banner863

Davutoğlu olayı ne anlama geliyor?


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

06 Mayıs 2016, 23:19

Erdoğan ile Davutoğlu arasında var olduğu uzun zamandır gözlenen çelişme, en sonunda Davutoğlu’nun başbakanlığı bırakma kararı ile sonuçlandı.
Bu gelişme kimileri tarafından, Erdoğan’ın durumunu güçlendirmesi olarak değerlendiriliyor. ‘22 Mayıs’taki kongrenin ardından yapılacak bir erken seçimle AKP, Başkanlık Sistemine geçmeyi mümkün kılacak yeterli çoğunlukla çıkacaktır’ deniliyor.
Tayyip Erdoğan ve AKP giderek güçleniyorlar mı? Yoksa son gelişme AKP’nin kaçınılmaz sonunun daha da yaklaştığını mı gösteriyor?

Siyasette yükseliş ve tükeniş
Siyasette kuraldır: Yükselen siyasal güçler kendi içinde daha çok kenetlenir ve çevresindeki siyasal güçleri çekim alanına dahil eder ve zaman içinde onları da kendi bünyesine katar.
Yıkılmakta olan siyasal güçler ise önce müttefiklerini kaybeder, sonra iç çelişmeleri giderek keskinleşir ve kopmalar başlar. Başka bir deyimle batmakta olan gemi terk edilir.
Sistem Partileri açısından yükselmek demek, mensuplarına ve müttefiklerine dağıtılacak menfaatin büyümesi anlamına gelir. Onun için paylaşılacak zenginliğe ulaşma olanağı, sistemin yükselen partisini sürekli olarak büyütür.
Kaybetmekte olan sistem partisinin yanında durmak ise bırakalım ülke zenginliklerinden yeni paylar almayı, ellerinde bulunan zenginliği bile kaybetme riskini ortaya çıkarır. Ellerindekini kaybetmemek için önce “müttefikler”, sonra Parti içindeki farklı gruplar merkezkaç eğilimi içine girer.
Bu açıdan AKP’nin tarihine baktığımız zaman sözünü ettiğimiz siyaset kuralının işlediğini görürüz.

AKP’nin yükseliş dönemi
AKP 2013 yılına kadar F Tipi Örgüt ve PKK ile birlikte Türkiye’yi yönetti. Elbette ABD bütün gücüyle AKP’nin arkasındaydı.
AKP’nin yükseliş döneminde iş çevrelerinin ezici çoğunluğu AKP iktidarının arkasında durdu. Basın yayın dünyası da bazı istisnalar dışında AKP’nin emrine girdi.
Yani yükselen bir siyasi gücün, akla gelebilecek her alanda farklı güçleri kendi yanına çekmesi söz konusu idi.

Süreç tersine dönüyor, müttefikler kaybediliyor
Milletimizin 2012 yılından itibaren iktidara karşı ayağa kalkması, Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarının çökmesi, Haziran ayaklanmasının iktidarı acz içinde bırakması iktidar blokunu çatlattı.
En başta ABD, alternatif bir iktidar arayışı içine girdi. “Büyük Müttefik” 1978 yılında halkın ayağa kalktığı İran’da Şahı sonuna kadar destekleyerek yaptığı “tarihi hata”yı tekrarlamamak kararındaydı. Kendi deyişiyle, Halk AKP’yi götürmeden kendisi bir alternatif yaratacak ve böylece Türkiye’yi kaybetmeyecekti.
F Tipi Örgüt harekete geçirildi. 17 -25 Aralık operasyonları sahnelendi. Ama sonuç ABD’nin beklediği gibi olmadı. AKP, FETÖ ortaklığı bozuldu. ABD, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oldu.”
7 Haziran seçimlerinden sonra PKK’nın terör eylemlerine başlaması da Atlantik ötesinde alınan bir kararın sonucuydu. 47 günün ardından TSK, PKK’ya karşı harekete geçti. Böylece AKP-PKK ortaklığı da bozuldu.
Sonuç olarak yaşanan gelişme iktidar partisinin müttefiklerini kaybetmesi, yalnızlaşmasıdır.

Dağılma işaretleri
AKP’nin yalnızlaşması sadece müttefiklerini kaybetmekle sınırlı olmadı. Son dört yıl içinde AKP’nin kendi içinde de çelişmeler derinleşti. Ardı arkası kesilmeyen kopmalar yaşandı.
Önce Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan birbirlerinden koptular.
Ardından Bülent Arınç, Ali Babacan, Hüseyin Çelik ve diğerlerinin tasfiye edilmesi geldi.
Şimdi de Ahmet Davutoğlu ile yollar ayrılıyor. Bütün bunlar yükselen değil, yıkılmakta olan bir gücün içinde bulunduğu durumu gösteriyor.

Evet, AKP yıkılmaktadır.
1 Kasım seçimlerinde alınan sonuca bakılarak AKP’nin yeniden güç topladığını iddia edenler yanılıyorlar.
Millet 1 Kasım’da, Tayyip Erdoğanlara değil, 24 Temmuz’dan bu yana bölücü teröre karşı yürütülen Vatan Savaşı’na destek verdi. Dört sistem partisini, Vatan Savaşı karşısındaki tavırlarına bakarak değerlendirdi.
Bu açıdan bakıldığında AKP’nin en büyük “şansı”, karşısında CHP, MHP ve HDP gibi partilerin olmasıydı.
Ama Vatan Savaşı dolaysıyla AKP’ye verilen destek, aynı zamanda AKP’nin handikapıdır. 
Vatan Savaşı’nda başarı, Türkiye’nin Rusya ve Suriye başta olmak üzere komşularıyla dostluk ve işbirliği politikasına dönmesine bağlıdır.
Onun için Türkiye’nin Rusya ve Suriye ile dostluk politikasına dönmesi, bir zorunluluktur. Bu zorunluluk ergeç hükmünü icra edecektir.
Rusya ve Suriye ile dostluk ve birlik politikasını benimsemiş bir Türkiye’de ise, mezhepçi ve laiklik düşmanı kafası ile bölgemizdeki yobaz terör örgütlerine destek olmakta ısrar eden AKP olmayacaktır.


Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.