banner863

Çok güzel hareketler bunlar..


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

11 Kasım 2015, 14:44

  Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrası dönemdeki en büyük hatası Özal ile birlikte Irak’ın kuzeyindeki yapılanmayı önleyememesi oldu. 1990 yılındaki Körfez Savaşı sonrası Irak’ın kuzeyinde yeniden canlanırken, bölgede Barzani ve Talabani’nin kendi yönetim bölgelerini kurmaları ve parlamento oluşturmalarına göz yumuldu. ABD, Irak’ın kuzeyinde yeni bir yapılanma için çalışmalar yaparken, PKK’ya da örtülü silah desteğine başlamıştı. 1993 yılından itibaren ABD ile PKK’ya verilen destek konusunda yaşanan anlaşmazlık ve ABD’nin Kürt planı; özellikle askerlere ve ulusalcılara yönelik Ergenekon ve Balyoz operasyonları, Habur ve Oslo görüşmeleri ve Dolmabahçe Mutabakatı’na kadar bir seyir izledi. 2011 yılından itibaren ABD ile Suriye için düğmeye basıldı. Ankara, Şam’da Müslüman Kardeşleri iktidara getirmek için isyancı örgütleri desteklerken, ABD’nin başka planları vardı. 22 Temmuz 2015’den itibaren ise bölücü terör ile müzakereden vazgeçildi ve başka bir süreç başladı. Bu süreç ile ilgili değerlendirmemizi iki önceki makalemizde yazmıştık. Teori Dergisi Eylül 2015 sayısında ise çok daha geniş kapsamlı bir özet yaptım. Şimdi yeni bir şeyler söylemek zamanı. Dün akşam Hükümet Sözcüsü Ömer Çelik, süreç ile ilgili bazı açıklamalar yaptı. Söylediklerinden bazılarını özetleyelim*;

“- (AB ilerleme raporuna ilişkin bir soru üzerine) Çatışma ortamının bitmesi diye bir cümle kullanılıyor. Bu fevkalade yanlış bir tabir. Türkiye'de bir çatışma ortamı yok. Terörle mücadele ortamı var. Meşru ve güçlü bir mücadeledir.
- Türkiye'deki sürecin adı barış süreci değil. Barış süreci derken sanki iki meşru taraf var gibi oluyor. Türkiye'deki sürecin adı daha önce çözüm süreciydi, şimdi milli birlik ve kardeşlik süreci.
- Siyasilerin İmralı ile görüşmesi söz konusu değil. HDP muhataplığı kendine indirgemeye çalışıyor, bu konuda sözü olan bütün siyasi partiler, sosyolojik unsurlar muhataptır. HDP, Suriye'deki PYD'de de aynı şeyi yapmaya çalışıyor.
- Türkiye'de artık ben silah ile şu amaca erişmek işitiyorum diyenin erişeceği hiçbir amaç yok. Bu yol kapalıdır. Meşru bir şekilde güvenlik güçleri gerekli karşılığı veriyor vermeye devam edecektir.”
Ömer Çelik’in söylediklerine şapka çıkarıyoruz ve günümüzün popüler deyişi ile “Çok güzel hareketler bunlar” diyoruz. Ama bunlar bugüne kadar her şeyin çok doğru yapıldığı veya bundan sonra doğru yapılacağı anlamına gelmiyor. Sadece çok geç kalınmış tespitler ve Türkiye’yi yönetenler henüz tam olarak büyük resimi anlayabilmiş değiller.

Bölücü terör ile mücadelede bu söylemler de bulunurken, TSK ve güvenlik güçlerimiz de canla başla kendilerine verilen görevleri yerine getirmeye çalışıyor. Diğer yandan Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın Suriye’nin kuzeyindeki PYD’yi kastederek “Fırat’ın batısına geçmelerine asla müsaade etmeyeceğiz” sözleri de önemli. Çünkü bunun arkasında sert güç kullanma tehdidi var, işler gittikçe daha karmaşık hale gelebilir ve bir anda kontrolden çıkabilir. Hâlbuki Türkiye’nin gerek bölücü terör, gerekse Suriye politikası başından beri çelişkiler ile dolu ve stratejide yapılan hataları sahada düzeltmeniz mümkün değildir. Bu nedenle, iş işten daha fazla geçmeden bu çelişkileri ortaya koymak ve olması gerekenleri söylemek de bizlere düşüyor.
Hükümetin şu anki güvenlik politikası; bölücü terör örgütünün ülke içindeki varlığının yok edilmesi, siyasi uzantısı olan partinin muhatap alınmaması ve Suriye’de PYD/PKK kantonunun Afrin ile birleşmesinin önlenmesi temelinde yürüyor. Bunun sahaya yansıması ise;

- Bölücü terörün ülke kırsalındaki üslerinin temizlenmesi,
- Cizre’den Hakkâri’ye uzanan hatta kantonlaşma stratejisi karşısında şehir direnişlerinin kırılması,
- Irak’ın kuzeyindeki PKK hedeflerinin hava harekâtı ile bombalanması,
- HDP ve Öcalan’ın devreden çıkarılarak, PKK’nın siyasi gücünün de boşa çıkarılması,
- Suriye kuzeyinde Cerablus-Afrin arasında bir direniş grubu oluşturulması, özel kuvvetler ve hava harekâtı ile destek verilmesi,
- Suriye’de Esat rejiminin devrilmesi için direnişçilere destek verilmesi, bunu yaparken IŞİD’a karşı da hava harekâtına devam ediliyor görüntüsü.
- ABD ve diğer batılı güçlere açılan İncirlik üssünden bu ülkelerin PKK/PYD’ye destek dâhil kendi örtülü gündemlerini uygulamaya devam etmesi,
- Sınır güvenliği ve göçe karşı tedbir gerekçesi ile tampon bölge oluşturma söyleminin gündemde tutulması.

Peki, çelişkiler nedir?
Öncelikle büyük resmi açıklamakla başlayalım. Geldiğimiz aşama Türkiye’nin güneyinde Irak’ın kuzeyinden Suriye’de Hatay’a bir Kürt koridoru oluşturma projesinin son halkasıdır. İran’ın batı sınırı boyunca uzanan Kürt bölgesinin de gelecekte birleştirilmesi ile Ortadoğu’da tamamen yalıtılmış bir Türkiye ortaya çıkabilir. Ülkemizin güneyinde pek çok Kürt, Arap ve diğer grupların çatışma alanı olacak çeşitli kantonlarla yani büyük bir istikrarsızlık kuşağı ile karşı karşıya kalabiliriz.
Birinci çelişki; güney sınırlarımızdaki gelişmeleri sadece Fırat’ın batısı ile sınırlı görmek, diğer bölgelerdeki de facto durumu görmezlikten gelmektir. Sadece Fırat batısı için geliştirilen pansuman, sorunu çözmeyecek ancak erteleyecektir. Üstelik Türkiye’nin daha önceki kırmızı çizgilerinde olduğu gibi bu tür tehditlerin çok caydırıcı olduğunu söylemek de mümkün değildir. Türkiye, Kandil’den Hatay’a kadar olan bölgede yani Misak-ı Milli’nin bugün sınırlarımız dışında kalan bölgesinde kapsamlı bir dönüşüm için yeni bir stratejiye ihtiyaç duymaktadır.

İkinci çelişki; terörle mücadelenin ülke içi operasyonlar ile sınırlı tutulması, Irak’ın kuzeyindeki terör örgütü üslerine yönelik kapsamlı bir operasyon yapılmamasıdır. Terör örgütü ile mücadelenin esası öncelikle lider kadrosunu bertaraf etmek, sonra ülke dışındaki üslerini yok etmektir. Bu yüzden terörle mücadele ülke içinde kaybedilir, ülke dışında kazanılır. Askerinin postalının değmediği yer, senin değildir. Ülke içinde terörist avlamakla, terör örgütünü bitiremezsiniz. Bu nedenle, Irak’ın kuzeyinde terörle mücadele için bir istikrar gücü oluşturulması, terör örgütü tamamen dağılana kadar, bölgenin güvenliğinin kontrol altında tutulması sağlanmalıdır.

Üçüncü çelişki; Irak ve Suriye’de ülkenin bölünmesine neden olacak tarafları destekleyip, sonra da ülke bütünlüğü ve terörle mücadelede işbirliği beklemektir. Irak’ta merkezi yönetim yerine Barzani desteklendiği için bugün Irak’ın kuzeyi kontrolden çıktı. Suriye’de Esat gibi güçlü ve birleştirici bir lider olmadığı sürece, ülke bütünlüğü sağlanamaz. Türkiye için akıllı strateji ülke bütünlüğünü sağlayacak adresleri desteklemektir. Irak ve Suriye’de merkezi yönetimin güçlü olması halinde toprak bütünlüğü sağlanır, bölücü unsurlar barınamaz. Türkiye, bir an önce Irak ve Suriye politikalarını gözden geçirmeli, özellikle İran ve diğer bölge ülkeleri işbirliği yapmalıdır.

Dördüncü çelişki; ABD’nin niyetinin başından beri iyi okunamaması ve emperyalist oyunlar içinde Türkiye’yi yönetenlerin kendine rol kapma merakıdır. Korkunun ecele faydası yoktur, başkalarının değil, kendi oyunumuzun aktörü olmalıyız. Bu oyun ise Sünni-İslamcı bir eksen oluşturmak değil, ülkemizin istikrarı ve toprak bütünlüğü için bölge ülkelerinin merkez yönetimleri ile terörle mücadelede işbirliği yapmaktır. Bölgeden ABD ve diğer dış güçler gitmedikçe Ortadoğu’ya hiçbir zaman huzur gelmeyecektir. IŞİD üzerinden Ortadoğu’da yeni bir harita oluşturmak için klinik (surge) operasyonlar yapılmaktadır. Şimdi bu operasyonların icra merkezi İncirlik oldu. Obama’nın gelişi ise bu yönde hayra alamet değildir.

Tüm bu çelişkilere rağmen, olaylar kontrolden çıkabilir ve Ortadoğu parça parça bölünebilir. 30 Ekim 1918’deki Mondros Mütarekesi’ne rağmen İngilizler 6 gün daha işgale devam edip, bugün bahsettiğimiz bu koridoru kontrol altına aldılar. Biz ise bu sınırları Misak-ı Milli içinde kabul ettik ve Atatürk’ün dış politikasında bu bölge dış politikamızın yükümlülük alanı dâhilinde tutuldu. Atatürk, Hatay’ı geri aldı, Irak’ın kuzeyinden elini hiç çekmedi. Her ne kadar o günkü zor şartlar altında 1926 Ankara Anlaşması ile Irak ile bugünkü sınırlar çizilmiş olsa da, bölgenin parçalanması ile bu anlaşma kadük hale geliyor. Türkiye, Misak-ı Milli’den kalan haklarını tıpkı Hatay’da olduğu gibi güney sınırı boyunca Kerkük ve Musul’u da alacak şekilde koruyacağı bir plana hazır olmalıdır. Bu en doğal ve meşru hakkımızdır, Türkiye’yi yönetenlerin görevi de ülkemizin ahdi hukuka dayalı çıkarlarını korumak ve sağlamaktır.


* Ömer Çelik: 'Türkiye'deki sürecin adı barış süreci değil', Hürriyet, (10 Kasım 2015).




Doç. Dr. Sait Yılmaz
Twitter: @DocDrSaitYilmaz
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.