Haziran kırmızıdır

Haziran kırmızıdır

RTE’nin  “Topçu Kışlasını yeniden inşa etmeliyiz. Cesur olmalıyız.” minvalindeki çıkışı malumunuz. İçeride ve dışarıda yalnızlaşan ve çaresiz kalan “sultanlık heveslisi” devletlümüz,  ölüm kalım savaşı için cumhuriyetçi milyonları kavgaya çağırdı. Bu çağrı aynı zamanda iktidarın içinde bulunduğu çıkmazın da bir sonucudur. 

AKP Nereden Nereye…

Evet; AKP, Cumhuriyeti devlet katında yıktı, eski rejim yerle bir oldu amma velakin AKP kendi rejimini kuramadı. Anayasayı yapamadı. Siyasal mücadeledeki eski ortakları PKK ve F örgütle bugün “kanlı” oldu. Kurtarıcısı ve biricik müttefiki ABD ile PYD üzerinden istemsizce(!) karşı karşıya geldi. Bölgesel dostları “Müslüman Kardeşler” iktidarları tarihe karıştı. Rusya ile derin bir kriz yaşamasına, Suriye’nin parçalanması eylemlerinde öncü roller oynamasına karşın, şimdi iki ülkeyle de arasını düzelme gayretinde.  Kısacası RTE, iç savaş çağrısını boşuna yapmıyor. Bir çıkış arıyor.

Yeni Haziran ya da Gezi

Haziran’a ya da genel olarak halk hareketlerine bakışta iki temel yanlış görüyoruz.  Birinci yanlış “Gezi yeniden gelecek” beklentisidir. Öncelikle toplumsal eylemin anolojik ya da “tarihin tekerrür etmesi” biçimindeki mekanik yorumlanmasının, bilim ve hayat dışı olduğunun altını çiziyoruz. Yani, Haziran/Gezi Ayaklanmasının Godot’u beklercesine, Haziran’ın aynısını bekleyen dostlarımız boşuna beklemesinler. Bu beklentide olan dostlarımıza Heraklitos’la cevap verelim: “Bir nehirde iki kere yıkanmaz”.  

2013 Haziran’ı, üç yıllık istikrarlı bir halk hareketinin(Silivri Eylemleri, Milli bayramların yasaklanmasına karşı yapılan büyük mitingler, Açılımı protesto eylemleri, Liselilerin “şifre” eylemleri, Başta ODTÜ olmak üzere üniversite eylemleri vs.) doruğuydu. PKK ile AKP birlikteydi. F örgütle kavga başlamamıştı. Örneğin; dün halk düşmanı ve devlet terörünün azılı bir unsuru olup, namlusunu halka doğrultan polis, bugün; ABD emperyalizminin bölgedeki “kara gücüm” dediği PKK’ye karşı savaşta en ön safta savaşıyor ve canını veriyor.  Durum değişti. 2013 koşullarıyla 2016’yı benzeştirmek, değişen durumu görmemenin de ötesinde mevcut gerçeği inkar etmektir. 

Haziran Turuncu Değil, Kırmızıdır!

İkinci hatalı bakış ise “ halk hareketini ABD destekleyecek ve yönlendirecek” tezidir. Tez özü itibariyle “kendiliğindenci” ve “devrimci olmayan” bir perspektifin ürünüdür. Her toplumsal hareketin içine emperyalistler ve hakim sınıflar sızar; eylemleri yönlendirmek için bütün imkanlarını da kullanırlar. Ancak bunun gerçek olduğu kadar, gericiliğe karşı “Çağdaş Türkiye” için ayağa kalkan milyonların haklı mücadelesi ise daha önemli olan bir diğer gerçektir. 2013 Haziran’ı, içinde birçok geri ve düşman unsur barındırmasıyla birlikte, ayaklanmanın ezici çoğunluğunu “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”ciler, yani milliciler, kırmızı kuvvetler oluşturdu. Haziran Ayaklanması,  devrimci programı olan öncünün iktidarı almaya hazır olmaması nedeniyle ıskalandı. Ayaklanmanın devrimci bir sonuç doğurmaması; Haziran’ı; “örgütsüzlüğün” kutsandığı, “göğe bakalımcı”, kimlik siyasetinin palazlandığı, düzen içi, hedefsiz ve ciddiyetsiz bir politik hatta soktu. Özetle devrimci bir seçenek doğuramayan toplumsal ayaklanma, karşı devrimci seçeneğin kendini ikame etmesine ortam sağladı.

Devrimci Görev

Sonuç olarak; halk hareketinden korkan ve kitle eylemleriyle arasına mesafe koyan bir telakkinin emperyalizme karşı milli; gericiliğe karşı “yeniden Atatürk iktidarını” kurma şansı yoktur. PKK’ye karşı savaşta Türk Ordusunun başarıları üzerinden kendine meşruiyet ortamı yaratmaya çalışan ve sahte millici pozlara bürünen AKP, gerici rejimin inşasını hız kesmeden sürdürme telaşı içindedir. Ve başta belirttiğimiz gibi, telaşlı bir halde cumhuriyetçi milyonlara savaş çağrısı yapmaktadır. 

Ziyadesiyle kritik olan bir hakikatin de altını çizelim:Türkiye’de milli kurtuluşçuluğun öncü siyasal güçleri laiklerdir. Bu büyük deneyimlerin ortaya koyduğu tartışmasız bir gerçektir(Bkz: Türk Kurtuluş Savaşı).

Gezi’nin/Haziran’ın millici, yani kırmızı kuvvetleri; RTE’nin yaptığı savaş çağrısına karşı, eşzamanlı iki kavgaya hazırlanmalıdır: Birinci kavga emperyalizme karşı mevzilenmeyi cumhuriyetçilere kavratma ve halk hareketine musallat olacak olan Sorosçu kuvvetleri devre dışı bırakmadır. İkinci kavga ise dün saltanatı yıkanların da emperyalistleri kovanların da millicilerin olduğunu RTE’lere gösterecek bir mücadele hattı örmektir. 


Kerem Yıldırım
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.