"Bağımsız Sosyalist Aydınlara" Birkaç Soru II: Bilmek Yapmak Değil Midir?

"Bağımsız Sosyalist Aydınlara" Birkaç Soru II: Bilmek Yapmak Değil Midir?

 Geçen yazımızda “bağımsız sosyalist aydın” meselesine bir girizgah yapmıştık. Bilimsel sosyalizmin temel tezleri ile “bağımsız” ya da “örgütsüz” sosyalist/komünist olunabilir mi, basitçe bir izaha giriştik. Devam edelim.

“Bağımsız Sosyalist Aydının” Klişeleri ve Özellikleri
Malum zat-ı muhteremlerden “Bağımsız bir devrimci stratejiyi inşa etmek”, “Yükselen diktatörlük tehdidine karşı acil bir anti faşist cephe kurulmalı”, “…yaşanan bu saldırıya karşı vakit kaybetmeksizin eylem birliği yapılmalı” vb. minvalindeki çıkışları sık sık duyuyoruz. “Bağımsız sosyalist aydın” kah gazetedeki köşesinden kah sosyal medya hesabından ve eğer fırsatını bulurlarsa da TV ekranlarından benzer klişeleri dile getirir. Akabinde, yaptığı “devrimci” çıkış, muhtelif sol/sosyalist ve ilerici çevrelerin genç militanları tarafından alkışlanınca işini tamamlamış olur. Sorumluluğu bu kadardır. O toplumun ileri kesimlerinin alkışlarıyla yaşar.“Bağımsız sosyalist aydın” bu tutumuyla klasik bir burjuva aydını kadar da kibirlidir. Fikirleri ziyadesiyle değerlidir. Zaten fikirleri pek “değerli” olduğu için örgütlü olup ta “fikirlerine pranga vurdurmak” istemez.

Kolektifin Bir Parçası Olamama Durumu
Devrimci kolektifin(partinin) bir parçası olmak malum zevatı boğuyor. Zira; “bağımsız sosyalist aydın”, devrimci partinin çoğunluğunun ikna olduğu ve devrimci partinin önderliğinin aldığı bir karar, kendi hoşuna gitmeyecek ya da kitlelere anlatmakta zorluk çekeceği bir karar olursa ne yapar((!)
Devrimci parti, emperyalist kapitalizmle ve ortaçağ gericiliği ile savaşmak için ihtiyaç olan öncü müfrezedir. İki asra yakındır süren işçi sınıfının ideolojik/politik davasında, devrimci kolektifin(partinin), komünist bir dünya kurma mücadelesinde belirleyici ve tarihsel bir özne olduğu, tartışılması bile afaki olan bir gerçektir. Marks, Fransız Üçlemesi’nde baştan sona devrimci parti meselesinin belirleyiciliğini temellendirir. Bu nedenle devrimci partinin; devrimci disiplini, hiyerarşisi ve merkezi vardır. “Bağımsız sosyalist aydın” disiplin gibi bir “biat etme” saçmalığına boyun eğmez(!). Keza, “bağımsız sosyalist aydın” devrimci kolektifin aldığı “saçma” bir kararı savunma yükümlülüğünün altına da girmez.

Bilmek Yapmaktır
Yapmak eylemi, bilmek eyleminin gerçekle buluşma pratiğidir. Bu anlamda bilmek eylemi, hayata müdahale edebildiği ölçüde bir anlam ifade ediyor. “Bağımsız sosyalist aydın”a göre bilme eylemi ile yapma eylemi arasındaki diyalektik ilişki kopuktur. Nihayetinde “bağımsız sosyalist aydının” politik tavrı pratik anarşizme çıkmaktadır. “Yaşam” alanından/fanusundan çıkıp, yapma eylemine geçmek; örgütlü olup görev almak “bağımsız sosyalist aydın” açısından “kendisini sınırlandırmasıdır”.
Örgütlü olmak, emekçi halkla temasa geçip, emekçinin devrim ve sosyalizm mücadelesine katılması için ikna etme uğraşıdır. Örgütlü olmak, emekçi halka ve onun aydın birikimi olan devrimci partiye hesap verebilmektir. Ama bunlar gelir mi “bağımsız sosyalist aydına”? Bunlar zor işler! Ya o pek değerli fikirleri ve kibri ne olacak(!) Devrimci kolektif ya da parti, işçi sınıfı devrimcisi için aynı zamanda bir kibir törpüleme mekanizmasıdır. Ama “bağımsız sosyalist aydın” eleştiriye tahammül etmez. Daha doğrusu eleştirinin doğuracağı yaptırım gücüne tahammül edemez.



Ağaç Kavuğundan Mı Çıktılar?
Somut bir soruyla devam edelim: “Bağımsız sosyalist aydının” bir kökü yok mu? Ağaç kovuğundan mı çıktı? Ya da gökten mi indi? Kısacası; sosyalizmi nereden öğrendi?
Marksist bilgi teorisi toplumsal pratiğe dayanır. Örgütlü olmadan sosyalist olma deneyimi de haliyle imkansızdır. Dolayısıyla “bağımsız sosyalist aydının” da günün birinde sosyalizmi “öğrendiği” bir örgütü vardı. Bilimsel sosyalizm elbette pratik dışı, yalnızca kitabi bilgiye dayanarak ta öğrenilebilir. Ama sosyalizm mücadelesi ya da sosyalist olmak bir pratik mücadele meselesidir. Mücadele ya da pratik dışı bir öğrenme yöntemi yoktur.
Bilinç; fiziksel, zihinsel ve toplumsal eylemlerimizin bir sonucu olarak biçimleniyor. Ayrıca bilinç, her geçen zaman yeniden biçimlenir ve bir süreçtir. Sosyalist olmak bir bilinç halidir ve her bilinç halinin doğası gereği olmazsa olmaz gereklilikleri vardır. Sosyalist bilincin olmazsa olmaz gerekliliği ise örgütlü olmaktır.

Piyasa “Sosyalizmi”
Bildiğiniz üzere piyasa, uygarlık tarihiyle denk yaştadır. Toplumda üretim ve bölüşüm ilişkilerinin belirlenmesi zorunluluğu devam ettiği sürece de tarihsel misyonu sürecektir. Yani sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya kurulana dek insanlığın ihtiyacını karşılayacak.
Çağımızda piyasa ilişkilerini emperyalist kapitalizmin temayülleri belirliyor. Emperyalist kapitalizm her şeyi metalaştırıyor. Emperyalist kapitalizm, ekonomik ve askeri olduğu kadar; ideolojik/politik ve kültürel hegemonya da kuruyor. Şimdi burada duralım. İşte “bağımsız sosyalist aydın”, emperyalist kapitalizmin ideolojik/politik ikliminin yarattığı zararsız “sosyalisttir”. Zararsızdır, zira; örgütsüzdür! Emperyalist kapitalizmle mücadele etmek için bir aracı(partisi) yoktur! “Bağımsız sosyalist aydın”, emperyalist kapitalizm açısından ve ortaçağ gericiliği açısından makbul olan ve bulunmaz bir “sosyalisttir”. Sonuç olarak “bağımsız sosyalist aydının” bir piyasa değeri vardır. Şimdi hakir gördüğü örgütlü mücadelenin içindeyken öğrendikleri artık onun sermayesidir. Piyasa da ise işte fikirleri satar. Örgütsüzdür ama örgütlere akıl verir.
Belki günün birinde o çok “değerli” fikirleri sayesinde ömrü boyunca eleştirdiği bir düzen partisinden milletvekili bile olabilir. Olan budur.
Sözlerimizi Marks ve Engels’in Alman İdeolojisi-Feuerbach Üzerine Tezler isimli eserindeki meşhur 11.tez ile bitirelim:
“Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.”


Kerem Yıldırım
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.