Asansördeki kaderimiz

On canımızı asansörde kaybettik. Canları 36. kattan kazasız belasız indirmek için yapılan inşaat asansörü, öldüren asansör oldu.

Asansördeki kaderimiz

On canımızı asansörde kaybettik. Canları 36. kattan kazasız belasız indirmek için yapılan inşaat asansörü, öldüren asansör oldu.

NEREDE DEVLET NEREDE HÜKÜMET

Sağ kalan işçiler, "Nerede devlet nerede hükümet" diye feryat ediyorlar.

İşçiler sonuna kadar haklı: Sorumlu hükümettir ve devlettir.

Yıldırım Koç arkadaşım sağolsun beni bilgilendirdi. 2012 yılında çıkan 6331 Sayılı Yasa, işyerlerinde güvenlik için sorumluluğu teknik adamların üzerine yıktı. Böylece hükümet ve sermaye sahibinin güvenliği sağlanmış oldu. İşyerinde can güvenliğini sağlamak için düzenlenen yasa, hükümetin ve patronun güvenliğini sağlıyor. Kuşkusuz amaçları, sermayenin kuralsız büyümesidir. Burada anahtar kavram, kuralsızlıktır, sınırsızlıktır; yoksa "özel kâr hırsı" değildir.

ÖZEL KÂRIN TARİHSELLİĞİ

Her iş kazasından sonra, "özel kâr hırsı"nı sorumlu ilan ederseniz, grizular patlamaya ve asansörler düşmeye devam edecektir. Çünkü "özel kâr hırsı"nın kaldırılacağı bir aşamada değiliz. Özel kârın temeli, özel mülkiyettir. "Özel kâr hırsı" özel mülkiyet sisteminin ortadan kaldırılmasıyla son bulur. Özel mülkiyetin kalkması ise, malların herkesin ihtiyacına yetecek kadar bol üretildiği bir toplumsal-ekonomik sisteme ulaştığımız zaman mümkündür.

ÖZEL KÂRIN BİNLERCE YILLIK MACERASI

"Özel kâr", büyük ırmak boylarında bir üretim fazlasının oluşmasıyla binlerce yıl önce Mezopotamya'da, Çin'de, Mısır'da, Hint'te ortaya çıktı. Zenginlikler, "özel kâr dürtüsüyle" yaratıldı. Uygarlıklar, "özel kâr hırsıyla" kuruldu. Kapitalizm, özel mülkiyetin en geliştiği coğrafyalarda, girişimcinin özel kâr amacıyla ilerici bir işlev gördü, milli devletleri kurdu, demokratik devrimleri başardı ve Sanayi Devrimi'ni gerçekleştirdi.

Emperyalizm döneminde artık o ilerici işlev kalmadı. Emperyalizm, bugün mafyalaşan tekellerin sistemi olarak aynı zamanda serbest rekâbeti ve özel kâr sistemini tasfiye etmektedir. ABD'nin dünya ölçeğindeki Dolar Saltanatı, kapitalizmin temelindeki eşdeğerlerin değişimi yasasını, rekâbetin temelini, piyasayı, ve Ezilen ve Gelişen Milletlerin özel mülkiyetini tasfiye etmektedir.

TÜRKİYE'YE GELİNCE


Türkiye'nin önündeki aşamada özel mülkiyetin kaldırılması diye bir program bulunmuyor. Bulunamaz da! Çünkü özel mülkiyet, çiftçiden esnaf, zanaatkâr ve millî sanayicimize kadar toplumumuzun büyük çoğunluğunun mülkiyetidir. Hatta özel mülkiyet, işçilerimizin büyük çoğunluğunun da mülkiyetidir.

Bugün bu sınıfların ekonomisini hedef alarak çözebileceğimiz hiçbir sorun yok. Tam tersine onların özel mülkiyetlerine elkoyan, bugünkü Mafya-Tarikat rejimidir. Önümüzdeki krizde bunu çok çarpıcı ölçülerde yaşayacağız.

Devrim programları, toplumların nesnel süreçlerinin önündeki sorunları çözer. Miadı dolmayan "özel mülkiyeti" kaldırma iddiaları, çocukçadır.

O nedenle sıradan işçiler, gerçekler zemininde bağırmaktadırlar: Nerede hükümet, nerede devlet!"

KARMA EKONOMİNİN EŞİĞİNDEYİZ

Türkiye kamu ekonomisi ile özel kâr ekonomisinin uyum halinde işleyeceği bir sürecin eşiğine gelmiştir. Uyum, bütün milletin çıkarları zemininde kurulacaktır.

Özel çıkar, kamu çıkarına aykırı olamaz. İşçinin canı, özel çıkara feda edilemez. Özel kâr amacıyla üretim yapan girişimler olacaktır ama o girişimler, işyerinde can güvenliğini sağlayacak önlemleri almakla yükümlüdür. Hükümet bundan sorumludur. Devletin koyduğu Çalışma Hukukunu uygulamak, sermaye sahibinin omuzlarındadır. Devlet, bu açıdan patronu denetlemek ve yaptırım gücünü kullanmak durumundadır. Devlet ve patron, sorumluluğu teknik adamların üzerine yıkıp sorumluluktan kurtulamaz.

ÇÖZÜMSÜZLÜKTE ÇIRPINMAK


Günümüzde iş kazalarını önlemek için özel kâr sistemine yuh çekmek, aslında çözümsüzlük içinde çırpınmaktan başka bir şey değildir. Ne Soma'da, ne Ali Sami Yen stadının önünde, "özel kâr sistemi" aleyhine nutuklar atarak işçileri toplayamazsınız ve mücadeleye yöneltemezsiniz. Çünkü o işçi, "özel kâr" sisteminin sonunun gelmediğini bilmektedir. Bu nedenle devletin, hükümetin ve belediyenin yakasına yapışıyor. Çözümü özel mülkiyetin denetlenmesinde arıyor.

ÖZEL KÂR HIRSI VE KADER


İşyeri kazalarında "özel kâr sistemini" sorumlu tutmak ile bu kazaları kadere bağlamak arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü her iki anlayışta da, yakasına yapışacağınız bir devlet, bir hükümet, bir patron bulunmuyor.

Kaza sözcüğü, zaten kader sözcüğünden geliyor. Arapçada her iki sözcüğün kökü aynıdır ve oradaki D ile Z sesleri DZ sesidir.

İş kazası kader ise, Allahtan başka kimseye yakınamazsınız.

İşyeri kazası, "özel kâr hırsı"ndan geliyorsa, yine çözümü Allahtan başka hiçbir kudrete havale edemezsiniz. Çünkü Türkiye'nin önünde bugün özel mülkiyet sisteminin kaldırılması diye bir çözüm bulunmuyor.

Türkiye, Milli Demokratik Devrimi tamamlamak, Altı Ok Programını hayata geçirmek ya da Karma Ekonomi diyebileceğimiz bir çözümün eşiğine gelmiştir.

Asansörün ipi ve bağlantılarının sağlam olması, Allahın değil, hükümetin ve patronun sorumluluğundadır. İşyeri güvenliğinden sorumlu teknik adamları denetlemek, hükümetin ve patronun görevidir.

Doğu Perinçek
Aydınlık / ROTA

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.