


Kim Roosevelt’in nosyonuna göre; İngiliz ve Fransızların çizdiği haritadan doğan Arap ülkeleri Amerikan ekseninde tutulacak, Arap milliyetçiliğini destekleyenler hedefte olacaktı. 1948 yılında İsrail’e yenilen Arapların hayal kırıklığı ve ABD’nin İsrail’in yanında yer alması, Sovyetler için önemli bir fırsat yaratmıştı. Bu durum meydanın Sovyetlere kalmasına ve petrolün ABD’ye garantili gidişine engel olabilirdi. Amerikalı ajanlar hemen Dışişleri Bakanlığı ile yakın temasa geçerek günlük brifingler ile durumu nasıl düzelteceklerini tartışmaya başladılar. Washington’daki büyük şefleri diplomatlar ile büyük resmi tartışıyorlardı. Ajanlar böylece Suriye’de rejimin değiştirilmesi emrine itaat ettiler ama Washington’a bunun kötü sonuçları hakkında çok fazla etki edemediler. 1953 yılında İran’da başbakan Muhammed Musaddık’a darbe yapıldığında CIA’nın Ortadoğu bölümünün başında Kermit (Kim) Roosevelt vardı. İtalya’da gelerek Arapça ve Arap kültürü öğrenmiş, İsrail karşıtı gibi görünerek Arap liderlerin sempatisini kazanmıştı. 1949’da Ortadoğu’daki CIA örtülü operasyonlarının başına getirildi. 1951’de Amerika’nın Ortadoğu Dostları’nı kurulmasında etkili olan Roosevelt, vatandaş diplomasisi ile CIA’nın ön cephesinde oynuyordu (53). Roosevelt, Arap yanlısı gözükerek 1967 yılına kadar İsrail lobisine karşı bir denge kurdu. ABD çıkarlarının ancak İsrail dengelenirse gelişeceğine inanıyordu. Eisenhower ve Dulles, ona açık çek vermişlerdi. Eisenhower yönetimi, Mısır’da onun çabası ile önce Cemal Nasır tarafını seçmiş, 1956 Süveyş Kanalı krizinde Mısır’ın yanında yer almış ama sonunda Nasır, Sovyet tarafına kaymıştı.

19. yüzyılda casusluk savaşlarının ilki Orta Asya’nın kontrolü için Rusya ve İngiltere arasında yapılmış ve Rudyard Kipling tarafından tanıtılmıştı. İngiliz ajanlara ilk verilen görev Almanların 1903’de döşemeye başladığı Berlin-Bağdat demiryolunu engellemekti. Bu yüzden Lawrence önce 1910’da Cerablus’a gelmiş ve burada arkeolojik kazı yapan İngiliz ekibine katılmıştı. Arapça ve biraz Türkçe bilen Lawrence, İslam dini ile ilgili çok şey öğrenmişti. Camiye giderek Araplara “sahte Müslüman Osmanlıyı dinlememeleri” gerektiğini söylüyordu. Lawrence’ın arkeolojik kalıntılar diye çizdiği haritalar Syces-Picot’a hazırlıktı. Irak’ta ise Gertrude Bell, Lawrence’dan daha başarılı olmuş, Irak haritasını çizmiş, bugünkü Ortadoğu’nun verilerini hazırlamıştı. Arapça ve Farsça bilen Bell, önce kazı ekibinin başındaki David Hogarth’ı yakınlaşmak istemiş ama yüz bulamayınca kendisinden 17-18 yaş küçük olan Lawrence’a ilgi duymuş, homoseksüel olduğunu duyunca çok üzülmüştü. Lawrence’ın erkek sevgilisi Dahum, Bell ile İngiltere’nin o dönemki Mersin ataşesi Wyle arasındaki aşk ilişkisine de mani olmak istemişti. Bu aşk trafiğine kocası arkeolog olan Agahtha Christe de katılmıştı (54). Sonradan İngiltere’nin başbakanı olacak Churcill, ajanları Kahire’de bir araya getiriyor, bölgedeki gelişmeleri değerlendiriyorlardı. Ortadoğu’da görev alan ilk nesil CIA memurları bu savaştan etkilenmiş ve Ortadoğu’da İngilizlerden farklı bir şeyler yapmak istemiş olsalar da İngiliz-Rus rekabetinin farklı bir versiyonu denemeye başladılar. Bu ajanlar 1910’ların Lawrence’ı gibi eğlence seven, romantik birileri değil, 1950 ve 60’ların ilk nesil “kovboy” ajanları idi. Çoğu oldukça açık çalışıyordu. Archie Roosevelt’in eşi Beyrut İstasyon Şefi idi ve “Bayan Casus” olarak çağrılıyordu. Miles Copeland’in lakabı “Vaiz”, James Barracks’ın ise CIA Meyvası” idi. ABD’nin yanlış politikaları, açıklığı ve saflığı iç içe geçmişti. İngiliz, Fransız ve Rus ajanlara göre çok paraları vardı ve Komünizm şeytanına karşı kısa vadeli başarılar peşinde idiler. Yani gelecekle ve yaptıklarının uzun vadeli sonuçları ile pek ilgili değildiler. CIA’nın başarıları diplomatların önünü açacaktı ama bazen bu başarılar öyle utanma yarattı ki Dışişleri bile sahiplenmedi.

CIA Ajanlarının Çalışma Yöntemleri

Mısır’da İngilizlerin kuklası Kral Faruk bir halk devrimi ile devrilince, yerine Cemal Nasır’ın başkanı olduğu bağımsız milliyetçi bir hükümet gelmişti. Kermit Roosevelt, derhal Kahire’ye Mlies Copeland’ın liderliğinde bir CIA timi göndererek, Nasır rejimine karşı ayaklanma ve psikolojik savaş çalışmalarını başlattı. Aynı tür hükümet devirme çalışmaları Suriye’de de yapıldı. Bu iki ülkenin halkları bugün de yaşananları unutmadı ve ABD’ye bakışlarında bu tecrübeler hep hafızalarında olmaya devam edecek. CIA’nın Ortadoğu’daki Arapçı programı bir propaganda çalışması ile birlikte yürütüldü ve bunun için ağzı laf yapan Arap konuşmacı ve entelektüellerinden “Ortadoğu’nun Amerikan Dostları” diye bir grup oluşturuldu. CIA tarafından fonlanan bu grup, görünüşte Arap yanlısı ve ABD’nin İsrail’e desteğini eleştiren kişilerden oluşuyordu. Eisenhower yönetimi başlangıçta Kermit Roosevelt’in uygulama stratejisine oldukça sempatik bakıyordu. Yeni dışişleri bakanı John Foster Dulles, Sovyetlere yanaşan Nasır aleyhine dönmüştü. Ancak, İsrail’e yönelik artan ABD kamuoyu desteği karşısında sonunda Arapçı stratejinin başarısız olmasına yol açtı (55). Bu dönemde İngilizler gibi kahraman casus hikâyeleri çıkmadı çünkü Araplar zaten kendi hükümetlerini devirmek ve darbeler yapmak gibi örtülü işlere çok hazırdı. ABD bu üç ajanın kendi başına operasyonları sonucu Ortadoğu’da İngilizlerden kalan boşluğu doldurma ve yeni bir tür ilişki geliştirmede başarılı olamadı. Bunda ajanların farklı vizyonları ve kısa vadeli başarı arayışları kadar, ABD’nin İsrail yanlısı dış politikasının etkisi de etkili oldu. ABD’nin istihbarat operasyonları, ABD dış politikasının temel çerçevesini oluşturan George Kennan’ın Soğuk Savaş stratejisine odaklanmıştı (56).

CIA analizcilerinin topladıkları bilgilere göre yaptıkları analizler ne derse desin, ABD yönetimi Soğuk Savaş şartları içinde kendine müttefikler bulmaya çalışıyordu. Bugün Ortadoğu’da meydana gelen etnik ve dini bölünmeler kadar, İslamcı köktenci hareketlerin de doğuşunun arkasında da CIA vardır. CIA’nın görevi Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını sağlamak için Dışişleri Bakanlığının bölgedeki işlerini kolaylaştırmaktı ama pratikte böyle olmadı. CIA’nın örtülü ve yarı resmi operasyonları başarılı olsa da Dışişleri Bakanlığının diplomatik stratejisi buna uyum sağlayamadı. Daha da açıkçası CIA’nın başarılı olduğu yerlerde Dışişleri Bakanlığı, İsrail’i memnun etmek ve aç gözlü petrol şirketlerini tatmin etmek yolunu seçti. Böylece CIA’nın başarıları Dışişleri, Beyaz Saray ve Kongre tarafından tersine çevrildi (57). Miles Copeland, Nasır’ın Mısır’da iktidarı ele geçirmesine yardım etti. James Barrcks ve John Fistere, Ürdün’de Kral Hüseyin’i Amerikan düşmanlarından korudu. Ray Close, ARAMCO ile yakın çalıştı ve Kral Faysal’a Komünizme karşı İslamcı eğilimleri destekleyeceği bir Suudi gizli servisi kurdu ve böylece Nasır yanlısı Suudiler dizginlendi. Archie Roosevelt, Suriye ve Irak’ın birleşmesini ve böylece İsrail ve Suudi Arabistan’a tehdit oluşturmasını engelledi (58). Bu işlerde ikili ilişkiler, ajanların liderlere ne kadar yakın ve samimi olduğu önemli idi. Copeland, Nasır’a ilk ismi (Cemal) ile sesleniyordu. Barrack, Kral Hüseyin’i her zaman "Hi, how're we doing?" diye selamlıyordu. Fistere’nin eşi eğitimsiz Kral Hüseyin’e çok güzel İngilizce konuştuğun söylüyordu. Archie Roosevelt, karısının sevgililerinden birine duruma zarar vermediği sürece sesini çıkarmayacağına söz veriyordu. Wilbur Crane Eveland, akşam yemeğine davet ettiğinde Lübnan Başkanı Camille Chamoun’n karısını arayıp en sevdiği yemeği söylüyordu. Bu ajanların yaptıklarını tek seferlik başarılardı ve uzun vadede Amerika için işler daha kötüye gidecekti. Çünkü uzun dönemli olarak ülkeyi organize etmek CIA’nın işi değildi. Kişisel başarı peşindeki CIA operatörleri için işleri yapmak vardı, birilerini yönetmek değil. Yönetme işi, Ortadoğu hakkında ancak birkaç kişinin bilgisi olduğu Washington’a bağlı çalışan planlamacılara aitti. CIA’nın bu planlamacılarla koordinasyonu iyi değildi.

Çok para, CIA operatörlerine; Kralları, Başkanları ve Başbakanları korumak ya da ülke ordusundan bazı subayları yararlı kadrolara tayin ettirmek, geleceğin bürokratlarını ve bürokratlarını yetiştirmek (bunlar etnik kökenlerine dikkat ederek seçilir (59)), kritik işlerde yardımcı olacak barmenden taksi sürücüne göre bir dost grubu edinme işlerinde yarar. Zengin Amerika’nın parası, 50-60 ve 70’lerin çoğunda CIA ajanlarının tıpkı Lawrence gibi adam satın alma işini kolaylaştırdı. Suriyeli subaylara para verdiler ama hiçbir şey alamadılar. Paraya dayalı başarılar kısa süre sonra ciddi yenilgilere dönüştü. Copeland ve teşkilat, Nasır’ı kaybetti ve sonunda onu öldürmeye çalıştı. Suriye ve Irak birleşmedi ama iki kızgın ülke ortaya çıktı. Ürdün çalkantılı olmaya devam etti. Suriye ve Irak’taki yeni hükümetler anti-Amerikancı olmaya devam etti çünkü Washington’un onlardan istediklerini vermeleri mümkün değildi. Baas’ı Irak’ta iktidara getiren William Lakeland, daha sonra istenmeyen kişi ilan edildi. Miles Copeland, marazi yalancı idi; raporlarında yer alan önemli liderler ve Nasır ile toplantı raporlarının gerçekte olmadığı sonradan ortaya çıktı. Ama raporların içeriği çok önemli değildi çünkü Washington’da onlara bakarak eyleme geçecek kimse de yoktu. James Barracks, hasta derecede homoseksüeldi ve Lübnan barlarında kendine partner aradığı için birkaç kez resmi uyarı almıştı. Bu yüzden pek dikkate alınmadı ve daha sonra tayin edildiği Nijerya’da şüpheli bir şekilde öldü. Eveland, sabah kahvaltıda içmeye başlayan ve gün boyu içen bir alkolikti. Fortune dergisi halkla ilişkilerinden gelen Fistere, içi boş ve gürültülü konuşmaları ile sevilmeyen biri idi. Roosevelt kardeşler ise iş etkinliklerini geçersiz kılacak kadar kadınlarla ciddi problemler yaşıyorlardı. Archie’nin ilk karısı uşağı da dâhil herkesle yatmıştı. Kim, güzel kadınlarla konuşmakta sorun yaşardı. William Eddy, eski moda bir misyoner ve kendini 19. yüzyılda sanan bir aptaldı. Harry Kern, Araplardan nefret ettiğini açıkça söylediği için yerel halkla işbirliği yapmakta zorlanıyordu. Ajanların ortak bakışı ve yeterliliği konusunda ciddi eksilikler vardı. Yıllar sonra CIA bölge şefi olan James Critchfield bile hala Ortadoğu hakkında çok az şey biliyordu. Critchfield, Suudi istihbaratının başındaki Kemal Adham’ı Ortadoğu’daki en önemli iş adamlarından biri olarak görüyordu ki bu adam ölmüş bir bankaya (BBCI) 100 milyon dolar ödemişti.

ABD, İslamcılarla işbirliği stratejisine geçiyor..

Arap ve Müslüman dünyasında yıllardır güçlü bir seküler ulusalcılık vardı. Mısır’ın Cemal Abdül Nasır’ı seküler bir ulusalcıydı. Irak’ta bir yüzyıl öncesine uzanan, demokratikleşme çabaları ile birlikte güçlü bir seküler gelenek vardı. İran, yarım yüzyıl önce Muhammed Musaddık hükümetinin 1953’te yıkıldığı sırada seküler bir ulusalcı programa sahipti. ABD yönetimi seküler bir ulusalcı hareketin Ortadoğu petrolünü ele geçirmesinden ve onu bölgesel amaçlar için kullanmasından korkuyordu. ABD ve İslam arasındaki ilişkide Yeşil Kuşak Projesi önemli bir dönemeçtir. 1979 yılında Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali karşısında ABD tarafından SSCB'nin etkisizleştirilmesi için Başkan Carter ve danışmanı Zbigniew Brzezinski'nin akıl hocalığında, ileride “Yeşil Kuşak Projesi” olarak anılacak bir sarmalama projesi oluşturulmuştu. Bu proje ile ABD, Sovyetler Birliği'nin başını çektiği sosyalist ideolojinin Kafkaslar, Ortadoğu ve Asya'da yayılması olasılığına karşı genelde İslami öğelerle kamufle edilen siyasi bir yönelim ortaya çıkarmaya çalışıyordu. CIA, başta Mısır, Çin, Polonya, İsrail olmak üzere dünyanın başka yerlerinden toparladığı her türlü silahı mücahitlere akıtıyor, terör ve imha ekipleri mücahitleri eğitiyor, kimyasal ve elektronik zamanlama aletlerinin nasıl kullanılacağını, bomba yapımını öğretiyorlardı. Söz konusu olan II. Dünya Savaşı'ndan beri yürütülen en önemli toplumsal dönüşüm projesiydi. Amaca ulaşılmış, SSCB ve Doğu Bloku tarihe karışmıştı. ABD, İslamcı partilere düşmanlık ya da onları iktidardan uzak tutmanın toplum mühendisliği açısından lehlerine olmayacağını düşünmekteydi. Batı göz ardı ettikçe Siyasi İslam kalacak, onlar iktidarda olunca daha ılımlı olacaklardı (60). Artık bu işin ustası İngiltere ile birlikte İslami köktencilik ABD siyasetlerinin bir ürünü oldu. Buna karşılık seküler ulusalcılık onu düşman gören ABD tarafından zayıflatılmaya başlandı.

Büyük Ortadoğu Projesi ve Arap Baharı ile seküler ulusalcılığın hem içsel hem de dışsal başarısızlığı ve dış müdahalelerin yarattığı boşluk bir ölçüde İslami köktencilik tarafından doldurulmaya çalışıldı (61). İslamcı partileri yönetimden çıkarmanın olumsuz etkilerinin daha negatif sonuçlar doğuracağından onları siyasi sisteme entegre etmek yolu seçildi. Bu nedenle, ABD yönetimi demokrasi geliştirme işinde parti seçimini bir kenara bırakarak İslamcı partilere yöneldi. Bunun anlamı bu partilere yardım karşılığında kendi koşullarının dayatılması idi. Arap dünyasındaki son ayaklanmalar İslamcılığı artırdı ve pek çok Batılı idealden daha da uzaklaştırdı. Ortadoğu’daki istikrarsızlığa liberal modernite, dini köktencilik, güçlü mezhep bölünmeleri ve ayakta kalmaya çalışan otoriter rejimler arasındaki çelişkiler damgasını vurmaktadır. Amerikan kurgusu, kimlik ve din üzerinden yeni dönüştürme metotları denemektedir. Askeri güce mümkün olduğu kadar başvurmak istemeyen ABD, bölgede on yıllardır geliştirdiği demokrasi geliştirme kurgusu içinde yer alan yerel ajanlarına, dışişleri memurlarına, özel kuvvetlerine ve CIA istasyonlarına, sosyal medya uygulamalarına daha çok yatırım yapmaktadır. Batı için Yeni Orta Doğu; radikal İslam ve İslami terörü besleyen kaynakların ve nihayet İslam’ın sonu anlamına gelmektedir. Eğer bir bölgeyi tamamen yok etmek istiyorsanız, ABD’nin tüm savaş köpeklerinin serbestçe saldıracağı belirli bir alan oluşturur, bazen düşman bazen dost görünen piyonlarla savaş ortamını anlaşılmaz ve hep sisli kalmasını sağlarsınız. Bugün Ortadoğu’da ABD Özel Kuvvetleri doğrudan savaşa giriyor, hava saldırıları ile istenen her hedef havadan vuruluyor ve CIA sürekli yeni grupları silahlandırarak ölüm kazanını sıcak tutuyor. Şii ve Sünniler birbirine kırdırılıyor, Kürtler Araplara karşı kullanılıyor ve IŞİD hep yerinde duruyor. Bugüne kadar dört ABD Başkanı Irak’ı bombaladı ve Obama’dan sonra gelecek beşincisi de buna devam edecek, savaş alanı sürekli genişleyecek. Sonuç olarak İslam dünyası içine sokulan fitnelerle birbirine düşürülürken, bu kaostan Batılılar ve İsrail kendi çıkarları için gerekli ortam ve fırsatları kullanacaklardır. Bu yüzden 1970’lerden beri Ortadoğu coğrafyasında laik yönetimler birer birer CIA’nın İslamcıları kullanarak tezgahladığı darbe ve iç savaşlarla devrildi ve bölgede haritasının değişmesi için gerekli terör ve kaos ortamı yaratıldı. CIA’nın Ortadoğu’daki faaliyetleri ile ilgili anlatacaklarımız aslında tam da burada başlıyor. Önümüzdeki yazılarda ülke ülke CIA faaliyetlerine ve İslamcılar ile ilişkilerine odaklanacağız.

Doç. Dr. Sait Yılmaz
Twitter: @DocDrSaitYilmaz

ulusalkanal.com.tr

Kaynakça ve Dip Notlar
(1) OCI: Office of Coordinator of Information
(2) OSS: Office of Strategic Services
(3) Richard H. Immerman: The Hidden Hand: A Brief History of the CIA, Wiley-Blackwell, (2014), p.3.
(4) Richard K. Betts: The New Politics of Intelligence: Will Reforms Work This Time?, Foreign Affairs, (June 2004), p.5.
(5) Terence K. Hopkins, Immanuel Wallerstein: Geçiş Çağı, Dünya Sisteminin Yörüngesi: 1945-2025, Avesta Yayınları, Çev. N.Ersoy, İstanbul, 1999, s.29.
(6) Peter Dale Scott: American War Machine: Deep Politics, the CIA Global Drug Connection, and the Road to Afghanistan, Rowman & Littlefield Publishers, 2010, p.316.
(7) Ellen Hodgson Brown: Web of Debt, Third Millennium Press, (2007), p.142.
(8) SOA: School of The Americas.
(9) William Blum: Killing Hope: U.S. Military and CIA Interventions since World War II, Common Courage Press, (Monroe, Maine, 1995), p.56.
(10) Coleman McCarthy: The Consequences of Covert Tactics, Washington Post, (December 13, 1987).
(11) James F. Tracy: The CIA and the Media: 50 Facts the World Needs to Know, Global Research, (December 15, 2015).
(12) OPC: Office of Policy Coordination.
(13) Lisa Pease: The Media and the Assassination, in J. DiEugenio and L.Pease, The Assassinations: Probe Magazine on JFK, MLK, RFK and Malcolm X, Port Townsend, (WA, 2003), p.300.
(14) Richard Helms: A Look Over My Shoulder: A Life in the Central Intelligence Agency, Random House, (New York: 2003), p.30-31.
(15) Deborah Davis: Katharine the Great: Katharine Graham and the Washington Post, National Press Inc, (Bethesda MD, 1987), p.139.
(16) Paul David Pope: The Deeds of My Fathers: How My Grandfather and Father Built New York and Created the Tabloid World of Today, Phillip Turner/Rowman&Littlefield, (New York, 2010), p.309- 310.
(17) Victor Marchetti and John D. Marks: The CIA and the Cult of Intelligence, Alfred A. Knopf, (New York, 1974), p.362-363.
(18) Tom Hayden. Review of the CIA in Hollywood: How the Agency Shapes Film and Television by Tricia Jenkins, LA Review of Books, (2013), p.143.
(19) FTW Publicatons: The CIA's Wall Street Connections Transcript of interview with Michael C. Ruppert, Centre for Research on Globalisation (CRG), (3 November 2001).
(20) Frances Stonor Saunders: Who Paid the Piper? The CIA and the Cultural Cold War, Granta Books, (1999), pp. 134-135
(21) James Petras: Financing and Manufacturing "Dissent" in America: The Ford Foundation and the CIA, Centre for Research on Globalisation (CRG), (18 September, 2002).
(22) Russia Today: German Journo: European Media Writing Pro-US Stories Under CIA Pressure, RT, (October 18, 2014).
(23) John Prados: President’s Secret Wars: CIA and Pentagon Covert Operations From World War II Through the Persian Gulf, Elephant Paperbacks, (Chicago, 1996), p.15.
(24) B.Hugh Tovar: Strenghts and Weakness in Past U.S. Covert Action, in Ed. Roy Godson: Intelligents Requirements For the 1980’s: Covert Action, National Strategy Information Center, (Washington D.C., 1981), p.194-195.
(25) Todd Stiefler: CIA’s Leadership and Major Covert Operations: Rouge Elephants or Risk-Averse Buresucrats?, Taylor&Francis, Intelligence and Security, Vol.19, No.4, (Oxon, Winter 2004), p.634-641.
(26) Loch K. Johnson: America’s Secret Power: The CIA in Democratic Society, Oxford University Press, (New York, 1989), p.14-37
(27) OSO: Office of Special Operations.
(28) Mario Del Pero: The Role of Covert Operations in US Cold War Foreign Policy, in Heike Bungert, Jan G.Heitmann, Michael Wala: Secret Intelligence in the Twentieth Century, Frank Cass, (London, 2003), pp.69.
(29) Komite adını başkanı olan ABD’li Senatör Frank Church’ten almaktadır.
(30) William Blum: Haydut Devlet, Yeni Hayat Kütüphanesi, (İstanbul, Ağustos 2003), s.58.
(31) Theodore Shackley: The Third Option. An American View of Counterinsurgency Operations, Reader’s Digest, (New York, 1981), p.6-7.
(32) Shackley: ibid, (1981), p.7.
(33) Steve Kangas: A Timeline of CIA Atrocities, Global Research, (October 13, 2015).
(34) Steven Greenhouse: The Greening of U.S. Diplomacy: Focus on Ecology, New York Times, (October 09, 1995).
(35) Micah Zenko: Who Can’t America Kill?, The Atlantic, (Sep 7, 2011).
(36) Matt Egan: In-Q-Tel: A Glimpse Inside the CIA’s Venture Capital Aram, FoxBusiness.com, (June 14, 2013).
(37) Spencer Ackerman: CIA Chief: We’ll Spy on You Through Your Dishwasher, Wired, (March 15, 2012).
(38) Frank Konkel: The Details About the CIA’s Deal With Amazon, The Atlantic, (July 17, 2014).
(39) CTC: Counter Terrorism Center.
(40) Mark Mazetti: C.I.A. to Be Overhauled to Fight Modern Threats, The New York Times, (March 6, 2015).
(41) MEMC: Middle East Mission Center
(42) Emile Nakhleh: The CIA Reorganization and the Middle East, Lobelog Foreign Policy, (March 13, 2015).
(43) Bakınız Sait Yılmaz: Küresel Sermaye ve Türkiye, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2015).
(44) F. William Engdahl: A Century of War - Anglo-American Oil Politics and the New World Order Progressive Press; New Rev Un edition, (2012), p.67.
(45) Engdahl: ibid, (2012), p.30-36
(46) Engdahl: ibid, (2012), p.50-52
(47) Mahdi Darius Nazemroaya: The Powers of Manipulation: Islam as a Geopolitical Tool to Control the Middle East, Global Research, (July 2, 2011).
(48) David E. Kaplan: Hearts, Minds, And Dollars, US News, (8 May, 2005), p.1.
(49) Shadi Hamid: Is There Hope? Yes. The Emerging Consensus on Democracy Promotion, (November 05, 2005).
(50) MWOS: Muslim World Outreach Strategy.
(51) Hugh Wilford: America’s Great Game: The CIA’s Secret Arabists and the Shaping of the Modern Middle East, Basic Books, (2013), p.11.
(52) ABD’nin bu dönemde Ortadoğu’daki ajanları içinde bu üçlü dışında; James Russell Barracks, Joe Goodwin, George Britt, William Bucley, Robert Anderson, Ed Applegate, Arthur Close, Reymond Close, James Critchfield, William Eddy, James Eichelberger, Joseph Ellender, Wilbur Crane Eveland, John Fistere, Robert Ransom Haig, Elmo Hutcheson, Harry Kern, William Lakeland, Armand Meyer gibi ajanlar da öne çıkar ama bunların faaliyetleri pek çok kimse için bir anlam ifade etmez.
(53) Wilford: ibid, (2013), p.22.
(54) Hüsnü Mahalli: Maniki Dünya İslam Coğrafyasının Kanlı Yüzyılı, Destek Yayınları, (İstanbul, 2016), s.28-31.
(55) Wilford: ibid, (2013), p.45.
(56) David H. Price: Three Pawns in the “Great Game The Early CIA in the Middle East, Middle East Report 271, (Summer 2014), pp.269-271.
(57) Said K. Aburish: Lost Victories: The CIA and the Middle East, 2004, p.3, www.​iiwds.​com/​ said_​aburish/​a_​lostvictories.
(58) Aburish: ibid, (2004), p. 3.
(59) Türkiye’den geleceğin lideri olarak seçilenler için bakınız; Sait Yılmaz: Türkiye’deki Amerika, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2014), s.329-330.
(60) NED: US will be ‘Satisfied’ if Islamists win Egypt’s Election, Democracy Digest, (Nov 4, 2011).
(61) Noam Chomsky, Gilbert Achcar: Tehlikeli Güç, İthaki Yayınları, Edt.: S.R. Shalom, Çev.: Y.Alogan, (İstanbul, 2007), s.59.


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yücel ÖZKAN - 8 ay önce
Çok teşekkürler, yazınızı hemen çevremdekilere önerdim.