TKP'nin anlayamadığı

Bildiğiniz gibi TKP 29 Ekim 2013 günü “Sosyalist Cumhuriyet” mitingi yaptı.

TKP'nin anlayamadığı

29 Ekim tarihli bu mitingi anlamlı buluyoruz. Mitinge geçmeden, mitingin yapılma gerekçesine takılmadan edemiyoruz. Mitingin çağrı metnindeki bazı ifadeler ilginçti.

Aktarıyoruz: 

“…Türkiye buraya ağalar ve imamlar istedi diye Köy Enstitülerini kapatan, cemaat şeflerine komünizmle mücadele dernekleri durdurup ilerici gençlerin üzerine salan, Üniversite kapılarında türbanlı genç kızlarla laiklik oyunları oynayıp, Üniversite kürsülerini gericilerle dolduran, “demokrasi rayından çıktı, tekrar rayına koymak lazım” deyip tarikatlara, cemaatlere yol açan, ülkenin bağımsızlığını NATO bayrakları altında kutlayıp, kendi yurdunda Amerikan kontrgerillasının cirit atmasına eyvallah diyen cumhuriyetçilerinin ikiyüzlülüğü ile geldi.”

TKP ve 29 EKİM

Öncelikle, bahsedilen eylemleri yapanlar ‘Cumhuriyetçi’ değillerdi.Bahsedilen eylemlerin miladı, 2.Paylaşım savaşı sonrası ülkemiz siyasetinin yön değiştirmesiyle başladı.1945 sonrası süreç, karşı devrimin yani Cumhuriyeti tasfiye sürecinin başlangıcıdır.Cumhuriyet; emperyalizme karşı bağımsızlık, gericiliğe karşı aydınlanma mücadelesiyle doğmuştu.Ülkemizi bu duruma getiren devrimci cumhuriyetçiler değil, 2.Paylaşım savaşında palazlanan, sonrasında ‘Küçük Amerika’ olmak isteyen ve gericiliği hortlatan, kompradorlaşan işbirlikçi sınıflardı.Ülkemizi NATO’ya sokanlar, tarikatlara partilerini açanlar, ABD’nin yarı sömürgesi haline gelmemizi sağlayanlar Cumhuriyet’e karşı savaş açarak bu işlemlerini gerçekleştirdi. Peki TKP neden ‘bilinçli’ bir şekilde bu ifadeyi kullanıyor? Yoksa cumhuriyete ‘sahip çıkmasında’ Haziran Ayaklanmasındaki milyonların siyasi tavrı mı yatıyor? Ve en önemlisi de şu: Neden ‘emperyalizm ve gericilikle uzlaşan burjuva cumhuriyetinin’ ilan edildiği gün ‘Sosyalist Cumhuriyet’ mitingi yapılır? Miting günü TKP önderliğinden Kemal Okuyan yaptığı konuşmada da bu tutumu devam ettiriyor, “… 90 yıldır Menderes'leri Süleyman Demirel'leri ne yarattı? Faşist çeteleri, yobazları, insanları canlı canlı yakanları ne yarattı? Ne yarattı askeri darbeleri? Susurluk çetelerini ne yarattı? Bunu sormamız gerekmiyor mu?”


Kemal Okuyan, karşı devrimin Cumhuriyet’le hesaplaşmasının ürünü olan olaylar silsilesini sunuyor. Bunun hesabını kimden soracağız? Tarihsel yaklaşım ‘şöyle olsaydı böyle olurdu’ şeklinde meselelere eğilmez.Ülkemizdeki 150 yıllık sınıf savaşımını anlamazsak, savaş hangi mevzilerde veriliyor doğru tespit etmezsek, tarihe yön verecek müdahaleyi yapamayız.Örneğin; 12 Mart’ta 12 Eylül’de amerikancı cunta tarafından ordudan tasfiye edilen sol-kemalist-ilerici askerleri TKP nasıl açıklayacak? Türkiye’deki 150 yıllık karşılıklı mevzilenme, emperyalizme karşı milli bağımsızlık; gericiliğe-saltanata karşı aydınlanma-laiklik-demokrasi mücadelesidir.Evet Cumhuriyeti yeniden kuracağız.Devrimle kuracağımız yeni Cumhuriyet’in belirleyici ve çağdaş dinamiği emekçiler olacak. Ama yeniden kuracağımız Cumhuriyet’in sembolleri de yine Atatürk ve Türk Bayrağı olacak.Böyle olacağını Haziran öğretmedi mi?

….Semirdiler, sömürdüler! 1920'lerde küçük bir bakkal dükkanından bir 'Koç' yaratıldı. 30'larda gene Koç vardı, 40'larda yine vardı. 50'li yıllarda artık Koç yoktu da Koç Holding vardı. 60'lar, 70'ler, 80'ler hep varlardı. AKP iktidarı geldi Koç karına kar kattı, diğerleriyle birlikte. Koç sadece bir simge Sabancı'sı var, Yeşil Sermayesi var. Cumhuriyet'i bu hale malı götürenler getirdi. Malı götürdüler Cumhuriyeti de götürdüler. Bir Cumhuriyet Koç Holding'in Cumhuriyeti olursa Koç gibi Cumhuriyet olmaz, işte bu hale düşer.”

Ortaçağ sınıflarıyla hesaplaşan Devrimci Cumhuriyet, ekonomik olarak üretim ilişkilerini geliştirmeyecek miydi? Sovyet Devrim’inin öncüsü Lenin’e NEP’i uyguladığı için kapitalist mi diyeceğiz? Siyasi olarak nasıl saltanata karşı cumhuriyet devrimi yapıldıysa, ekonomik olarak da feodalizm tasfiye edilerek modern kapitalist üretim biçimine geçmek esas alınmıştı. Koç’lar bu gelişen üretim biçimi içerisinde doğdu, bu doğru. Ama Koç’lar Atatürk Devrim’ine karşı mevzilenerek, gericilikle uzlaşarak palazlanmışlar ve işbirlikçileşmişlerdi.Bugün Koç’lar hangi saftadır? Atatürk Devrim’inin safında mı yoksa karşısında mı? Yanıt gün gibi açıktır.Koç’lar amerikancı-gerici-bölücü-talancı ittifakın parçasıdır.Emperyalizmin milli devletle ve cumhuriyetle hesaplaşmasından nemalanmaktadır.

MEVZİLENMEYİ KAVRAYAMAMAK

Bugün, emperyalizm ve işbirlikçisi AKP iktidarı TC’ye, Atatürk’e, Andımıza, toplam olarak milli devlete neden saldırmaktadır? Bu soruya cevap vermeden devrimci siyaset yapamayız. Biz cevap verelim:1990 tarihi milattır. Sovyetler Birliği’nin yıkılışıyla birlikte, çift kutuplu emperyalist-kapitalist sistem, yerini ABD’nin tek kutuplu hegomonyasına dönüşmüştür. Çift kutuplu sistem döneminde ABD-SB arasındaki hegomonya mücadelesi ezilen dünya ülkelerine açık müdahaleyi erteledi.1990 sonrası süreç ise ABD’nin milli devletlere saldırısının önündeki engellerin kalktığı dönemdi. Bu dönem Cumhuriyet’in tasfiyesinin en ağır saldırılara maruz kaldığı dönemdir. Yurttaşın mezhep ve etnisite kimliklere sürüldüğü, emekçi halkımızın tarikatların ağına takıldığı, kürt meselesinde insiyatifin emperyalislerin eline geçtiği, Eşref Bitlis’lerin, Uğur Mumcuların öldürüldüğü, Sivas Katliam’ının yapıldığı, Batıcı Kürt milliyetçiliğinin palazlandığı-Aynı süreçte Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı illerimizde onlarca sosyalist katledilmiştir ve bu illerde Türkiye Solu adeta yok edildi- dönemdir.

Bu süreci doğru kavramak savaşın mevzilenmesine girmektir.Emperyalizmin ve gericiliğin ‘ayaklar altına çalışmaya çalıştığı’ devrimci milliyetçiliğe tavır alarak mevziye giremezsiniz. Yine Kemal Okuyan diyor ki: “…Bizim yolumuz Erdoğan'la kahvaltı yapanların, onu davet edenlerin yolu değil. Bizim yolumuz işçiler ve patronlar milli sermaye ile birleşsin de değil. Bizim yolumuz Milliyetçi Hareket Partisi'ne, faşistlere davet çıkaran bir yol değil. Bizim yolumuz o yol da değil, bizim yolumuz onlardan da farklı. Bizim yolumuz Türkiye'nin büyük çoğunluğunu oluşturan emekçi halkın yolu. Defalarca söyledik bu halk kendi göbeğini kestiğinde ayağa kalkar. Kendi göbeğini kestiğinde Cumhuriyet'e sahip çıkar. Başkalarının peşinden giderek değil. Generallerin, NATO'cuların peşinden giderek değil, liberallerin peşinden giderek değil. Sahte umutların, Sarıgül'lerin peşinden giderek değil.”

Bu anlayış cephe dışı kalır. Emperyalizmin ve gericiliğin saldırdığı bütün değerleri özümseyerek savunmazsanız, hatta bu değerlere burun kıvırırsanız, tarihe müdahale edemezsiniz. Tarihin öznesi olamazsınız, tarih dışında kalırsınız. Bugün Balyoz ve Ergenekon davasından tutuklanan komutanda, Yatağan’da özelleştirmeye karşı direnen işçi de aynı mevzidedir. AKP Diktatörlüğüne karşı milli demokratik cephe inşasını ‘sistem içi’ ilan edenler ancak fantastik dünyalarının ‘ Sol Cephe’sini kurarlar. Nihai hesaplaşmanın arifesinde olduğumuz bu süreç de bu tip öneriler toplumun ilerici kesimlerinin bazılarının kafasını karıştırmaktan başka bir işe yaramaz. Bu yaklaşım Haziran Ayaklanmasındaki gençlerin bazılarının, zulme karşı bozkurt işareti yaparak direnmelerini anlayamaz. Yine bu anlayış MHP’nin geleneksel gerici-işbirlikçi-düzenci yönetimini, milliyetçi kitlelerin sorguladığını ve bu yönetimden rahatsız olduğunu görmüyor mu? Soruyorum Haziran’da bozkurt işareti yaparak biz devrimcilerle omuz omuza mücadele eden o gençler faşist miydi? Eğer değillerse onları nasıl kazanacağız, onlarla nasıl birleşeceğiz? Emperyalizmin yıllarca elinde olan bu silah şimdi emperyalizme dönüyor.Bunu TKP nasıl açıklayacak?

YA MEVZİYE YA DA HAYATIN DIŞINA

Son tahlilde cepheleşme netleşmiştir. Devrimci cephe ’Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ cephesidir. Bu cephe de başta özelleştirmeye, taşeronlaşmaya, esnek çalışmaya ve köleleştirme düzenine karşı direnen işçiler var, NATO’ya ve AKP’ye karşı direndiği için tutsak edilen subay var, 2B köylüsü var,HES’lere karşı direnenler var,komprador ve işbirlikçi olmayan düzenle sorunu olan bütün milli sınıflar var. Kısacası 29 Ekim 2013 de yurdun dört bir yanında -TKP Kadıköy’de toplantısını yaparken-Haziran’ın yapıcıları olan milyonlar yeniden Atatürk Cumhuriyeti için sokaklardaydı-
Karşı cephe ise emperyalizmin ve ortaçağıın cephesidir. Tayyiplerin, Güllerin, Gülenlerin, Öcalanların, Urasların; Şeyh Saidlerin, Said-i Nursilerin ve Seyyit Rızaların cephesidir.
Devrimci strateji toplumsal pratik esas alınarak belirlenirse hayata yön verebilir. Hayata teori taslanmaz dayatılmaz. Önümüzdeki devrimin karakterinin milli demokratik devrim olduğunu hayat göstermektedir. Burjuva devrimlerin yarattığı bağımsızlık ve aydınlanma değerleri bugün emekçilerin bayrağıdır. Emperyalizme ve gericiliğe karşı ayaklanan Türk Millet’inin ana damarı Türkiye Emekçilerdir. Önümüzdeki süreçte bu daha da gözle görülür hale gelecek.
Sosyalistlerin görevi karşı tarafı zayıflatacak en geniş cepheyi örgütlemektir. Emekçiler önümüzdeki demokratik devrimin-kemalist devrimin- temel dinamiği olacağından, arasız devrimlerle ilerleyeceğiz ve Emekçilerin Türkiye’sini kuracağız.
TKP karar verecek. Ya Türkiye Halkı’nın emperyalizme karşı ayaklanmasında yerini almak için devrim stratejisini gözden geçirip, Cumhuriyet Devrim’ini içselleştirecek ya da milyonların Atatürk Cumhuriyet’i için sokaklara indiğinde ayrı bir alanda ‘Sosyalist Cumhuriyet’ mitinglerine devam edip, kendini tatmin edecek. Durum budur…

Kerem Yıldırım
ulusalkanal.com.tr
 

banner863
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
U. Albay - 3 yıl önce
1978 de ayrilik düsmanlik vardi 12 eylül ders oldu. Bitti artik . Birakin Idolijik tartismayi . Birakin i entel dantelligi. Hey yoldaslar birlesin .yoksa sonumuz Silivri !!!!