banner863

Yaşamın tümü şirketlere mahkum olacak!

Prof. Dr. Beyza Üstün kapıda bekleyen su savaşına dikkat çekerek birlikte mücadele çağrısı yaptı.

 Yaşamın tümü şirketlere mahkum olacak!

Yıllardır Türkiye'nin gündeminden düşmeyen HES projeleri ve buna bağlı olarak ortaya çıkması beklenen su krizi konusunda kapsamlı bir dosya yayınlayan Sanayi Life Dergisi'ne konuşan Prof. Dr. Beyza Üstün, HES projelerinin gerçek amacının enerji üretmek değil suya sahip olmak olduğunu ileri sürerek, "Şirketler suya sahip olduklarında tüm canlıların yaşamı şirketlere mahkum olacaktır. Bu çatışma yada savaş nasıl isimlendirirseniz isimlendirin suya erişemeyenler ile suya sahip olanlar arasında sürecektir" görüşünü savundu.

Dünyayı bekleyen su savaşları konusunu kapağına taşıyan Sanayi Life Dergisi, Kasım- Aralık sayısını Türkiye'deki su savaşına ayırdı. Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beyza Üstün ile yapılan kapsamlı söyleşiye yer veren dergi, su savaşının en çok yaşandığı alan olan HES projelerini de mercek altına aldı. Çevre ve Ekoloji Avukatları Hareketi (ÇEHAV) üyesi avukat Yakup Okumuşoğlu, Derelerin Kardeşliği Platformu Sözcüsü Ömer Şan ve CHP Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün konuyla ilgili görüşleri yansıtılan derginin kapak dosyasında, su savaşlarına ilişkin çeşitli raporlar ve istatistik bilgilerine yer verildi. Dergide ayrıca konuyla ilgili görüşü talep edilen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın Türkiye’nin enerji politikaları konusundaki istatistikleri aktarmakla yetinmesi de dikkat çekiyor.

'SU HAVZALARI ŞİRKETLERİN KULLANIMINA AÇILIYOR'

Sanayi Life'a konuşan Prof. Dr. Beyza Üstün, Türkiye'nin Dünya Su Konseyinin 5. Forumundan önce bütün düzenlemeleriyle suyun şirketler üzerinden değerlendirilebilir olmasını sağladığına dikkat çekerek, "ardından tüm derelerde akan sular 49 yıllığına şirketlere kullanım hakkı üzerinden devredildi. Kısaca su havzaları bütünleşik olarak şirketlerin kullanımına açılıyor. Aslında amaç kesinlikle elektrik üretimi değil, suya sahip olmak. Suyun borular ile havzalar arası taşınabileceğini meşrulaştırmak, bir anlamda subniminal etki yaratmak. Şimdi pekçok vadide HES yapan şirketlerin tüneller ile diğer vadiden derelerin sularını topladığını, yeraltı sularını kendi borularına ve kanallarına aktardığını görürsünüz" görüşünü savundu.

'TÜM CANLILARIN YAŞAMI ŞİRKETLERE MAHKUM OLACAK'

Suyun şirketler tarafından ticarileştirileceğine dikkat çeken Üstün, bu konudaki hazırlıkların sürdüğünü belirterek, "Su mu istiyorsunuz? Önce sayacınıza önden paranızı ödeyeceksiniz, kontörünüz kadar harcayabileceksiniz. Unuttukları bir şey var ki su sadece bize ait değil. Para ödeyemeyen, alamayanların yaşam şansları olmayacak. Onlar ne yapacak. Giderek daha az su kullanmaya, sağlığından, yaşamından ödün vermeye başlayacak. Suya erişememekten en çok güvencesiz olanlar, yaşlılar, bebekler, hastalar etkilenecek. Ekosistemde suya erişemediği için hassas olanlar yok olmaya başlayacak. Şirketler suya sahip olduklarında tüm canlıların yaşamı şirketlere mahkum olacaktır. Böylece giderek sağlıklı koşullarda yaşamaktan ve sağlığınızdan vazgeçmeye başlarsınız. Kirli kaynaktan suyu edinmeye, yanıbaşınızda var olan 'size ait olmayan' suyu almaya 'çalmaya' kalkarsınız. Bu çatışma yada savaş nasıl isimlendirirseniz isimlendirin, suya erişemeyenler ile suya sahip olanlar arasında sürecektir. Bu yüzden sermayeye karşı dayanışma içerisinde olmamız, yaşamı yaşam alanlarını korumak için birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Doğaya, yaşama borcumuzdur" ifadelerini kullandı.

KAPIDAKİ SU SAVAŞLARI VE HES'LER HAKKINDA KİM NE SÖYLEDİ

Av. Yakup Okumuşoğlu (ÇEHAV):


'SU NEDENİYLE GÖÇLER BAŞLADI'

"Tüm dünyada kullanılabilir durumda olan su tüm suların ancak yüzde 1’i kadardır. Su anlaşılacağı üzere sınırsız bir kaynak değildir. Bir yanda endüstriyel kullanım, bir yandan büyüyen nüfusu beslemek için daha fazla tarım alanı ihtiyacı ve buna bağlı sulama suyu ihtiyacı birkaç on yıl sonra kullanılabilir durumdaki suyun paylaşımında bugünden öngörülemeyen çapta paylaşım sorunlarına yol açacağı bilinmektedir. Bu günden dünyanın pek çok bölgesinde su nedeni ile göçler başlamıştır. Su mültecileri görülmeye başlanmıştır. Suyun kullanımında ciddi eşitsizlikler ortaya çıkmıştır. Dünyada her yıl 1 milyon çocuk sağlıklı suya erişim imkanı bulamamasından kaynaklı hastalıklar nedeni ile ölüyor.

'GÜVENLİK GÜÇLERİ İLE HALK KARŞI KARŞIYA'

Yürütülen faaliyetler neticesinde bu gün Marmara Denizi’nden daha büyük bir sulak alan kaybedilmiş vaziyette. Öte yandan yenilenebilir enerji olarak mevzuatta tanımlanıp ulusal ve uluslararası piyasadan çeşitli teşvikler ve krediler de sular üzerinden yürütülen bu ticareti desteklemektedir. Yani Türkiye bir yandan üstü örtülü bir özelleştirme programını yürütürken, diğer yandan sular üzerinden artırılan enerji kapasitesinin fazlasını satarak doğal kaynakları metalaştırma sürecinden en karlı ülke çıkma hedefindedir. Açılan pek çok dava ve iptal edilen pek çok projeden sonra yasal mevzuatta sürekli değişiklikler yapılması artık olağan hale gelmiştir. Mahkemelerin söz konusu alanda çevre lehine kararlar verebilmesinin önü her geçen gün zorlaşmıştır. Halk ise yaşam alanları koruma derdindedir. Yargının etkisizleştiğini değerlendiren halk kendi başına yol ve yöntemler üreterek söz konusu yıkım projelerine karşı koymaya çalışmaktadır. Güvenlik güçleri ile karşı karşıya kalan halkın sisteme olan güveni sarsılmış durumdadır."

Ömer Şan (DEKAP Sözcüsü):

'HES'LER ENERJİ ÜRETİM KAYNAĞI DEĞİL'

"Derelerin Kardeşliği Platformu ve bileşenleri; HES’lere karşıdır! Çünkü HES projeleri, iddia edildiği gibi temiz ve çevreci bir enerji üretim kaynağı değildir! Aksine, doğayı katleden plansız bir kapitalist projenin araçlarıdır. Ülke genelinde inşa aşamasında olan 179 HES için, başta Rize ve Artvin olmak üzere Giresun, Muğla ve diğer illerde çeşitli davalar açılmış, bu davaların sayısı elde ettiğimiz bilgilere göre 126’ya, sonuçlanan dava sayısı ise 103’e ulaştı. Bu davaların tamamında projeler için ‘yürütmeyi durdurma ve iptal’ kararları çıkması hukuksal anlamda, yasa ve yönetmelikler çerçevesinde verdiğimiz mücadelenin ne kadar haklı ve doğru olduğunu kanıtlamaktadır.

'VADİLERDE SU SESİNİN YERİNİ İŞ MAKİNALARININ SESİ ALDI'

Ancak, bu durum karşısında da olsa, yıllardır HES ve derelerin özelleştirilmesi odaklı projeler olumsuz sonuçlarını da doğurmaya başladı. Deneme üretimine geçen HES’ler nedeniyle derelerimizdeki su regülatörlerden tünellerle santrale taşındığı için, vadilerimizde kilometreler boyunca derelerimiz nerdeyse tamamen kuruma aşamasına geldi. Artık vadilerimizde su sesinin yerini, başka HES inşaatları için açılan yol yapımında çalışan iş makinelerinin sesleri aldı."
Orhan Düzgün (CHP Tokat Milletvekili):

'CAMİYE İKİ TORBA ÇİMENTO GÖNDERİP DİRENCİ KIRIYORLAR'

"HES’lerden üretilen enerji, Türkiye’nin ihtiyacının sadece yüzde 2'sini karşılıyor. Bütün bu katletikleri akarsularımızdan elde ettikleri oran sadece bu. Bir taraftan Türkiye büyük, güçlü bir ülke, ekonomimiz çok iyi diyeceksiniz, diğer taraftan ise yüzde 2 enerji için ülkenin bütün su kaynaklarını ele geçirip, havzalarını harap edeceksin. Buradaki temel sorun, su ya da enerji üretmek değil, temel mantık havzaları ele geçirmek. Çünkü suya sahipseniz herşeyi kontrol edersiniz. Kelkit’e kurulan HES ile istenilen, Niksar’dan başlayıp, Çarşamba’ya kadar bütün ovayı kontrol etmek. Hükümetin arka planınında şu var; aslında Amerika’daki gibi çok büyük araziler yaratmak ve bu birleştirilmiş arazileri tek kişiye vermek istiyorlar. Sonra suyun sahibi birgün gelip oradaki çiftçilere diyecek ki 'kusura bakma ben sana su vermiyorum'. Ve çiftçi mecburen topraklarından vazgeçecek. Şirketler de artık az çok bazı şeyleri biliyorlar. Köyün camisine iki torba çimento gönderiyor, birine bekçilik görevi veriyor, böyle çok küçük, devede kulak misali rüşvetler vererek o direnci kırmaya çalışıyorlar. Köylü tabi daha işin vehametinin farkında değil. Yarın elindeki suyla birlikte arazisinin de gideceğini göremiyor. Ne yazık ki gördüğünde de iş işten geçmiş olacak."

Yusuf Yavuz
ulusalkanal.com.tr



Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.