Erdoğan’ın şifreleri-1


Mehmet Ali Güller

Mehmet Ali Güller

27 Mart 2014, 10:33

Erdoğan’ın ruh hali konusunda son dönemde çok şey yazıldı çizildi. Zira söylemleri, öfkesi, dün dediğinin bugün tersini söylemesi, açık bir yalanı inanarak savunması, hatta belki de o yalana inanmış olması haliyle tıp dünyasının ilgisini çekiyor.

Biz bugün Erdoğan’ın en temel siyaset konularında iki ucu da nasıl savunabildiğini ortaya koyacağız. Erdoğan’ın hem iç hem de dış politikada birbirini reddeden açıklamalarına mercek tutacağız.

Erdoğan’ın sürekli kendisiyle çelişmesi, aynı zamanda kendisine özgü bir siyaset tarzı yaratmış durumda. Bu tarzı ve Erdoğan’ın şifrelerini dikkatinize sunacağız; bugün iç, yarın da dış politika açısından...

Oslo’yu önce PKK sonra Cemaat sızdırdı

Erdoğan Kastamonu mitinginde şöyle dedi: “Oslo’da yapılan görüşmeleri yine bu Pensilvanya vasıtasıyla kamuoyuna sızdırdılar. Montajlayarak sızdırdılar.” (Ajanslar, 26 Mart 2014)

Oysa Erdoğan 27 Eylül 2012’de NTV’de katıldığı programda şöyle diyordu: “Bizim yaptığımız araştırmalardan, PKK tarafından sızdırıldığı çıkıyor.”
Seçimden önce idam sonra ortaklık

Erdoğan, PKK ile özel temsilcisi Hakan Fidan aracılığıyla Oslo’da pazarlık yapıyor, İmralı mutabakatında ortaya çıktığı üzere Öcalan’ın taleplerini tek tek yerine getiriyor, hatta sözcüleri üzerinden Öcalan’ı “barış elçisi” ilan ediyor...

Ancak aynı Erdoğan her seçim öncesinde milliyetçi oyları alabilmek için Öcalan’ın neden idam edilmediğini sözde sorgulayıp duruyor.

Önce milliyetçilikle mücadele sonra Çanakkale!

Kürt Açılımı yaparken “her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım” diyen ve Türk demekten imtina eden Erdoğan, seçim takvimi yaklaştıkça alıştığımız üzere bayrak diyor, vatan diyor, Çanakkale diyor...

İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmayan kimi AKP yöneticileri, seçim öncesinde 10 kıta okuyor!

Ergenekon’un önce savcısı sonra mağduru

Erdoğan, Ergenekon operasyonları başladığında “ben bu davanın savcısıyım” diyordu. İP yöneticileri, TSK kadroları dalga dalga tutuklanırken Erdoğan “ülkeyi darbecilerden temizliyoruz” diyordu.

Ancak Erdoğan 17 Aralık’tan sonra karşısındaki cepheyi daraltabilmek ve Genelkurmay’ı yanına çekmek için danışmanı aracılığıyla “orduya kumpas kuruldu” manevrasına soyundu. Ülkeyi biçimlendirmek ve rejimini inşa etmek için dayandığı Ergenekon tertiplerini Cemaat’in üzerine attı.

Başkasının kasetine evet kendi kasetine hayır

Erdoğan şimdilerde “kasetli siyasete” itiraz edenler cephesinde... Cemaat’in kasetlerle şantaj yaptığını, siyaseti dizayn ettiğini söylüyor.

Oysa kasetler ilk ortaya çıktığında Erdoğan hiç rahatsız değildi, hatta bu kasetler en çok ona yaradı. Bu işten öyle keyif alıyordu ki, örneğin Baykal kasetini diline dolamasına özel hayat diyerek itiraz edenlere miting meydanlarından şöyle sesleniyordu: “Ne özeli? Kendi karısı mı ki özel olsun. Genel bu genel, genel ahlaksızlık.”

Erdoğan kendi kasetleri servis edilince, ettiği bu sözleri unuttu ve bu kez meydanlardan “kasetlerle CHP’yi, MHP’yi dizayn ettiler” diyerek bu partilerden kasetlere karşı mücadele etmesini istedi.

Ancak kaset işi kirliydi ve sahiplerini de döne döne vuruyordu. Fethullah Gülen’in de Erdoğan’ın da kasetleri yayınlandı. Hatta son olarak Erdoğan’ın Baykal kasetinin internete sızdırılması talimatını verdiği iddia edilen bir ses kaydı bile yayınlandı.

Anlayacağınız, kasetçilikte AKP ile Cemaat birlikte yarışıyordu!

Mehmet Ali Güller
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.