TSK'nın yakın tarihi

TSK'nın yakın tarihi

Değerli arkadaşım Atanur Güneysu’dan 14 Ekim 2014 günü epostayla gelen uyarı şöyle:

“Lütfen CHP, Genel Kurmay ve Türk-İş üst yönetimi konusunda çok dikkatli olun. Bu üç kurumun da sicili veya dosyası olumsuz anlamda kabarıktır. Tabi ki zaman zaman yaptıkları olumlu çıkışları öne çıkarıp takdir edeceğiz. Sizin de dediğiniz gibi, mücadelenin mevzisindeyiz. Dışardan bakmıyoruz. Ama bu kurumların son tahlilde düzenin kurumları olduğunu ve ne yazık ki bizler iktidara gelinceye kadar ABD ve İsrail tarafından kontrol edileceğini asla gözden kaçırmamalıyız. Bu üç kurum hakkındaki son gelişmeler de ne yazık ki bu öngörümü doğrular niteliktedir.”

SİCİL AMİRİ DEĞİLİZ DEVRİMCİYİZ

Kuşkusuz biz sicil amiri değiliz. Ancak bütün sınıfların ve kurumların yaşadıkları süreçleri anlamaya çalışıyoruz. Elbette Kemalist Devrimi tamamlama mevzisindeyiz. Kim vatan bütünlüğünden, Cumhuriyet Devriminden ve emekten yana eylemdeyse, onlarla önyargısız birlikteyiz.

Burada olayları belli damgaların içine yerleştirmek bizi yanıltıyor. Bu çok yaygın. Pratiğe, daha güzel Türkçeyle işe bakmalıyız. Kim hangi mevzide, kim hangi işi yapıyor, süreç hangi yönde ilerliyor, bunu görmeliyiz.

ABD’NİN TÜRK ORDUSUNU HEDEF ALAN HAREKÂTI


Örneğin ABD emperyalizmi ve Tayyip Erdoğan-Fethullah Gülen ortaklığı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanlarını ve İşçi Partisi’nin yöneticilerini çok kapsamlı bir uygulamayla hapislere attı. Türk Ordusuna karşı ancak savaşlarda görülebilecek sonuçları olan bir operasyon yürütüldü. Daha açık söyleyelim: ABD ve işbirlikçileri, Türk Ordusunu hedef aldı. 1970’lerden beri böyledir. Amerikancı yönetimler, 12 Mart döneminde 1500, 12 Eylül 1980 sonrasında 2000’den çok subayı Ordudan tasfiye etti. 2007 sonrasındaki Ergenekon-Balyoz saldırısı, çok daha şiddetliydi.

ABD ve işbirlikçileri, Türk Ordusunu niçin hedef alıyorlar? Bu soruya gerçekçi bir yanıt vermeden ve sürecin bundan sonrasını anlamadan ne emekçi sınıfları savunabiliriz, ne de iktidar hedefine yürüyebiliriz.

YAKIN TARİH


Yakın tarihimize bir göz atalım:


- 1991 yılında ABD Irak’ı böldü ve kuzeyde Barzanistan yönetimini kurdu. TSK, bu saldırının Türkiye’yi bölme amacını da kapsadığını saptadı ve cephesini ABD tehdidine dönmeye başladı.

- 1990’lı yıllarda ABD’nin Dışişleri Bakanlığına, “Pentagon” diye anılan Savunma Bakanlığı’na ve CIA’ya bağlı yayınlarda, “Türk Ordusunun hizadan çıktığı” yönünde değerlendirmeler yapıldı.

- 1995 yılı Mart ayında, Türk Ordusu Çelik Harekâtı’yla ABD denetimindeki Kuzey Irak topraklarına girdi ve PKK’ya ağır darbeler indirdi.

- 3 Eylül 1999 günü, Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, “28 Şubatı bin yıl sürdürme kararında olduklarını” açıkladı.

- ABD Silahlı Kuvvetleri, hemen 1999 yılı sonunda “Bin yıla bin yıl meydan okumasıyla” Türkiye’yi işgal tatbikatı hazırlıklarına girişti.

- ABD Silahlı Kuvvetleri, 24 Temmuz 2002 günü, Nevada çöllerinde “Millenium Challenge 2002” (Binyılın Meydan Okuması 2002) adındaki işgal tatbikatına başladı. Tatbikatın ilk günü için Lozan Antlaşması tarihi seçilmişti.

- Meclis, 1 Mart 2003 günü ABD askerine Türkiye’de konuşlanma olanağı veren Tezkereyi reddetti.

- ABD ordusuna bağlı kuvvetler, 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçirdi.

- 2007 yılı Haziran ayında Ergenekon tertibi başlatıldı. TSK Komutanları ve İşçi Partisi yöneticileri hapse atıldı.

- 2014 yılı Eylül-Ekim aylarında Türk Silahlı Kuvvetleri ile ABD Ordusu Ayn El Arap’ta karşı karşıya geldi. Piyonlar savaşını ABD Ordusu kaybetti.

TÜRK-AMERİKAN SAVAŞI

1990’ların başından bu yana TSK ile ABD arasındaki çatışmaların tarihçesini “Türk Ordusu Kuşatmayı Nasıl Yaracak” başlıklı kitaptan ayrıntılı olarak okuyabilirsiniz.

Biz, gerçeği görmezden geliyoruz, gerçeği kafamızdaki kalıpların içine sığdırmaya çabalıyoruz.

Hayatın kendisi değil de kalıplar gerçek olsaydı, İstiklâl Savaşı olmazdı. O zaman Türk Ordusuna “Padişahın Ordusu” damgasını vursaydık, Kurtuluş Savaşımızı zafere ulaştıramazdık.

MİLLET+ORDU=DEVRİM DENKLEMİ


1876, 1908, 1920’lerden gelen bir denklem var, Türk Devriminin denklemi. Türkiye krizleri Millet+Ordu birliğiyle aştı, devrimle çözdü. Bu denklem, Milli Demokratik Devrimimizin denklemidir.

Ordu, emperyalizm ve işbirlikçileriyle birleşirse karşı devrim olur. Ordu, milletle birleşirse devrim olur.

Türk Ordusu, milletin ordusudur. Bu koşullarda Türk Ordusunu ve komutanlarını emperyalizmin yanına iten bütün siyasetler, en sonunda karşı devrimcidir. Türk Ordusunu milletin cephesine kazanan siyaset ve eylemler ise devrimcidir.

Daha yeni, Mısır deneyimini aklımızdan çıkarmayalım. Tahrir Meydanı’nda toplanan halk, Mısır Ordusunu kazandığı için devrim oldu.

Türk Ordusu, İstiklâl Savaşı gelenekleriyle, Cumhuriyet Devrimine bağlılığıyla bir NATO Ordusu değil, fakat milletin ordusudur. Bu gerçeği görmeyenler, emekçi sınıfları savunamaz ve devrim yapamaz.

Türk Ordusu üzerine tartışma, aslında devrim ile karşı devrim arasındaki tartışmadır.

Milletin güçlerini damgalar vurarak düşmanın safına itmek kolaydır. Zor olan, ama aynı zamanda gerçekçi olan Türk Ordusunu milletiyle birleştirmektir. Biz, bunu yapıyoruz.

Kitabı incelemek için görselin üzerine tıklayınız!




Doğu Perinçek
Aydınlık/ROTA


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.