banner863

Dünya Bugüne Nasıl Geldi?


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

24 Ekim 2013, 17:25

Albert Einstein’in E (Enerji) = M (Kütle) x C2 (Işık Hızının Karesi) formülü bize kütle ve enerjinin değiştirilebilir olduğunu gösterdi. Bunun anlamı şu idi; büyük patlama (big bang) ile saf enerji ortaya çıkmıştı ama sonra enerji atoma yani maddeye dönüşmüştü. (Bunun tersini yaparak yani kütleyi enerjiye dönüştürerek atom bombası yapıldı.) Böylece maddeler bir araya gelerek galaksiler oluştu. Işık hızı da rasgele seçilmiş bir kavram değildir. Evrenin geleceği ile pek çok gelişme ışık hızının geçilmesi ile ilişkilendirilmiştir. Hubble uzay teleskopu sayesinde büyük patlama’nın 13.7 milyar yıl önce meydana geldiği hesaplandı. 4.6 milyar yıl kadar önce ise güneş sistemimizdeki çeşitli gezegenimsiler dünyayı ve öteki 8 gezegeni oluşturmaya yetecek malzemeyi bir araya getirdi. 4.5 milyar yıllık dünya tarihinin ilk 1.5 milyar yılında dünyada hiçbir canlı yoktu. Güneşin yaydığı radyasyon nedeni ile 460 milyon yıl öncesine kadar karada hayat yoktu. 120 milyon yıllık bir süreç içinde ozon tabakasının radyasyonu engelleyecek bir tabaka oluşturması ile karada hayat yaşanabilir hale geldi. Oksijen, sporların yaydığı bitkilerin ve ağaçların da ortaya çıkmasını sağladı. Bu dönemin yaratıkları yeryüzünün büyük patlamaları sonucu büyük ölçüde yok oldu, bitki örtüsü öldü. 500 bin yıl süren patlamalar sonucu ortaya çıkan kül atmosferi dünyayı tekrar soğuttu. Daha sonra deniz dibinde sıcaklığın artması ile eriyen metan gazı atmosferi de ısıttı. 

250 milyon yıl önce dünyada yaşam nerede ise yeniden yok olmuştu. Devam eden 50 milyon yıl süresince dünya evrim geçirmeye devam etti. 200 milyon yıl önce artık sıcaklık sabitlenmeye, bitki örtüsü geri gelmeye başladı. Patlamalardan geriye kalan canlılar içinde evrim geçiren dinozorlar ortaya çıktılar. Dünyanın kabuğu ile hareket eden buzullar incelmeye ve süper kıta parçalanmaya başladı. Pek çok yeni yaratık ile birlikte mevsimler yeni balıkları ortaya çıkardı. Ölen yaratıklar denizin dibinde bugünkü petrolü meydana getirdi. Bir zamanlar Afrika, Amerika kıtasına bağlı idi. Atlantik Okyanusu 200 milyon yıl önce oluşmaya başladı. 190 milyon yıl önce dünya plakaları kaymaya, yeni kıtaları oluşturmaya başlarken, pek çok volkan ile birlikte dünya yeniden kendini yarattı. 185 milyon yıl önce tekrar bir toplu soy tükenmesi daha yaşandı. 20 milyon yıl önce başlayan yeni sıcak iklim, yaşanılan ortamı değiştirmiş, ilk insanı (homo erectus) ağaçtan indirip, iki ayak üzerinde yiyecek aramaya sevk etmişti. İlk insan 1.52 boyunda ve 80 kilo idi. 70 bin yıl önce iklim gene değişmeye başladı. Afrika ve Ortadoğu birbirine yaklaşmıştı. Evrim geçiren insan (homo sapiens) Ortadoğu’ya geçti ve oradan dünyaya yayıldı. Dünya 40 bin yıl önce ısının tekrar düşmesi ile buz devrine girdi. Kuzey yarım küre 2.5 metre kalınlığında buz ile kaplı idi. 20 bin yıl önce bir parça kara Sibirya’da ortaya çıktı. Bering boğazından bazı insanlar Amerika kıtasına geçti. 14 bin yıl önce iklimin tekrar değişmesi ile buzlar çekilmeye, bugünkü göl yataklarını oluşturmaya başladılar. 6 bin yıl önce buz kitleleri kutuplara çekildi. Böylece 4.5 milyar yıllık bir evrimin sonunda bugünkü dünyaya kavuştuk.

17. yüzyılda Newton tarafından kütlesel çekim, 19. yüzyılda ise Maxwell tarafından elektromanyetizm kuramları geliştirildi. Bu iki kuramın uyumsuzlukları 1915 yılında Einstein’in genel görecelik kuramıyla giderildi. 20. yüzyılın başında atomun yapısı ve kuantum mekaniği (en küçüğün teorisi) ile ilgili keşifler evrenin işleyişi ve içeriği ile ilgili çalışmalar için önemli bir çığır açtı. Bu dönemde fizik ve gerçekliğin kendisine ilişkin görüşlerimizi köklü olarak değiştiren üç önemli teori ortaya çıktı; özel görecelik teorisi (1905), genel görecelik teorisi (1915) ve kuantum mekaniği. Albert Einstein, bunlardan ilkini büyük ölçüde, ikincisini tam olarak kendisi geliştirmişti. Üçüncünün gelişiminde ise önemli ölçüde rol oynadı. Özellikle 1960’lı yıllardan başlayarak uzay ile ilgili çalışmalar sadece uzaya dayalı kabiliyetler bakımından haberleşme, görüntü alma ve yönlendirme gibi kabiliyetlerde çığır açmadı, uzayın derinliklerine gönderilen vasıtalar aracılığı ile evrenin sırları ile ilgili önemli bulguların ortaya çıkmasına ya da eskilerinin sorgulanmasına imkân sağladı. Bugüne kadar evrendeki her şeyi tanımlayan tutarlı bir model henüz ortaya konamamıştır. Evrenin yalnızca bir tek geçmişi olmayabilir. Bazılarına göre, Evren hep vardı, ne yaratıldı, ne de yok edilecektir. Diğerlerine göre, Tanrının aklını bilirsek evrenin işleyişini de sonumuzu da anlayabileceğiz. Evren biliminden bahsederken, insan aklının ötesindeki şeylerden konuştuğumuzun farkında olmalıyız. Bize en yakın Galaksi olan Andromedia’nın ışığı bize 2.3 milyon yılda gelmektedir. Eğer zamanda yolculuğu başarabilirsek, 13 milyar yıl geriye gittiğimizde ise Büyük Patlama’ya dönmüş olacak ve evren ile ilgili çok önemli sırları ortaya çıkaracağız.

Dünyanın Sonu

İnsan soyuna gelene kadar üç milyar yıldan fazla evrim gerekmiştir. Son on bin yılda insan DNA’sında hiçbir önemli biyolojik evrim veya değişiklik olmamıştır. Bugün bilim adamları bu parçalarla oynayarak yeni yaşam biçimleri tasarlamaktadırlar. Kimyasal bileşimlerden biyolojik yaşama geçişi sağlayacak evrim için çalışılmaktadır. Bizim bildiğimiz tarih en fazla 5.000 yıllık bir tarihtir. Çünkü yazı M.Ö.3 binde bulundu. Ondan öncesi için arkeolojik kazılar veya kayalara çizilen bazı resimlere göre yorumlar yapmaktayız. Geçmişte insan hayatı tarihin bize anlattığı gibi güzel değildi. Ayrıcalıklı bir azınlık için yaşam hoştu ama büyük çoğunluk için berbat, çirkin ve kısa idi. İnsanlar yaşadığı felaketler için göklere bakarak, korkularına çare bulmaya çalıştılar. Bu yüzden önce astronomi, astroloji ve buna bağlı matematik biliminde ilerlediler. Sosyal bilimler ancak son iki yüzyılda bilim sahasında yer edindi. Dinlerin ortaya çıkışında Hermes’in düşünceleri (Eski Mısır’da Kral Toth, Müslümanlıkta İdris peygamber) önemli etki yaptı, üç dine de temel teşkil etti. Cennet-Cehennem olguları, M.S. 2. yüzyılda hayatları esaret altında geçenleri Hıristiyanlığa çekmek için uyduruldu daha sonra kopye edildi. Din adamları savaşlarda bir işe yaramayınca, devletleri 19. yüzyıla kadar askeri bürokrasi yönetti. İnsanoğlu, düşünen, aklı ile yenilikleri bulmaya çalışan ve bilgiyi aktaran bir varlık olarak, dini dogmaların değil bilim ve sanatın öncülüğünde modern yaşamın bugünkü safhasına ulaştı. Günümüz insanı, bilim ve teknolojideki gelişmelerle sağlanan yaşam standardında artık düzenli artışlar bekler hale gelmiştir.

İngilizler tarafından yapılan bir çalışmaya göre, eğer dünyanın oluşumundan bugüne geçen süre bir yıl yani 365 gün kabul edilirse şu an da 27 Aralık günü saat 18.00’de yaşamaktayız. Bu hesaplama içinde petrol ve doğal gazın bulunması ve tükenmesi üç saniye sürdü. Dünyanın sonuna bir kaç milyon yıl kaldı ama insan nesli bundan çok daha önce yok olacak. Ancak, Dünya’da ne olursa olsun, Evren’in geri kalanı kayıtsız olarak yaşamını sürdürecektir. Güneş gezegeninin geleceği, uzun bir zaman sürecinde gerçekleşecek de olsa belirsizdir. Yani galaksi içinde çarpışmalar olacağı gibi yıldızlar ve diğer galaksiler arasındaki düzensizlikler de başka karşılaşmalar meydana getirebilir. Evren’in sonsuza kadar genişleyip genişlemeyeceği belli değildir ama en azından on milyar yıl daha çökmeyeceği değerlendirilmektedir. İnsanoğlu kendi kendinin sonunu getirebilir. Geleceğin savaşları ve insanlığı bekleyen gelecek senaryolarını başka bir makalede tartışacağız. Dünyayı ya da içinde bulunduğumuz küreyi bekleyen tehlikeleri şu şekilde özetleyebiliriz;

- Küresel ısınma; En yakın ve en önemli yok oluş senaryosu küresel ısınma ile dünyanın yanıp kavrulmasıdır. Okyanuslar gittikçe buharlaşmakta ve bu tabaka güneş ışıklarını örtmektedir. Aşağıda hapsolan ısının neden olduğu aşırı sıcaklar zamanla her yeri kavurmaya başlayacaktır. Aşırı sıcaklara dayanmayan pek çok şey erimeye ve yıkılmaya mahkûmdur. Sıcaklığın artmaya başlaması sonun başlangıcıdır. Su buharlaşıp uzaya gittikçe geriye oksijen kalacaktır. Dünyanın %5’i demir olduğundan paslanmanın artması ile her şey kırmızıya dönüşecektir. 270 kat artan basınç sadece binalar üzerinde değil insanlar üzerinde de etkili olacaktır. Sıcaklık öyle bir hale gelecek ki geride kalan her şey yavaş yavaş yanacaktır. Geriye kavrulmuş ve paslı bir dünya kalacaktır. Güneş %40 daha parlak hale gelecek, dünyada geride kalan her şey yanarak kül olacaktır. Bu yüzden gittikçe daha sıcak bir dünyada yaşam mücadelesi veriyoruz.

- Meteor (Göktaşı) çarpması; 500 milyon yıl önce Dünya’ya muhtemelen gene bir çarpma sonucu ‘Ay’ meydana geldi. 65 milyon yıl önce 9 km. çapında bir astreoid’in çarpması dinozorları ve dünyadaki canlı türünün %95’ini yok etti. Ancak, böylece insanların da yer aldığı memelilerin gelişmesinin önü açıldı. Her 100 milyon yılda bir, böyle büyük bir çarpma meydana gelmektedir.

- Astreoidler (Mars ile Jüpiter arasındaki yörüngelerde gezinen gök cisimleri) ile ‘nötron yıldızlar’ın çarpışması sonrası yaydıkları gama ışını ve yer çekimi dalgası dünyayı yok edebilir. Yaşadığımız Samanyolu sistemi birkaç kaza geçirdi şimdi rotamızda Andromedia var ve saatte 1.5 milyon km.den fazla hızla ona yaklaşmaktayız.
- Diğer bir kötü senaryo, güneşin sonunun gelmesidir. Güneş bir hidrojen bombası gibi hidrojeni helyuma dönüştürerek yakmaktadır. Dünyadan 6 milyar yıl daha yaşlı olan güneşin içindeki son hidrojen de yanınca geriye sadece helyum kalacak ve füzyon sonucu ortaya çıkacak patlama ile güneşin parçaları galaksiye yayılacak ve bu diğer gezegenlerin yanmasına yol açacaktır.
- Karadelikler, kendi içine çökmüş yıldızlardır. Karadelikler, ölmekte olan yıldızların patlayarak tahrip gücü yüksek bir yerçekimi çöküşü tetiklemesi ile ortaya çıkmaktadır. Samanyolu galaksisinde milyonlarca kara delik vardır. Bir yıldızın dünyaya çarpma ihtimali çok düşüktür ama bir kara delik dünyaya yaklaşırsa onun çekimi dünyayı parçalar ve yok edebilir.

Geleceğin Sırrı Evrenin Derinliklerinde
Dünyamız, yüz milyar galaksi içinde, tipik bir galaksinin dış kenarında, çok ortalama bir yıldızın etrafında dolanan küçük bir gezegendir. Yani Dünya’nın Evren’de özel bir konumu olmadığını keşfetmiş bulunuyoruz. Evren’deki her şeyi tanımlamak için Einstein’ın genel görecelik teorisi ile kuantum mekaniği birleştirilerek birleşik bir teori yaratılmaya çalışılmaktadır. Einstein’in görecelilik kuramı, uzay ve zamanın değiştirilemeyen biçimde bir uzay - zaman bütünlüğü oluşturan ilişkisini gerekçe gösterdi. Alan olmaksızın zaman olmayabilirdi. Ancak, evrendeki her şeye kütlesini veren şey nedir, hala bilinmemektedir. Evren genişliyor ve onu frenleyenler ise karanlık enerji ve karanlık madde denilen şeylerdir. Onlar olmasa Evren ve dünya dâhil her şey sökülür giderdi, yıldızlar galaksilerden boşluğa dağılırlardı. Şu an bulunduğumuz odamızda da karanlık enerji ve karanlık madde bulunmaktadır. Karanlık enerji, kâinatın %70’ini oluşturuyor ve yer çekiminden daha büyüktür. Karanlık madde ise atomlardan meydana gelmiyor, onun varlığını yer çekimi sayesinde biliyoruz. Galaksiyi bir arada tutan karanlık enerji ve karanlık maddenin sırrı henüz çözülemedi. Atomu parçaladık, Ay’a ayak bastık ve galaksimizin haritasını çıkardık ama daha keşfedilecek pek çok şey var. İçinde olduğumuz Samanyolu galaksisinin büyüklüğü için şöyle bir kıyaslama yapılabilir. Şu an gördüğümüz ‘i’ harfi güneşin büyüklüğünü temsil etse idi, Samanyolu galaksisi ABD’nin yüzölçümü kadar olurdu.

Güneşin ışığı bize 8 dakikada gelmektedir. Zaman evrende pek çok yerde ayrı ayrıdır yani zaman farklı yerlerde farklı hızlarda çalışır. Sanıldığı gibi üç boyutlu bir dünya da değil, üç mekâna zaman boyutunun da eklendiği dört boyutlu bir dünyada yaşıyoruz. Bu dört boyutun hepsine birden ‘mekân-zaman’ ya da ‘uzay-zaman’ adı verilmektedir. Işık hızı (300 bin km./sn) kozmik hız sınırıdır yani ışıktan hızlı bir şey yoktur. Zaman hızlı hareket eden şeyler için daha yavaş geçer. Zaman içinde geleceğe yolculuk ancak hız ile mümkündür. Kütle büyüdükçe mekân-zamanın eğrilmesi de artar. Dünyaya yaklaştıkça yer çekimi arttığından zaman daha yavaş geçer. Diğer bir deyişle uzayda zaman daha hızlı geçmektedir. Görecelik teorisi ile zaman, uzay ile birleştirilmiş ve her ikisinin Evren’deki madde ve enerji tarafından eğrilebileceği ve bükülebileceği ortaya konmuştur. Böylece zaman bağımsız olmaktan çıkmış, Evren tarafından şekillendirildiği kabul edilmiştir. Genel görecelik teorisine göre; uzay-zaman düz değildir, içindeki madde ve enerji ile eğrilmiştir. Nesneler uzay-zamanda doğru çizgiler halinde hareket etmeye çalışırlar, fakat uzay-zaman eğrilmiş olduğu için eğrilmiş bir uzayda düz bir çizgiye en yakın şey olan yollarda ilerlerler. Işık, yeryüzü düz bir çizgide ilerlemeye çalışırken, uzay-zaman Güneş’in kütlesi tarafından bükülmüş olduğu için uzayda sarmal bir yol izler, zaman içinde ilerlerken Güneş etrafında bir daire içinde gider. Işık yer çekimini, yer çekimi de zamanı kontrol ettiğine göre yer çekimini kontrol ederek zamanda yolculuk yapabiliriz. Özetle, ışık dünyada düz giderken, uzayda eğilip-bükülür bunun anlamı zaman-mekân’ın da eğilip bükülebileceğidir.

Evrende yaşayabileceğimiz yeni dünyalar ve canlılar bulmak uzun zamandır devam eden bir çabadır. Peki, hayatın kaynağı nedir? Hayat gerçekten dünyada mı başlamıştır? Bunun için zamanda geriye yolculuk yapmak, en eski mikroorganizmaları tespit etmemiz gerekiyor. Darwin’in evrim teorisi türlerin nasıl oluştuğunu açıklamaktadır ama yaşamın nasıl başladığını bilmiyoruz. Bütün canlıların son ortak atası muhtemelen yüksek radyasyon ile mücadele etmek için okyanusun derinliklerinde bir yerde yaşıyordu. Kozmik toz bulutları ve yıldızların parlaklığı nedeniyle milyonlarca yıldız içinden yeni bir dünyayı seçmek oldukça zordur. Keppler teleskopu, yeni dünyalar bulmak için uzaya gönderildi. Keppler, galaksimizdeki 200 milyar yıldızdan sadece seçilmiş bir bölgedeki yüz bininin parlaklığını defalarca ölçerek, ışığı hafifçe kararan birkaç taneyi arayacak ve dünyadaki teleskoplar ise bunların sıcaklığını ölçecek ve böylece yeni dünya adaylarını tespit edecektir. 2008 yılında Mars’a inen bir uzay roketi toprağın hemen 1-2 cm. altında donmuş su kristalleri buldu. Belki bir gün daha fazla kazarak Mars’ta sıvı halde su bulunması ihtimali var. Jüpiter’in uydusu olan Europa’nın, buz kaplı yüzeyinin altında bir okyanus olma ihtimali bulunmaktadır. Bu okyanusların dibinde yaşam olabileceği düşünülmektedir. Satürn’ün en büyük uydusu Titan’ın yüzey özellikleri dünyanın 3.5 milyar yıl önceki haline benzemektedir. Titan üzerindeki metan gazı -160 derecede sıvılaştığından metan yağmurları ve gölleri görülmektedir. Bizim bilmediğimiz şekillerde de uzayda hayat olabilir. Hemen hemen bütün bilim insanları evrende başka bir yerlerde hayat olduğuna kesinlikle emindirler.

Sonuç Yerine; Zaman Tüneli İcat Etmek

Dünyanın bugüne gelebilmesi pek çok felaket, yıkım ve tesadüfün sonucu oldu. Ancak, dünyanın öyküsü burada bitmedi, önümüzde yaşanacak daha pek çok felaket ve yıkım var. Kutsal kitaplarda dünyanın sonu ile ilgili belirlenmiş pek çok tarihin zamanı gelip geçmiştir. Her geçen tarih için bir mazeret bulunmuş, yeni açıklamalar getirilmiştir. Bilimin insanının evrenin geleceğini ya da herhangi bir geleceği olup, olmadığını kestirmesi oldukça zordur. Havanın dünya çevresinde dolaşması için gereken süre 5 gün olduğu için ancak 5 günlük hava tahminleri yapabilmekteyiz. Gerisi sadece istatistiklere, mevsim ortalamalarına kalmıştır. Hubble uzay teleskopu, bir zaman makinesi gibi çalışıyor, bize milyonlarca yıl öncesinin görüntülerini yansıtıyor. Hubble, bize 12-13 milyar ışık yılı uzaktaki galaksilerin görüntüsünü vermektedir. Evrenin derinliklerine indikçe daha da geriye belki başlangıca yani büyük patlamaya geri dönebileceğiz. Zaman-mekân’ın eğilip-bükülebilmesi farklı zaman hızlarının ortaya çıkması demektir ve bu bir “zaman tüneli” yapmak için temel varsayımdır. Zaman-mekânı eğip bükebilmek için ışık hızından daha hızlı ve büyük bir enerji lazımdır. Zaman Makinesi’nin temel kurgusu uzaydaki farklı iki zaman arasında kestirme bir yol bulmaktır. Sorun ışığı bükmek, ışık hızına ulaşmak ve gittiğin zamandan geri gelmektir. Bunun dışında cevap verilecek pek çok soru var; örneğin, zaman yolcusu geçmişi ya da geleceği değiştirirse bu şimdiyi nasıl etkiler?

Müteakip Yazı, 21. Yüzyılda Neler Olacak?

Doç.Dr.Sait YILMAZ
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nilgun Simon Kaygusuz - 3 yıl önce
konu uzerine fazla kaynak okumamis insanlar icin guzel bir ozet olup,genel ve net bir fotograf vermis. tesekkurler.