“Eşit vatandaşlık” aldatmacası


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

22 Ocak 2016, 12:44

“Vatandaş” kavramı insanlık tarihine Demokratik Devrimler ile girdi.
Sultanın ya da kralın tebaaları vardı. Onlar Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri idi. Hükümranlıklarının kaynağı ilahi idi. Tebaaya düşen ise kendi hükümranına boyun eğmekti.
Yani eşitlik söz konusu değildi. “Eşitlik” iddiasında bulunmak Tanrısal iradeye başkaldırmak anlamına geliyordu.
Demokratik devrimler,hakimiyetin kaynağını gökten yere indirdiler. Hakimiyet, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan, aynı dili konuşan, aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan ve tarihten gelen ortak bir kültüre sahip olan insan topluluğunun tümüne, yani “millet”e ait oldu.
Bu “Millet”in bireyleri ayrım gözetmeksizin “vatandaş” idiler.
“Vatandaş”lar doğuştan gelen haklara sahiptiler ve eşit idiler. Yani eşitlik, bizatihi “vatandaş” kavramının içinde vardır.

Türkiye’nin Demokratik Devrimi
Türkiye’nin Demokratik Devrim süreci 19. Yüzyılda başladı. Genç Osmanlılar ve Genç Türk’lerin mücadelesi 20. Yüzyılın başında iki büyük Devrimle taçlandı.
1908 Genç Türk Devrimi ve ardından 1914 – 1923 Bağımsızlık ve Cumhuriyet Devrimi ile Osmanlı Tebaasından Misakı Milli sınırları içinde kalanlar “Türk Milleti” oldu.
Misakı Milli coğrafyası içinde yaşayan Türk Milletinin bütün bireyleri, etnik kökenleri ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşları oldular.
Bu Devrime Cumhuriyet Halk Partisi önderlik etti.
Ama aynı CHP şimdi YCHP oldu ve son Kurultayında kabul ettiği 21 maddelik sonuç bildirgesinde, Kürt sorununu “eşit yurttaşlık zemininde” çözeceğini ilan ediyor.
Aslında CHP bu kararıyla kendi tarihini, Ortaçağı geride bırakan Cumhuriyet Devrimi’ni ve onun kazanımlarını inkâr etmiş oluyor.
Şimdi önemli olan, yüzyıllık Milli Demokratik Devrim mücadelesi ile elde edilen bir kazanımın, aradan bir yüzyıl daha geçtikten sonra neden dillendirildiğidir.

Devrimlerin kazanımlarını, devrimci söylem ve simgelerle vurmak
Tarih boyunca bütün gericiler, yapmak istediklerini halkların büyük mücadeleler elde ettiği başarıların söylemlerini, simgelerini kullanarak hayata geçirmeye çalışmışlardır.
Gericiliğin, tarihteki büyük devrimci atılımların önderlerini de kendi amaçları için kullanmak istemelerinin örnekleri çoktur.
12 Eylül’ün “bizim oğlanları” Atatürk adını dillerinden düşürmüyorlardı. Bugün ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanları ise Büyük Devrimci Hz. Muhammed’in adının arkasına saklanıyorlar.
Türkiye’nin Milli Demokratik Devrimi’nin yendiği Emperyalizm ve onun Ortaçağ kalıntısı işbirlikçileri, yüzyıldır, kaybettiklerini geri almanın mücadelesini veriyorlar.
Amaçları etnik, dinsel ve mezhepsel farklılık temelinde bölünmüş Osmanlı toplumunu yeniden geri getirmektir.
HDP’nin Osmanlı devleti dönemindeki Kürt beyliklerinin statüsünü, kendi “özerklik” taleplerinin tarihi temeli-örnekleri olarak sunmaları boşuna değildir.
Ama elbette propaganda yaparken “Osmanlı dönemine geri dönmek istiyoruz” demiyorlar. 200 yılık Milli Demokratik Devrimimizin bilinçlerde yer kazıdığı kavramların arkasına sığınıyorlar.

Feodal beyliklerin eşitliği
ABD Afganistan’ı ve Irak’ı, “demokrasi” ve “özgürlük” adına işgal etti. NATO uçakları Libya’yı, “Demokrasi” adına yakıp yıktılar. Ortaçağ karanlığına ve parçalanmışlığına geri döndürdüler.
Aynı kavramlar şimdi de Suriye’de icra edilen yıkımın örtüsü olarak kullanılıyor.
Türkiye’de ABD güdümlü bölücülüğün sloganı ise “Eşit vatandaşlık”tır. Gerçekte istenen ise vatandaşların eşitliği değil, etnik toplulukların ve dinsel grupların “tüzel kişilik” kazanarak “eşit” hale gelmesidir.
Yani emperyalizme ve Ortaçağ’a karşı mücadele içinde ortaya çıkan eşit vatandaşların “Milleti” tasfiye edilecek ve onun yerini, hükümranlıklarının kaynağını bu sefer Atlantik ötesine dayandıran etnik ve dinsel toplulukların “feodal beylikleri” alacak.
Cumhuriyetin kurucusu olan Parti, şimdi işte bu programı benimsemiş durumda.

“Eşit vatandaşlık”ın bedeli
Peki “eşit vatandaşlık” adı altında yürütülen bu mücadele başarıya ulaşırsa sonuç ne olur?
Cevabını bulmak için uzun boylu düşünmeye ve uzaklara gitmeye gerek yok. Yanı başımızdaki Irak ve Suriye’de “eşit vatandaşlık” adı altında söz konusu program uygulandı ve uygulanıyor.
Irak’ta Türkmen ve Ezidi gruplar, “eşit vatandaşlığın” ilk kurbanları oldular. Şiiler, Sünniler ve Kürtler; parçalanmışlığın ve iç çatışmanın acı bedellerini ödemeye devam ediyorlar.
Aynı tablo Suriye için de geçerli…
Cumhuriyeti tasfiye amaçlı girişim Türkiye’de de başarıya ulaşırsa, “Millet”in tümü zarar görecektir. Ama en büyük zararı, “eşit vatandaşlık” efsunu ile aldatılan etnik grupların ve dinsel azınlıkların göreceğinden şüphe yoktur.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.