banner863

“General” ve “Bir Komutanın Not Defteri”


Ahmet Yavuz

Ahmet Yavuz

11 Şubat 2015, 15:39

 Bu yazıda, E. Hava Pilot Tümgeneral Yalçın Ergül’ün Silivri sürecinde yazdığı, “General” ve daha sonra kaleme aldığı “Bir Komutanın Not Defteri” adlı kitaplarından bahsedeceğim.

Sayın Ergül’ü önceden de tanımama rağmen birlikte geçirdiğimiz tutukluluk devresi, kendisini daha yakından tanımama zemin hazırladı. Ve bu tanışıklıktan hem büyük bir mutluluk duydum hem de her temasımız sonucu kendimi daha zengin hissettim.

Zengin hissettim, çünkü az kişide rastlanabilecek bilgi birikimi, felsefi derinlik, toplumcu kavrayış, sorgulama becerisi, onurlu bir subay duruşu ve saygın bir olgunluk… Hepsi bir aradaydı. Bildiği konuları bile dinlemedeki sabrı, iletişim becerisine ayrı tat katıyordu.

Silivri Cezaevi’ne Silivri’den gönderdiği General kitabını elime aldığımda bırakamamıştım.

Kitap, Cumhuriyetçi bir aydının haykırışını dillendiriyor…

Ele aldığı konular geniş bir yelpaze oluşturuyor: TSK’nin yeri ve öneminden, bunu kavrayamayanların yetersizliklerine… Olması arzu edilen demokratik toplum kurallarının işlemesinin önüne konulan engellerden, milli güvenlik konularında bilgisizce yapılan değerlendirmelerin genel kabul görmesine duyulan isyana… Bu bağlamda siyasi iradenin demokratik kontrol sorumlulukları ve sınırlamalarından, orduya yöneltilen saldırının bir subayın iç dünyasında yarattığı yıkıntıya ve buna karşı dik duruşun kaynaklarına… Ailelerin bu süreçte içinden geçtiği ateş çemberinden, her kesimden hainlere karşı duyulan öfkeye, silah arkadaşlığının ulviliğinden nasiplenen ve bundan yoksun kalanlara…

Roman tarzında yazılan kitap, Balyoz davası ekseninde kurulan tertibi bütün boyutlarıyla anlatmakla kalmıyor; toplumun meseleye duyarsızlığına, TSK komuta kademesinin çapsız yaklaşımlarına, geçmişte yapılan hataların getirip dayattıklarına ve kendimizi halka anlatmanın zorluklarına kadar birçok konuyu başarıyla irdeliyor.
Romanın kahramanı Gökalp’e söylettiği şu ifadeler derslerle dolu:

“İnsanlar bunlara inanıyor-Darbe söylentilerini kastediyor- çünkü bize olan güvenlerini daha önceden sarstık biz. Bunu bilenler şimdi bizleri itibarsız hale getirmek için bir altyapı olduğunu gördüler. İlki, biz şu pis savaşı-Güneydoğu vurgusu- otuz yıldır bitiremedik. Şimdi bana bunun sebebi biz değiliz, bize ve millete tam kararlılıkla imkân vermeyen siyasiler diyeceksiniz. Tamam, öyle olsun, ama millet içten içe, nasıl olur koskoca ordu şu işi bitiremez diyor. Çünkü bu olayda bizi önde görüyor. İkincisi biz türban olayında doğru tespit yapmış olabiliriz, bunu bazı kesimler siyasi bir alan olarak görüyor, doğru. Ama türban olayında yanlış uygulamalara saptık. Bu da milletin bizim hakkımızdaki düşüncelerini değiştirdi. En azından kafaları karıştı insanların. Kadın meselesi tüm dünyada, tüm inançlarda hala netameli bir konu. En gelişmiş toplumlarda da şu ya da bu sosyolojik fenomenin altında kadına karşı takınılan tavırlar var. Bu alanı iyi yönetmeliydik. Şehit törenlerinde türbanlı annenin elini öpüp yemin törenlerinde ise kışlaya almamak! Üçüncüsü bence çuval olayı. Bu millet, başına çuval geçirildiğinde buna hemen tepki veremeyen Orduyu sevmez arkadaş. Karşılığında ne yaptık? Hadi arazideki asker ihanete uğradı, karargâh neredeydi kardeşim! İşte bu üç sebepten şimdi hakkımızda söylenen ne varsa, olabilir, diyor.” ( s. 101 )
NATO Ordusu-Milli Ordu ikilemi, bu bağlamda emperyalizmin oyunları doğru tahliller içeriyor ama çuvaldızı kendimize batırmaktan geri durmuyor. Cumhuriyet aydınına ağır eleştiriler var. ( s. 281 )

Terfide liyakat, subay eğitimi, siyasetin ordu üzerinde etkisinin olası tahribatı ve inisiyatif kullanma olgusu birlikte sorgulanıyor. ( s. 283 )
General ve esir general ikileminin ruhunda yarattığı anaforun ve çekilen ıstırapların acısını hafifletmenin çaresini bulmuşa benziyor: “Sadece Türk demokrasisi için tahammül ediyorlar.” ( s. 294 )

Kitapta, Mevlana’dan Nietzche’ye geniş bir yelpazede ama yaşananlar ışığında ayrıntılı çözümlemeler yer alıyor ve bunlar sosyolojik derinleşme yetersizliğine ışık tutuyor. ( s. 304 vd. )

Ama en önemlisi, Sun Tzu’dan Clausewitz’e stratejiye ilişkin yaptığı vurgular ve elbette cesaret konusunun Ordu’nun strateji üretememesine etkileri… Askerin demokratik kontrolüne ilişkin gözlem ve çözümlemeler. ( s. 334 vd. )

Kitabı bitirdiğimde, hızla aklımdan şunları geçirdiğimi hatırlıyorum:

-Bu derinlikte bir kitabı aramızdan kaç kişi yazabilirdi? Az kişi olduğu açık. Onlardan birisinin Yalçın Ergül olduğundan emindim. Şaşırmadım. Kitabı çok beğendim. Kendisini kutlamalıyım.

-Ele alınan konuların çeşitliliğinin ve roman tarzında yazılmasının övgüye değer olması ve bir generalin entelektüel zenginliğinin saygı uyandırması.

-İçinde evreni, dünyayı, yaşamı, fiziği, maddeyi, maneviyatı, toplumu, bireyi, disiplini, kültürü, devrimi, evrimi, özgürlüğü, kadının yerini, sivil-asker ilişkilerini sorgulayan, çıkarımlarda bulunan bir insanın iç hesaplaşmasını mükemmel olarak yansıtması.

-Eleştiri ve özellikle özeleştiri ihtiyacını karşılayarak önemli bir boşluğun doldurulmasına katkı sağlayacak olması.
Ergül bu kitapla yetinmedi. Bir Komutanın Not Defteri adlı bir başka eseri daha kazandırdı yazın hayatımıza. Hatta bir üçüncüsünün yolda olduğunu öğrenmekten çok mutlu olduğumu ifade etmeliyim.

İkinci kitap da çok özlü yazılmış. Ordunun önemini kavratan boyutuyla öne çıkıyor.

Clausewitz’in “Savaş barışın başka vasıtalarla devamıdır” şeklindeki deyişine karşı çıkış anlamlı bir tartışmayı alevlendirmeye aday.
Ordu’da ortak akıl üretme konusundaki sorunları ele alıyor.

General romanında sorguladığı konuları kristalize hale getiren çözümlemelere yer veriyor.

Çok beğenerek okudum.

Ancak şunu sormadan edemedim:

Yazar, ilk kitapta da dikkatimi çektiği üzere, devlet kavramını klasik bir asker gözüyle ele almamış mı? Cumhuriyetçi idealizm kendisini fazlasıyla hissettirmiyor mu? Belki biz subayların yüceleştirdiği devletin, sınıfsal boyutlarına da temas etse daha iyi olmaz mıydı?

Çünkü kabul etmesek de, cezaevindeyken, bizim daha önce hizmet ettiğimiz devlet ile bizleri sahte belgelerle mahkûm ettiren devletin aynı olduğu zannıyla uzun süre kendimizi kahrettik.

Oysa biz, hem Cumhuriyet devrimiyle kurulan devletin yaşadığını varsayarak hem de karşı devrimle yeni kurulan devletin bizi yargıladığı temel gerçeğini yok sayarak iki defa yanılgı içindeydik.

İkinci kitapta dikkatimi çeken diğer bir konu, stratejiye aşırı önem verilmesi ve bu önemin komutanın karakteri konusunu gölgeleyecek denli öne çıkarılmasıdır.
Her iki kitabın da özümsenerek okunmasını öneririm; özellikle komutanlık yapanlara ve Ordu’yu demokratik olarak kontrol edenlere ya da ettiğini sananlara.
Ayrıca kendilerini özgürlükçü olarak nitelendirseler de hakikat, vicdan ve adalet gibi değerlerle hiçbir bağı gözlenmeyen liberallerin ve Balyoz vb. davalarda rol üstlenen savcı ve yargıçların arkasında durma erdemsizliğini gösterenlerin okuması gerekiyor. Bir kısmını anlamayacak olsalar da…

Sayın Yalçın Ergül’ün eline sağlık. Kendisini kutluyorum.

Ahmet YAVUZ
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.