Türkiye'nin eşkıya geleneği

 Türkiye'nin eşkıya geleneği

Çuval eylemimiz; devletlerin bağımsızlık, milletlerin kurtuluş ve halkların devrim mücadelesine soluk vermiştir. NATO’dan kurtularak yabancı üsleri temizleyeceğimizin mesajını verdik.

1920’lerin İstanbul’unda İngiliz işgal kuvvetleri “Yüksek” Komiserliği’nin hazırladığı bildiriler, Osmanlı sultanı ve Müslümanların halifesinden de ‘onay’ aldı. Sonra uçaklarla Anadolu’ya atılmaya başlandı. Milliyetçi Ankara hükümetinin dinsiz olduğu ve bu eşkiyalardan kesinlikle kurtulmak gerektiği hususunda halkımız aydınlatılıyordu(!) Hem bu eşkıyalar savaştan bıkmış halkı yeniden maceraperest ihtirasları için silahlandırıyordu hem de üstelik Bolşeviklerdi..

Evet yukarıdaki satırları tüm doğu dünyasının mazlum milletlerinin dillerine çeviriniz. Farz-ı misal bir Cezayirliye ya da bir Afgan’a hiç yabancı gelmeyecek sözlerle giriş yaptık yazımıza. Ve elbette bugün bir Suriyeli de gün be gün Batılı emperyalist merkezlerin çok süslü bir o kadar da kibar sözcülerinden aynı zehri işitmektedir. Çünkü bu iskarpinli, fraklı salon eşkiyalarına göre doğu dünyasının kendi kendisini yönetebilme yeteneği yoktur, hiç olmamıştır ve işbu beylerin ‘yüksek’ tahakkuklarına göre hiç olmayacaktır da... Amerikan 6. Filosu 1968-69 yıllarında limanlarımıza geldiğinde de birkaç kendini bilmez sergerde (yeni tabiriyle baldırı çıplak) büyük müttefiklerimize çeşitli edepsizlikler yapmıştı. Şimdi biz Eminönü’nde “Coni”lere çuval geçirerek de yine tarihin en büyük ayıplarından birini işlemiş olduk. Tıpkı emperyalist uşağı, Yunan istilacılarını denize döken atalarımızın “densizlikleri” gibi...

13 Kasım 2014 tarihinde Eminönü’nde yaptığımız eyleme dair açıklama yapmayan kalmadı, ABD Dışişleri’nden Büyükelçiliği’ne ve ABD Donanma Komutanlığı’ndan 6. Filo’ya kadar... Hepsinin birleştiği yer ise yine sol milliyetçi sokak eşkıyalarının harekete geçtiği savı...

Emperyalizmin Yüz Yıllık Yalanı

Derler ya; misafirliğin kısa olanı makbuldür, diye... Ancak bu emperyalist merkezlerin, en kısa misafirliği örneğin İngilizlerin Hindistan’daki varlığı yaklaşık 150 yıl kadardı. Türkiye’ye de bundan daha azı layık görülmemişti. Ancak hesaplayamadıkları şey 20. yüzyılın bir milli devrimler çağı olmasıydı. Avrupa’nın gelişmiş kapitalist ülkeleri 19. yüzyılda başlattığı dış ticaret çağını sömürgeler elde etme politikasına dönüştürdü ve sermaye ihracına başladı. Dolayısıyla kapitalizmin gelişmediği, feodal kalıntıların egemen olduğu doğu toplumlarına, bir tür yeni Haçlı seferleri başlatıldı. İngiltere’nin başı çektiği ve en büyük payı kopararak “güneşi batmayan imparatorluk” haline geldiği bu süreçte; Fransa, Belçika, İspanya gibi ülkeler de pay alanlarını genişletmek için kıyasıya yarışmaya başladı. Çarlık Rusyası ise tarihinin en gerici evresine girmiş, gözünü sıcak denizlere dikmişti. 20. yüzyıl dünyası böylece milli kurtuluş savaşlarına gebe olarak başladı. Özellikle büyük imparatorluk birikimi olan devletler ve milletler, gidişata karşı koymaya çalışırken kendilerini de yeniden inşa ediyordu. Çin’de 1900’lerde başlayan emperyalizme isyan adımını 1905’te Rus Devrimi, arkasından 1908’de Türkiye, 1910’da İran, 1911’de yeniden Çin izledi. Birinci Paylaşım Savaşı da esas olarak bu ülkelere gözünü diken emperyalist yarışın ürünüydü. Orada başta ülkemiz olmak üzere tüm mazlum milletler vatan savunması deneyini elde etti. Ardından devrimler zinciri yeniden ve daha kalıcı işlemeye başladı ve 1917, 1920 ve 1949 tarihleri insanlığın zihnine mıh gibi kazındı. Elbette bu kanlı ve bedeli ağır mücadelelerin çeşitli yansımaları olacaktı.

Emperyalizmin Taktik Tecrübeleri

Bir ülkeye müdahale zemini hazırlayabilmek için, orada kendine bağlı güçler yaratmak ve tabiri yerindeyse “kaleyi içten fethetmek” empeyalist merkezlerin attığı ilk adım oluyordu. Çin’i afyon bağımlısı yapan bu zihniyet, kendi ülkesine reva görmediği Şah-Padişah rejimlerini de İran ve Türkiye’ye dayatıyordu. 2. Abdülhamit’i ve Nasrettin Şah’ı ayrılmaz müttefiki ilan eden bu kafa, 2. Nikola gibilerine de bayılıyordu. Parlamentolarında modernizm nutukları atan burjuva politikacıları, 1789’un tüm mirasına ihanet ederek 3. dünya ülkelerinde feodal artıklarını avuçlarına toplayıp halkların yüzüne üfürürken pis pis sırıtır. Tüm bu gelişmelere muhalefet şerhini çeken Jön Türkler, Narodnikler, Boxerler ise terörist ilan edilmek için idealdir. Gerçi terörizm safsatası Soğuk Savaş yıllarında ve nihayet “küreselleşme” çağında daha sık kullanılan bir terimdir ama değişen zarftır mazruf değil. Dolayısıyla “Zarfa değil mazrufa bakmalı” diyenlerin izinden giderek konuyu daha da açalım: Kuvayi Milliye, yurdumuz işgal edilmeye başlanınca, devam ettirdiği Jön Türk- İttihatçı çizgisinin gereği olarak dağlara çıkınca baş edilemez eşkıya(terörist) oldu. Yazımıza girerken betimlediğimiz yeri hafızalarımızda canlandırabilmemiz zor değildir. 16 Mart 1920’de İstanbulumuz işgal edildiğinde Şehzadebaşı Karakolu’nu basan İngilizler, uykuda yakaladığı askerlerimizi süngüleyerek şehit etmişti. 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçirerek milletimizin onurunu zedelemeye kalkışan ABD de, 20’lerin İngiliz tarzının devamcısıdır. Şimdi biz Çanakkale’de ve Sakarya’da çekilen hattın devamcısı olduk diye suçlu mu oluyoruz? Evet tecrübeleri incelemeyi sürdürelim:

Kendini Bilmez Sergerdeler kimlerdir?

68 Hareketi’nin gençlik liderlerinden Deniz Gezmiş ve arkadaşları savunmalarında 2. Abdülhamit müstebitinin 78 öğrenciyi Fizan’a sürgüne gönderdiği olaya -Şeref Kurbanları- atıfta bulunarak, söz konusu hareketin devamı olduklarını söylemişlerdi. Çünkü onları yargılayan 12 Mart cuntası da düpedüz Hamit’in devamıydı. İfade biçimleri bile değişmemişti. 70’lerin Cumhuriyet Türkiyesi yöneticileri, Osmanlı aristokratlarından farksızdı, aynı ruhsuzluğu taşıyorlardı. İşte o ruhsuzluk 12 Eylül Amerikancı darbesinin kanlı ruhuyla birleşince Türkiye’nin ilerici birikiminin tasfiyesi ve milli devletin yıkımı göreviyle 90’lara giriş yapıldı. Ancak emperyalizmin Washington ve Brüksel merkezli neoliberal ideolojik iklimi bizi yenmeye yetmedi. 2000’li yıllar itibariyle yükselen mücadele, tarih sahnesine bizleri çıkardı. Sistemin büyüklük algılarını tartışmaya açtığımız, kitle hareketinin yükseldiği bu dönem de 2. Jön Türkler olarak Silivri zindanlarına akınlar yaptık. Türkiye’nin yurtseverlik birikiminin hapsedilemeyeceğini gösteren o büyük halk ayaklanmasında, gençlik dinamiğini temsil ettik. Haziran Ayaklanması’nı yaratan eylemlilikler, 29 Ekimler, 19 Mayıslar ile bayramlarımızın yasaklanamayacağını ve Gezi’de de Mustafa Kemal’in zihinlerden silinemeyeceğini gösterdik! İttihatçılardan beri gelen, dava uğruna can cömertliği, bizi biz yapan değerlerdendir. Yani milletimizin şerefini lekelemeye kalkışanın başına çuvalı geçirir, dünyaya rezil ederiz ve bunu yaparken gözümüzü dahi kırpmayız.

Beyaz Saray’ın beylerinin, Pentagon’un paşalarının, parmak işaretiyle çağırdıkları bunu iyi anlamalı; büyüklük Türkiye’nin gladyosuna karşı zafer kazanarak zindandan çıkmaktır, Ermeni soykırımı yalanı yüzünden itibarımız zedelenirken, kalkıp bunu Lozan’larda, Berlin’lerde temizlemektir. Siz komşularımıza savaş tacirliği yaparken, onlarla yine dostluk ilişkisi geliştirebilmektir. Bayramlarımız yasaklanırken, milyonlarla yeniden bayram yapabilmektir. Ülkemiz bölünmeye çalışırken, herkesin alt kimliğini araştırdığı bir iklimde, TC’yi yeniden duvarlara kazıyabilmektir. Televizyonlarda boy gösteren, o dışı ve içi “imajmaker”lerin hünerli ellerinden geçmiş manken politikacılar, bizlere eşkıya diyedursun; eşkıyaların emperyalizmi yendiği çağı yeniden açıyoruz!

Türkiye’nin ve Batı Asya’nın büyük ufku


Güneş yine doğudan doğmaya hazırlanırken, şafağı bekleyen eşkıyaların çuvalları barikat yıkıcıları bağımsızlık özlemlerini yüklenmiş, tarihin pususundan çıkmıştır! İşçi Partisi’nin önderlik ettiği milli kuvvetler, bölgemize barış ve birlik getirecek ve ülkemizi bütünleştirerek geliştirecek ve halkımıza refahı sunacak program ve kadro birikimi hazırdır. Çuval eylemimiz, devletlerin bağımsızlık milletlerin kurtuluş ve halkların devrim mücadelesine soluk vermiştir. Öncü Gençlik olarak bu tip eylemleri yeni gerçekleştirmiyoruz: Amerikan askerlerini Yenikapı’da kovaladığımız günler dün gibi aklımızdadır, bağımsızlık için defalarca Samsun’dan Ankara’ya yürüyerek de mafya-tarikat rejimine, çok yakında Ankara Kalesi’ne Türk Bayrağı’nı dikeceğimizin, NATO’dan kurtularak yabancı üsleri temizleyeceğimizin mesajını verdik. Önümüzdeki dönem Türkiye’de bir daha çuval eylemine gerek kalmayacaktır. Çünkü limanlarımıza tek bir katilin çıkmasına müsaade etmeyeceğiz! Gücümüzü Hasan Tahsinlerin eyleminden, Mustafa Kemallerin pratiğinden alıyoruz. Kulaklarımızda büyük vatan şairimiz Namık Kemal’in sürgünden yankılanan sesi var: Yaşasın Vatan, Yaşasın Millet. Eşkıyalar görev başına!

Uğurcan Yardımoğlu
Öncü Gençlik İstanbul İl Başkanı
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
CENAP AYTEPE - 2 yıl önce
yürüyün be atcalşi kel mehmetler ..yuruyün be şköroğullari̇..yürüyün be seyi̇t onbaşilar ..yürüyünbe şeri̇fe bacilar......beli̇ni̇zde kiliciniz kirvani̇ taşi deler mizraği̇ni̇zin temrani̇ hakkinizda devlet vermi̇ş fermani̇ ferman padi̇şahinsa dağlar si̇zi̇ndi̇r