Çuval davası ertelendi

Çuval davası ertelendi

12 Kasım 2014 tarihinde İstanbul Eminönü’nde Amerikan askerinin başına çuval geçiren 12 TGB üyesinin yargılandığı davada 4. celse görüldü. Kararın açıklanması beklenen duruşma, yeni dilekçeler sunulması dolayısıyla 6 Mayıs 2016 tarihine ertelendi.

4 Temmuz 2003'te Irak'ın Süleymaniye kentinde Amerikan askerleri, Özel Kuvvetler Komutanlığı'na bağlı subayların bulunduğu karargaha baskın düzenlenmiş, Türk askerlerini başına çuval geçirerek gözaltına almış ve sorgulanmak üzere Bağdat'a götürülmüşlerdi.



Türkiye Gençlik Birliği üyeleri ise, Karadeniz’de yapılan NATO tatbikatından dönen ve İstanbul Sarayburnu’nda bağlı bulunan 71 borda numaralı USS ROSS adlı ABD savaş gemisinin askerlerinin başına çuval geçirmişti. Olayla ilgili, TGB Genel Başkanı Çağdaş Cengiz de dahil olmak üzere 12 kişi gözaltına alınmıştı.

12 TGB üyesi hakkında ‘‘hakaret, yaralama, mala zarar verme, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet’’ suçları iddiasıyla dava açılmıştı. Davanın 4. duruşması bugün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Kararın açıklanmasının beklendiği dava, yeni dilekçeler sunulması dolayısıyla 6 Mayıs 2016 tarihine ertelendi. 6 Mayıs’ın , 6. Filoyu protesto eylemlerine önderlik eden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği tarihin yıldönümü olması dikkat çekiyor.



Duruşma sonrası açıklama yapan Türkiye Gençlik Birliği Genel Başkanı Çağdaş Cengiz, Amerikan emperyalizminin karşısında geri adım atmayacaklarını belirterek şunları söyledi:

"Kararın açıklanmasını beklediğimiz dava yeni dilekçeler nedeniyle 6 Mayıs 2016 tarihine ertelendi. Bu tarih bizim için çok önemli. 1972 senesi 6 Mayıs’ında Denizlerin, üç fidanın toprağa verildiği güne çuval davamız ertelendi. Biz çuval geçirme eylemini ABD emperyalizminin ülkemiz ve bölgemizdeki cinayetlerine, katliamlarına, aşağılamalarına karşı insanlık onuru için yaptık. Atatürk gençliği, her zaman ve nerede olursa olsun emperyalizmin başına çuvalı geçirir. Bugün Amerika’nın bölücü örgütleri ile uğraşıyoruz. PKK’dan insansız hava araçları, silahlar çıkıyor. İncirlik Üssü’nde IŞİD’in kullandığı arabalar çıkıyor. Bizim kişisel hiçbir çıkarımız yok. Bizler, Amerika’nın paralı askerlerine, kanlı postallarına bu topraklarda izin vermeyeceğiz."

SAVUNMA

73. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ
İSTANBUL

DOSYA NO: 2014/861 E.

SANIKLAR : Uğur Aytaç
Uğurcan Yardımoğlu
Mahir Ege Şimşek
Sabih Güner
Erkan Büyük
Elif İlhamoğlu
Ramazan Erkin Öncan
Çağdaş Cengiz
Ersoy Irşi
İbrahim Okan Özkan
Orkun Yıldız
Basri Erol Kızıldenizli

VEKİLLER : Av. Tayfun Taşlıoğlu

KONU : Esasa ilişkin savunmalar

AÇIKLAMALAR

A. Olayın Gelişimi ve İddianamenin Değerlendirilmesi
Kovuşturmaya konu 12.11.2014 tarihinde Eminönü'de anayasal ve demokratik hakkın kullanılmasından ibaret hukuki sınırları aşmayan barışçıl bir gösteri nedeniyle 21.11.2014 tarihinde iddianame düzenlenmiş ve kovuşturma safahatına geçilmiştir.
Olay ABD Donanmasına ait USS ROSS savaş gemisinin 11.12.2014 tarihinde demirlemesinin ardından müvekkiller 12.11.2014 tarihinde

- Türk karasularında ve tarihi anlamı olan Boğaziçi'de yabancı savaş gemisinin demirlemesini

- ABD'nin 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye'de görevli Türk askerlerinin başına çuval geçirme eylemi gibi düşmanca faaliyetlerini

- ABD'nin bölücü terör örgütü PKK ve PYD'ye silah sağlaması ve verdiği destek ile milli birlik ve bütünlüğümüze karşı yaptığı faaliyetleri

- ABD Ordusu'nun Ortadoğuda ve dünyanın diğer bölgelerinde yaptığı katliamları ve hukuksuzlukları

protesto etmek üzere Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyeleri olarak basın açıklaması yapmak üzere toplanmışlardır. Basın açıklamasına gelecek diğer TGB üyelerini herhangi bir olumsuzluğa yol açmamak üzere sevk ve idare etmek, gelecek basın mensuplarına açıklama yapılacak yerde karşılamak üzere küçük bir grup olarak gitmişlerdir.
Ancak basın açıklaması yapılacak yerde USS ROSS gemisinden indiği anlaşılan bir grup askerle tesadüfen karşılaşılmış ve anlık bir şekilde protesto eylemi gerçekleştirilmiştir. İ
İddianame incelendiğinde "organize olarak" yapılmış bir eylem olduğu söylenmişse de böyle bir planlı hareket yoktur, buna ilişkin bir delil de yoktur. USS ROSS gemisinden bir askerin hangi saatte ineceği ya da inip inmeyeceğinin bile bilinemeyeceği açıkken öncesinden "organize" olarak eylemin planlanması mümkün değildir. Bu durum kamera kayıtlarından anlaşılacağı gibi "organize" olduğuyla ilgili bir polis tutanağı ya da tanık ifadesi ve hatta herhangi emare dahi yoktur.
İddianamede ABD askerlerinin "turistik" amaçla bölgede bulundukları ifade edilmiştir. ABD Donanmasına ait, devriye ve istihabarat görevi yapan USS ROSS isimli destroyerin Türkiye açısından milli önem ve hassasiyet bulunan, ABD'nin savaş bölgelerinin geçiş noktasında bulunan Boğaziçi'nde demirlemesini "turistik" amaca dayandırmak ne bizim açımızdan ne de Türk haklı ve dünya kamuoyu açısından kabul edilebilir değildir.
Kaldı ki sözkonusu olan herhangi bir ülkenin savaş gemisi değildir. Türk Ordusunu ve Türkiye'yi sindirmek, bölücü terörün yatağı haline gelen K.Irak'ta mücadelesini etkisizleştirmek ve küçük düşürmek için 2003 yılında Süleymaniye'de Türk askerinin başına çuval geçiren bir orduya mensup muharip bir gücün destroyeri sözkonusudur. O günlerde bu eylemin nasıl infial yarattığı, Türk Milletinin gururunu ne kadar incittiği herkesin malumudur. Bütün bunların yanı sıra elenmiş ve seçilmiş açıklamalar olmasına rağmen 50 sayfa tutan ABD'nin PKK'ya yapılan yardım ve işbirliği açıklamalarını kaynaklarını belirterek dosyaya delil olarak sunmuştuk. Komşumuz olan ülkelerde ve genel olarak Ortadoğu'da milyonlarca Müslümanı katleden bir ordudan bahsetmekteyiz. Son 10 yıl içinde bütün bu katliamlara şahit olan bir gençliğin ABD Ordusunu protesto etmesinden daha doğal ne vardır? Bu protesto sonrasında hangi görüşten olursa olsun görsel-yazılı basın ve sosyal medya hesaplarını incelendiğinde Türk kamuoyunun nasıl destek verdiği ve yüreğine su serptiği anlaşılacaktır.
Bütün bu sayılan nedenlere rağmen yapılan eylemde demokratik ve anayasal sınırları aşan tek bir hareket dahi olmamıştır.
Kamera kayıtları ortadadır.
Eylem başlamadan önce müşteki ABD askerlerine:
- Kişisel olarak onlara karşı bir eylem olmadığını
- Onlara zarar vermeyeceklerini
- Yaptıkları eylemin ABD'yi ve ABD Ordusunu protesto etmek amaçlı bir mizansen olduğu İngilizce olarak açıkça ve sakin bir şekilde anlatılmıştır. Hiçbir saldırganca davranış olmadığı kayıtlarda zaten açıkça görülmektedir.



Yapılan eylem Süleymaniye'de Türk askerinin başına çuval geçirilmesini bir mizansen haline getirip başlarına bir kaç saniye çuval geçirilmesinden ibarettir ve görüleceği üzere tam olarak bu yapılamadığı halde bunu zorlayan bir hareket dahi yapılmamıştır. Buradan yaralama suçu isnadı da aşırı zorlamadır. Arkasından da suyla karışık ve su bazlı iki balon atılmıştır. Kırmızı renkli su haline getirilip ABD Ordusu'nun savaş suçları ve öldürülen milyonlarca insan ve şehit edilen Mehmetçik'in kanı temsil edilmek istenmiştir. Anılan hareketlerle ilgili bir hukuki tartışma bile yapmak gereksiz olduğu halde yine de eylemin hukuksal sınırlar içinde kaldığını açıklayacağız.
İddianame suç isnad ederken bu suçları hiçbir delile dayandırmamıştır, isnad soyuttur. Şöyle ki;
a. İddianamede fail-fiil-suç arasında illiyet bağı kurmamıştır
İddianamede hangi failin hangi fiili ile nasıl sonuca vararak hangi suçu işlediği açıklanma gereği dahi duyulmamıştır. Yargılama iddianamede sayılan fiillerle bağlı ve sınırlı ise açıklanmayan fiilden nasıl bir ceza tesisi mümkün olacaktır? İlliyet bağı kurulmadan suç isnadı CMK ve hukuka aykırıdır.
Suç delilleri açıkça ortaya konmadan, fiiller faillerle ilişkilendirilmeden suç isnat edilmesi savunmayı da kısıtlamakta, doğrudan yöneltilmeyen isnatlarla ilgili savunma yapılmak zorunda kalınmaktadır.
Suç isnatlarından önce teknik olarak iddianamenin kabul edilmesi tarafımızca mümkün değildir.
b. İsnat edilen suçlarla ilgili bir delil de bulunmamaktadır
İddianamede suç delili olarak sadece kamera kayıtları bulunmaktadır.
Kamera kayıtlarından kimlik tespiti yapmak mümkün olmamakla birlikte bazı sanıkların görüntülerin kendisine ait olduğunu ifade etmeleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapıldığında,
- Sanıklardan birçoğu olay yerinde dahi değildir. Kamera kaydı dışında bir delil yokken ve anlatımlarında da olay yerinde olmadığını bildiren sanıklara hangi delille suç isnat edilebilmektedir?
- Kaldı ki istisnasız bütün sanıklara 4 ayrı suç isnadı yapılmıştır. Bu suçlar hakaret, basit yaralama, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama, mala zarar vermedir. Sadece kamera kayıtlarıyla ve bir çoğu o kayıtlarda dahi yokken nasıl aynı şekilde 4 ayrı suçtan cezalandırılma talep edilebilmektedir?
Özetleyecek olursak iddianame torba suçlar haline getirilmiş, delil gösterilmeden, hiçbir illiyet bağı kurulmadan ve lehe olan hiçbir delile dayanmadan hazırlanmıştır, kabul etmiyoruz.

B. Atılı Suçların ve Delillerin Değerlendirilmesi

a. Basit yaralama yönünden
İddianamede basit yaralama suçunun oluştuğu bildirilmektedir.
Halbuki dosyada buna ilişkin hiçbir delil bulunamamış, duruşmalarda da açıkça talep edilmesine rağmen ne bir adli sağlık raporu ne de başkaca bir delil katılanlar tarafından da sunulamamıştır.
Olay günü ifadesi alınan müştekilerin ikisi de "olay esnasında kimse bana ve arkadaşıma vurmadı, yani darp olayına maruz kalmadık, herhangi bir yaram ve berem yoktur doktora gitmek istemiyorum" diyerek yaralamanın olmadığını kendileri beyan etmişlerdir.
Bunun haricinde bilgisine başvurulan ve olaya tanık olduğu ifade edilen bir diğer ABD askeri de "yaralama olayı olmadığını, böyle bir şey görmediğini" açıkça beyan etmiştir.
Özetle,
- Hiçbir adli muayene raporu mevcut değildir!
- Görevli oldukları gemide de tutulan bir rapor yoktur!
- Bizzat müştekiler yaralama olmadığını, darp edilmediklerini söylemişlerdir

Bütün bunlara rağmen başka bir delil yokken basit yaralama suçunun oluştuğu söylenemez.
Kaldı ki 2 kişiye karşı sayıca fazla olan sanıklar yaralama kastıyla hareket etselerdi, bu durumda bariz sonuçları olan ve basit yaralamayla sınırlı kalmayacak sonuçlar doğacağı da hayatın olağan akışı içinde düşünülmelidir.

b. Mala zarar verme yönünden
İddianamede boya balonu fırlatma surtiyle müşteki Hanry'nin çantasının kırmızı olduğundan bahisle mala zarar verme eylemi gerçekleştiğinden söz edilmektedir.
Dosya kapsamında anılan çantayla ilgili hiçbir delil yoktur.
- İki müştekinin ifadesinde de çantanın kirlendiğiyle ilgili bir bilgi, bir emare var mıdır? Hayır!
-Çanta adli emanete alınmış mıdır? Hayır!
- Çanta üzerinde bir inceleme yapılmış mıdır? Hayır!
- Kirlenmenin var olup olmadığıyla ilgili bir rapor, bilirkişi incelemesi var mıdır? Hayır!
- Boya atıldığı ve çantanın kırmızıya boyandığını bir an için varsayalım. Bu gerçekten boya mıdır, yoksa su mudur, yıkanınca çıkar mı yoksa kalıcı mıdır, mal zarar gördüyse bunun derecesi nedir, bunlarla ilgili bir bilgi var mıdır? Hayır!
- Dosyada 12 sanık vardır. Hepsi mala zarar verme suçuyla yargılanmaktadır. 12 kişi bir balonu aynı anda tutarak mı fırlatmaktadır? Bunun haricinde dosyada bir bilgi var mıdır? Hayır!

Bütün bu yoklarla, olmayanlarla, bilinmeyenlerle bir suçlama ve ceza tayini mümkün olabilir mi?
Olan sadece kolluğun hazırladığı imha tutanağıdır. Tutanakta maddenin kimyasal analizlerinin yapıldığı söylenmekte ancak dosyada hiç bir analiz raporu da bulunmamaktadır. Analiz raporu olmadığından maddenin nevi, cinsi belirtilmediğinden buna ilişkin savunma yapmak da, bilirkişi incelemesi talep etmek de mümkün olmayacaktır. Savunma delili olabilecek madde imha edilmiştir. Salt imha tutanağı iddia makamı delili olarak sunulmuştur.

Velev ki bu fiil işlendi, zarar oluştu. Zararın derecesi tayin edilemezken, zarar verilen mal ortada yokken, bir inceleme yapılamazken buna ilişkin nasıl savunma yapılacaktır? Kime atfedildiği belli olmayan, zarar olup olmadığı bile belli olmayan bir isnada karşı savunma yapmak ve buradan ceza tayin edilmesi mümkün müdür?

Kaldı ki eylem ve fail sabit olsa dahi bir cezalandırma mümkün olamazdı.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin içtihat oluşturan bir kararında dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'a domates atılmasıyla ilgili olayda "aşırıya kaçılsa da demokratik hakkın kullanımı" olduğu belirtilerek ceza tayin eden mahkemenin kararını bozmuştu. Kaldı ki eylem ülkenin Başbakanına karşı yapılmıştı. Olayımızda mizansenden öte gitmediği görülen, açık, anlaşılır nedenleri bulunan ve ABD askerine yönelmiş bir eylemden ötürü mala zarar vermekten 2 yıla kadar e hapisle yargılanmak dahi hukuka aykırıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/9-147 E. , 2014/376 K. Sayılı 16.09.2014 tarihli kararında izinsiz gösteride polise TAŞ atan sanıkların eylemini "polise direnen sanığın yaptığı da meşru bir düşünce açıklama eylemi sayılmalıdır" denilerek hukuki sınırlar içinde kaldığı belirtilmektedir.
AİHM'in düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamına ilişkin kararlarında hakkın kapsamına ilişkin "rahatsız edicilik, aşırılık, tahrik etme, kabul edilemez olma, marjinal sayılma" açıkça ifade edilmiştir.
Bir diğer yönü ise boyanın bütün dünyada demokratik protestolarda kullanılmasıdır. Boya, domates, yumurta zarar vermek için değil zarar vermemek adına ve mizansen olarak kullanılan maddelerdir. Bunun cezalandırılması demokratik hakkın hukuka uygun olmayan sınırladırılması anlamı taşıyacaktır.
Bu nedenle mala zarar verme eylemini hiçbir şekilde kabul etmemekle birlikte eylem sabit olsaydı dahi protesto edilen nedenlerin ağırlığı ile yapılan eylemin mizansenden öte geçmeyen fiillerden ibaret olduğu karşılaştırıldığında demokratik hakkın kullanımı ve anayasal sınırların içinde kaldığı açıkça görülecekti.

c. Hakaret yönünden
Hakaret yönünden iddianamede herhangi bir iddia bile yoktur. Bırakalım illiyet bağını bir hakaret fiilinden dahi söz edilmemektedir. Nasıl sevk maddesi olarak yazıldığını anlamak mümkün değildir, sehven yazıldığı kanaatindeyiz.
Yargılama iddianamede sayılan fiillerle bağlı ve sınırlı olmak durumundadır. Bu açıdan hükme esas alınması ve bir ceza tayin zaten mümkün değildir. Mahkemenizce suç emaresi veya delili bulunduğuyla ilgili bir kanaat oluşursa bu noktada sadece suç duyuru yapılabilecektir.
Ancak iddianamede fiil sayılsaydı dahi yine de suçun oluşmamış olduğu, bir hakaretin söz konusu olmadığı açıktır. Görüntülerde anlaşılabilen ve bilirkişi raporunda geçen ifadelerle ilgili bir değerlendirmede bulunacak olursak;
- Müştekilerin ifadelerinde "Amerikan askeri katildir" ifadesinden başka bir söze dahi rastlanmamaktadır.
- Sanıklardan sadece bir kişi, Uğur Aytaç konuşma yapmış, diğerleri konuşmamıştır. Bilirkişi raporunda yapılan çözümlemeden aynen aktaralım:

"Excume me. Youdeclarethatyouarejust a member of the USA Army. Andnow, becausewe define you as murders, as killers. Wewanttoyougetout of land. Weareusingourrightto protest you"
Tercümesi:
"ABD ordusunun bir üyesi olduğunuzu az önce beyan ettiniz. Sizleri (ABD Ordusunu) katil olarak tanımlıyoruz. Ve sizi protesto etme hakkımızı kullanıyoruz"
Bunun üzerine "Yankeegohome" sloganları atılmıştır. Yani "yankee evine dön".
Burada hakaret nerededir? ABD Ordusuna "katil" demek mi hakaret olarak kabul edilmektedir? ABD Ordusunun katlettiği milyonlarca Müslümanı, dünyanın her yerinde işlediği cinayetleri PKK-PYD eline silah vererek şehit ettirdiği onbinlerce insanımızı, Mehmetçiği, mümkün olabilirse eğer, bir an için düşünmeyelim.
Yargıtay içtihatları, ceza hukukunun esasları ve kanunun lafzına bakalım. Hakaret suçu tüzel kişilere karşı işlenebilmekte midir?
Varsayalım doğrudan hedef alınmasalar da bireysel olarak şereflerinin hedef alındığını düşündüler. Açıkça "siz ABD Ordusuna dahil olduğunuz ifade ettiniz, SİZleri katil olarak tanımlıyoruz, sizi protesto ediyoruz" denildiği açıkken şu durumda da hakaret suçu oluşabilir mi?
Tekrar edelim. Bu fiillerin hiçbiri iddianamede sayılmadığından ve hatta hakaret sözcüğü dahi iddianamede geçmediğinden, sadece sevk maddesi olarak isimlerin altına bahsi geçtiğinden ötürü burada bir ceza tayini mümkün olmayacak, karar dahi kurulamayacaktır. Suç unsuru oluştuğu kanaatine varılırsa suç duyurusu bulunulmak dışında bir işlem yapılması ve karar verilmesi mümkün değildir.

d. Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen dağılmama yönünden

İddianamede sanıklar her ne kadar ilgili maddeden sevk edilmişse de iddianamede ihtara rağmen dağılmamadan söz edilmemektedir. Sadece "izinsiz gösteri yürüyüşü"nden bahsedilmektedir.
Olay basın açıklamasından ibarettir. Basın açıklaması da polise amirlerine bilgi verilerek yapılmış, polis tarafından demokratik bir uygulama yapılmış makul süre açıklama yapılmasına izin verilmiştir. Açıklama öncesinde de polis amiri açıklama bitiminde gözaltı işlemi yapacağını belirtmiş, ilgilileri açıklama bitiminde polis aracına davet etmiştir. Açıklama yapan grup da bunu kabul etmiş ve sorunsuz şekilde biten açıklama sonrası gözaltı işlemi yapılmıştır. Burada da bırakalım fiziki direnmeyi, sözlü bir direnme bile ve hatta tartışma bile olmamıştır. Kolluk da uyarıda bulunmaya gerek görmemiş ve fiziki müdahalede bulunmamıştır. O gün bölgede görev yapan kolluk amirleri ve polis memurları huzurda dinlendiğinde bu ortaya çıkacaktır. Kolluk tutanaklarında buna rastlanmamaktadır. Kamera kayıtları ve fotoğraflar incelendiğinde de hiç bir ihtar ve müdahalenin olmadığı açıkça görülmektedir.
Özetleyecek olursak;
- Olayda bir ihtar yoktur, dağılmama-direnme yoktur. Bunun tanıkları bizzat kolluk görevlileridir. Kamera kayıtlarında da ihtar ve dağılmamaya ilişkin emare dahi yoktur.
Yargılama sevk maddesinden bağımsızdır. Bu açıdan fiilin "izinsiz gösteri" olarak değerlendirilmesi ihtimaline binaen bu suçun unsurlarının oluşmadığı ve basın açıklamasının demokratik hakkın kullanım sınırları dahilinde kaldığını belirtelim. Şöyle ki;
Yapılan basın açıklaması kamera kayıtlarıyla da tespit edildiği üzere,
-Barışçıldır; hiçbir şiddet veya en ufak direnme zarar verme fiili yoktur. Açıklamada hiçbir şiddet çağrısı yoktur, siyasi tahlil ve görüşlerden ibarettir.
- Gösteri planlanmış değildir. 1 gün önce akşam demirleyen savaş gemisinden bir gün sonra sabah saatinde haberdar olunup anlık refleksle basın açıklamasında bulunulmuştur. Eyleme katılanların sayıca azlığı da bunu ispat etmektedir. Yüzbinlerce kişiyle basın açıklamaları, yürüyüşler yapan kamuoyunu mâl olmuş bir gençlik birliğinin bu sayıyla planlı gösteri yapması hayatın olağan akışına aykırıdır. TGB hakkında internet üzerinden araştırma yapıldığında veya Emniyet Müdürlüğü kayıtları incelendiğinde bu açıkça anlaşılacaktır.
- Anlık gelişen olaylarla ilgili daha sonrasında yapılacak açıklama ve demokratik protesto gösterilerinin izne tabi olmadığı, izin prosedürünün açıklamanın gerektiği zamanda yapılmamasına yol açacağı bunun da demokratik hakkın fiilen engellenmesi anlamına geleceği AİHM ve Yargıtay kararlarında açıkça ifade edilmiştir.
Bildirimle ilgili düzenleme incelendiğinde 48 saatlik bir bekleme süresi olduğu görülecektir. Uygulamada da izin taleplerine geri dönüşlerin 2 günün çok üstünde olduğu da malumdur. Bu açıdan izin talebine başvurmak basın açıklamasının amaçladığı etkiye ulaşamaması sonucu doğuracağı olayda açıkça belli olmaktadır.
Anayasa'nın 34. Maddesi açıktır: "Herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına sahiptir".
AİHM bir kararında "Spontane bir şekilde gösteri düzenleme hakkının ancak güncel bir olaya hemen cevap verme niteliği taşıması ve özellikle hemen yapılmadığı takdirde önemini kaybedecek olması gibi bazı özel koşullarda, genel kuralların aksine, yetkili makamlara haber verme zorunluluğundan muaf tutulabileceğini (Macaristan aleyhine ÉvaMolnár Davası) belirtmiştir.
AİHM izin alınması ile ilgili bir kararında "Ancak, izin veya önceden haber verme sisteminin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ortadan kaldırmaya yönelik gizli bir engel olarak kullanılmaması gerekir (Balçık ve diğerleri/Türkiye, no 25/02) kararını vermiştir.
AİHM bir diğer kararında "göstericilerin şiddete başvurmadıkları durumlarda, AİHS'nin 11. maddesi ile garanti altına alınan toplantı özgürlüğü kavramının içeriğinin boşaltılmaması bakımından kamu erkinin barışçıl gösterilere belli ölçüde hoşgörü göstermesi önem arz etmektedir (Karatepe ve diğerleri)" şeklinde hüküm kurmuştur.
AİHM gösteri yürüyüşü yapma hakkını çok daha geniş yorulmayarak bir başka kararında "Yine bir kişiye, toplantı-gösteri yürüyüşüne katılmasından dolayı bir ceza verilmiş ise, bu toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılabilmiş olsa dahi, kısıtlama yapılmış sayılır (Ezelin/Fransa) hükmüne varmıştır.
Yukarıda anılan kararların tamamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay Ceza Dairelerinin içtihatlarında yer almıştır.


C. Genel Değerlendirme

İddianamenin, delillerin ve olayın ayrı ayrı incelendiğinde iddianamede anılan fiillerin hiçbirinin suç unsuru oluşturmadığı çok açık şekilde görülmektedir.
Yasal bir basın açıklaması ve yasal protestonun anılan fiillerle bırakalım suç şüphesi oluşturmayı, iddianameye konu edilmesi dahi demokratik hakkın sınırlandırılması kapsamında değerlendirilmektedir.
Olay tarihi 11.11.2014 iddianame tarihi 21.11.2014 tarihidir. Delillerin yeterince araştırılıp toplanması dahi beklenmemiş, alelacele iddianame hazırlanmış, lehe hiçbir delil toplanmadığı gibi bazı deliller imha edilerek savunma yapabilmeyi olanaksız kılmıştır.
Bazı sevk maddelerinin sehven yazıldığını düşündüren, iddianamede bir sözcük olarak dahi bulunmayan suç isnadı vardır.
Hiçbir illiyet bağı kurulmadan soruşturma torba sevk maddeleriyle iddianame düzenlenmiştir.
Hukuken, kanunen, sayılan ve hatta sayılmayan fiiller de dahil cezaya hükmedilmesinin mümkün olmadığı Mahkemenizce de takdir edilecektir. Yargıtay'ın açıkça saydığı bozma nedenleri soruşturma safahatında yapılan her işlem ve iddianamede karşımıza çıkmaktadır.
Bütün bunların yanı sıra bu yargılama sonunda bir ceza verilmesi halinde Türk Milletinin vicdanında derin yaralar açacağı Mahkemenizce de takdir edilecektir.
ABD askerini yasal şekilde protesto etmenin yasaklandığı ülkeler sadece ABD Ordusunun işgal ettiği ülkeler olmuştu. Bugün Irak'ta bile artık bu suçlamalar yönetilememektedir. Türk Yargısına güvenimizi bir kez daha belirtiyoruz.

SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan nedenlerle tüm sanıkların ayrı ayrıBERAATlerine karar verilmesini talep ederim. Saygılarımla. 27.01.2016


Av. Tayfun Taşlıoğlu


ulusalkanal.com.tr


banner863
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.