banner863

Ermeni Soykırımı Yalanı

Ermeni Soykırımı Yalanı

Sömürenler, ezenler, insanları köleleştirenler çok büyük yalanlar söylerler. Öyle ki dünyadaki insanların pek çoğu gerçekte köle olduklarının farkında bile değillerdir. Büyük yalanlar söylerler, çünkü ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, mutlaka kendilerini az da olsa haklı gösterecek bahanelere gereksinim duyarlar. Bu bazen dünyanın çoğunluğunu bazen de kendi halkını kandırmak için gerekir. Çünkü ne kadar güçlü olursanız olun, ne kadar acımasız olursanız olun bütün bu çocukların ölümünden, kadınların ölümünden, tecavüzlerden, açlıktan, yoksulluktan, terörden ve şiddetten biz sorumluyuz, bütün bunların büyük çoğunluğuna biz neden olduk diyemezsiniz. Bazen o kadar acımasız olabilirler ki kendilerini kandırmak için bile yalana gereksinim duyarlar. Bir parça da olsa haklı olmaya ihtiyaç duyar her zalim. Kurtla kuzu masalındaki kurt gibi. Bir bahaneye ihtiyacı vardır. Bütün bu acımasızlığı ve vahşeti de üstelik özgürlük, insan hakları gibi kavramları kullanarak yaparlar. Çünkü ortaya çıkan yıkımı, kan gölünü, vahşeti başka türlü örtemezsiniz. Bugün Suriye’de, Irak’ta, Asya’da, Afrika’da her nerede kan ve gözyaşı varsa bunlara neden olan sömürgeci, insanları köleleştiren, uyutan, işte bu dünyadaki varlıkların pek çoğuna sahip olan bu çok çok küçük azınlıktır. Ve her zaman şaşmaz bir gerçekleri vardır, büyük yalanlarla dünyayı yönetmek.

İşte Türkiye açısından bu büyük yalanlardan birisi Ermeni soykırımı yalanıdır. Ama asıl önemlisi büyük bir devrimci olan Atatürk’e karşı gerçekleştirdikleri saldırılar ve yalanlardır. Çünkü Atatürk ezilen, sömürülen, köleleşen halklara ve uluslara, bu sömürüden ve bu derin uyuşukluktan uyanmaları için örnek olmuştur. Atatürk insanlığın dünyaya nasıl bakması gerektiği konusundaki yol göstericilerden birisidir. Dünyada zengin ulusların diğer ulusları sömürmesini bırakıp, tam tersini yapmalarını, yoksul uluslara yardım ederek yoksulluktan ve cahillikten kurtarmaları gerektiğini belirtmiştir. Dünyanın böylelikle barış ve huzura kavuşabileceğini anlatmıştır. Ezilenlerin cahillikten ve kölelikten kurtulmaları gerektiğini vurgulamıştır. Bugün Ortadoğu, Asya ve Afrika’da yaşananlar, dökülen kanlar, öldürülen çocuklar Atatürk’ü haklı çıkarmıyor mu? Bu dünyayı sömüren küçük azınlığın gerçekten mutluluğa ulaşabilmesi bile bunu anlamasına bağlı, yoksa sahte mutluluklar içinde göçüp gidecekler.

Şimdi konumuza Ermeni soykırımı yalanına dönelim.

Ermeni soykırımı sömürgeci zengin devletlerin bir uydurmasıdır. Bu insanlığa büyük acılar veren ezenlerin yöntemlerinde bir değişiklik olmamıştır. Barış içinde yaşayan insanları, komşuları, ulusları, dini, etnik ayrılıkçılığı, mezhepleri, siyasetleri kullanarak birbirine düşman eder, birbirleriyle savaştırır ve onları kolayca yönetebileceği parçalara ayırır. Böl ve yönet. Bu kadar kolay.

Ermeni yurttaşlarımızı kendi amaçları için kullanmak istemişlerdir. Bu son derece güçlü, dünyayı yöneten ve sömüren ülkelere karşın bağımsızlığını kazanacak olan Türkiye, bütün tutsak ve köle olan uluslara örnek olacağından, böylesine tehlikeli bir yenilgiyi istemeyeceklerdi. Ne yazık ki bazı Ermeni yurttaşlarımızı kandırmayı başardılar. Kanmayan ve bizim yanımızda yer alanlar oldu. Siz büyük bir dünya savaşı içinde pek çok ülkeyle savaşırken, sizi içerden ve arkadan vuran Ermeni çetelerine karşı yapılacaklar kısıtlıdır. Her halk saldırılara karşı kendini korumaya ve savunmaya çalışır. Siz bir savaş verirken, içerde size hainlik yapanlar çıkarsa, askerinize ve halkınıza saldırılar olursa zorunlu olarak savaşırsınız. Örneğin kurtuluş savaşı sırasında içinde Türklerinde bulunduğu pek çok isyan ve saldırı olmuştur. Bunların bir kısmı Türk diye Mustafa Kemal Paşa komutasındaki ordu bir şey yapmayacak mıydı? Gereğini yapmış ve isyancılarla savaşmıştır. İsyancıların Türk olması bir şeyi değiştirmemiştir. Bugün de olsa bir şeyi değiştirmeyecektir. Bugün de içimizde pek çok hain var. Bunlar Türk olmuş, Ermeni olmuş fark eder mi?

Osmanlı Devleti Onlara herhangi bir kıyım yapmamıştır. Çeteciler ve bunlarla birlik olanlar dışında ne bir kadına ne de bir çocuğa ölüm cezası verilmemiştir. Hatta Osmanlı yönetimi kendi acısıyla Ermeni yurttaşlarımıza saldırmak isteyenlerin çıkartacağı az sayıdaki  olaylara bile izin vermemeye çalışmıştır. Elbette her isyanda olduğu gibi bazı acı olaylar yaşanmıştır. Fakat bunlar ne geneldir, ne de sistemlidir. Yalnızca halkın tepkisidir. Üstelik Ermeni çeteleri Ermeni yurttaşlarımızı korkutarak kendi yanlarına çekmek için ilk eylemlerinde Ermeni yurttaşlarımızı öldürmüşlerdir. Bütün bunlar belgelidir. 

Kaldı ki Osmanlı imparatorluğu bütün bu olaylar karşısında en insani çözümü gerçekleştirmiştir. Yine kendi topraklarında olan bir yere göç ettirmişlerdir. Göç sırasında da beslenme, korunma ve ulaşımla ilgili elindeki koşullara göre gerekli önlemleri almıştır. Savaşın bütün acılarını ve yokluklarını yaşayan bir ülke içindeki en insani çözümdü bu.
 
Ermeni soykırımı yalanıyla ilgili pek çok kanıt vardır. Bunlardan bir tanesi oldukça aydınlatıcıdır. Osmanlı savaşı yitirir. İşgal kuvvetleri İstanbul’u işgal eder. İngiltere kendilerini haklı gösterebilmek ve Ermeni Devletinin kurulabilmesi için bir bahaneye gereksinim duymaktadır. Devlet adamı, aydın ve askerlerin bulunduğu 145 kişi İngilizlerce tutuklanarak Malta’ya sürgün edilmiştir. Anadolu’da Ermeni halkının bulunması İngiltere için aynı zamanda her istenilen yerin işgal edilebilmesi için bir bahane anlamına geliyordu. 2 yıl boyunca bu insanlar yargılanmışlardır. Bu insanlara yöneltilen suçlardan birisi de Ermenilere soykırım yaptıkları iddiasıdır. Bu savı destekleyecek en ufak kanıtları bile İngilizler 2 yıl boyunca toplamaya çalışmışlardır. Ermenilerden de konuyla ilgili kanıtların toplanması istenmiştir. En son halkını kandıracak kadar bile dişe dokunur kanıt bulamayınca Amerika’ya başvurmuştur. Büyük Ermeni devletinin Doğu Anadolu’da kurulmasını her zaman desteklemiş olan Amerika bile doğru dürüst kanıt verememiştir. Gerçekte bütün kanıtlar Ermeni çetelerinin nasıl kullanıldığını göstermektedir. İşgalci olmasına karşın İngiltere 2 yıl içinde bu Türkleri suçlayamamıştır. Son olarak İngiltere Malta sürgünleri olan Türklerin suçsuzluğunu yargılama sonucunda ilan etmek zorunda kalmıştır.
 
Gerçekte Fransız, Rus, İngiliz ve Amerikan kaynakları incelendiğinde bazı Ermeni yurttaşlarımızın nasıl kullanıldığı bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmaktadır. 
 
Ermeni soykırımı yalanı bu dünyayı sömüren küçük azınlık için her zaman Türkiye’yi suçlayabilecekleri, Türkleri kötü göstererek amaçlarını gerçekleştirebilecekleri bir araç olmuştur. Amaç Türkleri soykırım yapmış katliamcı bir millet olarak göstermektir.
 
Eğer İsviçre gibi Batılı devletler ille de bir soykırımı yalanlamayı yasaklamak ve suç haline getirmek istiyorlarsa. Batılı zengin devletlerin yaptıkları yüzlerce soykırımdan birisini seçebilirler. Örneğin Fransızların Cezayir’de yaptıklarını, İngilizlerin yüzlerce yıldır pek çok halka yaptıklarından bir tanesini, Almanların yaptıklarını, İspanyollarınkini, Portekizlilere ne demeli, Norveçliler masum mu, Belçikalılar, Hollandalılar, İtalyanlar, Amerikalıların Vietnam’da yaptıklarını, üstelik Amerika Vietnam’da yalnızca çocukları değil yüzbinlerce ağacı ve hayvanı da öldürdü, Kızılderililere olanlar, Amerika Hiroşima ve Nagazaki’ye iki atom bombası atarak tarihteki en kısa zamanda en çok çocuğu ( ellibin mi yüz bin mi araştırın) öldürmeyi başardı, hayvanları ve ağaçları yine saymıyoruz. Yani bize yahu bakın siz de yaptınız diyebilmek için mi bu yalanları uyduruyorlar.        
 
Bizim içimizde vicdanı olan pek çok Ermeni yurttaşımız var. Pek çok Ermeni yurttaşımızın açıklamaları var bu Ermeni soykırımının gerçekte nasıl bir yalan olduğunu anlatan. Bu pek çok örnekten bir tanesini yazalım. Geçenlerde Ulusal Kanalda izledim. Çok güzel ve öz bir şekilde bu yalanı anlattı. Kandilli Ermeni  Kilisesi Başkanı Kevorkyan konuşuyordu. Ermeni Yurttaşlarımızın dünyayı sömürenler tarafından kullanıldığını, bu sömürenlerin kurtuluş savaşımızı, bağımsızlığımızı hazmedemediklerinden söz etti. Elbette karşılıklı acı olayların yaşandığını söyledi. Bu vatanın hepimizin olduğunu ve gerekirse yine hep birlikte savunacağımızı vurguladı. Bizi birbirimize düşman etmek istediklerini anlattı. Hrant Dink’i bu güçlerin katlettiğini dile getirdi. Bu acı olayı, hem Türkleri suçlamak ve kötülemek hem de başka amaçlarla kullandıklarını belirtti. Hrant Dink’i gerçekten anlayanların değil Hrant Dink’in düşüncelerine düşman olanların eşinin etrafını sardığını anlattı.  Evet bu yurttaşımız gibi düşünen pek çok Ermeni yurttaşımızdan yalnızca birisinin anlattıkları bunlar. Ne diyelim…
 
Hrant Dink’in söylediği gibi, geçmişte emperyalizm Ermeni yurttaşlarımızı kullanmıştır. Ve sömürenlerin bu kirli oyunu iki halk arasında büyük acılara neden olmuştur. Hrant Dink haklı olarak Kürt yurttaşlarımızı da uyarmaktadır, aynı tuzağa düşmeyin, aynı oyuna gelmeyin diyerek. Haklı olarak uyarmaktadır, Amerika sizi kullanır, işini görür, istediğini alır ve sonra çekip gider ve bizler biz bize kalırız diyerek. Hrant Dink’i katlettiler. Ve ne yazık ki Amerikan’ın oluşturduğu derin örgütlenme F-tipi örgüt tarafından bu tezgahın kurulduğu anlaşılmaktadır. Ve çok üzücü olan, bu büyük insanlık suçunu, aslında bu vatanı seven Ermeni yurttaşlarımızı, yalnızca onları değil bütün insanlarımızı kardeşi gibi gören Kemalistlerin, ulusalcıların ve Devrimcilerin üzerine attılar. Ve yine bir o kadar üzücü olan bütün bu kirli oyunların arkasından çıkan Amerika’nın derin örgütlenmesini destekleyenlere, Hrant Dink’in eşinin elinden Hrant Dink ödüllerinin verilmesiydi. Ödülleri alırken yüzleri hiç kızarmadı. Hiç vicdanları sızlamadı. Ama sanki Hrant’ın kanı mıydı ekranda izlerken gördüğüm, bana mı öyle geldi bilmem. Fakat zaten bu memlekette babası katledilen çocuklar bile büyük yalanlara inandırılırlar. Ne diyordu Uğur Mumcu’nun oğlu, babamın katillerini bulun demiyor mu? Ben daha ölümünün haftasında bulmuşken ve hatta öldürülmeden önce eğer bir gün öldürülürse katilleri bellidir, bu derin örgütlenme bellidir derken, insanın babasının katillerini bilmemesi çok ama çok üzücüdür. Bu yazdıklarım nedeniyle durumdan vazife çıkaran bir savcı da beni çağırıp sorabilir yahu sen nerden biliyordun yoksa sen de mi diye… keşke çağırsa ne güzel olurdu daha bilmediği bir sürü şey anlatırdım. İşte acılarla dolu memleketimden insan manzaraları.
 
Diyeceksiniz ki Atatürk’e, Cumhuriyet’e, Türklere düşmanlık duyan kin ve nefret dolu Ermeni yurttaşlar yok mu? Evet var ve ben bunlarla da karşılaştım. Doğru, beyni yıkanmış, insanlığın değil insanlık düşmanlarının, ezilenlerin değil ezenlerin yanında yer alan beyni yıkanmış Ermeniler de var. Fakat yalnızca Ermeniler değil ki böyle Türkler de pek çok. Atatürk‘e düşman, dolayısıyla sömürenlerin ve ezenlerin yanında yer alan beyni yıkanmış çok fazla Türk ve Kürt var. Çünkü sömürenlerin ve ezenlerin de en çok nefret ettiği kişiler arasında Atatürk en başlarda geliyor. Yani sömürenlerin, bölücülerin, din tüccarlarının, yobazların, şeriatçıların, İsrail’i yönetenlerin, Amerika’yı yönetenlerin, gericilerin, bilim düşmanlarının, ezenlerin, çocukları katledenlerin, dünyayı kana bulayanların, insanları yoksul ve cahil bırakanların, beyni yıkanmış Kürt, Ermeni ve Türklerin hepsinin otak düşmanı  Mustafa Kemal Atatürk. Onların yerinde siz de olsanız nefret ederdiniz.

Benin anlamadığım bu kadar acımasızlığın ve kötülüğün içinde nasıl mutlu olabildikleri? İşte bunu bir türlü anlayamıyorum. Duyguları olan bir varlık bütün bunların içinde nasıl yer alabilir? Bu benim için yanıtını bir türlü bulamadığım büyük bir soru.

Bırakın insanın insana yaptığını, önümüzdeki yıllarda 8 milyara çıkacak olan insan sayısı bütün diğer canlı türlerinin yaşam alanını daraltmıyor mu? İnsanoğlunun gerçekleştirdiği büyük tüketim canlı türleriyle birlikte kendini de tüketmiyor mu? Dağlar, ovalar, denizler, hava, yeraltı, yerüstü, nehirler, göller her yer insanların kullanım alanı olmuş. İnsanca yaşayan çok küçük bir azınlık diğer büyük çoğunluğu çalıştırarak her yerde büyük bir tüketim gerçekleştiriyor. Yollar, tatil yerleri, kayak yerleri, oteller, fabrikalar, gemiler, uçaklar ve ürettiğimiz milyonlarca ton çöp. Her yerde biz varız. Dünyanın her yerinde yollar yapmışız. Bizim tarlalarımız, bizim limanlarımız, bizim dağlarımız, bizim bahçelerimiz, bizim yaylalarımız, bizim ovalarımız, bizim kıyılarımız, bizim denizlerimiz, bizim barajlarımız, bizim yollarımız her yer bizim. Dünyadaki en tehlikeli tür insanoğlu. Canlıların çoğunluğunu kısa bir sürede yok edebilecek potansiyelimiz var. Nükleerlerimiz var. Bunları kullanacak kadar gaddarız ve kullanmışız.

ALPER T. BAŞKAFA
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.