banner863

Evren’in Cenaze Töreni - Top Arabasının Sağında Erdoğan Solunda Gülen Yürüsün


Osman Başıbüyük

Osman Başıbüyük

12 Mayıs 2015, 10:26

Ölünün arkasından konuşmak kolay
17’nci Genelkurmay Başkanı ve 7’nci Cumhurbaşkanı, 12 Eylül Darbesinin mimarı, Kenan Evren vefat etti; herkes ölünün arkasından küfür yarışına girdi. Sanki en çok küfreden en demokrat o olacak!Hâlâ kişilere saldırarak sorunlarımızı çözebileceğimizi zannediyoruz. Medyada yazılanlara bakıyoruz; içi boş; sadece olanı anlatıyor. 12 Eylül’ün perde arkasından bahseden, başımıza ne geldiğini anlatan tek bir yazı yok. Gelin size dilimin döndüğünce perde arkasını anlatayım.

1970’lerin ekonomik krizi
Kapitalizm, 1970’lerin başında tarihini ikinci büyük krizine girmişti. 1944 yılına yapılan BrettonWoods Anlaşması ile altın karşılığı olan tekpara birimi ABD doları,dünyanın rezerv parası olmuştu. Ekonomik krizin etkisiyle 15 Ağustos 1971’de Başkan Nixon, doların altın karşılığını tek taraflı olarak kaldırdığını ilan etti. Bu karar sonrasında dolar hızla devalüe olmaya başladı. Petrol satan ülkeler, satışlarını başka para birimleri üzerinden yapmayı planlıyorlardı. Bu eğilimin önüne geçmek için ABD, en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre ABD, kral ve ailesi ile birlikte petrol bölgelerini her türlü tehdide karşı koruma altına alacak, buna karşılık Suudi Krallığı da petrolü yine dolar üzerinden satmaya devam edecekti. Ayrıca elde edilen kâr, Amerikan bankaları ve hazine kâğıtlarına yatıracaktı.

Tek başına bu anlaşma, değer kaybetmeye devam eden doları ayakta tutamazdı. Dolara olan talebin artması gerekiyordu. Bunun için başka bir formül bulunmuştu: Petrol fiyatı artırılacaktı.
Petrol krizinden tam 5 ay önce, Mayıs 1973’de RoyalDutch Shell, British Petroleum (BP), Total S.A., ENI, Exxon gibi petrol şirketleri ile çeşitli bankaların patronları Baron Edmond de Rothschildve David Rockefeller ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger önderliğinde,Bilderberg grubu bir toplantı yapmıştı. Toplantının konusu, petrol fiyatlarının nasıl yükseltileceği değil, % 400 oranında artması öngörülen petrol fiyatlarından elde edilecek “petrodollar”ların ne şekilde yatırıma çevrileceğiydi.

Gelişmekte olan ülkelere kurulan tuzak
Gelişmekte olan ülkeler, her geçen gün dünya ekonomik rekabetine dâhil oluyor, bu rekabet büyüklerin kârlılığını azaltarak kapitalist sistemin krize girmesine sebebiyet veriyordu. Petrol fiyatlarının artmasıyla kendi öz kaynakları kısıtlı olan gelişmekte olan ülkeler, enerji ithalatına daha çok para ayırmak zorunda kalacaklardı. Bu durum dış ticaret açığı vererek ekonomik krize girmelerine neden olacaktı. İşte petrodolarlar bu ülkelere borç olarak verilecek, ülkelerin gelişmesi yavaşlatılırken daha sonra borcunu ödeyemeyecek duruma gelenlerin kaynaklarına el konulacaktı.

ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve İsrail Savunma Bakanı Moshe Dayan, Yom Kippur Savaşını tezgâhladılar. Tezgâha gelen Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ile Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, Yahudilerin en büyük bayramı Yom Kippur günü, 6 Ekim 1973’de İsrail’e saldırdılar. Tabi ki ABD’nin desteğiyle savaşı İsrail kazandı. Ama savaş sonrası Suudi Arabistan liderliğindeki Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC), İsrail’e yardım ettiği gerekçesiyle 17 Ekim’de başta ABD olmak üzere, Batı Avrupa ülkeleri ve Japonya’ya petrol ambargosu başlattı. Ambargoyla birlikte petrol fiyatları hızla yükselmeye başladı. 1973’de 3 dolar civarında olan ham petrolün varil fiyatı, 1980’lere geldiğinde 40 dolara yaklaşmıştı.
Gelişmiş ülkeler, petrol fiyatlarındaki artışı ihraç ürünlerine yansıtarak durumu idare ederken, gelişmekte olan ülkelerin tamamı planlandığı gibi 1974 yılından itibaren krize girmeye başladı. Türkiye de bu ülkelerden biriydi. Ankara, aynı yıl Kıbrıs savaşının da etkisiyle yeni oluşan petrodolar piyasasında kısa vadelerle borçlanmaya başlamıştı. 1977 yılına gelindiğinde Türkiye, ihracattan elde ettiği gelirin % 82’sini enerji ithalatına ayırır olmuştu. 1979’da İran devrimiyle petrol fiyatlarının tavan yapması, Türkiye’yi borçlarını ödeyemez duruma düşürdü. Bu dönemde Ankara 7 başbakan, 7 hükümet değiştirdi ama hiç biri soruna çare olamadı. GerekIMF, Dünya Bankası, OECD gibi uluslararası kuruluşlar, gerekse ABD ve Almanya gibi zengin ülkeler, Ankara’ya yardım etmek istemiyordu. Bunun bir sebebi olmalıydı!...

1979-1982 yılları arasında kadar geçen sürede Türkiye, Meksika, Brezilya ve Polonya gibi petrodolar piyasasından borçlanan birçok ülke borçlarını ödeyemez duruma düştü. Borç veren bankalar (Barclays Bank, Citibank, Chase Manhattan, Morgan GuaranteeTrust, Union Bank of Switzerland, theSwissBanking Corporation, Deutsche Bank andDresdner Bank vb…) paralarını geri alamayınca yeni oluşmaya başlayan petrodolar piyasası çöktü. Paraları tahsil etmenin tek yolu vardı; “24 Ocak Kararları (1980)”.

24 Ocak Kararları
Ülkeler tek taraflı yabancı sermayeye açılacak; yabancı sermayenin kâr transferlerine kolaylık sağlanacak; tarım, ticaret ve sanayide ulusal hedeflere ulaşmak için yapılan kalkınma planlarından vaz geçilecek; günlük kur uygulamasına geçilerek milli paranın sürekli değer yitirmesi sağlanacak (devalüasyon); Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) özelleştirilecek; kamu yatırımları kısılacak; ücret artışları düşük tutulacak; milli kambiyo rejiminden vazgeçilecek; ithalat serbest bırakılacak,kotalar kaldırılacak;temel ürünlere destek fiyatı (sübvansiyon) uygulanmayacak; tarım ürünlerindeki taban fiyatı sınırlanacak vb…

12 Eylül darbesi
Benzer dayatmaları hiçbir hükümet kabul etmemişti. Bu kararların demokratik ortamda uygulanması mümkün değildi. Çare bulundu; darbe. 1979’dan itibaren CIA, Türkiye’de Gladyo ile birlikte darbeyi tezgâhlamaya başladı. Aynı silahla hem sağcı, hem solcu öldürülüyordu. Bu arada Kenan Evren ve arkadaşları darbenin olgunlaşmasını bekliyordu.
1971–1973 yıllarında ABD'de Dünya Bankasında yetiştirilen Turgut Özal, göreve gelince ne yapacağını iyi öğrenmişti. Başbakanlık Müsteşarı olduğunda, IMF yetkililerinin danışmanlığında kendine yakın küçük bir ekiple,24 Ocak Kararlarını hazırladı. Ve ilk olarak programı 8 Ocak’ta Genelkurmay’a gidip komuta heyetine ayrıntılı bir şekilde arz etti. Askerlerin takdirini kazanmıştı! 24 Ocak kararlarından 9 ay sonra,hazırlanan darbe,12 Eylül 1980’de gerçekleşti.CIA'nın istasyon şefi Paul Henze'nin değimiyle "bizim oğlanlar başarmıştı."

Grevde olan 54 bin işçi greve son verdi; 352 bin kişiyi ilgilendiren toplu sözleşme görüşmeleri son buldu; enflasyon %130 olmasına rağmen işçi ve memur maaşları donduruldu, 23 binin üzerinde dernek ve sivil toplum örgütü kapatıldı. İşkenceler vesaire derken 24 Ocak Kararları hiç kimsenin gıkı çıkmadan harfiyen uygulandı.

Zannetmeyin darbe sadece Türkiye’de oldu. Bir yıl sonra aynı darbeyi Polonya yaşadı. 24 Ocak kararları krize giren gelişmekte olan ülkelerin tamamında baskıcı rejimler vasıtasıyla bire bir uygulandı. Ülkelerin tamamı, milli kalkınmayı öngören devletçilik sisteminden koparılarak, küresel sermayenin arka bahçesi yapıldı. Bir başka değişle gelişmekte olan ülke konumuna mahkûm edildi. Borç batağında, faiz sarmalına sokulan ülkeler, halen birer inek gibi sağılmaya devam ediliyorlar.

Türk-İslam Sentezi tuzağı
12 Eylül darbesi, ülkeyi gelişmekte olan ülke statüsüne mahkûm etmenin yanısıra bir başka belayı daha başımıza musallat etti; Türk-İslam sentezi.
ABD, “Yeşil Kuşak Projesi” kapsamında 1979 yılında Sovyetler Birliğini Afganistan’da din savaşına sokarak yıpratma politikasına hız vermişti. Washington, Sovyetlerin güneye yayılmasını önlemek için geliştirilen Yeşil Kuşak Projesinde Türkiye’nin Müslüman kimliğini ön plana çıkarmasını istiyordu. Bu fikre Kenan Evren liderliğindeki Milli Güvenlik Konseyi sıcak baktı. Onlara göre komünizm tehlikesinin önüne geçecek, tekrar sağ-sol çatışmasını yaşamamızı engelleyecek Türk-İslam sentezine sahip apolitik gençlikti. Bu kapsamda Cunta radikal olmayan siyasal İslam’a yeşil ışık yaktı.

O dönemde darbe destekçilerinin başında Fetullah Gülen geliyordu. Cemaate ait Sızıntı dergisindeki başyazısında Gülen; “Ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz… Evren bu hareketiyle cennetliktir” diyordu. Darbe sonrasında Cunta taraftarı, sol ve İran karşıtı duruşu ve sonrasında kendisine verilen Türki Cumhuriyetlere Müslüman Misyonerliği yapma göreviyle Fetullah Gülen Cemaati hızla büyümeye başladı.

Diğer yandan isim babalığını Necip Fazıl Kısakürek’in yaptığı Aydınlar Ocağı da, Milli Güvenlik Konseyi tarafından ciddi şekilde desteklendi. Türk-İslam sentezinin üreticisi, Nakşibendi tarikatıyla bağlantılı olduğu bilinen ve Aydınlar Ocağının önemli figürlerinden İbrahim Kafesoğlu, 1983’te Kenan Evren tarafından Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna atandı. Yine 1983’te YÖK’ün kurulmasıyla, buralardaki kadrolara Aydınlar Ocağı ile ilişkili akademisyenler tayin edildi.

Cuntanın bu politikası sayesinde bugün Tayyip Erdoğan’lar iktidara gelebildi. Günümüzde Genelkurmay da dâhil olmak üzere,siyasetten bürokrasiye, yargıdan üniversitelere kadar devletin her kademesine bu kadrolar hâkim. Ne yazık ki bu kadrolar, her geçen gün İslam’ı daha fazla istismar ederek, Türkiye’yi üçüncü dünya ülkesi konumuna sürüklüyorlar.
Bu manada bu kadrolardan hiç biri Kenan Evren’e küfür etmesin. Bana sorarsanız cenaze töreninde top arabasının sağında Erdoğan, solunda Gülen yürüsün. ABD Büyükelçisi de en önde Evren’in resmini taşırsa iyi olur!...

Osman Başıbüyük
[email protected]

 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
osman gunduz - 2 yıl önce
tum yazi muhtesem, final ise gozyasartici tesekkurler sn basibuyuk
Avatar
Ercan Caner - 2 yıl önce
harika bir değerlendirme olmuş, kalemine sağlık.
Avatar
emin - 2 yıl önce
cemaate ait sızıntı dergisindeki başyazısında gülen; ümidimizin tükendiği yerde, hızır gibi imdadımıza yetişen mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz evren bu hareketiyle cennetliktir” yazan dergiyi yayinlayabilirmisiniz.