Diktatör değilim demekle olmaz


Can Ataklı

Can Ataklı

22 Mayıs 2014, 22:14

İyi akşamlar sevgili izleyiciler; Başbakan’ın ruh hali günden güne daha da kötüye gidiyor. Artık bu gözle görünür halde. Belli ki ağır bir psikolojik kriz yaşıyor. Paranoyaların ve komplekslerin etkisi altında.
Bakın bu bugün de kendini açıkça gösterdi. Başbakan TOBB’un Genel Kurulu’na katıldı. Kılıçdaroğlu’nun da davetli olduğunu görünce TOBB Başkanını yanına çağırdı. Kendi koyduğu protokol kurallarını bozarak “Önce ben konuşacağım, Kemal Kılıçdaroğlu’nu dinlemeyeceğim” dedi.
Emir büyük yerden olunca TOBB Başkanı’nın yapacak bir şeyi yok. Her şeyini borçlu olduğu başbakan talimat verdiğine göre öyle olacak. Öyle de oldu.

“Bana diktatör diyen orada oturuyor”


Başbakan kürsüye herkesten önce çıktı. Kendi konuşmasını yaptı sonra da çekti gitti.
Ama konuşması sırasında ruh hali bütün çıplaklığı ile ortadaydı. Bunu anlamak için psikiyatr olmaya falan da gerek yok. Gözleri çakmak çakmak olmuş, sesindeki öfke kulaklarda çınlıyor. “Bana diktatör diyorlar, biri de işte burada oturuyor” diyerek Kemal Kılıçdaroğlu’nu gösterdi.
Bu normal bir davranış olabilir mi? Başbakan neden ısrarla “bana diktatör diyorlar” cümlesini sarf ediyor ki? Üstelik arkasından da hemen ekliyor, “Ben diktatör olsam buralarda gezebilir misiniz?” Ya da ona benzer cümleler işte.

Ayinesi iştir kişinin


Demek ki içine çok oturmuş bu diktatör hitabı. Bu nedenle sürekli olmadığını anlatmaya çalışıyor.
Ama hani bir sözümüz vardır “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” diye. “Ben diktatör değilim” deyince de olmuyor. Bunu lafla değil eylemle göstermek lazım.

Diktatör değilseniz…

Örneğin vatandaşı tokatlamayacaksınız. Öfkelenip vatandaşa “Kaçma lan İsrail dölü” diye bağırmayacaksınız. “Başbakana yuh çekersen tokadı hak edersin” diye ayar vermeye kalkmayacaksınız. Her protesto eylemini darbe zannedip eleştirileri dikkate almak yerine halkınıza gaz su sıktırmayacaksınız, polislerinize ateş ettirip insanları öldürtmeyeceksiniz. Genelkurmay’dan gelen bir telefon üzerine 35 kişinin ölüm fermanını imzalayıp “bombalayın gitsin” demeyeceksiniz. Kitle gösterileri yapanların şiddet ve vahşetle dağıtılması için emir verdiğinizi, bu saldırılarınızda 8 kişinin öldürülmesine rağmen gururla anlatmayacaksınız. Sizden olmadığı için insanları işinizden etmeyeceksiniz. Gazete ve televizyonlardaki kullarınıza telefonlar edip “Bak ben ne konuşuyorum hala o haber yayınlanıyor kaldır şunu be” diye emirler vermeyeceksiniz. Beğenmediğiniz yazarlar için ruh hastalarına hedef gösterir gibi “sürüngen bunlar, bunun patronu da aynı düşünüyor ki hala işinden atmadı” diye yakınmayacaksanız. İnsanların telefonlarını dinletip, özel hayatlarını videoya çekip sonra bunlarla sözde delil üretenlere geçit vermeyeceksiniz. Sonra aynı yöntem size karşı da uygulanınca “paralel devlet beni yıkmak istiyor” diye yaygara koparmayacaksınız.
Daha sayayım mı? Yeter herhalde.
Neden böyle diyorlar?

Başbakan’ın kendini paralarcasına, ama öfke ve şiddet saçarak “bana diktatör diyenin alnını karışlarım” türü mahalle kabadayısı edasıyla konuşmak yerine “Bu millet neden bana diktatör demeye başladı, acaba bu sayılan hataları gerçekten yapıyor muyum, dönüp kendime bir bakmak gerekir mi acaba?” diye düşünmesi gerek.
Sevgili izleyiciler, önceki gün de söyledim; toplumun önemli bir kesiminde Başbakan’a yönelik gerçekten bir nefret duygusu giderek yükseliyor. Bu bugüne kadar başka hiçbir siyesi lidere olmamıştı.

Kitleselleşen nefret

Elbette her siyasi liderden nefret edenler de vardır ve olacaktır. Ancak Erdoğan’a yönelik nefret kitleselleşiyor. Gerçekten söylemekten hiç hoşlanmıyorum ama bugüne kadar hiçbir başbakana kitlesel gösterilerde “katil” ya da “hırsız” diye bağırılmamıştı.
12 Mart döneminde “Katil iktidar” sloganı vardı. Tek tük bağıranlar dışında topluca hiçbir zaman Demirel için “Katil Demirel” sloganı atılmamıştı. Ancak son zamanlarda kitle eylemlerinde Erdoğan için en çok duyduğumuz sloganlar bunlar.
Elbette böyle sloganlar insanları çileden çıkarabilir. Ama Erdoğan 12 yıldır Başbakan. Durup düşünmeli; “ne oldu da sağcısıyla solcusuyla eleştirse bile hiç olmazsa hakkımı teslim eden bu millete ne oldu da benim için bu yakıştırmayı yapıyor” demeli kendi kendine.

Almanya’daki tepki

Bakın Erdoğan yarın Almanya’ya gidiyor. Almanya’da büyük tepki var. Bu tepki sadece medyada veya muhalefette değil. Alman hükümeti de tepkili.
Dün de anlattığım gibi ilk kez bir yabancı ülke başbakanı, Türk başbakanı ile önceden planlanmış ve ilan edilmiş bir resmi görüşmeyi tek taraflı olarak iptal etti.
Bununla da yetinmedi daha Başbakan Almanya’ya gelmeden “Burada yapacağınız konuşma sorumluluklara ve hassasiyetlere uygun, birleştirici yapıcı olmalı” diye ayar verdi.
Sevgili izleyiciler, bu da başımıza ilk kez geliyor. Alman hükümeti diplomatik kanalları kullanmaya bile gerek görmeden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na had bildiriyor, ne yapması gerektiğini söylüyor.
Almanya’nın bu tavrına öfkelenmenin, efelenmenin bir anlamı yok. Mesele durumu bu hale getirmeyecek beceriyi göstermekti.

Yalakalar bugün yayına başladı

Dün size Almanya ile yaşanacak krizi anlatırken “yandaş yalaka medya tam siper, bu konudan söz etmiyor, yok sayarak üstünü kapamak istiyor” demiştim. Ancak yumurta kapıya geldi, Başbakan yarın gidecek. Bu nedenle yandaş yalakalar bugün konuya girmişler. Güya Almanya’ya kafa tutuyorlar ama asıl hedefleri yine kendilerinden görmedikleri herkes. Neymiş bir medya grubu Almanya ile birlikte hareket ediyormuş, bu medya grubu Almanya’nın en büyük medya grubu ile ortakmış, olanları bunlar tezgâhlıyormuş.

Halep orada arşın burada

Valla Halep ordaysa arşın burada. Madem Almanya, buradaki muhalefetin ve bazı medya organlarının gazına gelerek Erdoğan’a saldırıyor, o halde Erdoğan gelecek hafta yine Türk işçilerinin yoğun olduğu Fransa’ya, Belçika’ya, Hollanda’ya veya İngiltere’ye gitsin. Oralardaki medya kuruluşlarıyla Türkiye’deki medya kuruluşlarının ortaklığı da yok. Bakalım aynı tepki oralardan da gelecek mi?
Kahin olmaya gerek yok. Bu ülkelerdeki tepkilerin Almanya’dan bile daha büyük olacağını söyleyebilirim. Çünkü artık Avrupa’da Erdoğan’a ve iktidarına güven yok. Dediğim gibi denemesi bedava. Bırakın miting yapmayı, bu ortamda acaba Erdoğan herhangi bir Avrupa ülkesine resmi ziyaret yapabilir mi? İnanın yapamaz. Kimse kabul etmez çünkü.

Okmeydanı’nda saldırı

Değerli izleyiciler; Başbakan’ın yarın başlayacak Almanya gezisi nasıl bir krizin habercisiyse, Gezi direnişinin yıldönümü yaklaşırken bir başka krizin ayak sesleri de duyulmaya başlandı.
Bugün Okmeydanı’nda 10-15 kişilik bir grup Berkin Elvan’ın öldürülmesini ve Soma’daki katliamı kınama bahanesiyle bir gösteri yapmaya kalktı. Anında olay yerinde biten çevik kuvvet 15 kişi için yine gaz kullandı. Bu kez göstericiler de Molotof attılar. Bunun üzerine silahına davranan polisler havaya ateş açtılar ama o sırada Okmeydanı Cem Evi’ndeki bir cenazeye katılan bir vatandaş ağzından girip çenesinden çıkan mermiyle yaralandı. Durumu ben yayına çıkana kadar ağırdı. Öncelikle bu gencimizin şifa bulmasını diliyorum.

Kimdir bunlar?

Ancak sevgili izleyiciler, sormadan edemiyorum, kimdir bu göstericiler ve sayıları bu kadar az olmasına rağmen polis neden çok sert biçimde müdahale eder.
Ben eylemcilerin de polis olduklarından şiddetle kuşku duyuyorum. Bir örgüt neden arkasında bir kitle desteği olmadan ve şu anda hiç gereği yokken 15-20 kişi ile eylem yapmaya kalkar ve polis de anında olay yerinde biter.

Ajan provokatör kaynıyor

Son 6 aydır Taksim ve çevresinde aslında polis olan ama sanki Gezi eylemcileriymiş gibi giyinen ve davranan yüzlerce insan türedi. İstanbul emniyeti bu tipleri halkın arasına salıyor. Bunlar her fırsatta protestocuların arasına karışıyor. İnanın taşkınlık yapan, polise taş atan bunlar. Sonra bir bakıyorsunuz bu tipler yanlarındaki kişileri yaka paça tutup polis aracına bindiriyor. Sonra tekrar kalabalığın içine karışıyor.
Devlet, hiç çekinmeden bu ajan provokatörleri halkın arasına sokmaktan çekinmiyor. Amaç belli. Gezi yıldönümü yaklaştıkça şiddet olaylarını tırmandırmak, Erdoğan ve iktidarına “yeter artık” diyen sıradan insanları korkutarak protestolardan uzak tutmaya çalışmak.

Halkı önce kırdırmak istiyorlar

Buradan bir kere daha uyarmak istiyorum. Ne yazık ki bu iktidar ajan provokatörler kullanarak halkı birbirine kırdırmak, sonra da “Vandallar kaos yaratmak ve hükümeti devirmek için ortalığı kan ve ateşe boğuyor” propagandası yaparak halkın beynini yıkamak istiyor.
Bu nedenle, yaklaşan Gezi yıldönümü öncesi, küçük grupların sözde protesto eylemi yapıyoruz diye sokaklara çıkmasına kimse kapılmasın. Yapılacak kitle gösterilerinde kimse kendi partisinin, derneğinin, sendikasının, kuruluşunun bayrağını taşımasın.
İstanbul Emniyeti’nin ajan provokatörlerine karşı herkes duyarlı olsun, sırt çantası, kask, maske gibi ayırıcı ve görünen aksesuarlardan kaçınsın.

Sakın oyuna gelmeyelim

Gezi yıldönümü yaklaşıyor. Başta taksim platformu olmak üzere bütün sivil toplum kuruluşları eğer bir eylem yapmaya niyetleniyorsa bunun provokasyondan en arınmış biçimde, polisin oyununa gelmeden, iktidara yarayacak eylemlere kalkışmadan, çok büyük kitleleri tekrar bir araya toplayacak şekilde planlanarak yapılmasını sağlamalı.
İktidar bir yıldır zaten etkisinden hiç kurtulamadığı Gezi direnişinin yıldönümüne hazırlanıyor. Bütün önlemleri aldılar, ajanlarını sağa sola yerleştirdiler, şimdi kendi adamlarını piyasaya sürerek ön hazırlıklarını da tamamlıyorlar.
Lütfen oyuna gelmeyelim. “Taksim’i ele geçireceğiz” heyecanına kapılıp polisi üzerimize saldırtmayalım. 1 Mayıs’tan önce söylediğim gibi Taksim’e girmek yerine Taksim ve çevresinde çok büyük kalabalıkların yığılmasını sağlayalım. Yürüyüşe geçmeyelim, slogan atmayalım. Sadece yığılma yapıp bekleyelim.
Göreceksiniz o zaman iktidar da polisleri de ne yapacaklarını bilemeyeceklerdir. Dünyanın en büyük ama en sessiz protesto eylemini gerçekleştirelim.
Sevgili izleyiciler, kalan zamanımda iktidarın oynadığı oyunların nasıl ortaya çıktığını gösteren bir örneği de anlatmak istiyorum.

Yine yalanla yakalandılar

Başbakan’ın vatandaş tokatladığı, protestocu kovaladığı Soma’da bir de tekme kepazeliği yaşamıştık biliyorsunuz. Başbakan’ın danışmanlarından biri iki özel harekat polisine ellerini kollarını tutturduğu bir genci yerde tekmelemişti.
Tekme fotoğrafının Türkiye’de ve dünyada yayınlanmasından sonra yoğun tepkiler olmuştu. Ancak iktidar ve yandaş yalakaları tekme olayını da sahiplenmiş ve korumaya kalkmıştı. Bir bakan ve Başbakan’ın milletvekili olan bir danışmanı “tekmelenen gencin TGB’li olduğunu, Soma’ya eylem için geldiğini, daha önce danışmana fiili saldırıda bulunduğunu, kravatını çekiştirdiğini, danışmanın da meşru müdafaa halinde ve istem dışı olarak tekme attığını” söylemişlerdi.
Ama bu yalan ortaya çabuk çıkmıştı. Çünkü yayınlanan başka bir görüntüde, o gencin Başbakan’ın koruma aracına tekme attığı, bunun üzerine özel harekat polislerinin üzerine çullandığı, bundan yararlanan danışmanın da gelip yerde yatan, elleri kolları tutulmuş gence tekme attığı ortaya çıktı.
Yani o genç daha önce danışmanla hiç yan yana gelmemişti ve ona fiili saldırıda bulunması olanaksızdı.

Hani TGB’li diyordunuz?

Bugün o gencin TGB’li olmadığı tam tersine Soma’da oturduğu ve madende çalıştığı da anlaşıldı. Meğer Başbakan’ın polisleri dün bu gencin kaldığı yere baskın yapmışlar. Ama bir de ne görsünler, o genç Somalı ve maden işçisi. Bir şey yapamadan çıkıp gitmişler.
Yani diyeceğim, zaten herkesin gözü önünde yaşanmış bir olaydı. Bütün millet ve dünya gerçeği görmüştü. Ama “bizi devirecekler” paranoyası yaşayan iktidar bundan nemalanmaya kalktı. Beceremedi.

Utanmadan “Bu patronu kim koruyor?” diyorlar

Bir de şu maden sahibine tekrar değinmek istiyorum. İlk iki gün madenin sahibinden hiç söz etmeyen yandaş yalaka medya bir anda hedef tahtasına patronu oturttu. Üç dört gündür bu patronun her işinde hile hurda olduğu yazılıyor, söyleniyor bu yandaş medyada.
Örneğin bugün Maslak’ta yaptırdığı gökdelenin 27 katının imara aykırı olarak çıkıldığı iddiası vardı. İyi de İstanbul’da Belediye AKP’de, TOKİ AKP’de, Çevre Bakanlığı zaten AKP. Patrona atıp tutan ve “Kim koruyor bu adamı?” diye soranların zekası da mı yok? Eğer bu adam gerçekten korunup kollanıyorsa, 27 kat fazla çıkmasına izin veriliyorsa, mahkeme tarafından ifadesi bile alınmıyor ve arama kararı kaldırılıyorsa, bunu kim yapabilir? Bunu da mı muhalefet beceriyor.
İktidar elinizde. O fazla katların iznini kim verdiyse kayıtlarda duruyor, bu adamı serbest bırakan mahkemede kim savcı kim hakim biliniyor. Yapışsanıza yakasına. Ne diye sanki gazetecilik yapıyormuş gibi manşetler atıyorsunuz.

Almanya'daki gelir Soma’ya

Bu arada unutmadan. 24 mayıs’ta Erdoğan Köln’de şov yaparken TGB Oberhausen’de savsaklanan 19 Mayıs Bayramını büyük şölenle kutluyor. Almanya'daki herkesi bu şölene destek vermeye davet ediyorum. Bu şölenin bütün geliri soma’da hayatını kaybeden işçilerin ailelerine gidecek.
Bu akşam da bu kadar. Yarın aynı saatte görüşmek üzere hepinize iyilikler dilerim. Hoşça kalın.


GÜNÜN YORUMU. 22.5.2014. PRŞ. paylaşan: ulusalkanal
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.