Erdoğan baskın seçime gidebilir


19 Aralık 2013, 01:20

 İyi akşamlar sevgili izleyiciler; dün 17 aralık depremini yaşadık, iktidar cephesine bakarsak sanki dünden bugüne hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyorlar. Medya önünde sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi “rutin işlerimizi yapıyoruz” havasındalar. Çocukları gözaltına alınmış bakanlardan biri başka bakanların telefonunu bile açmazken bir başkası “bundan bir şey çıkmaz” diyebiliyor. Adı dedikodulara karışan bir başka bakan ise “Ben rahatım” diyor. Yani diğerleri rahat değil, öyle zahir.
Hükümet adına ise Bülent Arınç çıktı medyanın karşısına. Sizi bilmem ama ben Bülent Arınç’ı bugüne kadar hiç bu kadar tutuk, yüzü asık, sanki zorla konuşuyormuş gibi, sürekli yutkunduğunu görmemiştim.
Söylediklerine gelince, insan gülümsemeden edemiyordu. Meğer soruşturmalar gizliymiş, çağrıldıklarında kendiliğinden emniyete gelebilecek insanlar sabahın köründe evlerinden alınıyormuş, insanlar karalanıyormuş, doğruluğu kesin olmayan bilgiler medyada yayınlanıyormuş. Sanki bunlar hiç olmadık şeyler, bugüne kadar her soruşturmada bunlara titizlikle uyulmuş, hükümet bu konularda çok hassas davranmış da bu kural şimdi bir komplo amacıyla bozulmuş.
Ama en acıklı an, Arınç’ın “Bu nasıl soruşturmadır ki bir operasyon yapılıyor, emniyet müdürünün, valinin, bakanın haberi olmuyor” dediği andı. Arınç “Bu nasıl şey?” diye soruyor. Evet sayın Arınç gerçekten bu nasıl şey. Siz bu ülkeyi nasıl yönetiyorsunuz. Eğer bir bakan kendi emrindeki polislerin oğlunu takip ettiğini ve gözaltına aldığını bizler gibi haberlerden öğreniyorsa altı oyulmuş demektir. Bu durumda Amerika, Avrupa ülkeleri, İsrail veya başka ülkeler, istihbarat örgütlerinin yaptıklarını bir düşünün artık. Arınç mağduriyet edebiyatı yapmaya çalışırken ülkeyi nasıl yönetemediklerini de itiraf ediyor ki bu bile başlı başına bu hükümetin derhal gitmesi gerektiğinin göstergesidir.
Gelelim Başbakan Erdoğan’a. O da Arınç’tan bir saat kadar sonra çıktı medyanın karşısına. Tahminleri boşa çıkarmadı açıkçası. “Yolsuzluk yapan varsa hesabı görülür” falan dedikten sonra “bakanlarla aramızda görüşürüz” mesajı verdi. Komplolardan söz etti. Hemen arkasından da sanki ortada hiçbir şey yokmuş gibi CHP’ye yüklendi. CHP’nin ne kadar kirli geçmişi falan olduğunu anlattı. Eee, ne söylerse dorudur diye inanan bir kitle var nasıl olsa, ama inanın o kitlede de bu olay nedeniyle ciddi bir çözülme oldu bunu da bilmeli Başbakan.
Ancak şunu söylemeliyim ki, Erdoğan kendine yönelik her hareketi baskı ve şiddetle bastırmayı tercih etti bugüne kadar. Geri adım atmak, bir yerde suçu veya haydi yumuşatayım hatayı kabul etmek, sanki karizmasını yerle bir edecek diye düşünüyor.
İşte belki de Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğunun ortaya çıktığı bir dönemde, anında bakanları görevden alıp soruşturmanın temiz, şaibesiz ve hakka hukuka uygun olarak sürdürülmesini sağlamak yerine ilk iş olarak polis müdürlerini görevden alıyor.
Onunla yetinmiyor, soruşturmayı başlatan ve yöneten savcıyı etkisiz hale getirip, iki başka savcı atayarak diğer üç savcının başına bekçi dikiyor.
İyi de tüp macundan çıktı bir kere. Deyin ki polis müdürleri görevden alındı ve bundan sonra yapılacak operasyonlar da durduruldu. Savcıların başına bekçi dikildi ve gözaltındakiler sanki hiçbir şey yokmuş gibi serbest bırakıldı.
Mesele bitecek mi? Herkes “aaa, meğer hiçbir şey yokmuş, hepsi uydurmaymış” mı diyecek?
Hayır, tam tersine, olay merdiven altına inecek. Yasal yollardan ortaya konacak belge ve bilgiler, abartılarak hatta belki biraz deforme edilerek el altından servis edilecek. İktidarın kararlılığını ve sertliğini gören penguen medyası ile yandaş yalaka medya kafasını kuma gömecek belki ama bir elin parmakların az olan muhalefet medyasını ne yapacaksınız. Onu da geçin fütursuz bir özgürlüğün yaşandığı sosyal medyadaki patlamanın önüne nasıl geçeceksiniz?
Hükümet bana göre en kötü yönetim biçimini seçerek sorunu dallanıp budaklanmadan halletmek yerine asıl şimdi işin içinden çıkılmaz hale getirdi. Kamuoyuna polislerin ve savcıların görevden alınmasını operasyonu çıkmaza sokacak hale getirilmesini açıklamak mümkün değildir. Bugün AKP’ye oy vermiş milyonlarca insanın bile zihninde oluşan “Bu nasıl iş, bir bakanın oğlunun evinde para sayma makinesi ne arar, bir banka genel müdürünün evindeki ayakkabı kutusundan neden 4.5 milyon dolar nakit para çıkar?” sorularına kimse cevap veremez.
Yandaş yalaka medya zaten başka âlem. Onlar işin doğru olup olmamasını bir kenara bırakıp “operasyonun nasıl bir tezgâh olduğunu” anlatmaya çalışıyor. Neymiş, Türkiye tam yine şaha kalkmış giderken, tam dünya liderliğini tescil ettirecekken, yine karanlık güçler devreye girmişler de Türkiye’nin önünü kesmek, bir dünya lideri olan Tayyip Erdoğan’ı devirmek için komplolar hazırlıyorlarmış.
Deyin ki bazı güçler durumdan vazife çıkararak hükümeti zora sokmak istiyor. Peki yani yolsuzluk var mı yok mu, kara para aklama, bakan çocukları üzerinden rüşvet çarkı kurma, nüfuz ticareti, hile hurda var mı yok mu?
Öncelikle vicdanlarımızda bu soruların cevabının verilmesi gerekiyor.
Eğer tüm iddialar yalansa, ne rüşvet alan, ne kara para aklayan, ne yolsuzluk yapan yoksa, bütün iddialar saçma sapan palavralardan ibaretse işte ancak o zaman bir komplodan söz edilebilir. Ancak o zaman “Tayyip Erdoğan’ın başarılı yönetimini baltalamak isteyenlerden” söz edilebilir.
Yok eğer iddialar doğruysa, ilk hedefimiz komplolar bulmaya çalışmak değil, yolsuzluğun hesabını sormak olmalıdır.
Sevgili izleyiciler, isterseniz gelin bundan sonra ne olur, siyasette hangi dengeler değişir, bunun üzerine biraz sohbet edelim.
Bir çocukları gözaltına alınan bakanlar artık görevlerine devam edemezler. Hiçbir demokratik ülkede, devletin yasal güvenlik birimlerinin, yargının kararıyla bazı bakanların çocuklarını üstelik yolsuzluk, rüşvet alma suçuyla gözaltına almalarından sonra o bakanlar yerlerinde kalamazlar.
“Efendim bunlar iddia, henüz kanıtlanmadı, bakalım doğru mu değil mi” gibi tartışmalar demokratik bir ülkede yapılmaz. O bakanlar derhal görevlerinden ayrılırlar ve soruşturmanın sonucunu beklerler.
Hele örneğin bu bakanlardan biri Muammer Güler gibi biriyse. O bakan gezi olayları sırasında söylediği iki cümle ile tarihe geçmişti. Güler gezi olayları sırasında “Ben anne babaları suçluyorum, çocuklarına sahip çıksınlar” demişti. Anne babalara “çocuklarınıza sahip çıkın” diyen Muammer Güler’in oğlu, masum bir talebi haykırdığı için değil, adı rüşvete, yolsuzluğa karıştığı için gözaltına alındı. Bu durumda aslında hangi anne babanın uyarılması gerekiyor ki. Güler’in söylediği ikinci cümle ise gezi olaylarında göz altına alınan gençlerle ilgiliydi. Güler “Emniyet güçleri sebepsiz yere kimseyi gözaltına almaz, ben niye alınmıyorum.” Evet sayın Güler, siz alınmadınız ama oğlunuz gözaltında. Sizin söyleminizle “emniyet sebepsiz yere kimseyi gözaltına almaz” öyle değil mi?
Gelelim ikinci noktaya. Bu deprem gibi soruşturma AKP içinde mutlaka rahatsızlık yaratacaktır. Nitekim bu rahatsızlık gözle görülüyor. Birkaç kamikaze milletvekili ve resmi açıklama yapan Arınç dışında dışında AKP’nin neredeyse sesi soluğu kesilmiş durumda.
Sevgili izleyiciler, AKP İslamcı, dinci bir parti gibi görünmesine rağmen aslında büyük bir koalisyon. Bu parti içinde kökeni CHP’den, DSP’den, ANAP, DYP ve MHP’den gelen pek çok milletvekili var. Bunlar şu anda son derece rahatsız. Çünkü AKP saflarına geçmelerinin temel nedeni, bu partinin daha Müslüman kimlikli olması ve Müslüman birinin kolay kolay yolsuzluğa, hırsızlığa, rüşvete bulaşmayacağı inancıydı. Gerçi son beş yıldır gücünü iktidardan alan bir kesimin akçalı işlere çok bulaştığı, menfaat ilişkilerinin partide her şeyden öne geçtiği görülüyor veya hissediliyordu ama son olayla birlikte bu apaçık ortaya çıktı.
Bunun rahatsızlığını duyan ve kökeni Refah’a dayanmayan milletvekillerinin kısa aralıklarla ve gruplar halinde istifa etmeleri gündeme gelebilir.
Dün de söylediğim gibi Hakan Şükür’ün istifası bunun işaret fişeği gibi geliyor bana. Sanıyorum Başbakan da bunu fark ettiği için, dün Hakan Şükür’ün istifasına çok sert tepki gösterdi ve “Parti disiplini vardır, öyle istediğini söyleyemezsin, partiden istifa etmek de yetmez madem öyle parlamentodan da ayrıl” demişti.
Bu sertlik bana göre başka istifaların da önünü kesmek için. Başbakan diyor ki, “Öyle beni bırakıp gitmek yok, gideceksen milletvekilliğini de bırakacaksın.”
Şimdi sevgili izleyiciler, istifa eden hiçbir milletvekili başbakan “milletvekilliğini de bırak” dediği için parlamentodan da istifa etmez. Ama Başbakan bunu yapabilir ki galiba zaten bu tehditi savuruyor.
Peki nedir bu? Hiç kimsenin beklemediği bir anda baskın seçime gitmek. Evet, Erdoğan içine düştüğü girdaptan kurtulmak için yerel seçimlerin yapılacağı tarihle genel seçimi birleştirecek bir adım atabilir.
CHP dün “Başbakan güven oylamasına gitmeli” önerisi getirdi. Erdoğan “öyle mi, güven oylaması mı istiyorsunuz, o halde buyurun hemen seçime, bakalım halk bizi mi seçecek sizi mi?” diye hodri meydan diyebilir.
Şimdi gelelim en önemli noktaya. Erdoğan, adeta fosseptik patlamış gibi yolsuzlukların, rüşvet söylentilerinin ortalığa saçıldığı bir ortamda meclisten bir erken seçim kararı geçirebilir mi?
Elbette, bu mümkün. Ancak şöyle bir sorun da var. Baskın bir seçime gidilmesi halinde, bir çok milletvekili bir daha aday yapılmayacağını düşünecektir, özellikle cemaate yakın olduğu bilinen ya da tahmin edilen isimler kendilerinin listelere girmeyeceğini hesaplayacaktır. Bunun dışında seçime daha bir yıldan fazla zaman varken, bütün düzenlerinin bozulacağını hisseden milletvekilleri de buna karşı çıkabilir.
Bu da az önce dediğim gruplar halinde istifaları gündeme getirebilir. Bir bakmışsınız Erdoğan seçime giderek, olayı soğutacağını ve yeni bir seçim zaferiyle tekrar geri geleceğini düşünürken mevcut mecliste azınlığa düşüvermiş. Siyasette var bunlar.
O zaman ne olur. AKP’den ayrılan grup merkez sağda yeni bir oluşum sağlar. CHP ve MHP ile birlikte seçimlere kadar “geniş tabanlı bir milli hükümet” kurarak yönetimi devralır. Kimbilir, belki de CHP’nin biraz daha sağa çekilmek istenmesinin altında yatan temel fikir de budur.
Yeni oluşum, merkez sağın da tekrar vücut bulmasıyla birlikte kamuoyunda da sempati kazanır. AKP’nin sihri bittiği için gerçek kökenine, eski MSP, Refah çizgisine döner. Erdoğan, bugüne kadar çantada keklik gibi gördüğü Cumhurbaşkanı olma hayalini bile yeniden gözden geçirmek durumunda kalır. Zaten böyle bir ortam doğarsa, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adayı olması olanaksız değilse bile çok zor olur. Bugünkü güç dengesinde bile Erdoğan’a rakip olacağı söylenen Abdullah Gül sahneye çıkar. Ancak hemen söyleyeyim ki, Cumhurbaşkanlığı adaylığı Abdullah Gül için de bu durumda sıkıntılı olacaktır. Çünkü koalisyon kuran yeni merkez sağ parti CHP MHP oluşumu bir isim üzerinde anlaşarak cumhurbaşkanını seçebilir.
İşte sevgili izleyiciler, önümüzdeki kısa dönemde siyaseten bunlar yaşanabilir. Bu anlattıklarım elbette spekülasyondur, ama gerçeğe yakın bir spekülasyondur.
Buna karşın Erdoğan çok sert önlemler alarak, bakanlarını ve çocuklarını olduğu gibi gözaltında tutulan kişileri de kurtarıp, zorluları göğüsleyen, dik duran, eğilmeyen, taviz vermeyen başbakan portresi çizerek, kahramanlığa yatkın kitleleri elinde tutmaya çalışabilir. Bu da bir olasılıktır ama sanıyorum halk bu kez bunu kabul etmeyecektir.
Sevgili izleyiciler, bir konu daha var değinmek istediğim ama sürem bitti galiba. O da CHP’nin bu olayla yakaladığı tarihi fırsat, artık onu da yarın anlatırım. Bu akşamlık bu kadar. Yarın aynı saatte buluşmak üzere hepinize iyilikler dilerim. Hoşça kalın.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.