banner863

Çuvalı çıkartmak; koalisyon için birinci şart


Yener Oruç

Yener Oruç

23 Haziran 2015, 12:54

Genellikle bir seçimden ikinci çıkan parti, birincinin alternatifi ve zıttıdır. Seçmen ikinci partiyi muhalefetle görevlendirmiştir. İlkin benimseyeceği verilen bu görevdir. Ancak ödünç oylarla anılacak bu seçim sonrası CHP yönetimi böyle davranmadı. Hemen, koalisyona heveskâr ve kendini başarılı gören bir tablo çizdi. Bunun birinci nedeni yetersizliklerin, hataların ve Y-CHP dönüşümünü örterek yakınlaşan kurultaya iktidar ortağı olarak güçlü girmekse ikinci ve daha önemlisi güç çevrelerinin seçim öncesinden işaretlerini verdikleri koalisyonun tesisidir. İstenilen AKP-CHP koalisyonudur.

Aynı çevreler Erdoğan adını da devre dışı tutmak istemektedir. Çünkü açılım karşıtlığının bir zemini de yarattığı atmosfer nedeniyle ideolojik yeterliği olmayan Erdoğan karşıtlığıdır. Ayrıca bu çevreler için artık güvenilir de değildir. Önce “Milliyetçiliği ayaklarının altına alıp” sonra Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bayraklarıyla mitingler yapana ne kadar güvenebilirler ki! Daha önemlisi CHP’nin kurucu parti olarak yer aldığı bir açılımın kıymeti; tek başına bir partinin yapacağı açılımdan çok daha etkin ve sonuç alıcıdır. İşte bu çevreler bu mimarinin peşindedir ve “usta”ya bu inşaata yer yoktur. Erdoğansız formülün özeti budur.

Bu özetin en farkında olanı da Erdoğan’dır. Seçime bir parti gibi tek başına girmesi ve başkanlık sistemini çare olarak görmesi bu farkındalık dahilindedir. Bağlı olarak diğer neden gücünü aldığı partisi üzerinde etkinliğinin sürdüreceğini düşündüğü “Türk tipi başkanlık” ile başta Abdullah Gül olmak üzere tüm parti içi rakiplerinin devre dışı kalacağı bir konumu elde etmektir.

Tüm risklerine karşın usundaki başkanlık sistemini 2015 seçimlerine taşıması bu nedenledir. Başkanlık sistemi için doğru zamanlamayı 2007’de kaçırmış, üstüne üstlük iki kez halk vetosu yemiş olmasına rağmen cumhurbaşkanlığı seçiminin kazananı olmuştur. Çünkü muhalefetteki iki partinin yetersizliği ve parti tabanlarında ve halkta karşılığı olmayan bir adayla girilen Cumhurbaşkanlığı seçimi bu vetoları boşa çıkartmıştır. Bu durum Erdoğan’ın başkanlık için gereksiz cesaret göstermesine neden olmuştur.

İki kez veto edilmiştir, cümlesini açalım. Hiçbir etkisi olmadığı düşünülen Cumhuriyet mitingleri bu vetoların ilki olarak doğru zamanlamayı elinden almıştır. İkincisi de Gezi Parkından tüm yurda yayılan Haziran hareketidir.
Yaklaşan 2007 seçimleri öncesinde gerçekleşen yönsüz ve siyasi öndersiz olsa da Cumhuriyet mitingleri, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığının dolayısıyla başkanlık sisteminin de önü kesilmiştir. Diyebilirsiniz ki 367 meselesini unuttunuz. Hemen saptamalıyız ki hitap ettiği kitlede bu noktayı kendi lehine çevirmeyi başarmıştır. Bunun semeresini giderek oylarını arttıracağı bir seçim sürecini yaşayacağı 2011’de zirve yaparak almıştır.

Ancak “Yüzde elliyi evlerinde zor tutuyorum” dedirten bu zirvenin sokakta da sandıkta da garantisi olmadığı gibi her iki alanda karşı hamle için Cumhurbaşkanlığı makamının başbakanlık kadar etkin olmayacağı da başkanlık sistemindeki ısrarın bir başka nedendir. Çünkü kitlesel hareketlere karşı hamleleri yapacaklar açısından da bir güven endişesi mevcuttur. Hele ki ardında etkinleşecek bir isim söz konusuysa…

Cumhurbaşkanı olarak edilgenleşmesi ve bir kez daha seçileceğinden duyduğu endişeyi 7 Haziran seçimleri doğrulamıştır. Bu doğrulamanın pusulasında 2015 seçimlerinin tekrarlaması dileğine şaşmamak gerekir. Bu nedenle meydan meydan, açılış açılış başladığı huruç hareketine devam etmek zorundadır. Çünkü tehdit algılaması devam etmektedir.

Gezi eylemlerine, F. Gülen harbine, 17,25 Aralık dosyalarına, yıkılan Silivri duvarlarına, yanlış Suriye politikasına, yetersiz halef selef devrine rağmen başkanlık talebinde bulunarak Cumhurbaşkanlığı makamıyla yetinmemenin ardında AKP’nin asıl kuruculuğu iddiasındaki A.Gül’ün de pasifsize edileceği tek şeklin başkanlık sistemi olmasından ileri gelmektedir. Bu nedenle bu heves bir üst makam algısı içinde tek adam tutkusuyla açıklanabilirse de asıl olan tehdit algılamasıyla hareket ettiği ve edecek oluşudur. Bu hareket tarzının doğru olmadığının yanıtı 2015 seçimleriyle gelmiştir. Sonuçta 400 milletvekili isteyen tarafsız(!) bir Cumhurbaşkanı, esasen 142 Milletvekili kaybetmekle kalmamış Cumhurbaşkanlığı için çoğunluğunu da kaybetmiştir.

Zira, HDP’ye giden ödünç ya da doğru adaylarla doğacak sinerjik oyları dâhil etmeden sadece CHP ve MHP oy oranları toplamı AKP’nin üzerindedir. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı seçiminde %74 olan katılım oranının, milletvekili seçiminde %87’ye yaklaştığı göz önüne alındığında alınan yenilginin resmi ortaya çıktığı gibi 2014’de çatı aday isminin nasıl yanlış belirlendiği de görülmelidir.
Şimdi bu konuyu biraz açalım. CHP, HDP’nin baraj aşmasını dileyeceğine 2014’de Bahçeli’nin çatı aday olarak E.İnsanoğlu’nu önermesinin yerine o tarih öncesi kimi CHP ileri gelenlerine önermiş olduğum MHP’den Sinan Oğan’ın adaylığı teklifi hem CHP tabanında en az İhsanoğlu kadar yer bulabilecek hem de Bahçeli’ye rağmen MHP’lilerin oy kullanabileceği ayrıca genç oyların da yöneleceği bir adres olabilecekti. Sözde çatı adayı ile Erdoğan arasındaki %12’lik fark aşılacaktı. Erdoğan önceden çok yenilecekti.

Cumhurbaşkanının ikinci turda belirleyecek yirmi imzayı çıkartmayan CHP, yanlış adayıyla küskün ve kızgın seçmeninin tavrı neticesi orantısı yüksek kalan S. Demirtaş oylarıyla HDP’yi güçlendirecek bir antrenmanın hamisi dolayısıyla moral hocası da olmuştur. Bunların hiçbirini göremeyen CHP yönetimi, AKP’ni tek başına iktidarını önlemek için HDP’nin baraj atlamasını arzu etmekten başka bir tutum izleyememiştir.
CHP’nin göremediği sadece bu değildi. 2013’de andımızı yalnız bırakmıştır. Değil beş altı , yurdun tek bir yerinde bir karşı duruş mitingi yapmadı. Neden? Kürtlerin oyunu alamazsam diye.. Nihayet 2015 seçimlerinde Onuncu Yıl Marşını da yalnız bıraktı. Başkumandan denince, Türk denince kızıp oy vermeyecekler olur diye …

Oysa o marş Kürtlerin değil hepimizindi. Örülen demir ağlar hepimizindi. Türk, emperyalizme kafa tutmuşluğun adıydı. Bunu anlatamadı. Türklüğü ırkla, ırkçılıkla karıştıranlara kandı. Anayasadan Türk adını kaldırmak isteyenlerle kafa tutan üyelerini gözden çıkarttı. Milliyet ve ulus kavramlarının farkını ortaya koyanları doğrulamak yerine kapı dışarı etti. Milletin bayramları gasp edilirken uyudu. Uyanan ve duyarlı olan tabanının yerel tepkileri vardı. Bu tavrı benimseyip, bir genel merkez tavrı ile izleyip büyütemedi.

2007 seçimlerine Cumhuriyet mitinglerine rağmen zayıf girdi, önderlik edemedi. Birleşme önerilerini benimsenmedi.2011 seçimlerinde de yine birleşme önerileri görmezden gelindi. 2015’de de bu konuda bir adım atmadı. Tabiidir ki 2013 Haziran hareketinde de önderlik edemedi.

Haklılığına karşın CHP’nin anlatamadıklarından biri de 2010 anayasa değişikliğiydi. Karşı çıktığı maddeleri bir bütün olarak tartıştı. Her madde de tek tek gündem tutmayı tercih etmedi. Kamuoyu paylaşımları yetersiz kaldı. Hukuk yerinebaşka şeyler mikrofonlara söylendi. Seçimi sandık başına bıraktı. Yeterli çalışma sergilenmedi. Doğal olarak 2011 seçimlerine zayıf girdi.

2011 seçimleri sonrası taktik hatayla doğurduğu yemin krizinden sırtı yerde kalktı. “Tıpış tıpış yemin eden” bir parti oldu. Oysa milli irade başlıklı bir mitingle halkın huzurunda o yeminler edilebilirdi. Yönetim hataları, kabahatler ard arda geldi. Atatürk’ün “ Kabahat tekrarlandığında suç olur.” cümlesini hatırlatarak devam edelim.

Muhalefet sürecinde dertlere derman sağlam projeler de üretemedi. En son sunduğu Mega Kent projesi bir üretim projesi olmadığı gibi güne hükmeden bir proje de değildi. Ödünç oy çağrıcılığı yolunda yalpaladığı bu seçimler sonrası CHP artık daha dikkatle hareket etmek zorundadır. Çünkü ulusalcı düşünceyi bagajda ağırlık olarak görenler yüzünden oylarını büyütemediğinin farkında olarak hareket etmek zorundadır.

Daha önemlisi Türkiye’nin bölünme süreci ve güneyindeki koridorudur. Misakı Mili’nin güney sınırından parça kopartmak üzere tam açılmış bir kıskaç gibi duran bu koridora verilen ad Kürt koridorudur. Ancak okyanus ötesinde beyni bulunan bir ahtapotun kolundan başka bir şey değildir. Ne yazık ki emperyalizmle işbirliğindeki Kürtçüler, Kürt şovenleri yüzünden bu kola Kürt koridoru denmektedir. Bu kol, bu koridor darmadağın edilmelidir.

Yapılacak koalisyonun birinci koşulu bu noktadadır. Bu koridoru, Suriye politikası vesaire ile ana rahmine düşüren AKP yalnız kalmak zorundadır. Yalnızlaştırılmasının boyutları bununla da sınırlı değildir. Çünkü AKP ile ortaklık AKP geçmişini kabullenmek, sivil darbeyle kol kola girmek olacaktır. Bu istikamette AKP ile koalisyon CHP için olduğu kadar MHP için de erkeğini yiyen örümcek çiftleşmesi gibidir. CHP+MHP+HDP koalisyonu da geçerli akçe değildir. HDP’nin bu koridoru darmadağın etme maksatlı bir koalisyonun ortağı olacağı şüphesi bir yana MHP’nin kesin kararlılığı ile peşinen olası değildir.

Öte taraftan HDP ile de etnik siyasete teslim olmak, İmralı’ya heyet gönderen bir partiyle omuz omuza olmaktır. CHP tabanı da bu hissiyat içindedir. Durum MHP için de benzerdir. Ancak her iki partinin de asli görevi oluşturulan şu şer koridorunu Suriye ile birlikte dağıtmaktır. CHP ve MHP’nin koalisyon kararlılığı AKP’nin tabandan gelen milletvekillerinin de sığınacağı limandır. Boşluğu hissedilen merkez sağın inşası için de bir tersane olacaktır.

Bu limanın tesisini gerçekleştirmeyecek bir koalisyon yerine erken seçim bile CHP ve MHP için daha doğru olacaktır. Bu durumda muhalefette kalmak daha doğru bir seçim olacaktır. Muhalefetteki bir CHP kendini toparlama, olası erken seçime doğru formüllerle girme şansına sahiptir. CHP’nin muhalefet görevini üstlenmesini parti tabanı ve seçmeni anlayışla karşılayacaktır. Yine durum MHP için de aynı istikamettedir. İki partinin de hata yapma hakkı yoktur. Ya birlikte iktidar ya muhalefet görevi. Bu kararlılıkta merkez sağ da tomurcuklanacaktır. Her iki partinin de AKP ortaklığı bir gecelik aşk gibi kısa ama meyvesi hayırlı olmayacaktır. Bu koridoru dağıtamayan hiçbir parti varlığını sürdüremeyecektir.

CHP ve MHP hükümet kurma görevini üstlenmeli ve bir an önce TBMM’den ilgili kararı çıkartarak tarihin verdiği görevi icra etmelidir. Misakı Milli adına bu harekette kararlılık 2003’deki çuvalın da çıkarılmasıdır. Bu çuval AKP ile çıkarılamaz. Kasımda erken seçimden bahsetmek koridorun kemikleşmesini beklemektir. Her iki partinin bu kemikleşmeye zaman tanınmaması için şu anki hükümetin daha fazla görevde kalamayacağı tüm tedbirleri alarak kutsal Misakı Milli sınırları için hareket etmesi gerekmektedir.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ismet çeşmeli - 1 yıl önce
elinize sağlık,kapsamlı ve süreci iyi analiz etmiş güzel bir yazı olmuş.
sizin duruşunuzu doğru buluyorum,iyi niyetinizdende hiç şüpem yok,
fakat partilerde olan yanlış seçim sistemi ,ne yazıkki yanlış kişileri yönetime
getirebiliyor. bu kişilerin hatadan ziyade birilerinin memuru gibi davrandığını
göz ardı mı ediyorsun . saygılarımla