Vatan Partisi Burdur Milletvekili Adayı Levent Ersöz: İmralı canisi tarafından tutuklanmam istendi

Vatan Partisi Burdur Milletvekili Adayı, Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz Yargıtay’da görülen Ergenekon davasının temyiz duruşmasında savunmasını gerçekleştirdi. İmralı canisi tarafından şikayet edilen ve tutuklanması istenilen devlet görevlileri içinde yer aldığını belirten Ersöz, bu dava ile Atatürk İlke ve Devrimlerine ve Türk Bayrağına sahip çıkmanın suç haline getirildiğini ifade etti.

Vatan Partisi Burdur Milletvekili Adayı Levent Ersöz: İmralı canisi tarafından tutuklanmam istendi

Bu dava üzerinden Türkiye Cumhuriyetini ve ülkesini yeniden dizayn etme hedefini güden başta Amerika, İngiltere ve Almanya olmak üzere dış güçler ve yerel işbirlikçilerinin hedeflerine ulaşması adına epeyce mesafe kat edildiğini söyleyen Ersöz, “Bugün yaşananlar ve ülkenin karşı karşıya bırakıldığı sorunlar, atılmış bu adımların sonucudur” diye konuştu.

ETNİK AYRIMCILIK VE DİN PROFİLLİ ARGÜMANLAR

Ersöz, “Bu süreç, 1985 tarihinde ABD tarafından planlanıp safha safha gerçekleştirilen planın ve atılan adımların sonucudur. Asıl hedef, Türkiye Cumhuriyetini bölüp parçalamak ve tarih sahnesinden silmektir. 1950-1980 döneminde kullanılan argüman ve toplumsal ayrıştırmanın sonuca ulaşmada yetersiz olduğunu gören ABD, 12 Eylül sonrasında Özal dönemiyle birlikte hedefe ulaşmak için ekonomi ve siyaset dünyasının şekillendirilmesi, etnik ayrımcılık ve din profilli argümanları kullanma yolunu tercih etmiştir” diye konuştu.

BU SALDIRI TSK ÜZERİNDEN TÜRK MİLLETİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİNE YAPILMIŞTIR

“Ilımlı İslam dayatması ve Ortadoğu Coğrafyasını” yeniden şekillendirmek üzere geliştirilen proje ve çalışmalarda Türkiye Cumhuriyetinin temel değerleri olan “ulus devlet, üniter ve laik devlet” yapısının yıkılmasının hedeflendiğini bildiren Ersöz, “Bunu sağlamak için bölücü örgüt ve siyasal uzantıları ile bazı cemaat yapılanmalarını kullanarak yürümüşlerdir. Cemaat yapıları içinde de bugün terör örgütü olarak hakkında iddianame hazırlanan Gülen grubunun siyaset, ekonomi ve devlet yapılanmasında ihtiyaç duyduğu maddi manevi tüm destekler verilmiş, önü açılmıştır. TSK öncelikli hedef seçilmiştir. Bu saldırı gerçekte TSK üzerinden Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyetine, devletine yapılmıştır. Siyaset ve bürokrasi üzerinden TSK Komuta kademesi dezenformasyona tabi tutulmuştur. Bu çalışmalarda ne yazık ki, MİT içindeki bazı unsurlar da Emniyet içindeki bu unsurlarla işbirliği yapmıştır” ifadelerini kullandı.

İMRALI CANİSİ TARAFINDAN TUTUKLANMAM İSTENDİ

Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde yurtiçi ve yurtdışında çeşitli görevlerde 30 yıl başarıyla hizmet ettiğini söyleyen Ersöz, “Her iki tehdit odağıyla mücadelede yasal zeminde kalarak görev ve sorumluluklarımı etkin bir şekilde yerine getirdim. Bugün ülkenin temel sorunlarından olan terör sorunun çözülmesi konusunda rahmetli şehit generaller Eşref Bitlis, Hulusi Sayın, İsmail Selen ve Bahtiyar Aydın ile çalıştım. Şırnak, Diyarbakır illerinde ikişer kez görev yaptım. Bugün siyaset sahnesinde yer alıp ‘vatandaşları yönlendirerek askerin köy yaktığını ileri sürerek devleti şikayet eden, halkı isyana teşvik eden o bölgedeki siyah cübbeli kişiler’ hakkında yasal işlem yaptırdım. Yıllarca peşinden koştuğumuz Bölücü başı caninin hapsedildiği İmralı Adasının sorumluluğunu üstlenmekte hayatın ayrı bir cilvesiydi. Cani tarafından şikayet edilen ve tutuklanması istenilen devlet görevlileri içinde yer aldım. Hakkımda, gizli yalancı tanık beyanları ve malum medyanın yayınları üzerinden çeşitli soruşturma ve davalar açıldı” şeklinde konuştu.

CD’LERLE YAPILAN SAHTECİLİK

Bu davayı kurgulayan polis ve yargı mensuplarının, kişi ve kurumları birbirine irtibatlamak için Ergün Poyraz ve İşçi Partisi üzerinden hareket ettiklerini bildiren Ersöz, “Ergün Poyraz 28 Temmuz 2007’de gözaltına alınmış ve yukarıda açıkladığım iki sahtecilik olayı üzerinden bana ulaşmak istenilmiştir. Yetinilmemiş, 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi Genel Merkezinde yapılan aramada sahte CD’ler yerleştirilerek Ergun Poyraz’a, şahsıma, bizler üzerinden de Jandarma personeline ulaşılması planlanmıştır. İstanbul Emniyetinin durum tespiti olarak yazdığı ‘diğer dokümanlarda adımın geçtiği ve örgütün toplantılarına katıldığım’ yalanı Parti Merkezine yerleştirilen CD’ler de yapılan sahteciliğe dayanmaktadır” açıklamalarını yaptı.



Kamera: Tansev Kara

İŞTE ERSÖZ'ÜN SAVUNMASININ TAM METNİ

Sn. Başkan, Sn. Üyeler ve Sn. C. Savcısı,
Bildiğiniz üzere Sokrates, savunmasının başlangıcında der ki, “beni suçlayanların dayandıkları gerekçeyi ve onların sizin üzerinizdeki etkisini tam olarak anlayabilmiş değilim. Fakat öyle dikkat çekici konuşuyorlardı ki, ben bile kim olduğumu unuttum bir an. Bu kadar başarılı olmalarına rağmen, inanın söylediklerinin hiçbiri gerçeklere dayanmıyor. Bir tek doğru kelime bile söylemiyorlar, ben bile şaşırdım. Şuna inanın ki, sizi kandırıyorlar, çünkü söylediklerinin hiçbirinde tek bir doğru bile yok… Bu yüzden kendimi savunurken, sadece gölgelerle çarpışmak ve hatta karşımda cevap verecek biri olmadan iddiaların yanlışlığını da göstermek zorunda kalıyorum.”
Bu sözler, asırlarca önce de, mutlak iktidar olmanın yarattığı güçle masum insanlara atılan iftiralar neticesinde yaşananların bugün yaşanlarla bire bir örtüştüğünü anlatıyor. Bizler de bu ve diğer kumpas davalarında evrensel hukuk normlarına aykırı bir şekilde suçsuzluğumuzu ispatlamak mecburiyetinde bırakıldık.
Ne yazık ki, mutlak iktidar olma duygusu, ihtirası ve hedefi, sadece bu güce sahip olmanın dayanılmaz hafifliği değil, bu gücü ele geçirmek ve mevcudiyetini sürdürebilmek amacıyla meşruiyetini aldığı asıl iradenin yerine, hedefi olan siyasal düzeni oturtabilmek için iç ve dış güç merkezlerinin, dahası terör örgütlerinin desteğini alabilme arayışına girilmesi, bu unsurların çevresinde oluşan diğer menfaat gruplarının çıkarları doğrultusunda, söylediği ve söylettiği yalanlara giderek inanmaları, dış etkilere baskılara ve yönlendirmelere açık ve bağımlı hale gelmelerine, sonuçta ülkenin bağımsızlığını ve tüm değerlerini yitirmesine neden olmaktadır.
Bu sonuca ulaşmak için yaratılan bu davada;(S-1) siyasi müdahaleler, soruşturmada sanıktan delile gitme yöntemi, kanunsuz delil elde etmeler, her şeyin sözde ihbar müessesesine dayandırılması, olmayan hususların var gibi gösterilmeye çalışılması, çıkar karşılığı yalan söyletilen devşirme, bölücü terör örgütü mensup ve yandaşları ile hükümlü ve tutuklulardan seçilmiş gizli tanıklar, baskıcı yönetim anlayışı gibi faktörler dikkate alındığında, toplum üzerinde amaçlanan korku ve baskı sağlanmış, birçok çevre, düşünür, sudan çıkmış balık haline dönüştürülmüş, ağzına bant çekilmiş, etkisiz hale getirilmiştir.(S-2) Türkiye Cumhuriyeti’nde irtica ve bölücülük tehlikesinden bahsetmek, bazı kurum, kişi ve grupları demokratik kurallar içinde eleştirmek, alternatif siyasi çalışmalarda bulunmak. siyasi parti kurmaya yeltenmek, terörle mücadelenin devam etmesini istemek, Avrupalı ve Amerikalıların Türkiye aleyhine yaptığı faaliyetleri vurgulamak, ulus devleti ve üniter yapıyı savunmak, daha vahimi Atatürk İlke ve Devrimlerine ve Türk Bayrağına (Türk Bayrağı Ocak 2010 tarihinde hastane odamda yapılan aramada alınıp götürülmüştür)sahip çıkmak suç haline getirilmiştir.
Maalesef bu dava (S-3) üzerinden Türkiye Cumhuriyetini ve ülkesini yeniden dizayn etme hedefini güden başta Amerika, İngiltere ve Almanya olmak üzere dış güçler ve yerel işbirlikçilerinin hedeflerine ulaşması adına epeyce mesafe kat edilmiştir. Bugün yaşananlar ve ülkenin karşı karşıya bırakıldığı sorunlar, atılmış bu adımların sonucudur. Devleti ele geçirme ve mutlak iktidar olma ihtirası ve özgüvenini taşıyanlar ve taşımalarına katkı verenler Mehmet Akif Ersoy’un “Tarih tekerrürden ibarettir diyorlar, ders alınsa tarih hiç tekerrür eder miydi” sözlerinden hiç nasibini almamış figürlerdir. Yoksa Sokrates’ten günümüze kadar tarih hiç tekerrür eder miydi? Biz bu günleri yaşar mıydık? Ancak Türk Milleti geçte olsa uygulanan planın farkına varmıştır.
Sizler (S-4) bugün “hedefleri devleti ele geçirmek ve mutlak iktidar olmak isteyen kesimlerin planladığı, işbirliği içinde yargı eliyle icra ettirdiği” ortaya çıkmış olan bir siyasal davayı, “hukuk temelinde” sorgulayarak yapılan haksızlıkları ve adaletin tecellisini sağlayacak ve vicdanları sızlatmayacak bir karar verme sorumluluğuyla karşı karşıya bırakıldınız. Sizlerin, Türk Halkı ve Devletine ve bizlere karşı kurulan komployu ortaya koyacak bir kararla görev ve sorumluluğunuzu yerine getireceğinize ilişkin inancımı belirtmek istiyorum.
Sayın Başkan, Sayın Üyeler
Bu(S-5) komployu kuranların “yargı ayağını” oluşturan savcı ve hakimleri karşısında tarihe not düşmek adına üzerime atılmak istenen suçlamalara karşı tüm gerçekleri samimiyetle dürüstçe ve ek delil klasörlerinde yer alan kendi polislerinin inceleme ve değerlendirme raporlarında yaptıkları sahtekarlıkları somut olarak ortaya koyarak atılı suçları işlemediğimi ifade ettim. Keza açıklayabileceğim sınırlar içinde kalarak Türkiye Cumhuriyetine karşı dış güçlerce oynanan oyunlar hakkında bazı bilgileri paylaştım. Bu ifadelerimde (S-6)“1 Temmuz 2008 tarihinden bugüne kadar kendime hep ‘Bu soruşturma başlayıncaya kadar adını duymadığım. varlığından haberdar olmadığım, sözde bir örgütün üyeliğine niçin yakıştırıldım ve niçin buradayım?’ sorusunu sordum ve bu sorusunun yanıtları olan Terör örgütleriyle, yolsuzluklarla, laiklik karşıtı odaklarla mücadele etmenin, kanun, nizam ve emirlere mutlak itaatle devlete hizmet aşkıyla ömrünü vermenin sonucu buradayım” şeklinde beyanda bulunmuştum. O tarihte belirttiğim hususları burada tekrarlamayacağım ancak sözlerimin başlangıcında çerçevesini çizdiğim konular ile vereceğiniz hükmün “sadece usul değil esas” içerikli olması gerektiğine ilişkin belge ve bilgileri özet olarak ifade edeceğim.
Bu (S-7) süreç, 1985 tarihinde ABD tarafından planlanıp safha safha gerçekleştirilen planın ve atılan adımların sonucudur. Asıl hedef, Türkiye Cumhuriyetini bölüp parçalamak ve tarih sahnesinden silmektir. 1950-1980 döneminde kullanılan argüman ve toplumsal ayrıştırmanın sonuca ulaşmada yetersiz olduğunu gören ABD, 12 Eylül sonrasında Özal dönemiyle birlikte hedefe ulaşmak için ekonomi ve siyaset dünyasının şekillendirilmesi, etnik ayrımcılık ve din profilli argümanları kullanma yolunu tercih etmiştir. (S-8) Bu dönemde dini yapılanmaların teşvik edilmesi, bölücü örgütün; strateji, eğitim, lojistik imkanları yönünden desteklenmesi çalışmalarına ağırlık verilmiştir. Bu çalışmalar doğal olarak kendi müttefiki İngiltere, Almanya ve Yunanistan gibi ülkelerle koordineli olarak yürütülmüştür.
2001 (S-9) ve sonrasında herkesin malumu olduğu “Ilımlı İslam dayatması ve Ortadoğu Coğrafyasını” yeniden şekillendirmek üzere geliştirilen proje ve çalışmalarda Türkiye Cumhuriyetinin temel değerleri olan “ulus devlet, üniter ve laik devlet” yapısının yıkılması hedeflenmiştir. Bunu sağlamak için bölücü örgüt ve siyasal uzantıları ile bazı cemaat yapılanmalarını kullanarak yürümüşlerdir. Bu aşamada;
-Bölücü (S-10) örgütün siyasallaştırılması ve tanınmasına yönelik dış destekli ayrılıkçı çalışmalar, siyaset aktörlerinin 1 Mart 2003 süreci ve sonrasındaki yaklaşımları, etnik çatışmaları körükleyen “alt kimlik üst kimlik” tartışmaları ve laiklik konusundaki yaklaşımları, proje odaklı görev kabulleri, hedefe giden yolda uygun zemin yaratılmasında maalesef etkin olmuştur.
-Cemaat yapıları içinde de bugün terör örgütü olarak hakkında iddianame hazırlanan Gülen grubunun siyaset, ekonomi ve devlet yapılanmasında ihtiyaç duyduğu maddi manevi tüm destekler verilmiş, önü açılmıştır.
Türkiye (S-11) Cumhuriyetinin bekasına yönelik bu iki tehdit odağına karşı gerekli ve yeterli tedbir alınamamış aksine adeta yollarına gül dökülmüştür. Her iki tehdit odağının arkasında bulunan Amerika ve müttefikleri hedeflerine ulaşmada engel gördüğü Anayasal kurumlar ve kişilere karşı çok yönlü saldırıyı bu iki odak üzerinden gerçekleştirmiştir. Bu kurumlar içinde de Atatürkçü düşünce sistemiyle yetişmiş personeli, Cumhuriyet kazanımlarına sarsılmaz bağlılığı ve milli olma niteliği ile ülkenin bekasının en temel unsurlarından olan TSK öncelikli hedef seçilmiştir.
Bu kapsamda; (S-12) Türk Milletinin göz bebeği milli ordusuna karşı altıncı kol faaliyetleriyle, medya-siyaset-cemaat-iş dünyasının bazı malum kesimlerince topyekûn saldırı gerçekleştirilmiştir. TSK; “askeri vesayet, darbe geleneği, terörle mücadelede başarısız ve yolsuzlukların içinde” ana temaları işlenerek, Türk milleti nezdindeki saygınlığının ve milletinin sevgisinin zedelenmesi maksatlı psikolojik harekat saldırısına maruz bırakılmıştır. Bununla yetinilmemiş, omurgasını kırmak üzere yasal ve idari düzenlemelere gidilmiş, adeta tutsak edilmek istenmiştir.
Yurtiçindeki (S-13) işbirlikçisi bazı çevreler çıkarları için bu tehdit ve saldırı odaklarıyla yakınlaşmış, ondan güç elde etmeye çalışmış, icazet almış, mevki ve makamlarını sağlamlaştırmak istemiş, bunun için taviz üstüne taviz vermiştir. Çıkarları için kutsal ittifak kuran bu çevreler tüm güçleri ve olanaklarıyla TSK’ne saldırmıştır. Bu saldırı gerçekte TSK üzerinden Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyetine, devletine yapılmıştır.
Peki, (S-14) bu saldırı ve hedefi konusunda devlet mekanizması bilgi sahibi değil miydi? Bu soruya “hayır” demek isterdim ama mümkün değil. Çünkü bu konuda TSK tarafından elde edilen bilgiler anayasanın gereği ortam ve kurumlarda yetkililerle paylaşılmıştır. Öyle ki,(S-15) Amerikan güdümü ve desteğindeki Gülen grubunun;
-Siyaset ve bürokrasi yoluyla devleti ele geçirme hedefini 2005 yılına kadar gerçekleştirmeyi planladığı,
-Bunu sağlamak üzere başta İçişleri, Adalet ve Milli Eğitim Bakanlıkları kademeleri olmak üzere tüm kurumlarda kadrolaşma çalışması yürüttüğü,
-Yurtdışından Humeyni benzeri yöntemle getirileceği,
-Emniyet içindeki bazı unsurlarının TSK komuta kademesini izlediği,
-Yurtdışından,(S-16) Amerika ve Kanada üzerinden, Komuta Kademesine yönelik iftira kampanyalarını, güdümündeki medya ve emniyet içindeki unsurlarıyla müştereken internet ve medya ayağı üzerinden yürüttüğü,
-Bu unsurların yabancı misyon şeflikleriyle ilişki içinde hareket ettiği ve TSK’ne karşı operasyon çalışması yürüttükleri,
-TSK komuta kademesini şekillendirmeye bu kapsamda gelecek on yılına ipotek koyarak ele geçirmeyi,
-TSK(S-17) alt kademelerinde görev alacak personelin kendilerince yetiştirilmiş kişilerden seçilmesini, ileride girişilecek çalışmalarda itaatsizlik ve başkaldırı eylemlerinde etkinlik sağlamayı, bu personel üzerinden emanet edilen vatan evlatlarını kendi düşünceleri temelinde değişime uğratarak kendi ordu düzenini getirmeyi hedeflediği,
Jandarma (S-18) Genel Komutanlığı İstihbaratı tarafından 2003 yılından itibaren raporlanmış, Genel Komutanı tarafından çeşitli şekillerde yetkililerle paylaşılmıştır. Paylaşılan bilgiler üzerine Jandarma istihbaratı, bu grubun Emniyet içindeki unsurlarının desteğiyle özellikle medyadaki kalemşorları ve yine Emniyete ait internet sitesi ve radyosu üzerinden yayınlarla hedef tahtasına oturtulmuş, yetmemiş siyaset ve bürokrasi üzerinden TSK Komuta kademesi dezenformasyona tabi tutulmuştur. Bu çalışmalarda ne yazık ki, MİT içindeki bazı unsurlar da Emniyet içindeki bu unsurlarla işbirliği yapmıştır.
Diğer (S-19) tehdit odağının siyasal uzantıları ve dış destekleri ile örgütün yurtiçi ve dışındaki yeniden toparlanma ve siyasi çözüme yöneltme çalışmaları konusunda bilgiler paylaşılmıştır. Öyle ki, Büyük güç kaybetmiş örgütün;
- Amerika ve müttefiki ülkelerin Irak ve Kuzeyindeki yapılanmalar üzerinden eğitim, lojistik ve istihbarat yönünden desteklendiği ve bitinin canlandırılmaya çalışıldığı,
-Irak kuzeyinde aşiret yapılanmalarıyla liderlik mücadelesini zamana dayalı yürüteceği,
-Amerika (S-20) tarafından, “Terör sorununun” “Kürt Sorunu” haline dönüştürülmesi, “güvenlikçi politikalar” yerine “siyasal çözümler” üretilmesi yönünde örgüt liderleriyle görüşmeler yapıldığı ve yönlendirildiği,
-Örgütün Avrupa üzerinden siyasal çözüm için zemin yokladığı, bu maksatla Almanya Fransa gibi ülkelerin parlamenterleriyle diyalog içerisine girdiği, temasların Türkiye deki siyaset kurumlarına iletilmesine ve pazarlık masasına oturtulması girişimlerinin süreceği,
-Özellikle(S-21) Güneydoğu illerimizde tabanın iktidar partisine yönelmesini engellemek için etkin çalışma yapılmasını planladıkları,
-İmralı canisinin örgüt üzerindeki etkinliğinin artırılması için devreye sokulması konusunda uluslararası baskı kurulması,
-Örgüt lideri ve bazı yöneticilerinin TSK komuta kademesi ve yetkilendirdiği personelle irtibatta bulunduğuna ilişkin propaganda faaliyetlerinin yürütülmesi, bu kapsamda askerin terörle mücadelede başarısız olduğu yönünde algının yaratılması,
-Şehir(S-22) yapılanması üzerinde etkin çalışmalar yürütülmesi ve örgütün kazanımlarının bu yapılanma üzerinden kamuoyuna aktarılması ve ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler için destek oluşturulmaya çalışılması,
-Örgüt ile mücadeledeki personelin etkisiz hale getirilmesi için yargılama yolunu açacak propaganda, şikâyet vb. faaliyetlerinin yürütülmesi,
-Özal döneminin Kürt Planında öngörülen federatif yapıya geçilmesinin örgütün temel hedeflerinden olduğu bu maksatla siyasal temelde çalışmalar yürütülmesi, hedefin 2015 yılı olduğu,
Bilgileri yukarıda belirttiğim şekilde paylaşılmış ve raporlanmıştır.
Sn. Başkan, Sn. Üyeler,
J. Gn. K. lığı bünyesinde yurtiçi ve dışında çeşitli görevlerde 30 yıl başarıyla hizmet ettim. Her iki tehdit odağıyla mücadelede yasal zeminde kalarak görev ve sorumluluklarımı etkin bir şekilde yerine getirdim. Bugün ülkenin temel sorunlarından olan “terör sorunun” çözülmesi konusunda rahmetli şehit generaller Eşref Bitlis, Hulusi Sayın, İsmail Selen ve Bahtiyar Aydın ile çalıştım. Şırnak, Diyarbakır illerinde ikişer kez görev yaptım. Bugün siyaset sahnesinde yer alıp “vatandaşları yönlendirerek askerin köy yaktığını ileri sürerek devleti şikayet eden, halkı isyana teşvik eden o bölgedeki siyah cübbeli kişiler” hakkında yasal işlem yaptırdım. Yıllarca peşinden koştuğumuz Bölücü başı caninin hapsedildiği İmralı Adasının sorumluluğunu üstlenmekte hayatın ayrı bir cilvesiydi. Cani tarafından şikayet edilen ve tutuklanması istenilen devlet görevlileri içinde yer aldım. Her iki odak ve yandaşlarınca çeşitli “lakaplar” takılıp günlerce yandaş medyaları üzerinden kara propagandaya maruz bırakıldım. Yargılamayı yapan 13. Ağır Ceza Mahkemesinde, soruşturmaya dahil edilmem emrini nereden aldıklarını bildiğimi söyledim ancak diğer sanıklara “emir talimat almadıklarını ve bağımsız olduklarını söyleyen heyet” bana aynı yanıtı veremedi.
Evet, (S-23)bu süreç her iki tehdit odağının işbirliği içinde bulundukları bir dönem olmuştur. Bu itibarla, hakkımda, gizli yalancı tanık beyanları ve malum medyanın yayınları üzerinden çeşitli soruşturma ve davalar açıldı. Bu dava dışında, Balyoz, merhum 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı öldürmeye azmettirmek (!) gibi davalarda yargılandım. Eşref Bitlis soruşturması ve Malatya Zirve Yayınevi Katliamı davalarına monte edilmek istendim. (S-24)Silopi ve Dargeçit soruşturmaları geçirdim. Yetmedi, kendi kurum personelimin yalanlarıyla davalar açıldı, ceza aldım. Yetmedi eşim ve kızım aynı kişilerin maksatlı yalanlarıyla ceza aldı. Ailece onlarca yalanla bu kadar dava ve soruşturma geçirince bende kendimle “sen neymişsin be abi” diyerek dalga geçmeye başladım.
Sn. Başkan, Sn. Üyeler,
Beş buçuk yılımı tutsak geçirmeme neden olan bu davada verilen hükmün esastan bozulması gerektiğine ilişkin hususlara değineceğim.
-Dava; (S-25)Soruşturma aşamasından itibaren görevli emniyet ve yargı personelinin işbirliği içerisinde yaptıkları “sahtecilik” sonucunda elde ettikleri “kanunsuz delillere” dayandırılmış mahkeme de bunlara itibar etmiştir. Bu sahtecilikler nelerdir?
1. İstanbul (S-26)C. Başsavcılığı 28 Haziran 2008 tarihinde (Soruşturma No:2007/1536-2023 sayılı yazısı ile) “teknik takibe esas olduğu ve örgüt yapısı çerçevesinde şüphelilerin son durumlarının bildirilmesini” talep etmiştir. İstanbul Em. Müdürlüğünün 29 Haziran 2008 tarihli (B.O5.1.EGM. 4.34.00.16.07 Adli. Br. A.2008/016 sayılı) yazısında, hakkımda şöyle denilmektedir;
“Emekli Tuğgeneraldir. Jandarma İstihbarat Başkanlığı yaptığı, soruşturma kapsamında tutuklanan Ergün Poyraz’ın Levent Ersöz’ün koordinesinde J. Gn. K. lığı adına istihbarat elemanı olarak kullanıldığı, Ergün Poyraz’dan çıkan dokümanlarda Levent Ersöz’ün isminin geçtiği, ayrıca ele geçirilen diğer dokümanlarda da isminin geçtiği ve bu dokümanlara göre örgütün toplantılarına katıldığı anlaşılmıştır”.
Bu tespitte suç unsuru oluşturan ifade yoktur. O tarih itibariyle 4 yıl önce yaptığım görev ön plana çıkarılmış ve o makam ve o makamda görev yapmış olmak potansiyel suç ve suçluluk olarak gösterilmiştir. Hukuk devletinde bunun kabul edilir yanı yoktur.
Peki, (S-27)Ergun Poyraz’dan ele geçirildiğini yazdıkları dokümanlarda Levent Ersöz adı nasıl ve nerede geçmiştir? Ya da gerçekten geçmekte midir? İşte sahtekârlık tam da burada yapılmıştır. Nasıl mı? Birinci iddianame kapsamında 27 Temmuz 2007 tarihinde gözaltına alınıp, 30 Temmuz 2007 tarihinde tutuklanan Ergün Poyraz’ın el konulan bilgisayar hard diskine (fujitsu marka, nn7lt4113b54 seri no.lu) kendisi tutuklandıktan 34 gün sonra ilave edilen notlar başlıklı dosyadaki Word belgesi içindeki bir paragrafla.
Bu paragraf (S-28) Ergun Poyraz cezaevinde iken 3.09.2007 07.53 de son kaydedilmiştir.
Cezaevinde olan kişi el konulmuş bilgisayar hard diskine bu paragrafı kaydedemeyeceğine göre dijital üzerinde kim ya da kimler oynamıştır? Tabi ki, bu dijitali elinde bulunduran polis memurları.
Ergun Poyraz’aait bu dijitale ilişkin ek delil klasörlerinde (Ek Klasör-39 Dizin No 175-199, Ek Klasör-292 Dizin No 140, ve Ek Klasör-351 Dizin No 206) üç adet Polis Teknik İnceleme ve Değerlendirme Raporu bulunmaktadır. Tarihlerine baktığımızda ilk ikisi 19.09.2007 ve 18.01.2008 de hazırlanmıştır. Bu raporlarda “notlar.doc” isimli dosya bulunmamaktadır. (S-29:94)
Ayrıca; evinde ele geçirilen dökümanlara ilişkin inceleme tutanaklarında da (dizin no 299- 310) bu isimde herhangi bir doküman mevcut değildir. Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Savcılığına gönderilen hard disk ve CD’ler içerisinde de “notlar dosyası” ile ilgili hiçbir ifade yer almamaktadır.
Ek Klasör (S-95,96) 39 Dizin No: 323 De Ergün Poyraz’ın Ek Sorgulama Tutanağı bulunmaktadır. Bu tutanakta; bilgisayarında bulunan notlar isimli 7 sayfalık dokümanla ilgili soruya “son bölümdeki Levent Ersöz ile alakalı notları hatırlamıyorum” diyor. Hatırlamaması gayet normal çünkü sözde bu doküman bilgisayarına kendisi Cezaevindeyken eklenmiştir.
Notlar isimli dosya içinde neler varmış, bir de ona bakalım;
Ek Klasör (S-97: 98) 39 Dizin No 174 de bir zarf fotoğrafı konulmuş. Dizin No 174 deki zarfın arka yüzünde şu yazılar mevcut; “tutanaklar gizli dosyalar ve notla”_ Toplam 26 sayfa.
Bu 26 sayfanın; (S-99)
a. 6 sayfası Doğu Perinçek’ten ele geçirildiği ileri sürülen p4202811071308 seri no.lu CD içerisindeki Ergün Poyraz’a ödenen parayla ilgili Word belgesi şeklindeki, imzasız, tutanak başlıklı yazılar.
b. Gizli dosyalar başlıklı 7 sayfalık Erdal Sarızeybek’in “Ya Gazi Paşa Duyarsa” başlıklı kitabında yer alan bir bölüm.
c. 7 sayfası “notlar” başlıklı Word belgesi şeklindeki yazı.
d. 6 (S-100)sayfası “notlar” başlıklı Word belgesi şeklindeki aynı yazı.
e. 1 sayfası “sayfada ihsan bey” ibaresiyle başlayıp, “kafalılardan seçilmekteydi” ibaresiyle sona eren Word belgesi şeklindeki yazı.
Zarfın (S-101) ön yüzü görünmediği için hangi makama hitap ettiği ve nereden geldiği belli değildir. Dizin No 174 den itibaren 26 sayfa denilen yazılara dizin numarası da verilmemiştir. Hangi klasörden alınarak dosyaya konulduğu da belirtilmemiştir.
Ergün Poyraz’ın (S-102)da hatırlamadığı bu notta hakkımda bakın neler yazmışlar;
“Levent Ersöz, Jandarma İstihbarat Başkanı Levent Ersöz emekliliğinin ardında kayseri gurubu AKP’lilerle diyaloga giriyor ve mit müsteşarlığı için tavassutta bulunmalarını istiyordu. Öyleki emekli olur olmaz bana söz verdiği kitap yazım işini unuttuğu gibi uzun bir süre telefonlara da çıkmıyordu. 2007 ocağında piyasaya çıkıyor, daha önce aslan bulut ve emin şirin’ verdiği ve bunlar tarafından açıkça yazılmayan Aksu’nun Ermenilik belgesini yazmamı istiyordu”
İlginç (S-103:118) olan; notlar başlıklı biri 7, diğeri 6 sayfalık aynı Word belgesinin 7 sayfalık olan kopyasında Levent Ersöz başlıklı bir paragraf olmasına rağmen 6 sayfalık kopyada bu paragraf yoktur.

Bu notların yazılış tarzına baktığımızda da şunları görüyoruz; Levent Ersöz başlıklı paragraf ile daha önceki paragraflar arasında yazan kişi tarafından yazım esnasında konulan özel işaretler ve paragraflar arası genişliğe yer verilmemiş, aynı belge ve aynı sayfa içinde farklı yazı tipi kullanılmış, paragraf sadece 1 kopyada ve sayfanın sonunda yazılmış, bir yazarın yapmayacağı çok basit imla hataları yapılmış.

Peki,(S-119) bu belge nerededir? Ek Klasör 351 Dizin No 206 da bir Polis İnceleme Raporu daha bulunuyor. İlginç ama “notlar” isimli Word belgesi bu raporda yer almış. (S-120:123) “notlar. doc” isimli dosyanın ekran çıktısı da Ek Klasör 351 Dizin No 62 de olup sahtecilik açıkça görülmektedir. (S-124) Üç polis inceleme raporunun farklı klasörlere konulması gibi, notlar isimli Word belgelerinin çıktıları da farklı klasörlere yerleştirilmiş. Şöyle ki inceleme raporu Ek Klasör 351 de iken notlar isimli dosyanın 7 sayfalık çıktısı Ek Klasör 330 Dizin No 263-269 arasında bulunmaktadır.
Paragrafta geçen konular tamamıyla asılsızdır. Yalan ortaya çıkacağı için ismi geçen iki kişinin beyanı bile alınmamıştır.
Neden(S-125) üç rapor hazırlanmıştır. Nedeni basit. İlk iki rapor da bulunmayan “Notlar” başlıklı paragrafı eklemek ve Levent Ersöz ile ilgili yukarıda okuduğum ifadeleri yazmak için. Peki bu rapor ne zaman hazırlanmıştır? Hard diskin imajının alındığı 28.07.2007 den tam on ay sonra 29 Mayıs 2008 de hazırlanmıştır. Böylece Levent Ersöz’ün adı geçirilmiştir. Hakkımda gözaltı kararı ne zaman verilmiştir? Bu rapordan bir ay sonra! Diğer bir anlatımla gözaltı işlemine bir gerekçe uydurmak için.
2. Diğer(S-126) bir sahtecilik belgesine geçelim. Ne diyorlar; “Ergun Poyraz’dan ele geçirilen dokümanlarda Levent Ersöz’ün ismi geçiyor”. Bir kişinin başkasının notunda, kitabında isminin geçmesi o kişinin suçlu olduğunu göstermeyeceği gibi, notu yazan kişi suçluysa bile ismi geçen kişiyle irtibatı olup olmadığı, suçlu olup olmadığını ortaya koyacak delillerin, suçun unsurlarının ortaya konulması gerekirken, bunların hiç biri incelenmemiş ortaya konulmamıştır. Bunları da bırakarak Ergun Poyraz’dan ele geçirilen diğer dokümanlar neymiş ona bakalım. (S-127)

İddianamenin 67nci sayfasında ESTÖ’nün devlet içindeki yapılanması başlığı altında; “Ergün Poyraz’dan elde edilen ve korumaları tarafından yazıldığı anlaşılan günlük notlarında dönemin J. Gn. K. Org. Eruygur, İsth. Bşk. Levent Ersöz, Teknik ve Mali D. Bşk. H. Atilla Uğur, MGK Genel Sekreteri ile birçok defa makamında görüştüğü yazılıdır” ifadesine yer verilmiştir.
Bu tamamıyla (S-128:130)gerçeğe aykırı ve yalandır. 1nci İddianame Eklerinde yer alan belge içinde (Ek Klasör 44 Dizin No: 308-310), yer almadığım gibi 3ncü İddianamede de bu husus teyit edilmektedir. Şöyle ki: 3ncü İddianamenin 644ncü sayfasında “korumaları tarafından tutulduğu anlaşılan el yazısıyla yazılmış koruma notları (10 Ocak 2003-14 Mart 2003 tarihleri arası) incelendiğinde”; denilerek bazı randevu tarihleri ileri sürülmektedir. İleri sürülen randevu ve ziyaret edilen kişiler arasında adım yoktur. Olmaması da doğaldır. Çünkü 10 Ocak 2003 – 14 Mart 2003 tarihleri arasında ben Bursa J. Blg. K. idim. Yani İsth. Bşk. değildim.
Ergün Poyraz, o tarihte Merkez Koruma Komisyonunca verilen özel koruma kararı gereğince, Jandarma bölgesinde ikameti nedeniyle Ankara İl. J. K.lığı ekiplerince korunmaktaydı. Asıl görevi, hakkında koruma kararı bulunan bir kişinin güvenliğini sağlanmak olan bir astsubayın elinde kâğıt kalem, o kişinin kimlerle nerede buluştuğu, ne yaptığını yazıp çizmesi işi değildir. Dahası, ilginç olan bu notların, koruma personelinin birliğinde ya da kendisinde olması gerekirken korunan kişinin evinde ele geçirilmesidir. Böyle bir notun korunan kişinin evinde bulunması hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu dosya polis tarafından kişinin evine yerleştirilmiştir.
İddia makamı bu sahteciliği bir adım daha ileri götürerek mütalaasında “Nisan-Haziran 2005” tarihine çekmiş ve 2003 döneminde tutulan notlara benzer olduğunu yazarak, gerçekdışı sahte evrak düzenlemiştir. Sözü edilen her iki tarihte de İsth. Başkanı olmadığım gibi ziyaret edilen makamlarda adım yoktur.
3. Diğer (S-131) bir sahtecilik konusuna geçeceğim. Bu davayı kurgulayan polis ve yargı mensupları, kişi ve kurumları birbirine irtibatlamak için Ergün Poyraz ve İşçi Partisi üzerinden hareket etmiştir. Ergün Poyraz 28 Temmuz 2007 de gözaltına alınmış ve yukarıda açıkladığım iki sahtecilik olayı üzerinden bana ulaşmak istenilmiştir. Yetinilmemiş, 21 Mart 2008 tarihinde İşçi Partisi Genel Merkezinde yapılan aramada sahte CD’ler yerleştirilerek Ergun Poyraz’a, şahsıma, bizler üzerinden de Jandarma personeline ulaşılması planlanmıştır. İstanbul Emniyetinin durum tespiti olarak yazdığı “diğer dokümanlarda adımın geçtiği ve örgütün toplantılarına katıldığım” yalanı Parti Merkezine yerleştirilen CD’ler de yapılan sahteciliğe dayanmaktadır. Nasıl mı? Açıklayayım;
-Polis (S-132) tarafından düzenlenen bir tutanağa dikkatinizi çekmek istiyorum. Tutanak 15.01.2009 saat 18.00 tarihlidir. Yani benim gözaltına alınışımdan 10 saat sonra. Hakkında yakalama kararı çıkartılan bir kişinin yakalanmasından sonra tutuluyor. Tutanakta neler var? Gözaltı kararı verilmeden aylar öncesi elde edildiğini ileri sürdükleri sözde belgelerin ne olduğunu yazdıkları bir tutanak. İnsana sormazlar mı, madem aylar öncesi bu belgeleri ele geçirdiniz, neden aylarca beklediniz? Araştırdınız mı? Hayır. Gerek duymadılar çünkü içeriği kendilerince hazırlanan ve olmayan sahte belge ve dijitaller üzerinden kumpas kurmuşlardı. Peki, ne yazmışlar?
“İşçi Partisi Genel Merkezi’nde yapılan aramada bulunan dijital verilerin incelenmesinde;
-Ergün Poyraz isimli Word belgesinde;
-Yargıtay ile ilgili notlarım isimli Word belgesinde;
-Ergün Poyraz’ın Jitem’den aldığı para isimli klasör içerisinde şüpheli Levent Ersöz hakkında bilgiler olduğu görülmüş,
İçeriklerine(S-133) geçmeden önce hemen ifade edeyim ki, İşçi Partisi Genel Merkezinde yapılan aramada ele geçirilen sözde CD’ler ve diğer belgeler içinde “Ergün Poyraz isimli Word belgesi” şeklinde hiçbir belge ele geçirilmemiştir. İşçi Partisinden ele geçirilen dijitaller içerisinde ve benimle ilgili diğer bölümlerde ve Ergün Poyraz’dan ele geçirilmiş böyle bir belge yoktur. Kimse bunun sehven yazıldığını söyleyemez. Ergün Poyraz 30 Temmuz 2007 tarihinde tutuklanmıştır. Yani bu tutanaktan yaklaşık 18 ay öncedir. Bu süre zarfında nerede, kimde ne el geçirildiği bilinemez mi? Yoksa başka bir düşüncenin mi tezahürüdür? Evet, kişileri birbirine irtibatlamak adına 29 Haziran 2008 de durum tespiti olarak yazdıkları “diğer dokümanlarda adımın geçtiği” yalanına kılıf hazırlamak maksadıyla malum polis grubunun bilinçli olarak yazdığı yalan ve sahtecilik ürününün bir parçasıdır.
- Şimdi “Yargıtay ile ilgili notlarım” isimli Word belgesinin ne olduğunu ve içeriğinde şahsımla ilgili yapılan sahteciliği anlamak için İşçi Partisinden ele geçirilen dijitallerin Polis İnceleme Raporlarına göz atalım.(S-134)

21.3.2008 tarihinde İşçi Partisi Genel Merkezinde yapılan aramada el konulan 4 CD ye ilişkin inceleme raporu Ek Klasör 285 Dizin No:353 de 89 sayfa olarak 3.4.2008 tarihinde savcılığa gönderilmiştir.
Bu CD’ler den(S-135:139) sekreter odasının sağ taraftaki masaya ait etajerin üst çekmecesinden çıkan ve ELBA marka CD içerisinde Toplam 18 adet dosya olduğu ifade edilmektedir. Bu rapora göre CD içerisindeki dosyalar arasında şahsımla ilgili olanı “Yargıtay İle İlgili Notlarım. Doc” isimli dosyadır.(S-140,141) Bu CD hangi bilgisayarda yaratılmıştır? Belli değildir.

Bu dosya içerisinde “AKP dosyasını Eminağaoğluna iletelim, görüşünü alalım. Limandaki yemeğe yetiştirelim. Yemeğe Eminağaoğlu dışında E. Poyrazla Levent Ersöz Paşa da gelecek” ibaresinin olduğu ileri sürülmektedir.
Ek Klasör(S-142,143) 213 Dizin No 130-150 de, tıpkı Ergün Poyraz’dan ele geçirildiği ileri sürülen dijitalin raporlarında olduğu gibi, burada da aynı marka ve seri Nu. lu CD ye ait bir inceleme raporu tutanağı daha vardır.

Bu tutanağa göre(S-144,145) CD içeriğinde “Fetullahçı Gladyo”, “ümit sayın”, “yargı-Nusret senemden” ve 27 Ocak 2008-Eşref Bitlis. doc” isimli klasörler mevcut. Bu klasörlerin ekran çıktılarına göre ise dosya miktarı 18 değil 29 dur.Yani dosyalar çoğalmıştır. (S-146) Yargı-Nusret Senemden isimli klasör içindeki 11 dosyadan biri “Yargıtay ile ilgili notlarım” isimli Word dosyasıdır.

Bu (S-147)raporun tarihi 26 Mart 2008 dir. Ek Klasör (S-148) 285 dizin No 352 deki inceleme raporu tarihi ise 03 Nisan 2008 dir. İki ayrı klasörde iki ayrı inceleme raporu, her iki rapor arasında sadece 8 gün var. Neden ihtiyaç duyulmuştur?

Burada vurgulamak istediğim husus; her iki raporda da bulunan “Yargıtay ile ilgili notlarım” isimli belgenin tarih ve saatleridir. (S-150)

Yargıtay ile ilgili notlarım belgesinin ekran çıktılarına göre; belgenin yaratılma tarihleri, ilk ifade ettiğim raporda 02.01.2008, saat 08.09, yazan ve son kaydeden h iken, ikinci ifade ettiğim rapordaki tarih 01.02.2008 saati 20.09, yazan ve son kaydeden h dir.

Raporlardaki ay/gün dizilimi ikinci raporda olduğu gibi gün/ay dizilimi şeklinde olduğu ileri sürülse bile, konuya saat açısından baktığımızda bu yaklaşımın kabul edilmesi mümkün değildir. Bu durum dosyanın sahte olduğunu göstermektedir. Son kaydedenin “h” şeklinde rumuz kullanması da sahteciliğin ortaya çıkışını engellemek maksadıyladır.
Keza,(S-151) İşçi Partisi Avukatı ve bu davada sanık konumunda olan Nusret Senem ifadesinde; “CD’ler üzerinde imzaları olmadığını, tutanaklarda seri Nu.ları olmadığını, CD’ler üzerinde o CD’ler olduğunu açıklayıcı belirlemeler olmadığını, değiştirilmesi ihtimalinin büyük olduğunu, el koyma işleminde yasaya uygun hareket edilmediğini” söylemiştir. İfadesinde ayrıca; ‘Yargıtay ile alakalı CD’nin oluşturulma tarihinin emniyette kendisine gösterildiğini, tarihinin 5 Şubat 2008 olduğunu, dava açması nedeniyle Ramazan Akyürek’in bu CD’leri hazırlatıp partiye koydurduğunu’ beyan etmiştir. İşçi Partisi genel merkezi arama tutanağının(S-152) 3ncü sayfasında söz konusu CD’lerin sadece markalarının yazılı olduğu, seri numaralarının ise yazılmadığı görülmektedir. Bu da Nusret Senem’in beyanını doğrulamaktadır.

CD’lerin sahte olarak düzenlendiğine ve irtibat tesisi ile iktidar partisine yönelik sözde faaliyeti ortaya koymak için yapılan sahtekârlığı anlamak için “Yargıtay ile ilgili notlarım” dosyası içindeki asıl konuya geçelim ve bu dosya içinde (S-153)“Liman Lokantasındaki” yemek konusuna bakalım.

Bu yazılana göre üç kritik nokta bulunmaktadır. İlki; yemeğin zamanı, ikincisi; yemeğe katılacaklar üçüncüsü; AKP’nin kapatılma davasıyla ilişkilendirilmesi.

Liman Lokantasında Ömer Faruk Eminağaoğlu ile yediğim yemeği ve içeriğini hem nöbetçi mahkemede hem savunmamda açık olarak belirttim.
16 Ocak 2009 tarihinde sevk edildiğim nöbetçi mahkemede ve savunmamda, “2006 yılı başlangıcında arkadaşım C. Savcısı Mehmet Şenay Baygın’ın daveti üzerine yemek yediğimizi, bu yemekte E. Poyraz’ın bulunmadığını, E. Bnb. İlhan Özcan’ın bulunduğunu, parti kapatması ile ilgili hiçbir konunun görüşülmediğini, dostlar arasında bir yemek olduğunu ve o tarihte kapatma davasının bulunmadığını” ifade etmiştim.
Benim doğru söylediğimi ortaya koyan ancak polis, savcı ve heyetin ısrarla göz ardı ettiği bir ihbar söz konusu.(S-154) Mahkemenin Amerika’dan beş yıllık sürede ihbarcının kimliğini getirtmediği “kardanadam111” ismini kullanan kişinin yaptığı mail ihbarından söz ediyorum. H. Atilla Uğur hakkında bilgi vermek amacıyla yazdığını belirten (ek klasör 116 dizin no 49) sözde ihbar, 2 Temmuz 2008, 12.02am de yani Atilla Uğur’un gözaltına alınmasından 18 saat sonra yapılmıştır. Mail (S-155)içeriğinde savunmamda belirttiğim üzere liman lokantasındaki yemeğin tarihi net bir şekilde yazılıdır. 28 Aralık 2005. Yemek tarihinden üç yıldan fazla süre geçtiği için tam zamanı ifade etmemde bir-iki hafta sapma olması sanırım normaldir.
Burada bir saplama yaparak mail ihbarıyla CD’nin yaratılma tarihi arasındaki zamanlamaya dikkatinizi çekmek istiyorum. (S-156)Mail ihbarı polisin ileri sürdüğü CD yaratılma tarihinden 7 ay sonra yapılmış ve bugüne kadar IP ve kimliği saptanmamıştır. Kumpasın odağındaki görevliler, mail ihbarını 1 Temmuz 2008 operasyonuna gerekçe uydurmak için yapmış ve ihbara doğru zamanı yazmışlardır. Ancak temadi suç niteliğini yaratabilmek ve kapatma davası ile hükümeti devirme suçlamasını getirebilmek için tarihi 2 yıl ileri çekmek zorunda kalmışlardır. Mail ihbarı nöbetçi mahkemelerde sorulduğu için yok edilememiş ve nasıl olsa CD inceleme raporunu binlerce sayfa arasında farklı klasörler içinde kimse bulamaz, bakmaz ve iki bilgi birbirini teyit eder görünür, delillerin incelenmesi safhasına kadar da birkaç yıl geçer diye düşünmüşlerdir. Delillerin incelemesi de yapılmadan karar verilmiş, böylece mahkemede bu konuda kumpasın asli unsurlarından olduğunu göstermiştir.

Beyanımdaki hususları araştırması gerekirken araştırmayan iddia makamında bulunan C. Savcısı Nihat Taşkın doğrudan soru safhasında hasta yatağımda “maddi gerçeğin” ortaya çıkarılması bahanesiyle tarih konusunu dördüncü kez şu şekilde sormuştu;(S-157)
“Cumhuriyet Savcısı: “Kardanadam111 e-mail ihbarı konusundan bahsettiniz ben bu ihbar içerisinde sadece bir hususu size soracağım. Burada 28 Aralık 2005 günü Ankara Cinnah caddesi liman restorandaki buluşmaya Levent Paşa Ömer Savcıyla birlikte Ergün Poyraz da katıldı. Bu yemekli toplantıya ben katılmadım çok dar kapsamlıydı. AKP ile ilgili bir dosya oluşturuluyordu. Bu dosyaların kapatma davası ile ilgili olduğu söyleniyordu şeklinde. Burada bir tarih veriliyor, 28 Aralık 2005 sizde bu yemekli toplantıdan bahsettiniz, Ergün Poyraz'ın bu toplantıda olmadığını olan kişileri de saydınız. Bu tarih doğru mu? Hatırlıyor musunuz?”
Bende(S-158) kendisine aynı yanıtı tekrarlamış ve o tarihte kapatma davası diye bir şey olmadığını söylediğimde, inanılmaz biçimde “hayır vardı” demiştir. Halbuki AKP’yi Kapatma Davası iddianamesi 14 Mart 2008 Tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştu. Aradaki zaman farkı 27 ay. Peki, Savcı neden ısrar etmiş ve beyanımı kabul etmemişti. Çünkü ortada çok ciddi bir sahtecilik olayı vardı ve en hafif deyimiyle Savcı polisler tarafından yanlış yönlendiriliyordu. Ancak mütalaasını açıkladığında yanlış yönlendirilmediğini anladım.
CD(S-159) İnceleme Raporun Değerlendirme bölümünde raporu hazırlayan polislerce; “ Söz konusu belgenin oluşturulma tarihine bakıldığında, 02.01.2008 tarihinde oluşturulduğu, dolayısıyla AKP’nin kapatılması iddianamesi açılmadan yaklaşık üç ay öncesinde adı geçen şahısların bir araya gelerek AKP’nin kapatılması ile ilgili hazırlık yaptıkları değerlendirilmektedir” denilmektedir.

İkinci (S-160) kritik konuya geçtiğimizde kurulan kumpas daha açık olarak görülmektedir. Polise göre yemeğe katılacak kişi aramızda bağ kurulmaya çalışılan Ergün Poyraz’dır. Peki, Ergün Poyraz malum polis grubunun yemek yediğimizi ileri sürdüğü tarihte nerededir? Ergün Poyraz 30 Temmuz 2007 tarihinde tutuklanmıştır ve iddia edilen yemek tarihinde Kandıra Cezaevindedir. Cezaevindeki kişi Ankara Cinnah Caddesindeki Liman Lokantasındaki yemeğe nasıl gelebilir? CD ve kapatma davası iddianamesinden üç ay öncesinde bir araya geldi diyen polisler, kendi hazırladıkları CD’yi parti merkezine yerleştirmiş ve bunun üzerinden bilinçli olarak sahte rapor düzenlemiştir. Bir C. Savcısı ve mahkeme heyeti, beyanlarımda belirtmiş olmamın ötesinde, birinci iddianame kapsamında tutuklu olarak mahkeme salonunda bulunan Ergün Poyraz’ın cezaevinde olduğunu ve yemekte olamayacağını nasıl olurda göz ardı ederler ve polis raporuna itibar ederler. Tek bir yanıtı var. Malum cemaatin yargı ayağına sızdırdığı unsurlar olup emirleri uygulamaktadırlar.

Üçüncü(S-161) kritik konuya gelince, 28 Aralık 2005 tarihinde AKP’nin kapatılması diye bir konu yoktu. Bunu ileri sürmek “Örgütün talimatları doğrultusunda hareket ediyor, emeklilik sonrasında hükümete karşı faaliyetlerini sürdürüyor” diyerek temadi suç türü üzerinden suçlama yapmak ve üç Kuvvet Komutanının dosyadan tefrikine esas olan “emekli olduktan sonra faaliyetlerini sürdürmemiştir” yaklaşımının bizlere uygulanmasının önüne geçmektir. Bunun yanı sıra, ne polis, ne savcı ne mahkeme Ergün Poyraz ve yemek davetini yapan Savcı Mehmet Şenay Saygın ve yemekte bulunan Ömer Faruk Eminağaoğlu ile E. Bnb. İlhan Özcan’ın ifadesine başvurmamıştır.
Daha ilginç olan husus ise, (S-162) İşçi Partisinden ele geçirildiği ileri sürülen CD ye göre “AKP dosyasının verildiği” Kardanadam111 mail ihbarına göre ise “ben ve H.ATİLLA UĞUR tarafından dosya verildiği iddia edilen kişi” olan Yargıtay C. Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında yapılan işlemdir.
İstanbul C. Başsavcılığınca Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında Ergenekon bağlantısı konusunda “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararı verilmiştir. Bu karar dava dosyaları içerisinde yer almamıştır.
İşçi Partisi yönetimince arama yapan polisler hakkında açılan dava ve sonuçları polis tarafından kurulan kumpası net olarak ortaya koymuştur.

Yemek(S-163) yediğim kişilerin hiçbirisi suçlu görülmemişken, yukarıda tek tek açıkladığım sahtelikler bilinçli olarak göz ardı edilip “emekli olduktan sonra liman lokantasında yemek yemiştir, dolayısıyla örgütsel toplantılara katılmış, çalışmalarına devam etmiştir” diyerek “suç olmayan basit bir yemeğin, sahte dijital ve evrak tanzimi” suretiyle “suç” gibi gösterilmesi, üstüne üstlük temadi suç gibi gösterilmesi ve mahkeme heyetinin de bunları kabulü Türk hukuk tarihine geçmiş kapkara bir lekedir.

4. Şimdi diğer bir sahtecilik konusuna değineceğim. İşçi Partisi Genel Merkezinde ele geçirildiği ileri sürülen “Ergün Poyraz’ın Jitem’den aldığı para isimli klasör içerisinde şüpheli Levent Ersöz hakkında bilgiler” nelermiş?
İşçi (S-164)Partisinde ele geçirildiği ileri sürülen sahte 4 CD den ikincisi olan “princo” marka CD içerisinde bu cd içerisinde (90) tutanak (Ergün POYRAZ) 1 MİLYAR.doc isimli Word dosyası içinde Ergün Poyraz’ın İstihbarat Başkanlığı kasasından çeşitli tarihlerde çeşitli miktarlarda para aldığına ilişkin beş adet tutanak bulunduğu, verilen paranın miktarı, görevlilerin ismi, tarihi ve araştırmacı yazar olarak yazılan Ergün Poyraz’ın adının bulunduğu belirtilmektedir.
İleri (S-165) sürülen beş belgenin ikisinde benim, üçünde ise H.Atilla Uğur’un adı açılmıştır. Belgeler Word belgesi şeklinde ve imzasızdır. Herhangi bir bilgisayarda ve kişi tarafından yaratılabilir. Adımın yazıldığı sözde tutanakların tarihleri 18 Aralık 2003 ve 2 Haziran 2004’dür. H. Atilla Uğur’un adının açıldığı sözde tutanakların tarihleri ise 28 Ocak 2004 ve 1,7 Temmuz 2004’dür.

CD’nin(S-166-167) Polis inceleme ve değerlendirme raporu Ek Klasör 285 deki (dizin no 331) 89 sayfalık raporun 31nci sayfasındadır. Dosyanın ekran çıktısına göre; (S-168)belgenin yaratıldığı bilgisayar bilinmemektedir. Daha önemlisi dosyanın yaratılma tarihi 30 Haziran 2004, son kaydetme tarihi ise 7 Kasım 2004’dür.(s-169) Belgenin yaratıldığı 30 Haziran 2004 öncesi tarihini taşıyan sözde tutanakların bu dosya içinde bulunması kadar son kaydedildiği tarih itibariyle ben ve Hasan Atilla Uğur’un İstihbarat Başkanlığı görevinde bulunmadığımızı dikkatlerinize sunuyorum.
Belgelerin sahteliğini ortaya koymak açısından bazı bilgileri paylaşmak istiyorum. İstihbarat ödeneğinin harcanmasına ilişkin mevzuat gereğince haber elemanlarına yapılan ödemeler dip koçanlı makbuzlarla yapılır ve elemanın adı yerine kendisine verilen kod numarası kullanılır. Ayrıca İstihbarat Başkanı ve Daire Başkanı karargah personeli olup ödeme yapamaya yetkili değildir. Ödenek sarfı ve yetkisi J. Gn. K. na ait olup onun imzası bulunmadan kullanılamaz.
Ergün(s-170) Poyraz haber elemanı değildir. Bunu tüm ifadelerimde belirttim. O dönemde J.Gn. K.lığı Kurmay Başkanı Korg. Hakkı Kılınç’ın makamına gelen Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner ve yanındaki Genel Müdür Yardımcısının “Ergün Poyraz’ı haber elemanı olarak kullanıyor musunuz, kullanıyorsanız ilişiğini kesin” şeklindeki beyanına “böyle bir durumun olmadığını, sadece J. Bölgesinde ikamet etmesi ve Bakanlığın Özel Koruma Kararı nedeniyle Ankara İl J. K.lığı ekiplerince korunduğunu” ifade etmiştim. Belirttiğim (s-171)bu husus, polis içindeki cemaat unsurlarının kendisini izlediğini ve başına dolayısıyla başımıza çorap örmeye o tarihten itibaren başladığını ortaya koymaktadır. Bize bu konuda gelen Genel Müdür bu unsurlarca makamında dinlenmiştir. Kendisini J.Gn.K. nın emriyle makamına görüşmeye gittiğimde konuşulanlar kayıt edilmiştir. Bunu bu dosya içerisine “hangi amaçla koyduklarını” bilmemekle birlikte ek klasörlerde görmüş ve heyete açıklamıştım. Amirlerini dinleyenler kendisini dezonformasyona tabi tutmuşlardır. Ergenekon tertibinin 2001 yılında kurulmaya çalışıldığını ve kendisinin engel olduğunu belirten Emniyet İstihbarat eski Daire Başkanı Sabri Uzun’un beyanının da doğru olduğunu ortaya koymaktadır.
Ergün(172) Poyraz böyle bir para almadığını ifadesinde belirtmiş, Avukatı Hüseyin Buzoğlu’nun J.Gn. K.lığına müracaatı üzerine Adli Müşavir imzalı cevabi yazıda böyle bir belge ve bilgi olmadığı ifade edilmiştir. Mahkemeden talebimiz üzerine Mahkemenizce J. Gn. K.lığından talep edilen bilgiler çerçevesinde J.Gn.K.lığının 21 Temmuz 2009 tarihli cevabi yazısında ve(AD.MÜŞ: 1500-266941-09/ sayılı yazısı, sayfa 2, paragraf ğ’de) Ergün Poyraz isimli bir şahsa herhangi bir ödeme yapıldığına dair kayda rastlanmadığı belirtilmiştir. İddia edilen belgeler Word belgesi olup herkes tarafından bilgisayarda üretilebilir.
Kaldı ki, savunmamın doğrudan soru aşamasında (173)C. Savcısı Nihat Taşkın; “Jandarma’nın istihbarat elemanı istihdam etmesi ve ona mevzuat çerçevesinde para ödenmesi asla bunlar suçlama konusu yapılmamış yapılamaz da. Burada söz konusu olan iddianamedeki ifadeler çerçevesinde özellikle Ergün Poyraz’ın bahsettiğim size sorduğum şekilde hükümet üyesi bir takım kişiler aleyhine özellikle desteklenerek bilgi belgeyle kitap yazdırılması ve iddialar bu şekilde, tabi bu ilişki sorgulanıyor yani.”
Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın: yazılı savunma dilekçenizdeki sıralamaya göre sorularla devam ediyorum. Ergün Poyraz konusu yine İşçi Partisi’nden ele geçirildiği iddia edilen bir takım belgelerde Ergün Poyraz’ın Jitem’den aldığı para isimli bir klasörde Word sayfalarına değişik tarihlerde düzenlenen tutanaklar ile Ergün Poyraz’a istihbarat elemanı olarak para ödendiğine dair belgeler var, bunlar imzasız bir kısmında da sizin adınız açılmış. Siz bunlara değindiniz ve kabul etmediğinizi beyan ettiniz şekli olarak bu belgeleri incelediğiniz için soruyorum gerçek ödemelere ilişkin belgelere benziyor mu? Resmi ödemelerde bu formatta mı yapılıyor bunu açıklar mısınız?”
Şeklindeki sorusu üzerine gerekli açıklamaları yapmıştım. Ancak Savcı kendisinin bu beyanı ve açıklamalarımız ile resmi kurum yazılarına da itibar etmeyerek mütalaasında aynı noktada kalmış ve bu sahtecilik olayı da maalesef karara esas kabul edilmiştir.

5. C. Savcısının beyanındaki “hükümet üyesi bir takım kişiler aleyhine özellikle desteklenerek bilgi belgeyle kitap yazdırılması ve iddialar bu şekilde, tabi bu ilişki sorgulanıyor” konusunda yapılan hukuksuzluk ve sahteciliğe bakalım. (174)Bu iddia 1 Temmuz 2008 tarihinde gözaltına alınan H. Atilla Uğur hakkında bilgi vermek maksadıyla yazdığını söyleyen hala kim olduğu bilinçli olarak ortaya çıkarılmayan “kardanadam111’in” mail ihbarında ortaya atılmıştır. Bu ihbarın ne maksatla yapıldığını ifade etmiştim.

Ergün Poyraz’ın (175)yazdığı kitaplar, avukatınca polise teslim edilmiş ve polis tarafından incelenerek tutanağa bağlanmıştır. Tutanak Ek Klasör 287 dizin No 95 dedir.
8 kitaptan (176) “Çoban Sülü” isimli kitapta Hv. K. K. lığına sunulmak üzere Genkur. Bşk.lığınca hazırlanmış bir bölümün olduğu, yine “Hilafet Ordusundan Arap Kürt Partisine” isimli kitapta Genkur. Bşk.lığınca hazırlanmış bir dokümanın iki sayfasına benzer bilgiler olduğu belirtilmiştir. Diğer(177-178) kitaplarda TSK’dan ele geçirilmiş bilgi ve belgenin bulunmadığı tutanağa bağlanmıştır. Bu tutanak, kitaplarda jandarmadan elde edilen bilgi belge olmadığının kanıtıdır. Ayrıca kardanadam111 mail ihbarının da düzmece olduğunu göstermektedir.
J. Gn. K. lığınca verilmiş(179:181) bilgi belge olmadığına ilişkin diğer bir kanıt, Genkur. As. Savcılığının inceleme raporudur. Ek Klasör 292 dizin no 194 de bulunan raporun ekin de, içeriğinde “K . K. İsth. Arşivi” ve “Misyonerlik Konferansı 2003” isimli klasörler içerisindeki dosyalara ilişkin çizelgeler vardır. (182,183)Dijital ve doküman inceleme tutanaklarında J. Gn. K. lığına ait bir belgeden söz edilmemektedir.
İşçi partisinden ele geçirildiği ileri sürülen “Jitem’den verilen para” isimli dosyadaki sözde tutanaklarda E. Poyraz için “araştırmacı yazar” ifadesi bu konuda suçlama yapmak maksadıyla yazılmıştır.
Mahkemeye(184) 23 Nisan 2011 ve 25 Mayıs 2011 tarihli dilekçelerimle Ergün Poyraz’ın 2010 yılında, yani cezaevindeyken, keza bizlerinde cezaevinde bulunduğu süreçte kitap yazmayı sürdürdüğünü, “Takunyalı Führer” Kalpazan” “Musa’nın AKP’si” üç kitap yazdığını, Kalpazan isimli kitabına Emin Çölaşan’ın önsöz yazdığını ve bunu köşesinde Ergün Poyraz’ın Kitabı” başlığı ile okurlarıyla paylaştığını belirterek bu kitapların içeriğindeki bilgileri biz veremeyeceğimize göre, bilgi ve belgenin kim tarafından verildiğini ve finans desteğini kimin sağladığını sormuştum.
Hakkımızda suç isnadında bulunulan, para karşılığında kitap yazdırma konusunda; Ergün Poyraz’a ne bilgi belge nede para verilmemiştir.
İşçi Partisinden ele geçirilen CD’lerin kanunsuz delil konumunda olmasının ötesinde, ortaya koyduğumuz somut deliller ve maddi gerçeğe rağmen belirsizliklerle dolu BDDK raporuna dayanarak savunmamızı doğru bulmayan iddia makamı, kendi yazdığı mütalaasında, bizim doğru söylediğimizi ve haklı olduğumuzu ortaya koyan ifadelere yer vermiştir. Şöyle ki, (185)mütalaanın 576ncı sayfasında ; “sanık Ergün Poyraz'da ele geçirilen birçok devlete ait gizli bilgi ve belgenin Tuncer Kılıç tarafından kendisine ulaştırıldığı, Mustafa Ali Balbay’ın tutuğu notlardan o tarihlerde devletin en gizli konularının konuşulduğu YAŞ ve MGK toplantılarına ilişkin bilgilerinin bir kısmının sanık yani Tuncer Kılıç tarafından sızdırıldığını, devlete ait gizli bilgi ve belgeleri sanık Mustafa Hüseyin Buzoğlu ve sanık Ergün Poyraz’a verdiği”, belirtilmektedir.
İddia makamının bu tespiti, bize yüklemek istediği suç isnadını kendi beyanlarıyla çürütmüş olmaktadır. Arz ettiğim bu belgeler ışığında bizim belge ve para verdiğimiz, kitap yazdırmasını sağladığımız iddiasının hiç bir dayanağı yoktur. Atfı suçtur.(186) Bu somut delillere karşın aynı iddia makamının “Devletin bir kurumu olan Jandarma Genel Komutanlığından kendisine bilgi, belge ve para verilerek makam olarak bağlı bulundukları Devletin en üst düzey kurumlarının yöneticileri hakkında kitap yazdırıldığı, sanık Mehmet Şener Eruygur basta olmak uzere örgütiin asker kokenli mensuplanndan çok sayıda gizli askeri belgele temin ettiği, bu belgeleri Ergenekon Terör Örgütünün amaçları dahilinde üst düzey devlet yoneticileri aleyhine halkı kışkırtacak mahiyette kaleme alıp yayınladığı kitaplarda kullandığı, 2003-2004 yıllanndaki askeri darbe teşebbüsü eylemine CCG ile irtibatlı faaliyetleri ile katıldığı” şeklindeki mütalaada bulunması ve heyetin bu yönde karar vermesi hukuksuzluktur.

6. İstanbul Emniyetinin durum tespiti yazısında “ayrıca ele geçirilen diğer dokümanlarda da isminin geçtiği ve bu dokümanlara göre örgütün toplantılarına katıldığı anlaşılmıştır” yazılmış. Burada katıldığım ileri sürülen toplantıları sorgulamak istiyorum. Polisin bu ifadesine karşın Savcılık ve Nö. Hakim tarafından toplantı konusunda hiçbir soru yöneltilmemiştir. Ancak iddia makamı iddianamede polisin bu ifadesini bir adım daha ileri taşımış ve “emekliliği döneminde de örgütsel içerikli gizli toplantılara katıldığı, ayrıca Kent Otelde yapılan toplantılara sürekli iştirak ettiği tespit edilmiştir” şeklinde iddia da bulunmuştur.
Savunmamda dosyada “nerede, ne zaman hangi toplantıya katıldığımı, bu toplantılara kim ya da kimlerin katıldığını, bu toplantılarda neler konuşulduğunu, örgütsel nitelikli toplantıların nasıl belirlendiğini, fiziki veya teknik takip raporlarının olup olmadığını, bunları neye dayanarak yazdıklarını” gösteren tekbir delil ortaya konulmadığını ısrarla dile getirmeme karşın hiçbir yanıt verilemedi, belge ve delil gösterilemedi.
Kent Otel konusunda da; “adı geçen otelde yemekli bir toplantıya bir kez, 2006 yılının Mayıs ayında, katıldım. Yanımda arkadaşım İlhan Özcan da vardı ve yemek parasını cebimizden ödedik. Toplantı otelin zemin üstü katındaydı, gizli değildi ve bir örgüt toplantısı hiç değildi. Düşünün ki, katıldığım o toplantıda eski bir İçişleri bakanı, 2 emekli üst düzey komutan, bir rektör, birkaç akademisyen, yargı mensupları, gazeteciler ve bu kişilerin birçoğunun koruma polisleri ve personeli vardı. Şimdi böyle bir ortamda nasıl bir gizli toplantıdan söz edilebilir? Toplantıya bir savcı arkadaşımın daveti üzerine katıldım ve ondan sonra bir daha katılmadım. 3ncü İddianamede Sanık Engin Aydın’ın ajandasından ele geçirildiği öne sürülen bilgiler de bir kez katıldığımı doğrulamaktadır. Kaldı ki, 3ncü İddianamenin 29ncu sayfasında, Kent Otel Toplantılarının gizli toplantı olmadığı kabul edilerek, yönü, toplantılara katılanların sözde örgütün amacından haberdar olup olmadıkları şekline dönüştürülmüştür. Sürekli katıldığımı iddia edenler bunu ispatlamak zorundadırlar. İlhan Özcan’ın tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum.” Şeklinde beyanda bulunmuştum. Bilgisayar imkanına kavuştuktan sonra yaptığım inceleme üzerine yaptığım ek savunmada da, bu konuya ilişkin üçüncü(187) iddianamenin (Sayfa 552 Son Paragraf, Sayfa 553 İlk Paragraf ) Engin Aydın’la ilgili bölümde tespit ettiğim hususu şu şekilde beyan etmiştim.
Sanık Engin Aydın’dan ele geçirildiği ileri sürülen dokümanın 12 ile numaralandırılmış sayfasında 04.05.2006 tarihinde Org. Şener Eruygur’un konuşmacı olduğu toplantıda katılacaklar arasında adımın geçtiği, 13 ile numaralandırılmış sayfasında da aynı tarih ve konuda katılacaklar listesinde ismimin karşısında (-) yazdığı, bunun katılmayanlar anlamında olduğu belirtilmektedir. Daha önce de Kent Otel toplantılarından sadece birine katıldığımı belirtmiştim. Bahsettiğim toplantı budur ve bunun dışında hiçbir toplantıya iştirak etmedim. Katılmış olsaydım, her halde aynı dokümanın 1’den 12’ye kadar numaralandırılmış sayfalarındaki katılacaklar listesinde adım olur ve iddianameyi hazırlayanlar da bunu yazarlardı. Bu da benim bu toplantılara sadece bir kez katıldığımın açık bir delilidir ve İddianamedeki Kent Otel toplantılarına sürekli katıldığım iddialarını çürütmektedir.” Beyanında bulunmuştum.
Avukatım Zeki Aksoy da, heyete “şayet bu örgüt toplantısıysa ve suç delili olarak buraya konuluyorsa, o toplantıya katılan diğer kişilerle ilgili neler yapılmış, soruşturma başlatılmış mı ki başlatılması lazım böyle bir nitelendirme yapılıyorsa. Onlarla ilgili soruşturmalar ne aşamadadır, iddia makamından açıklanmasını talep ediyoruz, müvekkilim beyan etti bir kez katılmış. Bunun aksine dosyada müvekkilimin beyanını çürütecek tek bir delil yok. Sürekli tespitini neye yapmıştır ve sürekliliğiyle neyi ne kast edilmektedir?” açıklamasında bulunmuştu.

Bu konuda bir sahteciliği daha dikkatlerinize sunmak istiyorum.(188) Mustafa Balbay’ın dosyada bulunan 05.03.2009 tarihli Savcılık ifadesinde; “Erdal Şenel, Levent Ersöz, Engin Aydın, Hurşit Tolon, Şener Eruygur’un katıldığı aylık ve haftalık toplantıların bazılarına katıldığını, bu toplantıları farklı kişilerin organize ettiğini, bazen otellerde, bazen de restoranlarda yapıldığını beyan ettiği yazılmıştır.” Bu ifade tutanağına istinaden savunmamda “bu ifadeden benim bu toplantılara sürekli katıldığım anlamı çıkmaktadır. Mustafa Balbay’a sorulmasını istiyorum. Beni hangi toplantıda, nerelerde görmüştür? Bu beyanı kendisine mi aittir? Bilerek mi vermiştir? Eğer kendisine ait değilse buraya nasıl ve hangi amaçla yazılmıştır? Ben Kent Otel’de sadece bir toplantıya katıldım ve kendisi de oradaydı. Bunun dışında beni her hangi bir toplantıda görmüş müdür?” şeklinde beyanda bulunmuştum.
13(189) Ağustos 2010 tarihli celsede üye hakim, Mustafa Balbay’ın beyanından hareketle bu toplantıları ve Mustafa Balbay’ın beyanının doğru olup olmadığını sormuştur. İnanılmaz ama gerçek. Kendisine savunmamda belirttiğim hususları tekrarlamış ve beyanın Mustafa Balbay’a sorulmasını istemiştim.
Söz alan Mustafa Balbay, “Başkanım, ben Sn. Ersöz’ün ilk sorgusu günü sanıyorum Sn. Özese de hatırlayacaktır, bana yöneltilen bir başka sorunun yanıtı yapıştırılmış, yanılmıyorsam beşinci sayfadaydı savcılık sorgusunun ve onun fotokopisini de size vermiştim, benim vermediğim bir yanıtı oraya iliştirmişlerdi, onu da açıklamıştım ben”
Evet, inanılmaz ama gerçek bu. Savcılığın sorgu zaptında böyle bir sahtecilik yaptığı bu şekilde ortaya çıkmıştı. Savcılık “emekliliği döneminde de” ifadesini hiçbir delil olmadan gerçeğe aykırı olarak kullanmış, temadi suç niteliği kazandırmak kuvvet komutanlarına uygulanan tefrik işleminin bizlere uygulanmasını engellemeye çalışmıştır. Bütün bu somut açıklamalara beyanlara rağmen, elinde delil bulamamanın çaresizliği içerisinde kıvranan savcılık mütalaasında sadece bir kez katıldığım(190) Kent Otel toplantısını, “Terör örgütüne üst düzey eleman veya sempatizan kazandırma, siyasi oluşumları örgüt adına yönlendirme amaçlı Kent Otel toplantılarına katıldığı”şeklinde nitelemiş ve “toplantılarına” kelimesini kullanarak sürekli katıldığım iddiasında direndiğini göstermiştir. Bu ifadenin devamında “örgütsel nitelikteki faaliyetlerde yönetici ve yönlendirici etkisi, faaliyetlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu dikkate alındığında Ergenekon Terör Örgütünün yöneticilerinden olduğu anlaşıldığından” diyerek cezalandırılmamı talep eden savcılığın bana yakıştırdığı bu sıfat nedeniyle, olmayan örgüte kaç eleman kazandırdığımı, bunun için ne tür faaliyet yürüttüğümü, kazandırdığım elemanların kimler olduğunu ve ne görevler verdiğimi açıklaması gerekirdi ancak bunların da hiçbir tanesi dosyada yok. Bütün bunlara rağmen mahkeme heyetinin bu mütalaayı kararına esas kabul etmesi de inanılmaz olduğu kadar hukuka ve yasalara aykırıdır.

7. Şimdide deliller üzerinde yapılan oynama ve sahteciliğe ilişkin diğer bir konuyu dikkatlerinize sunacağım. J. Gn. K.lığı İsth. Başkanı olduğum dönemde yani 2003-2004 döneminde Komutan emri ve onayı ile makam odamda iki gazeteci, iki iş adamı ve bir eski siyasetçiyle yaptığım görüşme ve bu görüşmelerde yaptığımız kayıtların konusu suçlamaya ve karara esas kabul edilmiştir.
Nö. Mahkemeden başlamak üzere kovuşturma sürecindeki beyanlarımda ve dilekçelerimde kiminle ne maksatla neler görüştüğümü müteaddit kereler açıkladım. Bu konuşmalar içinde hiçbir şekilde ne bizden ne karşı taraftan darbe veya onu ima edecek hiçbir konu konuşulmamış, tamamıyla istihbarat konsepti ve emirler çerçevesinde konuşulmuştur. Kendilerine baskı yapılmamış, herhangi bir belge bilgi verilmemiş, kendilerinden herhangibir konu ,kişi kurum hakkında yayın yapmaları istenmemiş, telkinde bulunulmamış, kendilerinden yaptıkları haberler konusunda kurumların yıpratılmaması için teyit maksadıyla istedikleri zaman bizi arayabilecekleri ifade edilmiş, varsa talepleri alınmış ve komuta katına arz edilmiştir. Keza komutanın görüşmediği ve görüşün şunu iletin emrini verdiği bir ya da iki konu kendilerine, nezaket ve kişilik hakları zedelenmeden, karşılıklı saygı içerisinde görüşülmüş ve konuşulmuştur. Takdir edersiniz ki, her kahvehanede, her köşede herkesin konuştuğu ülkenin içinde bulunduğu durum gidişatı ve endişeleri bir generalin albayın bir askerin konuşmasını suç saymak, sadece art niyet ve verilen emrin yerine getirilmesi, eskiden yaşanmış olayların vebalini rövanşist duygularla insanlara kesmek arzu ve hevesinden başka bir şey olamaz. Takdir edersiniz ki, görüşülen kişiler, ülkenin saygın deneyimli ve bilgi sahibi olan insanları olup, istihbarat konsepti içinde temel unsur olan “bilgiyi elde etme ve teyit” maksatlı, konuşmanın başlangıç ve gelişimini sağlama, görüşlerini rahatça açıklayabilmelerini sağlama yönünde konuşmalar yapılmasından, anlatılanları dinlemeden daha doğal bir yaklaşım olamaz. Her sosyal ortamda, hatta ailemizde çocuklarımızın duygu ve düşüncelerini büyükleriyle paylaşması için uyguladığımız yaklaşım neden suçlama yöntemi kabul edilir?
Görüşmeleri hiçbir zaman tekbaşıma yapmadım, yanımda bir arkadaşımı alarak gerçekleştirdim. Bu kişide emir komuta düzeni içinde astlarım içinde en kıdemlisi olan yokluğumda yerime vekalet eden, rütbe ve makamıma en yakın rütbe, kıdem ve makam sahibi, görev alanı teknik istihbarat olup, istihbarat konusunda en deneyimli personelim olan Daire Başkanı Alb. H. Atilla Uğur olmuştur. Maalesf kurgu yapanlar bunu bile suç ortaklığı olarak göstermiştir.
Görüşmeler o tarihte yürürlükte olan mevzuata göre suç sayılmaması, teşkilata zarar gelebilme olasılığı nedeniyle komutanlık emirleriyle kayda alınmış, tek kopya şeklinde çözümleri yapılarak, çözümü yapan teknik personelden Kurmay Başkanına kadar parafelenerek Komutana arz edilmiş, komutanın parafesi alınmış, emirleri olduğunda üzerine not düşülüp imzalanmış ve Arşiv işlemleri mevzuatına göre şubesinde dosyalanmıştır.
Sahtecilik ve deliller üzerinde oynama, “görüşme çözümleri” üzerinde yapılmıştır. Şöyleki, dosyaya konulan görüşme çözümleri; imzasız parafesiz, bir görüşme çözümünün birkaç kopyasının yapılması, metinler arasında kelime cümle değiştirme, ekleme, bazı kelime ve cümleleri font ve renk olarak değiştirme, aslı yerine fotokopi olan, polis inceleme ve değerlendirme raporlarındaki ekran çıktıları itibarıyla da 2005-2009 yıllarında yaratılması türünde yapılmıştır.
İnceleme raporlarına bakıldığında,(191)
-Hazırlayan kişi, kişiler veya kurumlar ile bilgisayar isimleri belli değildir.
-Word, JPEG formatlarında düzenlenip farklı klasörlere yerleştirilmiştir.
-Belge yaratılma tarih ve saatleri farklıdır. Bizlerin görevden ayrılmasını müteakip 2005-2007-2009 yıllarında hazırlanan belgeler mevcuttur.
-Aynı kişiyle yapılan görüşmelerin iki ve daha fazla yaratılmış belgesinin olmasıdır. Bu kapsamda;(192)
a. Mustafa Balbay la 23 Aralık 2003 tarihinde yapılan görüşme çözümü 3, 5 Ocak 2004 tarihinde yapılan görüşme çözümü biri 2007 yılında olmak üzere 4 belge, toplamda 7 belge, yani iki görüşmenin 7 kopyası
b.Kıvanç Değirmenci ile 22 Kasım 2003 tarihinde yapılan görüşme çözümü 3, 5 Kasım 2003 tarihinde yapılan görüşme çözümü 3 belge olmak üzere toplam 6 belge,
c.Tuncay Özkan ile olmayan görüşmenin yaratılmış 3 belgesi,
d.Bedrettin Dalan ile yapılan görüşmenin çözümü biri 2007 yılında olmak üzere 3 belge,
e.Cem Uzan ile yapılan görüşme çözümü 2 belge,
f.İsrail (193)Polis Ataşesi ile yapılan görüşme çözümü biri 2009 tarihli 2 belge,
g.Küçükçekmece savcısına ait görüşme çözümü 2 belge,
h.Balıkesir valisi isimli görüşme çözümü, biri biz görevden ayrıldıktan sonra olmak üzere 2 belge,
ı.Faruk Gürüz ile ilgili, biri 2007 yılında olmak üzere 2 belge,
i.Fikret Baran ile ilgili 2007 tarihli bir belge şeklinde düzenlenmiştir.(194:210)

Farklı klasörlere konulmuş görüşme çözümleri metinlerinde hangi kelime ve cümlelerin değiştirildiği, üzerinde oynama yapıldığını, metinlerin karşılaştırılmasını yapmak suretiyle savunmalarımda anlattım ve sular üzerinde gösterdim. Örneğin, Mustafa Balbay ile görüşmeye ilişkin Polis memurlarının tutanağa bağladığı görüşme çözüm metninin karşılığı olan isimsiz, imzasız kimin hazırladığı belli olmayan metnin bir bölümünü karşılaştırdığımda toplamda 223 adet kelime, cümle, isim konuşulanların yerlerinin değiştirilmesi gibi farklılıklar olduğunu tespit ettim ve mahkemeye sundum. Ayrıca iki görüşmenin ses kayıtları polis memurlarınca çözülmüştür. Burada ilginç olan bazı bölümlerin “olmadığı” gerekçesiyle çözülmemesidir. Bu belgelerin J.Gn. K.lığı karargahından çalınmış olduğunu ifade ettim. Bunu yapan içimizdeki cemaat unsuru hainler vardır. Bu hainlerin kayıtları kendi yandaşı soruşturma ve kovuşturma unsurlarına aktarırken bir arada bulunan kayıtların tamamı yerine bir kısmını vermesi mantıklı değlidir.
Bu görüşmelerin hiç birisinde suç unsuru bulunmamaktadır. Kaldı ki, bu kişilerle(211) görüşmelerin çözüm tutanağının tek kopya hazırlandığını, dosyadaki hazırlanmış 2-7 arasında değişen Word belgelerinde oynama yapıldığını ortaya koyduğumda C.Savcısı Nihat Taşkın bunu kabul etmiş ve sayının neden arttığını, bir hukukçunun savunamayacağı ve yapanların suç işlediğini, benim doğru söylediğimi ortaya koyan ilginç bir yanıt vermiştir. Şöyle demiştir; (212) “Evet yani bu konuda şunu söyleyebilirim. Burada polis tarafından çözümü yapılan görüşmeler ses dosyası olarak bulunan dosyalar bunlar zaten dosya içerisinde emanette bulunuyor. Bu ses dosyalarının çözümü yapılmış.” Ancak buradan da anlaşılıyor ki mesela görüşme 42 dakika ve sair gibi uzun süreli görüşmelerin kısa çözümleri var. Elde edilen belgelerde yani diyelim ki jandarma istihbarat tarafından çözümü yapıldığı iddia edilen belgelerin bir kısmı o kadar uzun değil. Ve çözümleri de yine kendiniz tarafından yapıldığı iddia ediliyor ancak bazı yerler okunaklı olmadığı için Word belgesi şeklinde aynısıyla tekrar yazılmış. Yani sayı çokluğu bundan kaynaklanıyor.”
Okunmayan bir metin nasıl okunur hale getirilir? Mevcut deliller üzerinde kısaltma bile yapılamaz. Oynama yeniden yazma ve kısaltma gibi işlemler,delillerin sakatlanması,kanunsuz delil yaratılmasıdır ve bizzat C.Savcısı tarafından Çapraz sorgum esnasında, 12 Ağustos 2010 tarihli celse de yukarıda belirttiğim yanıtla kabul edilmiştir.Bu görüşmelerin sözde darbe planı yada örgütsel niteliği ortaya koyacak tek bir somut delil yoktur.Bu hususlar dikkate alınmayarak karar verilmesi yasal değildir.

Bu kişilerle görüşmeler içinde, atfedilen iki kişiyle olan konuşmalar hakkında yapılan atfı suçlara değinmek istiyorum. İlki Tuncay Özkan konusudur. Dosyada (213) Tuncay Özkan ile yapılmış bir gibi gösterilerek yaratılmış bir çözüm metni bulunmaktadır. Kendisiyle hiç görüşmedim. Nö. Mahkemede ilk ifademde kimlerle görüştüğümü beyan ettiğim kişileri açıkça söyledim. Bu kişiler içinde Tuncay Özkan’ın ismi yoktur. Görüşmediğim kişiyle görüştüm diyemem. Kaldıki, görüşsem diğerlerini ifade ettiğim gibi onu da söylerdim. Kendisini Ankara da bir resepsiyonda tanıdım. Telefonla ve başka bir yerde görüşmedim, karşılaşmadım. O zaman bu belge nasıl yaratılmıştır, bu konuda ileri sürülen kanıt nedir?
Sn. Tuncay Özkan beyanlarında sözde belge içinde geçen hususların, çeşitli kişilerle yaptığı telefon konuşmalarında ve yine 2000 ve 2003 yıllarında başta Nuriye Akman ve Aksiyon Dergisinden Osman İridağ ile yaptığı röportajlar içinde geçtiğini ifade etmiştir. İddia Makamı ise bu metinleri incelediğini, “birebir örtüşmediğini” ileri sürmüştür. Birebir örtüşme ifadesinden anlaşılan genelde örtüşüyor ancak cümlesi ya da kelimesi kelimesine uymuyor demektir. Bunu kumpas kuranlar düşünmez dersek, kumpas kuranları aptal yerine koyarız ki, değiller. Bu kadar insanı birbirine bağlamak için özel eğitimli ve akıllı insanlar olmaları gerekir ki, öyle oldukları ortadadır.
Bu görüşmenin yapıldığına ilişkin ileri sürdükleri başka iddia nedir? Sn. Özkan’ın(214) 16 Aralık 2003 günü sabah Esenboğa üzerinden Ankara’ya gelip akşam 21.45 de döndüğünü ileri sürmektedir. Kumpası kuran kişiler onun o tarihte Ankara da olduğunu bilerek bu belgeyi o tarih itibarıyla yaratmıştır. O zaman kişinin HTS raporları neden çıkartılmamış ve nereden sinyal alındığını belirlememiştir. Tespit etseler yalan ortaya çıkardı. Kaldı ki, bu sinyal bile kişinin komutanlıkta olduğunu ortaya koymaz. 100m. ötemizde Meclis, Emniyet Bakanlık, Genelkurmay ve Deniz Kuvvetleri, Yargıtay ve birçok resmi daire vardırki, sinyal istihbaratı olarak verilecek yön ve mesafeler teknik olarak sağlıklı değildir. Başka ne ileri sürüyorlar?(215) Sn. Özkan’ın telefonu ve asistanının telefonu ile İstihbarat Başkanlığı Makam telefonu arasında 11 ve 15 Aralık 2016 tarihinde kısa süreli konuşma kaydının bulunduğu ve konuşmanın “Levent Ersöz veya Sekreterince” yapıldığı ileri sürülmektedir. İddialar arasında “örgütsel bağ” suçlaması yapmak için hiç tanımadığım hiç görüşmediğim insanların örneğin rahmetli Muzaffer Tekin, Mehmet Perinçek Sevgi Erenerol, Muammer Karabulut, Behiç Gürcihan, Mustafa Levent Göktaş, Mustafa Özbek ve Erol Manisalı ile telefon irtibatımın olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ben bu kişileri ne tanıdım ne gördüm ne de konuştum. Tanımadığım kişiyi neden ve nasıl ararım. Kesinlikle yalan. Bunun mantığı yoktur. Örgütsel bağ kurabilmek için yalan söylüyorlar. Bu görüşme yapılmıştır, darbe planları gereğince yapılmıştır şeklinde ikinci üçüncü iddianamelerin neredeyse her paragrafına yazanlar, nedense mütalaanın şahsımla ilgili bölümde görüşme yapılan kişiler ve kayıtlarla ilgili kişileri sayarken Tuncay Özkan’ın adını yazmamıştır. İlginç değil mi?
Bunları düşündüğümüzde Kumpası kuranlar, olmayan bir görüşmeyi yaratıp sözde delillendirmek için yalan ve sahtecilik yöntemine başvurmuştur.

Diğer görüşme konusu, (216)Kıvanç Değirmenci mahlasını kullanan İsmail Yıldız ile birlikte “AKP’yi bölüp parçalamak için partiden Milletvekili koparmak üzere haklarında özel çalışmalar yaptığımız, bu çalışmaların darbe planları çerçevesinde yapıldığı” iddiasıdır. Böyle bir çalışma yapılmadığını, belge ve bilgi verilmediğini, alınmadığını, kişiyi gazeteci kimliği ile tanıdığımızı ve suçlamanın dayanaktan yoksun olduğunu savunmalarımda belirttim. Beyanımın doğruluğunu ortaya koyan belgeleri savunmamı yaptıktan sonra Ek Klasörlerde yaptığım inceleme de bulmuş ve bu durumu 10 Şubat 2011 tarihli dilekçem ekinde cezaevi kanalıyla mahkemeye sundum. Bu belgeler, Ek Klasör-30 ve Ek Klasör-204 de yer almaktadır.
Ek Klasör 30 (217:230) Dizin no 44 den itibaren “milletvekilleri açıklamalı. doc”, “milletvekilleri açıklamasız. doc” ”kopyamilletvekillerialbüm.xsl” “milletvekillerialbüm.xsl”,“milletvekillerialbüm_açıklamasız.xsl”milletvekillerialbüm_açıklamasız2.xsl”“milletvekilleri.xsl”“milletvekillerialbüm_açıklamasız.xsl”,kopyamilletvekillerialbüm_açıklamasız.xsl” “milletvekillerialbüm.xsl” isimli dosyaların ekran çıktılarına yer verilmiştir.
Dosya içeriklerinde milletvekillerinin ismi, partisi, özgeçmişi, bilgi (parti değiştirebilir, sadakati tamdır, MİT, iyi izlenmeli, siyasi dalgalanmalardan etkilenir, ABD, İngiltere ve İsrail’in tesir alanına girer vb.) başlıkları altında çeşitli bilgiler mevcuttur. Belgeler İsmail Yıldız’ın dijitalleri içerisinde olup SESAR ve Filiz isimli kişilerce hazırlandığı görülmektedir. Belgelerin hazırlanma ve son kaydetme tarihleri 8 Mayıs 2003 ile 31 Ekim 2003 arasında değişmektedir. Ekim ayı içerisinde düzenlenmiş 2 dosya vardır. Belgelerin tarihleri benim İstihbarat Başkanlığına atanmadan öncedir. Diğer husus ta bizim kendisiyle tanışmamızdan önce hazırlandığıdır.
Ek Klasör (231)204 dizin no 85 de SESAR’ ın seçmenin Hükümet ve muhalefete yönelik düşüncelerinin belirlenmesi (özet rapor) başlıklı bir dosyası mevcuttur. Belge SESAR bilgisayarında Süleyman isimli kişi tarafından 27 Mayıs 2003 de hazırlanmıştır. Yani benim İstihbarat Başkanlığına atanmamadan önce. İsmail Yıldız’ın şirketi tarafından bu çalışmaya karşılık kesilen fatura ve adresi dosyada bulunmaktadır.
Polis (232)inceleme raporlarında belirttiğim tarihler açık olarak görülmektedir. Dikkatlerinize sunmak istediğim önemli konu, bu belgeler birinci iddianame kapsamında tutuklanan İsmail Yıldız’ın şirketindeki bilgisayarlarda elde edilmesine karşın ilk iddianamede kendisine ilişkin bölümde gösterilmemesidir.
Nedeni açıktır. 1 Temmuz 2008 tarihli operasyonda şahısların ofis ve evlerinde bulunmuş gibi işlem yapmak ve darbe planı safsatasına gerekçe oluşturmak.
Ayrıca; sözde darbe planlarının hazırlandığı iddia edilen tarih, kendisinin gözaltına alındığı tarih de dikkate alındığında iddiaların dayanaktan yoksun olduğu görülmektedir. Bu durum, görüşmelerimizde ısrarla konuşulmadığını ifade ettiğim bu tür sözde çalışma/plan gibi hususların olmadığını teyit ettiğini, ayrıca bu sözde dijitaller esas alınarak da görüşme notları üzerinde oynamalar yapıldığının açık bir kanıtıdır.

8. Yapılan sahtecilikler saymakla, anlatmakla bitmiyor. En büyük sahtecilik, C. Savcısı M.Ali Pekgüzel’in bu davanın esası dediği sözde darbe teşebbüsü suçlamasına esas gösterilen kanıtlarda yapılmış ve bizler haksız hukuksuz yere hürriyetimizden yoksun bırakıldık. Bu kapsamda; “Ergenekon terör örgütünün 2003–2004 yıllarında ve sonrasında mevcut hükümeti silahı zoru ile devirip antidemokratik yollarla devlet idaresini ele geçirmeyi planladığı, bu çerçevede ise “Sarıkız”, “Ayışığı”, “Yakamoz ve “Eldiven” olmak üzere (4) ayrı darbe planı hazırlığı yaptığı” faraziyesinden hareketle karar verilmiştir. Faraziye diyorum çünkü bu suçlama da kabul edilemeyecek dört konu mevcut. ETÖ, 2003-2004 yılları ve sonrası, silah zoru ile hükümeti devirmek ve dört plan hazırlığı. Bu konulardaki sahtecilikleri dikkatlerinize sunacağım. Sözde darbe planlarından, Sarıkız” kod adlı düzmece planın 4 kuvvet komutanının hazırlamış olabileceğinin, “Ayışığı”, “Yakamoz ve “Eldiven” kod adlı düzmece planların ise J. Gn. K. Org. Şener Eruygur ve ekibi tarafından hazırlandığının değerlendirildiği şeklindeki ifadeden yola çıkılmış ve bu düzmece planlara;(233)

a. Dz. K. eski K. Ora. Özden Örnek tarafından kaleme alındığı anlaşılan denilen günlükler,
b. M. Şener Eruygur’dan ele geçirildiği ileri sürülen CD’ler içindeki power point sunumları,
c. Levent Ersöz-Bedrettin Dalan görüşmesi,
d. Sözde demokrat generallerin yazdığı sözde mektup,
e. M. Şener Eruygur’un Genel Başkanlığını yaptığı ADD’den ele geçirildiği ileri sürülen dijital verilerdeki;
(1) Başarılamayan bir darbe planı ve bugüne yansımaları başlıklı 15 sayfalık metin (Bu metin ve eklerindeki slaytlar ve sözde kod çözümleri tablosu Ek Klasör 114’de yer almaktadır, onu ayrı olarak değerlendireceğim) (234)
(2) “Sayın Yetkili” başlığı altında sözde planlar içinde yer aldığı iddia edilen bir kişinin duyduğu pişmanlık neticesi bir makama hitaben ihbar şeklinde yazdığı sözde mektup,
(3) Gnkur. Bşk. Özkök’e yazılan biri 4, diğeri 2 sayfalık sözde bilgi notları,
f. Özden Örnek ve Mustafa Balbay’ın günlüklerinden sözde darbe planları ve girişimleri ile ilgili notlar,
g. Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirilen dokümanlarda Kürşat Eren takma kimliği ile kendisine gönderilen bir mektup,
h. Ahmet Hurşit Tolon’dan ele geçirildiği ileri sürülen bir CD içindeki “Operasyon” isimli word dosyası delil olarak gösterilmektedir.

Sözde darbe planlarına ilişkin dört elle sarılan Özden Örnek Günlükleri konusundaki, sahtecilikleri madde başlıkları altında sıralayalım;

1. Yüksek Askeri Şura üyesi komutanların Genelkurmay Başkanının başkanlığında yaptıkları toplantı konusunda yaratılan ilk belge,(235) “Varış Bilgisayar adlı bilgisayarda, Faruk isimli kişi tarafından 11 Aralık 2003 tarihinde” yaratılmıştır. (236)Burada toplantı tarihi 4 Aralık 2003 olarak belirtilmektedir. Ancak belgede adı geçenlerin konuşmaları ile ilgili hususlar sevgili günlüklerde, (237) 3 Aralık 2003 tarihini taşımaktadır. (238) E. Org. Hurşit Tolon ifadesinde; “Kamuoyunda darbe günlükleri olarak bilinen konuda benimle ilgili konularda herhangi bir yanlışlık görmediğim için bu konuda tekzip yapma ihtiyacı hissetmedim çünkü herhangi bir şekilde kişilik haklarım anlatılanlarla zedelenmemişti” demiştir. Ayrıca “bir insanın herkesin tüm konuşmalarını bu şekilde not almasının mümkün olmadığını, bu tür toplantılarda konuşulanların görevlilerce kaydedildiğini, ve oradan sızdırılmış olabileceğini” beyan etmiştir. Kendileri, Gnkur. Bşk.lığında görev yapmış, YAŞ toplantılarına katılmış olan tecrübeli bir asker olarak sistemin işleyişini herkesten iyi bilir ve öngörüleri bu açıdan çok önemli ve değerlidir. Biraz sonra arz edeceğim hususlarda kendisinin bu öngörüsünün ve savunmamda ısrarla üzerinde durduğum sevgili günlüklerin kurgulandığı beyanımın doğruluğunu ortaya koymaktadır. Şöyleki,

a.Toplantıdaki (239) konuşmaların yer aldığı ileri sürülen bu dosya, 11 Aralık 2003 tarihinde yani toplantıdan 8 gün sonra yaratılmıştır. Bu konuşmaların yer aldığı sevgili(240) günlüklerin yani “2003-2005 doc.” isimli belgenin yaratılma zamanı 14 Kasım 2004, son kaydedilme zamanı ise 17 Şubat 2005’dir. Diğer bir ifadeyle bu konudaki ilk belge olan Varış bilgisyar da yaratılan belge aslından 10 ay önce yaratılmıştır. Bu durum, görüşmelerin kaydedilip malum gruba sızdırıldığı, bilahare sevgili günlüklere ithal edildiğini göstermektedir.

b.Sevgili(241) günlüklerin “anılar 2001-2003 25 Temmuz 2004 doc” isimli bölümünün yaratıldığı tarih, isminde olduğu gibi 25 Temmuz 2004’dür. Ek Klasör 150 dizin (242) no 320 deki inceleme raporu içinde örnek olarak verilen bölümlerin tarihi 28 Temmuz 2003’dür. Ek Klasör 179 (243) Dizin no:254 de anılar 2001-2003 doc. isimli belgenin son sayfası olan notun tarihi ise 27 Ağustos 2003’dür. Heriki notun tarihi belgenin yaratılışından öncedir. (244)Buda notların tutulduğu başka bir yerden bir şekilde ele geçirilerek kurgulanıp yaratıldığını göstermekte ve Hurşit Tolon un ifadesinde Özden Örnek e sorduğu ve aldığı cevabı doğrulamaktadır.

c.Sözde (245)günlüklerin “2003-2005 döneminin” yaratılma zamanı “14 Kasım 2004, son kaydedilme zamanı da 17 Şubat 2005 dir.” Polis İnceleme ve Değerlendirme raporunda, Ek Klasör (246,) 150 Dizin No:202 de 21 Mart ve (247) 16 Nisan 2005 tarihli notlar vardır. (248) Nasıl oluyor da yaşanmamış günlerin notları son kaydedilme tarihinden sonra kayıtlarda bulunuyor. Buda bu sözde günlüklerin kurgulanarak malum grupça yeniden yaratıldığını göstermektedir.

d. Üçüncü iddianame kapsamında tutuklanan Bursa Uludağ Üiversitesi eski Rektörü Mustafa(249:251) Yurtkuran’dan ele geçirildiği ileri sürülen belgelerin bulunduğu Ek Klasör 25 Dizin No 228 de 3 Mart 2004 tarihinde ATO da yapılan toplantıya ilişkin kurgulanmış bir belge bulunmakta. Bu belgenin günlüklerle ilgisi ne diyebilirsiniz. Sahtecilik tam bu noktada yapılmış. Bu sözde belge, Özden Örnek günlüklerinde yazılı olduğu ileri sürülen bölümün gazete haberiyle harmanlanarak yaratılmıştır. Yaratılan bu belgede, günlüklerde kullanılmış formata benzer sayfa düzeni oluşturulmaya çalışılmıştır. Şöyleki, “Anılar Cilt 2003-2005 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı” başlığı ve başlığın uzantısında sayfa numarası konularak sözde orijinaline benzetilmeye çalışılmış. Bu başlığın altında “ 3 Mart Günü yapılan Panel ile İlgili Basın Haberleri” başlığı altında Milliyet Gazetesinin ATO Toplantı salonunda çekilmiş fotoğrafı içeren haberine yer verilmiş. Mustafa Yurtkuran’dan ele geçirildiği ileri sürülen bu belge, sözde Günlüklerin 3 Mart 2004 başlıklı notun bulunduğu sayfa ile karşılaştırıldığında,(252) sözde orijinal denilen (Ek Klasör 239 Dizin No 11 de) bölümde gazete haberi yoktur. Sayfa numaraları farklıdır. Keza orijinal denilen günlüklerde sayfa altında olmayan numara, Yurtkuran da çıktığı ileri sürülen belgede yazılmıştır. Yukarıda ifade ettiğim inceleme raporlarının farklı klasörlere yerleştirilmesinde olduğu gibi sözde günlüklere ilişkin raporlar ve çıktıları farklı klasörlere yerleştirilmiştir. Ek Klasör 179 da yeralan günlük çıktılarında 3 Mart bölümü, günlüklerin 195nci sayfasında yer almış olup gazete haberi burada da yoktur. Bu bölümle ilgili olarak Mustafa Yurtkuran’dan(253) ele geçirildiği ileri sürülen yukarıda açıkladığım bölümdeki sayfa numarası 325 dir. Peki, (254) orijinali denilen günlüklerin 325nci sayfasında ne var. Dz. K. K. Ora. Özden Örnek’in Brezilya Rio De Janerio da ki resmi programına ilişkin bilgiler. Günlüklerin (255) bulunduğu diğer bir klasör 150 numaralıdır. Bu klasörün Dizin No 227 de yer alan aynı bölümün, inceleme raporu içerisinde yer alan sayfasına bakıldığında da M. Yurtkuran’a ait klasördeki bölüm yoktur. Özden Örnek’in verdiği ifade de kabul etmediği ve kimseye vermediği günlükle ilgili bir bölüm nasıl oluyorda bir rektörde, hem de harmanlanıp, düzenlenmiş bir şekilde çıkıyor?
Farklı Klasörlede yeralan bu günlüklerin polis inceleme raporlarına alınan kısımlarında renklendirme, yeniden yazma ve bazı kişilerin altını çizme şeklinde oynamalar yapılmıştır. ADD. Gn. Bşk. Odasında ele geçirildiği ileri sürülen 7 No.lu CD’nin Polis İnceleme Raporu(256:265) Ek Klasör 38 Dizin No 358 de bulunan kısımlar ve 7 No.lu CD’nin Ek Klasör 239 (266:271) da bulunan tutanak içine alınan kısımları bunun tipik örneğidir. Keza dönemin K. K. K.’na atfen yazılan sözler koyu renk ve fontla yazılmıştır.
e. J. Gn. K. ve K.K.K. nın rütbe makam ve isimleri günlük içerisinde farklı tarihli bölümlerde farklı şekillerde yazılmıştır. Bir askerin hele bir kuvvetin başına kadar yükselmiş bir komutanın askeri rütbe ve makamların yazım kurallarına uygun olmayan şekillerde yazmasının mantığı yoktur. Hele ki, bu yazım şekli J. Gn. K.’nını suçlayan ifadelerde olması dikkat çekmektedir.
f. Günlüklerin doğruluğu konusunda polis inceleme raporlarındaki yukarıda açıkladığım kurguları görmezden gelen mahkemenin deillendirme maksatlı dört elle sarılıp ifadesine başvurduğu Alper Görmüş isimli gazetecidir. Bu gazeteci kimdir? Nokta Dergisi ardından Malum cemaate yakın Amerikan desteği olan cemaatin hedefleri doğrultusunda TSK’ni hedef alan çeşitli yayınlar yapmış bir medya unsurunda çalışmış kişi. Bu kişi ifadesinde, “Yani o dönemde Türkiye kaotik bir ortamdan geçiyordu, cinayetler, faili meçhul cinayetler, işte Hiristiyan azınlıklara misyonerlere yönelik saldırılar, mitingler yani Türkiye'yi istikrarsız bir ortama sürükleyecek birtakım şeyler vardı. Şimdi bu belgeler 2003-2004 tarihli bu belgeler aslında bu kaotik ortamla bağlantılı görünüyordu bana,” diyor. Sormak gerek; sen neye dayandırarak aradan üç-dört yıl sonra yaşanan olayları o dönemle ilintiliyorsun? İddia makamında oturan savcıların “2003-2004 yıllarında ve sonrasında” şeklinde yazdığı ifadeyle senin bu sözlerin arasındaki benzerliği nasıl açıklayacaksın? Sana bu emri görevi kim verdi?
Bu zat ifadesinin devamında “bu günlüklerin kendisine gelmeden önce başka gazetecilere de gittiğini bunlardan birinin Mustafa Ali Balbay olduğunu yine
Gazeteciler Mehmet Ali Birand ve Metehan Demir'e de gittiğini dogrulatamadıkları için yayınlamadıklarını açıkladıklarını” söylemiş. O zaman akla şu soru geliyor, “bu ülkenin duayen Gazetecileri olan bu kişiler bunları doğrulatamıyor da sen nasıl doğrulattın? Teknolojik inceleme yaptırdın mı?” Bazı sanık ve müdafilerin de sorduğu bu soruya bakın ne yanıt vermiş; İşte verdiği yanıt; “Hayır teknolojik olarak değil sadece biz şöyle bir doğrulama yaptık o dönemde günlüklerde geçen çok ayrıntı düzeyi çok yelpaze çok geniş bir şeyden, metinden söz ediyoruz. Tarihler, saatler vesaire vesaire gündelik hayat bilgileri, özel hayat bilgileri, oradaki gündelik hayat bilgilerinden işte toplantılar şu saat şu yerde vesaire vesaire o yönde birtakım çapraz şeyler yaptik, bunlar doğru mu acaba diye. Yani yaklasik 100-150 kadar bu tür olguyu test ettik tarihler, zamanlar, zeminler doğru mu diye. Bir tanesi bile yanlış çıkmadı herşey doğruydu, o yönde bir şey yaptık, doğrulama yaptık. Doğruluğunu inandıktan sonra kamusal önemi de oldugunu da düşündüğümüz için özel hayat bilgileri haricindeki bölümleri yayınladık. Kendimizce gerekli doğrulamaları da yaptık doğruluğuna inandık ve yayınladık. Bu doğru bir gazetecilik tarzıdır.”
Yine bir avukatın, "Size geldiğini söylediginiz dijital ortamdaki yazılann içeriğinin ve dijital künyesinin değiştirilip değistirilmediğini biliyor musunuz?" sorusuna, "O dönemde ilk geldigi günlerde bu teknik özellikleri bilmiyordum ama özellikler diye bir şeyden girildiğinde orada yazının tarihinin falan eski olduğunu gördüm. Ama bu konudaki bilgilerim, teknik bilgilerim şey değildi, yani ciddi bir bilgiye sahip değildim, ama ben esas olarak içerik değerlendirmesi yaptım”
Çok komik değil mi? Eğer böyle bir doğrulama yöntemi varsa duayen gazeteciler de yapabilir ve yazardı. Keza teknik inceleme yaptırsa yukarıda açıkladığım sahtecilikler ortaya çıkardı. Sen teknik bilgiye sahip değilsin ancak çalıştığın dergi ve tanıdığın hiç bilgisayar işlerinden anlayan mürekkep yalamış bir arkadaşın da mı yoktu derler insana. Tabi ki, sorarlarsa. O heyet sormadı sormasınıda beklemezdim.
g. Bir de bu günlükler ve onunla ilgili hangi tarihte hangi yayın kuruluşu yayın yapmış ona bakalım,(271)
-29 Mart 2007 tarihli Nokta Dergisinde “Darbe Günlükleri”, sözde “Darbe Planları”
-2 Nisan 2007 tarihli Aksiyon Dergisinde “Jandarma İstihbaratında kozmik telefon skandalı” başlığı ile Darbe Günlükleri ile ilgili hususlar,
-28 Nisan 2008 tarihli Aksiyon Dergisinde “Darbe suç değil mi?” başlığı altında sözde darbe planlarına atfen sözde darbecilerin yargılanması gerektiği haberi,
-7 Haziran 2008 tarihli Taraf Gazetesinde sözde CÇG ile ilgili hususlar,
-6 Temmuz 2008 tarihli Taraf Gazetesinde bir yıl önce nokta dergisinde yayınlanan sözde darbe günlüklerini “Ergenekon Operasyonunu anlamak için her eve lazım rehber” sürmanşeti ile yayınlanmıştır.

Ayrıca bu gazete ve dergilerde yayınlanan hususlar internet ortamında birçok sitede yer almıştır. Hâlbuki iddianameyi hazırlayanlar bu doküman ve haberlerde yer alan hususları şüphelilerden çıkan örgütsel doküman olarak ifade etmektedirler. Bu konuda dikkatinize sunmak istediğim husus bir mahkeme kararıdır.

İstanbul 12 nci Ağır Ceza Mahkemesi; Ergenekon Lobi Belgesi ile ilgili olarak “Belgenin daha önce basın kuruluşları tarafından haber konusu yapıldığı, bu belgenin güncelliği bulunmadığı, MİT Müsteşarlığınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda da belgenin 12 Temmuz 2006’da internette yayınlandığı, ayrıca Aydınlık Dergisinin 1 Nisan 2001, Aksiyon Dergisinin 30 Nisan 2001 tarihli sayıları ile 30 Nisan 2001, 1 Mayıs 2001 tarihli Yeni Şafak Gazetesindeki köşe yazılarında haber konusu yapıldığı, söz konusu belgelerden konuya ilgi duyan çevreler ve haber kuruluşları tarafından bilgi sahibi olunduğu, kamuca bilinen bu belgelerin fotokopisinin şüphelide bulunmasının, önceki karardan farklı olarak tek başına suç örgütüne üye olduğuna dair delil niteliğinde bulunmadığı” kararını verdiği malumlarınızdır.
Soruşturmayı yürütenler, bu belgelerin 1 Temmuz 2008 de şüphelilerden çıktığını ve delilden sanığa gittiklerini kurgulasalarda “aleniyet kazanmış” bu bilgileri yukarıda bilgisayarda yaratılma zamanları ve içeriklerine ilişkin belirttiğim hususlar dikkate alındığında kendilerince kurgulanıp medyaya servis edildiğini ve sanıkların işyeri ve evlerine yerleştirildiği açıktır.
h. Günlükler konusunda yapılan sahteciliklere açık bir örnek; 25nci Genel Kurmay Başkanı,(273) dönemin 1nci Ordu K. Org. Yaşar Büyükanıt’ın J.Gn. K. Org. Şener Eruygur tarafından zehirlenmek üzere plan yapıldığı şeklinde dönemin K.K.K. Org. Aytaç Yalman’a atfedilen bir ifadeye yer verilmesidir. Bu alçakça ifadeye esas kabul edilen belgeler nelerdir? Org. M. Şener Eruygur’dan ele geçirildiği ileri sürülen belgeler içerisinde (274)Ek Klasör 34 de “Yaşar Büyükanıt ve yakın çevresinin özel hayatını ilgilendiren hususlar, damadının ve ortaklarının banka hesapları, tahakkuk bilgileri, Hurşit Tolon’un da ortak olduğu kooperatif belgeleri, Mednan Büyükanıt’ ın eşi tarafından öldürülmesi ile ilgili tahkikat evrakları, ailenin yakın resmi ve sivil çevresi, kızı ve bazı kişilerle ilgili bilgiler, adli sicil kaydı, Yaşar Büyükanıt ve Filiz Büyükanıt’ ın GATA da muayene tarihleri, doktor isimleri, ilaç isimleri, kullanma tarihleri, Gökhan Gökay isimli şahsın sicil hesap bilgileri, Filiz Büyükanıt’ ın çevresi içerisinde adı geçen Klas Dekorasyon’ la ilgili “GATA Yolsuzluğu” operasyonu isimli internet çıktısı gibi bilgi ve belgeler mevcuttur.

Belgelerin inceleme raporları Ek Klasör 149 da ki Dizin Pusulası 655-716 sıra numaralarında kayıtlıdır. Aynı klasörün dizi No. 112-132 arasında yer alan teknik inceleme raporlarına göre;
(1) Kooperatif belgeleri (275) 17 Haziran 2004 tarihinde kimliği meçhul kişi veya kişiler tarafından yine bilinmeyen bir bilgisayarda yaratılmıştır,
(2) 12 Kasım (276) 1990 tarihli Malatya Em. Md. lüğünün PKK operasyonu ile ilgili bilgileri 16 Şubat 2005 tarihinde kimliği bilinmeyen kişi veya kişilerce bilinmeyen bir bilgisayarda yaratılmıştır.
(3) Damadının(277) şirketi ve ortaklarının hesap hareketleri ile ilgili banka belgelerinin tarihleri Nisan-Mayıs 2005 olup Viyana isimli kişi tarafından bilinmeyen bilgisayarda bu tarihlerde yaratılmıştır.
(4) Mednan(278) isimli dosya, kimliği bilinmeyen kişi veya kişilerce bilinmeyen bir bilgisayarda yaratılmıştır.
(5) Ali Mednan(279:285) Büyükanıt, ortaklar, kooperatif ve yakın çevresinde bulunan kişiler ile tüm SAĞLIK BİLGİLERİ ile ilgili belgeler, 11 Mayıs, 21-23 Mayıs, 10 Ekim 2005 ve 18 Ocak 2006 tarihleri arasında VİYANA isimli kişi tarafından bilinmeyen bir bilgisayarda yaratılmıştır.
(6) GATA(286) Yolsuzluğu ile ilgili internet çıktısının tarihi 18 Mayıs 2005, belge tarihi 21 Mayıs 2005 dir ve bilinmeyen bilgisayarda VİYANA isimli kişice yaratılmıştır.
ı. (E ) Org.(287,288) Hurşit Tolon ifadesinde, Yaşar Büyükanıt’ la ilgili bilgilerin kimliği bilinmeyen bir kişi tarafından EGE Ordu Komutanı iken gönderildiğini ifade etmiştir.
i. (E) Org. (289-290)M.Şener Eruygur da ifadesinde, Yaşar Büyükanıt la ilgili klasörü ilk kez gördüğünü böyle bir arşivleme çalışmasına ihtiyacı olmadığını bunun komplo olduğunu söylemiştir. Yaşar Büyükanıt ile ilgili bilgiler içerisinde kendisinin zehirlenmesine yönelik, bu anlama gelebilecek hiçbir ifade, ima bile yoktur. Belgelerin yaratılma tarihlerinde de M. Şener Eruygur emekli idi. Böyle alçakça ifade ancak komplo ile açıklanabilir.
j. Sözde Darbe planı denilen dört isim içindeki Sarıkız ismi verilen ve günlüklerde yazılmış konulara göz atalım.
(1) Bu sözde planın esaslarının, Özden Örnek’in sözde günlüklerinin 6 Aralık 2003 tarihli notunda, J. Sosyal Tesislerinde toplandıklarında kararlaştırıldığı, 6 başlıklı bir eylem planı yapmaya karar verdiklerini, bunların SARIKIZ olarak anılacağını, ileri sürülmüştür. Bu sözde planın hayata geçirilmesi başlığı altında 6 ana başlık altındaki faaliyetlere ilişkin konularda zaman ve mekân itibariyle ilişkisi olmayan hususlara yer verilmiştir. Şöyle ki:
a. Basını ele geçirmeye çalışacakları ve bu kapsamda Özden Örnek’in M.Ö. ile görüşmesi planlanmıştır denildiğinde;
(1) Sözde eylem planının 6 Aralık 2003 tarihli olmasına rağmen, 28 Eylül 2003’de Mustafa Özkan’la görüştüğünden söz edilmekte,
(2) Yine 18 Ekim 2003’de Aydın Doğan’ın kendisine günah çıkarmaya geldiğinden söz edilmektedir. Planı bu tarihlerden sonra hazırlayacaksın geçmişte yaşananları plan kapsamında değerlendireceksin. Bu nasıl bir düşüncedir?
(3) Bunun yanısıra, 12 ve 18 Aralık 2003 tarihlerindeki notlarda yaptıklarını birbirlerine anlattıkları sözde çalışmalarda ve yemekte J. Gn. K.’nı yer almamakta,
(4) Kıbrıs konusundaki en iyi yolun çözümsüzlük olacağının S.D tarafından dile getirildiği, diğer bir ifade ile sözde ETÖ’ye ait olduğu ileri sürülen bu düşüncenin, çok deneyimli ve askeri müdahalelerden zarar gören bir siyasetçinin söylemi olduğunun yazılı olduğu, bunun da iddia edilenlerle çelişki oluşturduğu,
(5) 25 Aralık 2003 başlıklı notta Tuncay Özkan’la yapılan bir görüşmeden söz edildiği, burada geçen hususların, 16 Aralık 2003 tarihinde bizler tarafından yapıldığı ileri sürülen ancak yapılmayan bir görüşme metninin içeriği ile benzerlik gösterdiği, dolayısıyla bu hususun sözde görüşmelerin kurgulandığının açık bir göstergesi olduğu,
(6)10 Ocak 2004 tarihli notta, Jandarma Anıttepe Tesislerinde Aydın Doğan ile birlikte yemek yediklerini ve “kendisi dışında medyanın bütün patronlarının mali yönden muhtaç olduğunu ve Hükümete karşı çıkmalarının mümkün olmadığını, karşı çıkanların hayatının söndürüleceğini” ifade ettiği yazılmıştır.
(7) Basının ele geçirilmesi başlığı altında, sözde planda bir komutana görev verilmişken, bu görevin uygulanmasına ilişkin delil olarak 16 Aralık 2003 tarihinde Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur ile Tuncay Özkan arasında geçtiği ileri sürülen metne yer verilmiştir. Bunun mantığı yoktur. Sözde işi üstlenen başkasıdır. Ancak delil olarak onun tarafından yapılan faaliyet değil, bizim Tuncay Özkan’la ilgili bölümde açıkladığım üzere yapmadığımız bir görüşme buna kanıt gösterilmektedir. Bu nasıl mantıktır. Dz. K.K. nın bizimle hiçbir emir komuta bağı yoktur.
(8) Ayrıca, savunmalarımda neden, niçin görüştüğümüzü açıkladığım işadamı Mehmet Emin Karamehmet ve Mustafa Balbay’la yaptığımız görüşmeler buraya kanıt diye konulmuştur. Bu kişilerle görüşmeye yönelik, sözde günlüklerde hiçbir hususa yer verilmemiştir. Sözde planlara göre bu tür görüşmeyi yapacak kişi Dz. K. K. dır. Ayrıca, TSK’nde kuvvet komutanı seviyesine gelmiş bir kişinin başaramadığını, hatta Başbakan’ın bile ifade ettiğini, bir iki görüşme ile bizim başarabileceğimizi düşünmek hayaldir. Diğer bir husus, J.Gn.K.lığı İsth. Bşk.lığı bünyesinde kurulduğu ileri sürülen CÇG’nun kurulduğu ve faaliyete geçtiği iddia edilen tarihleri de bir kenara bırakarak hem Dz. K. K.’nın sözde CÇG içinde olmaması (Ek Klasör 113, Dizin No. 272) hem üst düzey yetkililerin başaramadığını, bu küçük şubenin yapabileceğini düşünüp, tekraren diğer sözde planlarda da alınan kararlar gibi gösterilmesi hakikaten ciddi bir çelişkidir.
(11) Diğer bir husus, sözde bu günlüklerde, 10 Ocak 2004 tarihine kadar olan bölümde, toplantılarda herkes sözde çalışmalarını düşüncelerini açıklarken J. Gn. K.’nın ne sözde çalışma grubu ne de yapılan çalışmalara ilişkin tek bir hususu bile dile getirmemesi biraz tuhaf değil midir? Kaldı ki kanıt diye ileri sürülen görüşmeler 5 Ocak 2004 tarihine kadardır ve hatta sözde günlüğe göre Aydın Doğan’la yapılan görüşmede Tuncay Özkan’la ilgili husus geçmiştir. Bu da 17 Aralık 2003’de sözde CÇG kararı gereğince yapıldığı iddia edilen bu görüşmenin de olmayan CÇG ile ilgisinin olmadığının en güzel kanıtıdır.
Özden Örnek’in üstlendiği, basını ele geçirme planı dedikleri hususun sonucu, kocaman bir sıfırdır. Diğer bir ifadeyle medya patronlarının kabul etmediği bir konunun, tirajları düşük iki gazetenin iki mensubuyla yapılan ve içeriğinde hiçbir suç unsuru bulunmayan ve hatta söz konusu yemekte geçen konuların hiçbirinin görüşülmediği, konuşmalarda basını ele geçirmenin ve bizlerin de bu maksatla bu görüşmeleri yaptığımızı iddia ederek karar verilmesi hukuksuz ve kasıtlı bir yaklaşımdır.

b. Bu sözde darbe planı çerçevesinde rektörlerle temas kurulup öğrencilerin sokağa dökülmesi başlığı altında:

“J. Gn. K.lığında rektörlerle bir toplantı düzenlenmesi bu toplantıda hükümetin icraatlarıyla ilgili konuların konuşulması, toplantı sırasında 15-20 rektörün KUBİLAY olmaya hazır olduklarını söylemesi ve 25 Ekim günü rektörler ve öğretim görevlilerinin Anıtkabir’e gitmesinin kararlaştırılmasından söz edilmiştir. Bu hususlar, Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’dan ele geçirilen dijital verilerde “Rektörlerle Toplantı” dosyası içinde 19 Eylül 2003 tarihinde J. Gn. K.lığı İsth. Bşk.lığında yapılan toplantıda kararlaştırıldığı” yazılmıştır. Burada da çelişkiler mevcuttur. Şöyle ki:

(1) Özden Örnek’in sözde günlüklerinde Sarıkız olarak adlandırdıkları sözde planın tarihi 6 Aralık 2003’tür. İddia edilen toplantının tarihi ise 19 Eylül 2003’tür. Yani sözde planın tarihinden üç ay öncedir. Olmayan CÇG’na mal edilen bu toplantının, bu sözde grubun kurulma tarihi ve yapısı itibariyle bakıldığında ilgisi olmadığı görülmektedir. Tıpkı “Genç Subaylar Rahatsız” haberini de sözde CÇG’nun, teşkilinden 6 ay önce yaptırdığı iddiasında olduğu gibi. Burada da, zaman tüneli içinde yolculukla tarih 3 ay geriye götürülüp bu toplantı icra ettirilmiştir. Bu da sözde ETÖ’nün gücünü göstermektedir.
(2) Diğer bir husus (292:295)“Şener Eruygur’un genel başkanlığını yaptığı ADD Genel Merkezinde ele geçirilen 5 No. lu CD içerisinde, “J.Gn.K.lığının Brifingi” isimli dosyada toplantıya katılanlar ve toplantıya katılan rektörler tarafından gündeme getirilen konuların yazıldığı” ifade edilmektedir. Bu konuda brifing hazırlama tekniği ve komutanlık brifinginin (açısından ifade etmek istediğim iki konu var. Öncelikle brifinge katılan rektörler ve J. Gn. K.lığı karargâhından katılanlar şeklinde yazılması olağan değildir. Eğer bir toplantı yapıldıysa bunun sonuçları da bir üst makama arz edilecekse, bilgilendirme maksadıyla karargâh dışından katılanlar belirtilebilir ancak bu da çok enderdir. Diğeri ise J. Gn. Klığı brifingi denildiğinde, bu tüm karargâh unsurları kapsar ve bu brifingi hazırlama sorumluluğu) karargahın tüm unsurlarını kapsaması nedeniyle hazırlama sorumluluğunun Harekât Başkanlığına aittir. TSK’nde brifinglerin nasıl hazırlanacağı yönergelerle belirlenmiştir.

(3), ADD Genel Başkan odasında ele geçirildiği ileri sürülen 7 nolu CD(Özden’in Bilgisayarı) içerisindeki, J. Gn. K.lığı brifingi.doc isimli Word dosyasının raporu(296) Ek Klasör 150 Dizin no: 187 dedir. Rapora bakıldığında, belgenin hangi bilgisayarda yaratıldığı bilinmemekte, ‘cgurdeniz’ isimli kişi tarafından 20 Eylül 2003 tarihinde yaratıldığı, 21 Eylül 2003 tarihinde de son kaydedilme işleminin yapıldığı görülmektedir. O tarihte J. Gn. K.lığı karargahında ‘cgurdeniz” kimlikli bir personel bulunmamaktadır. Bu da belgenin sahte olduğunun kanıtıdır. Rapor içinde geçen üç konudan sadece bir tanesi, 25 Ekim Cumhuriyete Saygı yürüyüşü ile ilgili konu, 19 Eylül tarihli sözde toplantıda yer alan konulardandır. Ek Klasör 25 dizin no 234-242 de yer alan 8 sayfalık metinde, brifingin ana temasının jandarmanın toplumsal gelişime destek projeleri olduğu görülmektedir.
(4) Rektörlerle Toplantıda 25 Ekim’de yapılacak yürüyüşten söz edildiği ileri sürülmektedir. Bu yürüyüşle ilgili hususlar İddianame’nin 195-197 nci sayfalarında; “Ankara Üniversitesi ve ADD’nin “Cumhuriyete Saygı” adı altında Ankara Üniversitesi Rektörünün başkanlığında 7 kişiden oluşan düzenleme kurulu tarafından Cumhuriyetin 80 nci Yılı nedeniyle düzenlendiği” ifade edilmiştir. Bu yürüyüşün karar altına alındığı ileri sürülen toplantıda Ankara Üniversitesi Rektörü yer almamıştır. Bu J. Gn. K.lığı Brifingi olduğu ileri sürülen sözde dokümanda açıkça görülmektedir. Bunun yanı sıra bu dokümanda rektörlere atfen “25 Ekim’de Rektörler ve öğretim üyeleri Anıtkabir’e geleceğiz” ifadesi mevcuttur. Yani rektörler bu konu da kendileri karar almışlardır. Gerek kararın kendilerince alınması, gerekse Sarıkız Planının tarihi itibariyle bu konunun da söz konusu planın uygulanmasına delil olarak gösterilmesi mümkün değildir.
(5) Ek Klasörlerde(297:300) (Ek Klasör 24 Dizin No: 216-218, Ek Klasör 25 Dizin No: 243-247) bu toplantıda dile getirilen hususlar başlığı altında hem içerik hem de format olarak birbirinden farklı belgeler mevcuttur. Bu belgenin Ek Klasör (301)150 de bulunan ekran çıktısına göre, hangi bilgisayarda kim tarafından hazırlandığına ilişkin bir tespit olmadığı gibi 22 Mart 2007 tarihinde yaratılmıştır. Yani benim başkanlıktan ayrılışımdan 3 yıl, emekli oluşumdan 2 yıl sonra. (belgelerin yıllar sonra yaratılması temadi suç niteliği ve 2003-2004 sonrası darbe girişimi iddiasını kanıtlama maksadıyladır)
(6)Fatih Hilmioğlu ifadesinde; kuvvet komutanlıkları dâhil resmi kuruluşları o dönemde başta YÖK konusu olmak üzere üniversitelerin sorunları nedeniyle kendi iradeleriyle ziyarete gittiklerini belirtmiştir.
(7) Olmayan CÇG’na da isnat edilen bu faaliyetlerin İsth. Ynt. Ş.’nin kuruluş ve faaliyete geçiş tarihi itibariyle ilgisinin olmadığı açıktır.
(8) Ankara (302,303)Emniyet Müdürlüğünce gönderilen belgeler arasında “Ordu Göreve Atatürk Gençliği pankartı taşıyanlardan bir kısmının İstanbul Üniversitesi öğrencileri olduğu tespit edilmiştir” denilmektedir. Taşıyanlar açısından bakıldığında, rektörler ve öğretim üyelerinin iştirak ettiği mitingde üniversite öğrencilerinin olmasından daha doğal ne olabilir ki? Tek başına bu tespitle öğrenciler sokağa dökülüp sözde darbe planı uygulamaya konulmuş olmaktadır. Kaos ortamı yaratacak çatışmaya sebebiyet verecek herhangi bir olay mı olmuştur. Rektörlere kim ve nasıl talimat vermiştir. Talimatın içeriği nedir? Bu konularda her hangi bir kanıt yoktur. Anayasanın değiştirilemez değerlerine sahip çıkılması ve insanların Atalarını ziyareti nasıl olurda sözde darbe planı uygulaması gösterilebilir. O zaman milli günlerde genç yaşlı, çoluk çocuk hangi düşünce yapısında olduğuna bakmadan yıllardır, büyük bir coşkuyla Atasını ziyaret etmeside bu kapsamda mıdır. Yukarıda değindiğim hususlar itibariyle bakıldığında iddianın mesnetsiz olduğu, zorlamadan başka bir şey olmadığı ortadadır.
(9) Ek Klasör (304) 179 da bulunan J.Gn. K nın Eylül 2003 tarihli aylık faaliyet programında böyle bir toplantı olmadığı 19 Eylül de MGK toplantısı olduğu yazılıdır. İstihbarat Başkanlığında böyle bir toplantı yapılmamıştır.
(10) M. Şener Eruygur’dan ele geçirildiği ileri sürülen 13 No.lı CD’de İnönü ve 9 Eylül Üniversitelerinin ve bazı AKP Milletvekilleri ile ilgili yaptıkları açıklama metinleri olduğu ifade edilmektedir. Basın açıklamaları kamuoyunu bilgilendirmeye yöneliktir ve internet ortamında herkes tarafından indirilebilir. Açık kaynaktır, bundan bir anlam çıkartılmaya çalışılması zorlamadan başka bir husus değildir. Şayet içerisinde suç unsuru varsa muhatabı, açıklamayı yapandır. Bu nasıl delil addedilir.
(11) Bu konudaki delil kabul edilen diğer husus, gazete haberleridir. AYM eski Başkanı’nın parti kapatma davasında bu haberlerin delil kabul edilemeyeceği yönündeki beyanı hafızalardadır. (305)“Konuya ilişkin gazete haberleri” başlığı altında 10 adet muhtelif gazete haberi delil olarak gösterilmiştir. Bu haberlerden 9’u Rektörlere atfen, 1’i de ADD Genel Başkanına atfen çıkan haberler olup 9 haberden sadece 1 tanesi 25 Ekim Cumhuriyete Saygı yürüyüşü ile ilgilidir. Diğerleri 1 Temmuz 2003-13 Haziran 2004 tarihleri arasındaki haberlerdir. Burada da yine sözde darbe planı tarihinden önce çıkan haberler delil olarak gösterilmiştir. Toplam 10 haberin 7’si Aralık 2003 tarihinden önceye aittir.
(12) Bu başlık altında değineceğim son husus, dönemin Gnkur. Bşk. Org. Özkök’ün ifadesinde 19 Eylül 2003 tarihinde J. Gn. K.lığında yapıldığı ileri sürülen toplantı konusunda bilgisi olmadığını beyanıdır.

c. Planın uygulamaya konulduğunun son kanıtı olarak, “Sendikalarla temas kurup sokağa dökülmelerinin planlandığı, Soruşturma kapsamında elde edilen delillerden örgütün bu planı da hayata geçirdiği, plan gereği öncelikle Türkiye’de faaliyet gösteren tüm sendika ve konfederasyonlarla ilgili çok ciddi ve kapsamlı çalışmalar yaptıkları, (‘Hükümet karşıtı’, ‘Hükümet yanlısı’ ve ‘Yönlendirilebilir’ şeklinde) tasnifledikleri, bu konu ile ilgili yapılan çalışmalar CÇG devre raporlarında kapsamlı olarak anlatılmıştır” denilmektedir.
(1) Ek Klasör 113’de sözde CÇG’nun 28 Ocak 2004 ve 30 Ocak 2004 tarihli “Sözde Devre Raporu ve “Sayın Kuvvet Komutanlarına Takdim Sonuçlarının Değerlendirilmesi” başlıkları altındaki slaytlarda sendikalarla ilgili bazı hususlar yazılmış. Öncelikle olmayan bir grubun böyle bir çalışması söz konusu olamaz. 24 Ocak 2004 tarihli sözde devre raporunda, Dizi No. 119’da “Sendika ve Konfederasyonların Durumu ve Temel Dinamikleri” başlıklı bir rapordan söz edilmektedir. Raporun maksat bölümünde, raporun başlığında belirtilen hususlarda tanıtım maksatlı olduğu yazılıdır. Bu raporun kim tarafından hazırlandığı belli değildir. Ancak maksat bölümüne “J. Gn. K.lığının Sendika ve Konfederasyonlara ilişkin ‘güncellenebilir’ biyografik istihbarat arşivini oluşturmaktadır” şeklinde bir ifadeyle İstihbarat Başkanlığına mal edilmek istenmiştir. Raporda yer alan hususlar incelendiğinde ise, yasal mevzuat, sendika ve konfederasyonların isimleri, bağlılık durumu, başkanları ve siyasal görüşleri gibi açık kaynaklardan bulunabilecek bilgileri kapsadığı görülmektedir. Bu raporun Kasım 2003 ayında hazırlandığına ilişkin ifadeler mevcuttur. Yani İsth. Ynt. Ş. nin kuruluşundan önce. Ayrıca J. Gn. K.lığının sendika, dernek ve sivil toplum kuruluşları ile ilgili konularda görevi ve yürüttüğü faaliyetler yoktur. Her ne hikmetse, 4 Kuvvet Komutanınca düşünüldüğü ve planlandığı denilen her hususta oklar sürekli J.Gn. K.lığına ve olmayan bir gruba yöneltilmektedir. Bu konulardaki tüm faaliyetler, J.Gn. K. lığınca değil Em. Gn. Müdürlüğünce icra edilmektedir.
(3) Özden Örnek’in sözde günlüklerinin planlarla ilgili bölümlerinde sözde CÇG’nun kuvvet komutanlarına takdim yaptığına ilişkin bir husus yer almamaktadır. Sözü edilen tarihlerde ben hastanede ve raporlu idim. Ancak iddianamenin yayınlanmasını müteakip avukatım aracılığı ile arkadaşlarımdan aldığım bilgilerden böyle bir takdimin yapılmadığını öğrendim. Bu kapsamda, Türkiye’nin önde gelen bir köşe yazarının, hiç araştırmadan bu takdimi verilmiş gibi yazmasının yanı sıra, benim verdiğimi yazmasıda medyanın algı operasyonlarının ana unsuru olduğunu ve talimatla iş yaptıklarını gösteren ibretlik bir durumdur.
(4) Yine bu planın hayata geçirilişine ilişkin, “görüşülen kişilerin çözüm metinleri” bölümünde açıkladığım üzere, istihbarat başkanı olmadığım bir tarihe ait ve yaratılma tarihi 2007 olan bir görüşme metnide kanıt olarak gösterilmiştir.
(5) Daha önce de ifade ettiğim gibi sözde günlüklerin sahibinin sözde CÇG’nda yer almaması, 3-5 günlük aralıklarla not tutulduğu ileri sürülen günlüklerde, J. Gn. K. tarafından yapılan, yapılacak veya planlanmış hiçbir hususun dile getirilmediği ve sadece kim tarafından hazırlandığı bile belli olmayan bilgi maksatlı bir raporla planın hayata geçirildiğini iddia etmek ne kadar doğrudur? Bu çalışmayla sokağa dökülen, mitingler düzenleyen sendika var mıdır? Mitingler için herhangi bir sendika başkanına verilmiş bir talimat var mıdır? Dosyada böyle bir husus yoktur.

d. Sözde Sarıkız Planının yapıldığı 6 Aralık 2003 tarihli toplantıda hayata geçirildiği iddia edilen üç konu dışında üç husus daha vardır. Bunlar İddianamede “Sokaklara afiş astıracaktık”, “Derneklerle temas edip onları Hükümet aleyhine teşvik edecektik” ve “Bütün bu olayları yurt çapında yapacaktık” şeklinde yer almışken, bunlara ilişkin tek bir husus yoktur. Hal böyleyken, bu sözde planın nasıl hayata geçirildiğinden söz edilebilir? Bu planın 4 kuvvet komutanı tarafından hazırlandığı ileri sürülürken, hayata geçirilmesi ile ilgili bölümler ve değerlendirme bölümünde, sözde günlüklerin sahibi olduğu ileri sürülen Özden Örnek’in 10 Ocak 2004 tarihinde Aydın Doğan’la yaptığı görüşme dışında, ki bu görüşmeden bilgim yoktur, planda bahsedilen hususlara 10 Ocak 2004 tarihinden önce, savunmamda ne maksatla ve kimin emriyle yaptığımızı açıkladığım görüşmelerin ve olmayan bir çalışma grubunun kanıt olarak gösterilmesi çelişmektedir.

2. Mehmet Şener Eruygur’dan ele geçirilen CD’ler içerisindeki power point sunuları

a. 6 no.lu CD içindeki, Ayışığı, Yakamoz, başlıklı Ppt sunular, bunların açıklaması maksadıyla yazıldığı ileri sürülen mektup ve kod çözüm tablolarının bulunduğu ileri sürülmüştür.
b. Planın hayata geçirildiğine ilişkin delil olarak ileri sürülen metin, mektup ve slaytların çıktıları Ek Klasör 114 ve 115’de yer almıştır.
c. Sözde planların delili olarak, sahibince kabul edilmeyen ve sahteciliklerini açıkladığım sözde Özden Örnek Günlüklerinin 18 Ağustos 2004 ve 16 Ekim 2004 tarihli notlarında, Aytaç Yalman’a atfen, (“J.Gn. K. Org. Şener Eruygur’un bizim bildiğimizin dışına çıkarak bazı işler yaptığını ondan öğrendim. Hatta iş o kadar ileri gitmiş ki biz bile tasfiyeye tabiymişiz” “Şener’e bizden habersiz darbe planı hazırlatmış. Adı da Ayışığı. Darbede kimin başkan olacağı belli değil. Hepimize davranışlarımıza göre bir kod adı vermiş. Havacı ona destek verdiği için o anlamda, bizler ise sana karşıt anlamda, bana da belli değil anlamında kodlar vermiş. Bu plan Gb’nin elinde olduğu gibi içlerinden biri tarafından sızdırıldığı için MIT ve hükümetinde elinde varmış. İkinci bir planda ise senle ben gösterilmiyoruz, sadece havacı var” şeklinde geçen ifadeler gösterilmektedir.
d. Bu planların J.Gn. K. M. Şener Eruygur ve ekibi tarafından hazırlandığı suçlaması yapılmış ve karar verilmiştir.

Plan denilen kâğıt parçalarının içeriğine geçmeden, öncelikle bu konulara ilişkin sahtecilik ve yalanlara değinmek istiyorum.

Mehmet Şener Eruygur’dan ele geçirildiği ileri sürülen bu sözde planların ve bunlarla irtibatlı “Word” belgelerinin Ek Klasör 149-150 de bulunan teknik raporlarına göre; (306-311)
1. Sözde Darbe Planlarının çıktıları Ek Klasör 37 ve 38’e konulmuştur. Aynı belgeler klasör içinde sayfa adetleri, eksik değil, farklı olarak mükerrer olarak konulmuştur.
2. Sözde Darbe Planları ile ilgili belgeler incelendiğinde belgeyi yaratan, son kaydeden ve bilgisayarın adı belli değildir.
2. Sözde mektuplar, gitmesi gereken hiçbir makama ulaştırılmamıştır.
3. Sözde Planlarla ilgili 7 adet dosya mevcuttur. Bunlardan 6 sının yaratılış zamanı aynıdır. Teknik olarak ancak profesyonel programlar ve kişilerce yapılabilir. 7ncisi ise ortalama 70 gün sonra yaratılmıştır. Öncelikle, bir darbe planlayacaksın ve bundan 7 ayrı kopya yapacaksın. Bu, askeri planlama, gizlilik, karargâh çalışma esasları ile hayatın olağan akışına uygun değildir.
5. Bu belgelerin son kaydedilme zamanları; 12 Nisan, 24 Mayıs, 29 Mayıs, 30 Mayıs, 8 Haziran 2004 ve 19 Şubat 2005’dir. Keza bu da hayatın olağan akışına uygun değildir. Ayışığının alternatifi denilebilecek Ayışığı2 de aynı tarihte yaratılmıştır. Alternatif bir planın aynı gün yaratılması, askerlik yapmamış ve plan nasıl yapılır, ne kadar süre alır bilmeyen zavallı küçük beyinli adamlardır. Tüm bunların ötesinde, Karargâh çalışmasında esas olan, Komutanın kararına esas olacak karar teklifi ile ilgili KÜRPAT H.Tpt isimli belgenin son kaydedilme zamanı 19 Şubat 2005’dir. O tarihte sözde darbe planlayıcılarının hiçbirisi J.Gn. K.lığında görevli değildir. Komutan emekli, ben ve ismi geçen tüm personelim başka görev yerindedir. Bütün bunlar bilinçli göz ardı edilerek iddianamede bu sözde planlarla ilgili 12 Nisan 2004 tarihinde son kaydedilen doküman esas alınmıştır.
6. Sözde (312)Ayışığı planına ilişkin “ışık aydan gelir.doc” isimli belge 6 Haziran 2006 da hazırlanmıştır.
7. Kod çözüm tabloları 5 gün arayla ve aynı bilgisayarda aynı kişi tarafından yaratılmıştır.
8. Gnkur. Bşk. na hitap eden ancak kendisine ulaşmayan bilgilendirme notunun yaratılış zamanı (5 Mart 2004), son kaydedilme tarihinden (3 Mart 2004) sonradır. Bu, bilgisayarın otomatik yaptığı bir işlem olduğuna göre nasıl olmuştur?
8. Başarılamayan bir darbe ve bugüne yansıması isimli mektuplar sözde planların tarihlerinden biri 2, diğeri 3 yıl sonra yazılmıştır. Ancak ulaşması gereken makam yerine sözde hareketin lideri denilen kişiden çıkmaktadır. Bu kişi yaptığı bir plan olsa ve onu ihbar eden bir belge kendisine ulaşsa saklar mı yoksa imha mı eder? Saklaması hayatın olağan akışına uygun değildir. Başlangıçta çelişki gibi görünse de maksat, çalınan minareye kılıf uydurmaktır. Çünkü TCK nın “Teşebbüsü düzenleyen 35 inci maddesi gerekçesine göre suça teşebbüste fail suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine rağmen elinde olmayan nedenlerden dolayı bunu gerçekleştirememektedir”. Buradan hareketle, sözde darbe girişiminin failin iradesi ve kontrolü dışındaki bir karşı güçle önlenmiş olması gerekir. Burada Başarılamayan Bir Darbe Ve Bügüne Yansımaları başlıklı sözde mektuptaki ifadesine yer verilmiştir. Bu çirkin düzeni planyanlar, yeni TCK nın yürürlüğe girmesi için beklemişler ve sözde planlardan 3 yıl sonra bu mektubu yazmışlardır. Ancak dönemin genelkurmay başkanı Hilmi ÖZKÖK’ün ifadesinden bekledikleri neticeyi alamamışlardır.
9. M. Şener Eruygur, (313:315) Hurşit Tolon ve H. Atilla Uğur’dan ele geçirildiği ileri sürülen sözde planlara ilişkin belgeler, Ek Klasör 113, 114 ve 115’e de konulmuş ve Dizi pusulasında “Levent Ersöz’den ele geçirilen belgeler” şeklinde yazılmıştır. Gerçekten benden mi ele geçirilmiştir? Kesinlikle hayır. (316:318) Ek klasör 116 dizin no 123, 245, 246. sayfalarındaki arama ve el koyma tutanakları, inceleme tutanağı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün 05.07.2008 tarihli yazısından bu sözde belgelerin benden ele geçirilmediği açıkça anlaşılmaktadır. Sırası gelmişken bu konuda yaptıkları kurguya ilişkin iki hususu paylaşayım. Benden ve yakınlarımdan bu kovuşturma kapsamında, herhangi bir belge ve bilgi elde edilmemesine rağmen ısrarla ikinci ve üçüncü iddianamenin hemen hemen her bölümünde “Levent Ersöz’den ele geçirilen belge ve bilgiler” şeklinde ifadelere yer verilmiştir. Savunmalarımda heyete bunu defalarca dile getirmeme rağmen ne yazıkki dikkate alınmadı. Bu yaklaşım, soruşturmayı yürütenler ve mahkemenin art niyetli, kasıtlı tutumunu ortaya koyduğu kadar, soruşturma ekibinin yarattıkları ve kamuoyunda istedikleri algıyı oluşturmak maksadıyla medyaya sızdırdıkları sahte belgeleri “kişilerin ev ve işyerlerini basar, çalışma odalarına koyar, bulunmuş gibi gösteririz” düşüncesiyle en baştan yazdıkları senaryoyu, hiçbir evrakı incelemeden aynen kaleme almalarının göstergesidir. (319,320)Evimden kızıma ilişkin aldıkları disket ve damadımın evinde yaptıkları aramada el koydukları 25 müzik CD’ni, mülkiyetlerini açıklamalarına karşın, Polis inceleme raporlarında bana ait göstermeleri de bu yaklaşımın göstergesidir. Sadece bu mu? Kesinlikle hayır. Evim (321)arandığında devletin subay çıktığımda verdiği “Kırıkkale” marka tabancama el koyanlar, arama el koyma tutanağında bulunmayan 5 adet 7.65mm. “MKE” marka fişeği, Ek Klasör 116 Dizin No 97de bulunan polis balistik inceleme raporunda göstermişlerdir. El insaf! 9mm tabanca ile 7.65mm. fişek kullanılır mı? Bu teknolojiyi ben bilmiyorum ama bu kumpası kuranlar açıklarsa ülkenin savunma sanayiine büyük katkıda bulunur diye düşünüyorum.
10. E. Org. Aytaç Yalman, Özden Örnek günlüklerinde kendisine atfen geçen ifadeleri kabul etmemiştir.
11. Sözde planların M. Şener Eruygur ve ekibince hazırlandığı iddialarına baktığımızda karşımıza “delillendirin talimatını” alanların gözünün nasıl döndüğünü gösteren hususlar çıkmakta.
a. Jandarma (322:326) Teşkilatının Komutanının ekibinin kim olduğuna yine kumpasçı polislerin yazdıklarından yola çıkarak bakalım. İstanbul Terörle Mücadele Ş.Md. lüğü 1 Ocak 2009 tarihinde savcılığa gönderdiği fezleke de “TSK bünyesinde faaliyet gösterdiği iddia edilen ve Ergenekon ismi verilen gizli bir örgütlenmenin olduğu, ülke yönetimini ele geçirmek maksadıyla darbeye zemin hazırladıkları, devlet kurumlarına sızarak illegal yapılanmalara gittikleri, bu kapsamda CÇG nun ARALIK 2003 de benim talimatımla, İstihbarat Başkanlığı bünyesinde İsth.Ynt. Şube adıyla kurulduğunu” yazarak, sözde delillere atıfta bulunmakta ve illegal faaliyetlerden söz edilmektedir.
Bu evrakı hazırlayan kim?(327,328) 29 Haziran 2008 tarihinde “Şüphelilerin Durum Tespiti” isimli yazıyı imzalayan aynı kişi. Mutlu Ekizoğlu. Haziran 2008 de İstanbul Emniyetinde Organize Şuçlarla Mücadele Şube Müdürü iken 10 Ocak 2009 da Terörle Mücadele Şube Müdürü. Soruşturmayı yürüten iki önemli şubenin müdürlüğü verilen ve “Tahşiyeciler” adıyla anılan kovuşturmanın tutuklu sanıklarından. Nasıl bir düzenleme değil mi? Aynı kişiye işi bitirmesi için yetki ve görev veriliyor. Hâlbuki kendilerinin mensup olduğu iddia edilen örgütün devlet kademelerine sızıp devleti ele geçirmesinden resmi belgeler üzerinden söz ediliyor.
b. Özel görevli bu kişi boyundan büyük laflar ediyor ve “Ergenekon isimli gizli bir örgütün TSK bünyesinde faaliyet gösterdiği, devlet kurumlarına sızıp illegal yapılanmaya gittiği, darbeye zemin hazırladığı ve benim talimatımla CÇG nun talimatımla başkanlıkta İsth. Ynt. Ş. Bünyesinde kurulduğunu” yazıp imzalıyor.
c. Soruşturmanın başlangıcında tarihler 14 Ağustos 2008’i gösterdiğinde, yani bu kişinin imaladığı fezlekenin tarihinden beş ay önce Genkur. As. Savcılığının M. Şener Eruygur, H.Atilla Uğur ve Hurşit Tolon’dan ele geçirildiği ileri sürülen dijitaller içindeki belgelerin “mevcut kayıtlarda bulunmadığını” yazmıştı. Özel görev kapsamında yaratılan belgeleri kişilerin mekânlarına yerleştirir ve senaryoyu buna göre yazarsan devletin resmi kurumlarının yanıtlarına inanmılmaz.
d. İsth. Ynt. Şube Md.lüğünün kuruluşu ve personelinin atanıp göreve başlamasına baktığımızda, CÇG safsatası ve mal edilen yalanları daha net görebiliriz.
Bu şubenin teşkili, 2001 tarihinde İstihbarat Başkanlığı kadrosunda “Özel Arşiv Kısmı” olarak planlanmış ve komuta katınca onaylanmıştır. İstihbarat birimlerinin günün ihtiyaçları doğrultusunda yeniden teşkilatlandırılması maksadıyla başlatılan çalışmalar sonucunda Özel Arşiv Kısmının, 17 Mart 2003 tarihinde Özel Arşiv ve İstihbarat Kayıtları Ş. Md. lüğü olarak reorganize edilmesi ve kadro değişikliği komuta katınca onaylanmıştır. J. Gn. K.lığı Harekat Başkanlığı, Haziran 2003 de planı Genelkurmay Başkanlığı onayına sunmuştur. 2003-2012 Kuvvet Yapısı Planı Genelkurmay Başkanlığınca onaylanıncaya kadar şube kısım olarak görevini sürdürmüştür. Harekat Başkanlığı Eylül 2003 de de Kuvvet Yapısı Planına göre lağv teşkil ve reorganize edilecek birlikler konusunda Genelkurmay Başkanlığına teklifte bulunmuş ve aynı ay içinde alınan cevapta, “deneme kadrolu teşkillerin hayata geçirilmesi ve kuvvet yapısı planında personel kadrolarında artış getirmemek kaydıyla değişiklik yapılabilmesine onay verilmiştir. Genelkurmay Başkanlığının olur vermesi beklenirken Kuvvet Yapısı planı gereğince şubenin hayata geçirilmesi çalışmaları sürdürülmüştür. Bütün bu işlemler benim İstihbarat Başkanlığına atanmamdan önce yapılmıştır. Göreve başlamamın üzerinden çok kısa bir süre sonra Harekat Başkanlığı kadro değişikliklerinin uygulanabileceğini bildirmesi üzerine son düzenlemeler üzerinde çalışılmış ve istihdam edilecek personelin seçimi ve görevlendirilmesi çalışmasına başlanmıştır. Bütün bu işlemler Plan ve Güvenlik Daire Başkanlığınca yürütülmüştür. Şube ismi ve görevlerinin “yanlış anlaşılmaların ve istismarın önüne geçilmesi maksadıyla” değiştirilmesi konusundaki komutan emri gereğince şubenin adı İsth. Ynt. Şube olarak değiştirilmiş, personel görev tanımları” ve “sorumlulukları” yeniden tanzim edilmiştir. Şubenin isminin değiştirilerek personel ataması ve göreve başlaması benim dönemimde olmuştur. İki yıl süren çalışmalar sonucunda teşkil edilen şubenin öyküsü bu. Şube personeli, Personel Başkanlığının 3 Ekim 2003 tarihli emri üzerine Ekim ayı sonlarından Kasım ayı ortalarına kadar geçen sürede peyderpey göreve başlamıştır. Harekat Başkanlığı emrinde görevli Kur. Bnb. M. Koç, Personel Başkanlığınca Şube Müdürlüğü görevine verilmiş ve teşkil çalışmalarını yürütmek üzere Kurmay Başkanı ve Harekat Başkanının izniyle 10 Ekim 2003 tarihinden itibaren geçici görevle Başkanlık emrinde çalışmaya başlamıştır. Şube, personelinin katılışı, iskan şartları ve malzeme teminlerinin sağlanmasından sonra Aralık ayı ortalarından itibaren faaliyete geçirilmiştir.
İsth. Ynt. Şubesi TSK’nın ilgili mevzuatı kapsamında iki yıllık çalışma dönemini müteakip kurulmuştur.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde “İsth.Ynt.Ş. müdürlüğünün teşkilinde “illegal” bir durum olmadığını” beyan etmiştir.
Mutlu Ekizoğlu’nun fezlekeye yazdığı gibi CÇG’nun kurulması talimatım olmuşmudur? Hayır. Böyle bir talimat vermedim ve böyle bir grup kurulmadı. Bunu ilerride belgeleriyle ortaya koyacağım. Fezlekeye talimat verdiğimi yazan Ekizoğlu dosyaya bu konuya ilişkin ne bir belge ne bir ifade koyamamıştır. Kime nasıl ne zaman nerede talimat vermişim? Dosya da hiçbir tespit yoktur.
Ekizoğlu, Ek Klasör 113 Dizin No 290 da bulunan “İsth. Ynt. Şube Teşkili” konulu Karargah içi yazışmasını “askerlik yapmadığı ve okur yazarlığı” olmadığı için CÇG kurulması talimatı olarak algılamış olsa gerek.

İsth. Ynt. Ş. Md.lüğünün teşkiline ilişkin imzasız Word belgesi için Gnkur. Bşk.lığı As. Savcılığı inceleme raporunda (Ek-B, B-28 nci sayfada 177 sıra no’da kayıtlı olup) “TSK’nin iç mevzuatına göre düzenlenen gizli/önemli olmayan belge” olduğunu belirtmiştir. Bu belgenin gizlilik derecesi “Hizmete Özel”dir. Ayrıca bu belgede hiçbir şekilde Cumhuriyet Çalışma Grubu şeklinde bir ifade yer almamaktadır. İsth. Bşk.lığı bünyesinde, TSK Mevzuatına uygun olarak teşkil edilen bir şubenin teşkil faaliyetlerini içermektedir.

e. Polisin CÇG safsatasını nasıl yarattığına ilişkin bir dosyanın ekran çıktısına bakalım.(329) CGG EKİBİ.doc isimli belge Belge çıktısı Ek-Klasör 178 Dizi no: 267-268 dedir. Belge adı bu olmakla birlikte, aslında çizelge başlığında(330) İstihbarat Yönetim Şube Müdürlüğü emrine görevlendirilen personel listesi ibaresi mevcuttur. Belge, 26 Nisan 2004 tarihinde J.GN.K adlı bilgisayarda yaratılmış ve “q” isimli kişi tarafından son kaydedilmiştir. Ancak daha önemlisi listenin tanzim şeklidir. Liste incelendiğinde, başlığın aksine, şubede görevli personelin bu görevinden atandığı/ görevlendirdiği yeni kadro görev yeri (yani çizelgenin hazırlandığı zaman itibariyle) daha sonrada yeni görev yeri olarak tanzim edilmiştir. Belgenin yaratıldığı tarihi doğru farz ve kabul etsek, İstihbarat Yönetim Şube görevinin eski görevi olarak yazılması mümkün değildir. Çünkü personel belge yaratılma tarihinde şubede görev yapıyordu. Diğer önemli husus, personel şubeden atandığında şimdiki görev yeri olarak belirtilen yerlere atanmamıştır. Şöyleki,(331) Mahkemenin talebi üzerine J.Gn.K.lığının 6.10.2010 tarihli cevabında; “Subay ve astsubay atamaları atama yönetmeliğinin 20’nci maddesine göre; “Genel atamalar her yılın Mayıs ve Ekim (dahil)ayları arasında yapılır” hükmü doğrultusunda yapıldığı, Ankara garnizon içi 2004 atama onayının 8.10.2004 tarihli olduğu, Kur.Alb.Mustafa Koç’un İsth.Bşk.lığına görevlendirme tarihinin 8.10. 2003, İsth.Bşk.lığına atama tarihinin 7.05.2004 (yani belgenin yaratılmasından 12 gün sonra) İsth.Bşk.lığından J.Eğitim K.lığına atama tarihinin 8.10.2004 olduğu bildirilmiştir. Bu resmi yanıt, CÇG.ekibi.doc. yaratılma tarihi ve sözde belgedeki görev yerleri ve çizelge başlığı birlikte değerlendirildiğinde belgenin sahte olduğu ve yaratılan çizelgeyi içeren dosyaya CÇG isminin malum grup tarafından sözde delil yaratmak maksadıyla, bazı işbirlikçileriyle birlikte gerçeğe aykırı olarak hazırlandığı ortaya çıkmaktadır.
f. CÇG safsatasını delillendirmek maksadıyla yazılan diğer bir konu, sözde bu grubun faaliyetlerini gösterdiği ileri sürülen “2003-2004 yılı faaliyet çizelgesi” bu çizelgeye göre sözde planlanan faaliyetler ve bunların anlatıldığı denilen sözde devre raporları. Şimdi de bunlara bakalım.
(1) Ek Klasör (332)150 de bulunan Polis Teknik raporlarına göre, bu grupla ilgili belgeler 6 ayrı bilgisayarda düzenlenmiştir. Bu 6 bilgisayardan 4 tanesi Jandarma Genel Komutanlığı olarak 4 farklı isim (yazılış itibarıyla) altındadır. Kullanıcı isimleri içinde Bilgi Sistemler D.Başkanlığı da bulunmaktadır. Komutanlık bünyesinde Muhabere Elektronik Bilgi Sistemleri Daire Başkanlığı vardır ve J.Gn.K. lığının tüm bilgi işlem faaliyetleri bu başkanlıkça düzenlenmekte ve personele ağa bağlı olarak kullanıcı adı, parola bu başkanlıkça tahsis edilmekte ve denetlenmektedir. Bu itibarla resmi olmayan hiçbir işlem yürütülemez hele illegal ve gizli olan faaliyet asla.
(2) Kullanıcı adları içerisinde kısaltmalar itibariyle İstih. Ynt. Ş.Md.lüğü dışında olması muhtemel 7 ayrı isim kullanılmıştır. Bu kullanıcıların Ynt.Ş. nin kuruluşunda olamayacağını belirterek bu hususların J.Gn.K.lığından sorulması talebim sonuçsuz kalmıştır.
(3) Çizelgede dikkatinize sunmak istediğim diğer hususlar:
(a) Dizi pusulasının(333) 860’ıncı sırasında sözde bu grubun 2003-2004 döneminde icra edeceği faaliyetler isimli belge mevcuttur. Belge 1 Eylül 2003 tarihinde yaratılmıştır. Yani İsth. Ynt. Ş.nin kuruluşundan ve faaliyete geçirilmesinden üç ay önce. (334) 1 Eylül 2003 tarihi, benim göreve başladığımın 9 ncu günüdür. 9 gün içinde personelni ve başkanlığını tanımadan, görev ve sorumluluklarını içeren mevzuatı incelemeden bırakın böyle bir çalışma yapılmasını, insanın aklını kaçırması demektir. Allaha Şükürler olsun ki, benim öyle bir durumum hiç olmadı.
(b) Yukarıda (335) kurulma aşamasını açıkladığım İsth. Ynt. Ş.nin kuruluşu ile ilgili andıç ve üst yazıların oluşturulma tarihleri Aralık 2003tür. (947-949 sıra nolu belgeler)
(c) Devre (336) Raporlarının tamamı 13 Kasım 2003 tarihinde saat 08.09 da hazırlanmıştır. Yani aylar sonra verilecek bir raporun bu tarihte hazırlanması mümkün değildir.
(d) Yine bazı Devre Raporlarının tarihleri (856, 857, 862, 863, 864) son kaydedilme tarihinden öncedir ki, yine son şeklini almayan raporun takdim edilebilmesi mümkün değildir.
(e) Sendikalarla(337) ilgili İnceleme Raporunun (901 sıra no) yaratılma zamanı 21.10.1998’dir. Daha önce de ifade ettiğim gibi böyle bir rapor tarafımızdan hazırlanmamıştır. Ek Klasörlerde farklı formatı bulunmaktadır.
(f) Sıra no (338) 930, 931, 932 de yer alan mektuplarla ilgili dokümanların teknik raporlarında bu belgelerin Bilgi Sistemler D. Bşk.lığı bilgisayarında hazırlandığı yazılmıştır. Bu bilinçli yaklaşımın teknik raporlarda pek çok örneği bulunmaktadır.
(g) 861 (339) sıra nolu CÇG İ. Fırtınanın Görş. Doc isimli dosya (Ek Klasör 150 dizin no 439) ile ilgili olarak teknik raporda belgenin yaratılış ve son kaydedilme tarihi dikkate alınmadan 23 Ocak 2004 saat 09.47 sıralarında yazıldığı ifade edilmektedir.(340) Bu konuda 2 farklı formatta (şekil itibariyle) yazılmış belge vardır. Bütün bu hususlar dikkate alındığında bu raporlara inanmanın mümkün olmadığını düşünüyorum.
(h) Yine (341) 928 sıra nolu REKTMEKCİH.doc isimli dosyayı son kaydeden kişi olarak M.Koç yazılmıştır. İllegal iş yapan bir grubun sorumlusu denilen kişi hiç kendi adını kullanır mı? Bu konuda ifadesine başvurulan rektörler böyle bir mektup almadığını beyan etmişlerdir.
(i) Ayrıca(342) 4 Kuvvet Komutanı tarafından Rauf Denktaş’a yazıldığı ifade edilen sözde mektuplar başka bilgisayarda hazırlanmış Word belgesidir. Ek Klasör 114’de ve 38 nolu klasörde söz konusu mektup denilen belgenin tarihi 15 Şubat 2004 olmasına rağmen rapora göre hazırlanış tarihi 14 Mart 2004, yani bir ay sonradır. Bu çelişki nasıl açıklanabilir?
(j) Kuv. K.larına (343)brifing belgesi burada 858inci sırada ve son kaydedilme zamanı 30.01.2004 iken 807 inci sıradaki mükerrerinin son kaydedilme tarihi(344) 30.05.2004 ve de formatı farklıdır. (Ek Klasör 173 Dizin 403 deki)
(k) Ayrıca (345) CÇG Devre Rap 11 PT dosyasının Ahmet Hurşit Tolon’a ait ELBA Marka ALI0048 olan CD üzerindeki incelemesinde CÇG DEV RAP.11 PPT dosyasının 19 Şubat 2004 03.17.22 de bilinmeyen kişi ve bilinmeyen bir bilgisayarda yaratıldığı görülmektedir.( Üçüncü iddianame Ek Klasör 14 Dizin No 77) Tüm Devre Raporları 13 Kasım 2003 08.09 da yaratılmışken buradaki tarih ve saat farklıdır. Bu dosyanın M.Şener ERUYGUR’dan ele geçirildiği öne sürülen dosyalar içindeki son kaydetme tarihi 19 Şubat 2004 se de saati farklıdır. Buna ilave olarak aynı raporun altında, aynı isimli ppt dosyasının 13 Kasım 2003 Perşembe günü saat 11.56 (19 Şubat 2004 değiştirilme tarihi) oluşturulduğu yazılmıştır.Yani belge değerlendirilmiyor,yorum yapılıyor. Hata hatayla düzeltilmek istenirse böyle olur ve ancak talimatla icra edilir.
(l) Erol Manisalı’ ya (346-347)ait Ek Klasör 14 dizin no 229 de ADD Genel Başkan odasındaki 13 nolu CD’de yapılan incelemede, Prof. Dr. Erol Manisalı Grş.ppt isimli dosyanın yaratılış ve son kaydetme saatleri Ek Klasör 150 Dizin no 434 de yer alan aynı belgenin yaratılış ve son kaydetme saatlerinden farklıdır. Kendisini basın ve kitaplarındaan tanırım. Hiç karşılaşmadık. İfadesinde kendisine ve CÇG faaliyeti olarak gönderildiği iddia edilen hususları kabul etmemiştir.
g. Sözde grubun görev ve faaliyetlerini nasıl yaptığını, ülkede darbe zemini oluşturmak için hazırladığı sözde planları uygulamaya koyduğunun delili olarak bu raporlar gösterilmiştir. Ayrıca “devre raporlarının yanı sıra başkaca deliller de ele geçirilmiştir” denilmektedir. Bu delillerin ne olduğu ise yine aynı slayt sunumları içindeki, “görev ve faaliyetlerini anlatan slayt sunumunda, Görsel Faaliyetler, Yazılı Faaliyetler, İnternet Faaliyetleri, Akademik Faaliyetler, İdari Faaliyetler ve Sanatsal Faaliyetler gerçekleştirileceği ve devamında bu faaliyetlerin nasıl ve ne şekilde gerçekleştirileceğinin anlatıldığı görülmüştür” şeklinde ifade edilmiştir. Yani başka delil denilen şey yine sözde devre raporlarından başka bir şey değildir.
Bu sözde grubun, olmayan bir sunumundaki yapılan bir faaliyet değil, yapılacak şeklindeki ifadeler delil kabul edilmiştir. Yani yapılmış, edilmiş olmayan sözde planlanan faaliyetler delil kabul edilmiştir.
Görsel ve yazılı faaliyetlerin icra edildiğine ilişkin delil olarak yine devre raporlarına atıfta bulunulmuş ve bir sanıktan ele geçirildiği öne sürülen CD içindeki “harcamalar” başlıklı düzmece Word belgelerindeki imzasız harcama tutanakları delil gösterilmiştir.
Sözde devre raporları dışındaki delilleri ifade etmek isteyenler dönüp tekrar tekrar sözde devre raporlarına atıfta bulunarak bu düzmece belgelere dört elle sarılmışlardır. Halk dilindeki “Benim oğlum bin a okur döner döner gene okur” deyişindeki gibi. Ayrıca sözünü ettikleri harcama belgelerinin “TSK’ne ait olmadığı” Gnkur. Bşk. As. Savcılığı’nın İnceleme Raporunda Ek Klasör 234, (Ek-B’nin 33 ncü sayfasında 215 nci sırada) açıklanmıştır.
Buna ilaveten J.Gn.K.lığı, Başkanlık bünyesindeki şube müdürlüklerinin harcama yetkisinin olmadığını ve sözü edilen harcamalarla ilgili olarak herhangi bir kişi veya kuruluşa ödeme yapıldığına ilişkin belge ve bilgi bulunmadığını açıklamıştır. Yani delil diye ortaya konan şeylerin geçerliliğinin olmadığı açıktır.
h. Diğer önemli bir konu, İsth. Ynt. Ş. Md. lüğünün 1 Yzb. 1 Üstğm. Olmak üzere 2 Sb., 4 J. Astsb., Veri kayıt operatörü bayan 2 Svl. Memurdan oluşan personeliyle sözde CÇG’nun kuruluş gerekçeleri olarak yazılan, “toplumsal refleksi harekete geçirmek, özel istihbarat bilgisi üretmek, kurum kimliği altında yapılması mahzurlu olan ve fakat yapılması gereken eylem ve faaliyetleri organize etmek gibi büyük çaplı organizasyonları” yapabilmesi mümkün değildir. Gerekçede belirtilen görevler; teknik donanım ve özel yetiştirilmiş personel ile iddia edilen eylemleri yapabilmek için silah ve mühimmata sahip olmayı gerektirir ki, bunlar küçük bir karargah unsuruyla yapılamaz. Bunu iddia etmek akla ziyandır.
ı. “2003-2004 (348)döneminde icra edilecek faaliyetler” başlığı altında birbirinden çok farklı, özellik isteyen, içerik olarak teknik dizayndan üniversitelerde seminerlere, gazete ve reklam panosu ilanlarına, foto sergisine kadar geniş bir yelpazede İsth. Bşk.lığı görev ve sorumluluk alanına girmeyen, İsth. Ynt. Ş. Md.lüğünün imkân ve kabiliyetleri dışında olan hususlar, bu grubun görev ve faaliyetleri olarak yazılmıştır.
i. Sözde CÇG tarafından planlandığı iddia edilen faaliyetlerle, bu faaliyetlerin uygulamaya geçildiğine ilişkin delil denilen raporların karşılaştırılmasını içeren bir tabloyu hasta yatağımda elle hazırlayıp mahkemeye sundum. Tabloda sözde Devre raporlarının tarihi, dönemi, konularını, rapor konusu ve planlı faaliyet karşılaştırmasına ilişkin değerlendirme ile Planlı faaliyetlerin altında, maksadı, uygulama şekli, maliyet ve İsth. Bşk.lığı görevine girip girmediği ve sözde devre raporuyla mukayesesi ile ilgili değerlendirmeleri kapsamaktadır. Çizelgeyi incelediğinde, Devre Raporu 6 ve 7’nin aynı konuları kapsadığı, 19 Ocak, 28 Ocak, 30 Ocak, 16 Şubat ve 19 Şubat 2004 tarihli raporlarda anlatılan konuların aynı ve tekrar mahiyetinde olduğu, büyük çoğunluğunun İsth. Bşk.lığı sorumluluk alanına girmediği açık olarak görülmektedir.
j. Planlandığı öne sürülen iki faaliyet var ki, insan sadece gülebilir. Gazete bildiri çalışması aylık 100 milyar her ay yapılacak, yine Belediye raklam panolarına ilan vermek, sadece Ankara Kızılay meydanı için maliyeti 728 milyar, bunu sadece Büyükşehir Belediyeleri itibariyle düşündüğünüzde bu iki faaliyet maliyeti J. Gn.K.lığı örtülü ödeneğini aşar. Böyle mantıksız planlama hiçbir askerin yapacağı iş değildir. Ne mektup gönderilmiş, ne bildiri bildiri hazırlanmış, yayınlanmş,ı ne gazete ve reklam panosu ilanı verilmiş ne de bunlar için tek kuruş para ödenmiştir.
k. Bu sözde gruba mal edilen slaytlar incelendiğinde; hiçbir istihbarat çalışması gerektirmeyen, internet ortamında ve kuruluşların kendi internet sitelerinde yer alan bilgilerin bir araya getirilerek, mahalli seçimler öncesine ilişkin yapılmış bir çalışma ile siyasete yön vermek, seçimlere müdahale etmek şeklinde yansıtılmaya çalışılmıştır.
l. Konunun ilginç yanlarından biri de, (352)sözde bu gruba ait slaytlarda, bu grup tarafından hazırlandığı iddia edilen sözde darbe planları ve ülkede askeri müdahaleye zemin hazırlamaya yönelik eylem ve faaliyetlerle (STK.’nı, üniversiteleri, halkı sokağa dökecek, çatışma ortamı yaratacak, isyana teşvik edecek, meclise yürütecek, polisin gücünü aşacak, vatandaşla karşı karşıya getirecek) ilgili tek satır yoktur.
m. Ayrıca, bu slaytlarda, aylık devre raporları öngörülmüşken, bu raporlardan Kasım / Aralık – Nisan Ayları itibariyle 14 Devre Raporuna ilişkin sunu başlıkları vardır. 4 Ayda 14 Rapor? Mümkün değildir. Ayrıca, (353)19 Ocak, 24 Ocak, 30 Ocak 2004 tarihlerinde aynı sunuları kapsayan devre raporları olmaz. Daha da önemlisi, 6. Devre raporunun tarihi 1 Aralık 2003 yazılmıştır. Raporların aylık olduğu düşünüldüğünde İsth. Ynt. Ş.’nin ve onun içinde olduğu iddia edilen sözde grubun Haziran 2003 gibi bir tarihte kurulmuş olması gerekir. Ancak iddianamenin birçok yerinde Aralık 2003 de kurulduğu ve faaliyete başladığı ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra, sözde CÇG nun kuruluş, Teşkilat, Görev ve geleceğe yönelik perspektifleri “1 Aralık 2003 tarihli sözde devre raporunda geçerken, aynı hususlar 28 Ocak 2004 tarihinde de ifade edilmektedir. İsth. Ynt. Ş.nin kuruluşu ve sözde devre raporları tarihleri de göz önüne alındığında, böyle bir grubun teşkil edilmediğini ve bu faaliyetleri icra etmesinin mümkün olmadığını göstermektedir.
n. Devre (354-355) raporlarının orijinali denen hususlar Ek Klasör 238 de yer almaktadır. Yansı formatı dışında, yansı zeminlerinde kullanılan renklendirme, (mavi olması gerekir) yazıların ( beyaz küçük harf) farklı ve sarı gibi okunmayacak, kırmızı gibi birbirine karışan, göz alan bir tarz kullanılmayacağı MY 75-1(B) Yönergesinin amir hükmüdür. Bu sözde çalışma grubunun sözde raporları olarak dosyaya konan belgelerin zemini renklendirilmemiş farklı formatta olanları da çeşitli klasörlerde yer almıştır.
o. Bu sözde grubun mevcudiyetini delillendirmek maksadıyla “www.vatansever.info” internet sitesinin kurulduğu ve yayın yaptığı ileri sürülmektedir. Ek Klasör 245’de buna ilişkin sunular, inceleme raporu ve web sayfaları çıktıları mevcuttur. Buna göre (355)
2003-2004 yılında icra edilecek faaliyetler kapsamında bu web sitesinin MEBS Başkanlığı imkanlarından istifadeyle hazırlanması, Hacker faaliyetlerine karşı Mali Tek. D. Bşk.lığınca tedbir alınması Harekat, İstihbarat ve MEBS Bşk.lıkları ile koordine edilmesi gerekliliğinden bahsedilmekte ve 30 Ocak tarihli Kuv. Komutanlarına takdim sonuçlarının değerlendirilmesi ve 19 Şubat 2004 tarihli (356,357) 12 nolu Devre raporunda sitenin teknik alt yapısının sahte kimlikle ve yurt dışından tümüyle hazırlandığı, 8 Mart 2004 tarihli 13 nolu Devre Raporunda da sitenin 21 Şubat 2004 de açıldığı, 2980 kişinin ziyaret ettiği, 3 Nisan tarihli raporda da ziyaretçi sayısının 8000 ni geçtiği ifade edilmektedir. Buraya kadar her şey normal görülmekteyse de raporun içerisindeki tutarsızlıklar buradan itibaren başlamaktadır. Çünkü, WEB sitesi inceleme raporunda,(358:360)
(1) Sitenin 2009 yılı dahil 15 kayıt bilgisi bulunduğu, ilk kayıt tarihinin 5 Mart 2004 olduğu, 2006 tarihine kadar vatansever, 2006-2008 arası Muhammet kayıt isimlerinin kullanıldığı,
(2) 29 Eylül 2008 tarihinde de Maria LUBBE adına tescil edildiği görülmüştür denilmektedir. O zaman akla şu sorular gelmektedir.
-21 Şubat 2004 de açıldı denilen sitenin ilk kaydı nasıl oluyor da 5 Mart 2004 de yapılıyor?
-2004-2007 arasında 9, 2008 yılında 5, 2009 yılında da 1 kayıt vardır. Bu kadar çok kayıt varken niçin tespit yapılamamıştır? Kaldı ki yurtdışında iz sürebilen, site nasıl yapılandırılır iyi bilen bir grup için bu nasıl başarılamamıştır veya bulunmak mı istenmemiştir ?(361,362)
-Bu sözde grup içerisinde olduğu ileri sürülen kişiler bu görevlerinden ayrıldıktan yani Ağustos 2004 den sonra bu site faaliyetini nasıl sürdürüyor ve bu kişilerin bu siteyle bağlantısı nasıl tespit edilemiyor?
-1 Temmuz 2008’den sonra faaliyetini nasıl sürdürmüştür
-15 IP numarasından yayın yaptığı belirtilen sitenin Türkiye’den yayın yaptığı 4 IP numarası ile ilgili tespitler nelerdir ve ne işlem yapılmıştır?
-Rapor sonucunda bu siteye hosting hizmeti veren Koç.net Haberleşme ve Çizgi Bilgisayar isimli şirketlerden site yetkililerine ait bilgiler talep edilebilmektedir. (Türkiye’den yayın yapan 2 IP numarası) denilmektedir. Ne bilgi talep edilmiştir ve ne elde edilmiştir?
(3) Bu konuların yanıtları olmadığı gibi bunlara ilave olarak, sözde Devre Raporlarında yer aldığını iddia ettikleri hususların, bu sitede yayınlandığını ifade etmektedirler. Örneğin,
(a) 19 Ocak 2004 tarihli sözde Devre Raporu, Kuv. Komutanlarına Takdim Sonuçlarının Değerlendirilmesinde (30 Ocak) geçen “Hükümetin Acil Eylem Planı” konusunun sitede yayım tarihinin 24 Mart ve 3 Nisan 2004,
(b) Sözde Devre Raporu 13 ve 14 deki UB Kurultayı konusu; 4 Nisan 2004,
(c) 1 Aralık 2003 tarihli sözde Devre raporundaki Mahalli Seçimler Konusu 24 Mart 2004 tarihinde yayınlandığı ileri sürülmektedir.
Her ne kadar 5 Mart’ta kayıt yapıldıysa da site 12 gün önce 21 Şubat’ta faaliyete geçecek ve kamuoyuna duyurulmak istenen bilgilerin yayınlanması için 1-1.5 ay beklenecek, bunun mantığı olamaz.

Bunun yanı sıra, sevgili günlükler ve Başarılamayan Bir darbe planı ve bugüne yansımaları mektubu (postacının adresini şaşırdığı) ile BALBAY’ın sözde günlüklerindeki Eylül 2004 bölümü içerisindeki notlara baktığınızda dönemin Gnkur. Bşk, sözde darbe girişimlerini 2004’ün bahar aylarında öğreniyor, Şener Eruygur her türlü çalışmayı ortadan kaldırtıyor.(363,364) O zaman soruyorum, bu site nasıl faaliyetini sürdürdü, kim yürüttü ve de “Esas Aldatılan Millettir” başlıklı yazı 08.07.2004 tarihinde, “Arap Kürt Partisinin İslam Kürt Sevdası” başlıklı yazı 8 Kasım 2004 tarihinde kimlerce yazılıp siteye konuldu? Bunun cevabını, bu grubun varlığını inceleme raporlarında bile değişik belgelerle, kişiden kişiye değişen raporları dosyalarına koyarak bizleri ve TSK’ni suçlamaya çalışan bugün kaçak durumunda olan görevlerinden alınan, tutuklananlar vermelidir.

ö. Ek Klasör 116’nın(365) 263 ncü sayfasındaki 30.12.2008 tarih ve Soruşturma No: 2008/1756 sayılı, C. Savcısı Murat Yönder imzalı yazıda, “…ilgi ve yazı ve eklerinin incelenmesi sonucu www.vatansever.com ve www.vatanseverinfo sitelerinin Ergenekon terör örgütü ile irtibatının bulunmadığı anlaşılmıştır…” denilmektedir. C. Savcısı bu yazıyı İstanbul Emniyetine göndermiştir. Bu belge de böyle bir grubun olmadığının en güzel kanıtı olmasına rağmen Polis nasıl oluyorda C.Savcısının talimatını dinlemiyor ve bildiğini okuyor. C. Savcısı da kendi imzaladığı belgeye rağmen nasıl oluyorda Polisin hazırladığı iddianameye imza atıyor. Ne yaparsınız, emir demiri keser.
p. İnternet sitesi konusunda C. Savcısı Murat Yönder’in imzalı yazısı dışında bir başka belge daha var. (366) Bu belge Ek Klasör 116 da dır. 02.12.2008 tarihli kaçak savcı Zekeriya Öz imzalı yazıda “savcılık tarafından sitenin araştırılarak ne zaman açıldığı,kim tarafından kurulduğu, sitenin içeriğinde neler olduğu, sitede adı geçen şahısların soruşturma kapsamında daha önceden haklarında işlem yapılan şahıslarla herhangi bir ilişkilerinin olup olmadığı ve sitenin IP adreslerinin belirlenmesi” talimatı verilmiş.
Bu talimat üzerine yapılan araştırma neticesinde tutulan tutanakta;(367)
“Operasyonlar neticesinde daha önce ele geçirilen bilgi belge ve dokümanlar üzerinde ayrıca Bilgi İşlem Ş.Md.lüğünce imajı alınan dijitaller üzerinde yapılan arşiv sorgulamasında bilgi belgeye ulaşılamamıştır” denilmektedir.
r. Site inceleme raporu, C.Savcılığının bu sitenin soruşturma ile ilgisi olmadığına ilişkin yazısı ve bu tutanağa rağmen bu sitenin hala İstihbarat Ynt. Ş. ile ilişkilendirilmeye çalışılması mümkün değildir.
s. J. Gn. K.lığı da 2003–2004 veya başka bir dönemde CÇG adında bir çalışma grubu oluşturulduğuna dair her hangi bir bilgi ve belge bulunmadığını Mahkemeye bildirmiştir. Ayrıca dönemin Gnkur. Bşk. Org. Hilmi Özkök de ifadesinde böyle bir grubu duymadığını beyan etmiştir. Bütün bu hususlar dikkate alındığında bir kez daha ifade etmek istiyorum ki, böyle bir grup yoktur, olmamıştır ve darbe planı yada darbeye zemin hazırlamaya yönelik hiçbir çalışma yapılmamıştır.

ş. Sözde bu grupla ilgili belgelerin E. Org. M. Şener Eruygur ve H. Atilla Uğur’ un yanı sıra E. Org. Hurşit Tolon’dan, Mustafa Balbay ve rektörlerimizden de ele geçirildiği ileri sürülmektedir. Ek klasör 185, 187 ve diğerlerinde yer almıştır. Örgütsel birliktelik diyebilmek maksadıyla bu düzeni hazırlayanlar, bu sözde grubun teşkilat yapısı diyerek dört elle sarıldıkları sözde teşkilat sunusuna bir baksınlar. Hurşit Tolon, Atilla Uğur, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Rektörlerimiz ve diğerleri bu teşkilat yapısı içerisinde neredeler, görevleri ne? Teşkilat yapısında yer alanlar ile tefrik edilenler nerede? Bizler buradayız. Bu nasıl devasa bir örgüttür.
t. İddianamedeki,(368-372) sözde CÇG teşkili ile ilgili konular arasında “kurum kimliği altında yapılamayacak faaliyetler” kapsamında VAKİT gazetesine karşı yürütülecek sözde legal ve illegal faaliyetlere ilişkin iddiaların dayanağı yoktur. Bu gazetenin adının verilmesi, o dönemde “ONB. BİLE OLMAYACAKLARIN GENERAL OLDUĞU ÜLKE” başlıklı haberi nedeniyle gazete hakkında yasal takibat açılması, Bursa J. Bölge ve Garnizon K. olduğum dönemde şahsıma yönelik gerçekdışı haberler yapmasından ötürü malum grup bu durumdan yararlanmak istemiştir. Ek-Klasör 43 Dizin No:1-144 arasında bulunan belgeler arasında, J.Gn.K. ve Komutanlık hakkında basın yoluyla yapılan saldırılara ilişkin suç duyuruları ve tazminat davaları ile ilgili hususlar vardır. Toplam 12 suç duyurusu yapılmıştır. Bunlardan 10 tanesi VAKİT gazetesine, diğer ikisi Tercüman ve Radikal Gazetelerinedir. Açılan 2 tazminat davası da VAKİT gazetesinedir.Bu suç duyurularından dördü benim istihbarat başkanı olduğum dönemdedir. J.Gn.K. lığı kendisine bu tarzda yapılan saldırılara hukuk içerisinde kalarak, yasal yollarla hakkını aramıştır. Tüm müracaatlar Adalet bakanlığına yapılmıştır. Bu tür işlemlerin karargahtaki takip sorumluluğu Adli Müşavirliğe ait olup İsth.Bşk.lığı görev ve sorumluluk alanına girmemektedir. Malum gazeteye yönelik sözü edilen tarzda tek bir hareket bile yokken nasıl oluyor da böyle insafsızca iddialarda bulunulmaktadır. Haklarını yasal yoldan arayan bir kişi, kuruluş niçin illegal yollara başvursun. Birilerinin dediği gibi bu akıl tutulmasıdır.
u. İddianamede 3 Mart 2004 günü ATO ve ADD tarafından müştereken düzenlenen Hilafetin İlgasının 80. yılı toplantısının da Cumhuriyet Çalışma Grubu faaliyetleri çerçevesinde planlanarak icra edildiği ileri sürülmekte ve bu kapsamda harcama belgesi adı verilen bazı “Word” belgelerine atıfta bulunulmaktadır. Söz konusu toplantının sözde CÇG ’nca düzenlendiğini iddia edenlerin,
-bu belgelerin nerede ve kimlerce hazırlandığı bile belli değilken,
-sözde sevgili günlüklerde kimlerin liste hazırladığı, kimlerin planladığına ilişkin ifadeler bulunurken,
-iddianamenin 245 nci sayfasında bir sanıktan ele geçirildiği ileri sürülen bir dijital verideki (Bu mektup dönemin Gnkur. Bşk.’nı bilgilendirmek üzere hazırlandığı ancak, kendisi yerine Şener Eruygur’a gönderilip onun arşiv olarak sakladığı sözde bir dijitaldir.) “3 Mart 2004 günü ATO Sponsorluğunda ADD tarafından gerçekleştirilen bir sempozyum düzenlendiği, sempozyumdaki konuşma metinlerinin Jandarma Genel Komutanlığı Gn. PP Başkanlığınca hazırlandığı ve konuşmacılara dağıtıldığı, katılımcıların tek tek tespit edildiği ve toplantı esnasındaki davranış biçimlerinin dahi önceden belirlendiği, bu toplantı ile Cumhuriyet Çalışma Grubu çerçevesinde planlanan faaliyet takvimine uygun olarak güçlü bir çıkış yapmayı hedefledikleri” ifadesine yer verilmişken, bu isnatlarını J.Gn.K.lığı İstihbarat Başkanlığına mal etmeleri kabul edilemez. Savunma tanığı olarak dinlenmesini istediğim o dönemin Gn. Pl.P. Başkanı olan E. Tuğg. Ali Esener’e hernedense bu husus sorulmamıştır. Keza Emcet Olcaytu ve Zekeriya Öztürk’den ele geçirildiği ileri sürülen belgelerde CÇG’nun sekretaryasını kendisinin yaptığı ve darbenin liderinin Aytaç Yalman olduğuna ilişkin notlar da sorulmamıştır. Her halde o da “ete soğan doğrayanlar” familyasının üyesi olsa gerekki, “Mahkeme Başkanının, Bu toplantıyı kim organize etti?” sorusuna, Bildiğim kadarıyla ADD organize etti toplantıyı.” Mahkeme Başkanın: “ADD’ye Jandarma Genel Komutanlığının herhangi bir katkısı oldu mu organizasyonunda, planlanmasında ne bileyim konuşmacıların tespitinde herhangi bir katkısı oldu mu?” sorusuna "Bir bilgim bu konuda detaylı bir bilgim yok ama muhtemelen olmuş olabilir.” şeklinde beyanda bulunmuş ve kendisine yakışan yanıtı vermiştir. Sanırım, kamuoyunun medyadan öğrendiği iddianamedeki bu ifadeler ve iftiralardan çekinmiş olmalıki, ATO ve ADD’nin birlikte düzenlediği bu panele ilişkin “olasılıklı” bir yanıt vermiş, “ne kebap yansın ne şiş” demiş.
ADD’nin(373) davetiye fotokopisi Ek Klasör 177 Dizin No 260'da yer almıştır.

Bu konudaki (374,375) PPT sunuların yaratılma zamanına bakıldığında karşımıza yine bir sahtecilik çıkıyor. Belgenin yaratılma zamanı 05 Ocak 2009, saat 11.19 dır. Ancak bu belgeler, 1 Temmuz 2008’de ele geçirilmiştir. Temmuz 2008 de ele geçirilen, sözde sahibinin cezaevinde olduğu bir tarihte bu belgeyi nasıl yaratabilir. Burada 2 örneğini gördüğümüz belge yaratma tarihi konusunda mevcut çok örnek vardır. Bunları sırası geldiğinde az edeceğim.
J.Gn.K.lığı karargahında, her kullanıcının Ağa bağlı bilgisayarı, kullanıcı adı ile parolası mevcuttur. Hiç kimsenin ve hiçbir illegal oluşumun, kimsenin bilgisi olmadan herhangi bir belge yaratması, kullanması söz konusu olamaz, sistem Muhabere ve Bilgi Sistemler D. Bşk. lığınca sürekli izlenmekte ve denetlenmektedir.
Harcama Belgesi (376-377)olarak tanzim edilen sözde Word belgelerinin tarihleri ve ne için hazırlandığına, ayrıca yaratılma tarihine bakıldığında çelişki açıkça görülmektedir. Söz konusu şubenin harcama yetkisi olmadığı gibi, D. Bşk. Cihandar Hasan Hanoğlu'nun adının KOORDİNE olarak yazılması askeri yazışma esas ve usullerine aykırıdır. Bunun yanı sıra bu tarzda bir harcama belgesi onay formu yoktur. J.Gn.K.lığının 21 Temmuz 2009 tarih ve AD.MÜŞ: 1500-266941-09/ sayılı yazısı, Sayfa 3 paragraf s’de “J. Gn. K.lığı Haber alma Ödeneğinden 01.03.2004 ve 19.03.2004 tarihlerinde, Bayrak ve Atatürk Posteri Bedeli 50.000.000 TL , Hilafetin Kaldırılışının 80 nci Yılı programı kapsamındaki cari harcamalar için 1.500.000 TL, Özel İstihbarat Timi Cari harcaması için 500.000.000 TL ödeme yapıldığına ilişkin herhangi bir belge veya kayda rastlanmamıştır” denilmektedir. Alb. Mustafa Koç’un avukatınca J.Gn.K.lığına bu konuda sorulan soruya, Komutanlıkça “harcama yapıldığına ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı” cevabı verilmiştir.
Genelkurmay Başkan (378) Vekili, Kuvvet Komutanları ve Üst düzey Komutanların katıldığı bir toplantıda Emniyet tedbirleri planının olması ve personel görevlendirmesi normaldir. Mevzuat gereğidir. Olmaması hayatın olağan akışına aykırıdır. Burada görevlendirilen personel Ankara İl J. K.lığı personeli olup İstihbarat Başkanlığınca personel görevlendirilmemiştir.
Eğer Komutanlar katıldılarsa ne için katıldıklarının, nasıl katıldıklarının, organizasyonla ilgili hususların muhatabı o tarihte Gnkur.Başkanlığına vekalet eden K.K.K ve diğer Komutan ve askeri personeldir.

12. Sözde darbe planları içeriği konusunda bazı konuları dikkatinize sunmak istiyorum.
a. Ayışığı denilen sözde planın; “Gnkur. Bşk. Org. Özkök’ün emekliye ayrılması veya etkisiz hale getirilmesi, Azami sayıda milletvekilinin Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ı terk etmesi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görevini sürdürmesi, faaliyetlerini kapsadığını, bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için neler yapılması gerektiği, gelebilecek tepkiler ve tepkilere göre nelerin yapılacağının ayrıntılı bir şekilde belirlendiği tespit edilmiştir” denilmektedir.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki; bu maddelerde sıralanan hususların sadece J. Gn. K.lığının harekât imkân ve kabiliyetleri ile hayata geçirilmesi ve tümünün sadece bir kuvvet komutanı ve onun ekibi denilen subay, astsubay ve sivil memur toplam 10 kişiyle yapılabilmesi maddeten mümkün değildir. Bu kapsamda bakıldığında da iddianamede yapılan darbe tanımı ile bağdaşmadığı (yani ani olarak silahlı kuvvetlerce antidemokratik yollar kullanılarak yönetime el konulması) ve bu planlamaya, iddia makamının tanımına göre de “darbe” denilemeyeceği açıktır. Hazılayan bir asker olsa, bu mantıkla, düşünür ve böyle bir saçma bir şey yazmadı.
(1) İddianamede, ayrıntılı olarak planlandığı yazılan, ‘yapılacaklar’, ‘muhtemel tepkiler’ ve ‘bunlara karşı tedbirler’ başlıkları altında belirtilen hususların hiçbir detayı, yani kamuoyunun 5 N 1 K olarak bildiği soruların hiçbirinin cevabı yer almamıştır. Bu nasıl ayrıntılı bir planlamadır?
(2) Sözde planlanan hususların hiçbirinde, salt J. Gn. K.lığınca ve onun komutanınca yapılacak husus yer almamıştır. Yazılanların tamamı TSK’nin yani 4 kuvvet komutanlığının müştereken yapacağı bir planlama şeklinde kaleme alınmıştır. Hal böyle iken bu sözde planlar J. Gn. K.lığı ve olmayan bir çalışma grubuna nasıl mal edilebilmektedir?
(3) “Muhtemel Tepkilere Karşı Tedbirler” başlığı altında yer alan hususların, tepkileri karşılamayacağı görülmektedir. Örneğin bu tür bir planlamada hiçbir zaman “Kişisel güvenlik” önemli değildir. Önemli olan “Evrak güvenliği”dir. Çünkü en küçük bir bilgi veya evrakın sızması, her şeyin bitmesi anlamını taşır. İddianamede yazılı “İkinci bir yapının oluşturulması ve bunun çok gizli tutulması” darbe girişimi konusunda ne kadar ciddi ve kararlı olduklarını göstermektedir” denilmişken, sözde bu planın sunularında en ufak bir gizlilik derecesi bile yoktur. Ayrıca, “hücre şeklinde yapılanma”, hazırlıkların çok sınırlı bir grupla yapılması kastına yöneliktir ki, o da ayrıca yazılmıştır. O halde terör örgütü gibi bir yapılanmanın, emir komuta zinciri olan bir organizasyonda olamayacağı aşikâr olduğuna göre, bunun yapılması mantıklı değildir. Bu küçük detaylar, asker olan bir kişinin yazacağı bir husus olamaz.
Milletvekillerinin Başbakanı’ı terk etmesi konusunda da, “hazırlık aşaması deşifre olursa, milletvekillerinin deşifre edilerek medyatik kampanyalar ile Gnkur. Bşk.’nın inisiyatif alması için tahrik edilmesi, Başbakan’ın da milletvekillerine yönelik tehdit, şantaj ve çıkar sağlama gibi yöntemlerle baskı uygulamasının yazıldığı,” ancak bu tepkilere karşı gelebilecek herhangi bir hususun olmadığı görülmektedir. Genelkurmay Başkanı kim tarafından nasıl tahrik edecek? Kişi böyle bir planın içinde olmazsa nasıl inisiyatif alır kaldı ki bu kişi etkisiz hale getirilmek istenmektedir. Bu çelişkidir. O kişinin tahrik olmayacak kadar deneyimli ve sakin, aklıyla hareket eden kişi olduğu nasıl olurda düşünülmez. Başbakanın kendi vekillerine bu tür yollara başvurmasını sağlamak için neler ve nasıl yapılacaktır. Medya haberlerini dikkate alıp almayacağı kendi inisiyatifindedir. Başkasının inisiyatifinde olan ve onu harekete geçirebilecek donelerin bulunmadığı, yönteminin bilinmeyip, “ya tutarsa” zihniyeti asla plan olamaz.
(4) Aynı konuda, harekete patronlar, TÜSİAD ve meslek kuruluşlarının desteğinin sağlanması ifade edilmiştir. Görüşülen hangi kuruluş vardır, bu harekete destek vermeleri için ne zaman, nerede, nasıl bir talep yapılmıştır? Bunların hiçbirisi bu dosyada yoktur. Daha ilginç bir konu, bu sözde hareket için öngörülen medya kampanyaları için neler yapılacağı, kimlerin bu hareketin içinde olacağı veya olmayacağı, diğer bir ifadeyle ihtiyaç duyulan medya desteğinden sözde planlarda hiç bahsedilmemesidir.
(5) “Gnkur. Bşk. Hilmi Özkök’ün emekliye ayrılması veya etkisiz hale getirilmesi için; darbeye katılacakların ve karşı olanların belirlenmesi, katılacaklarla temas edilmesi, karşı olanların ise saf dışı edilmelerinin planlanması gerektiği belirlenmiştir” denilmektedir. Biraz önce de arz etiğim gibi, planlanması gerektiği ifade edilen hiçbir husus belirlenmemiştir.
(6) “Darbe yapılmasına karşı oldukları değerlendirilen kuvvet komutanları kesik çizgilerle belirtilerek güven vermedikleri vurgulanmış, 1 nci ve 2 nci Ordu Komutanları etkisiz hale getirildiklerinde yerlerine atanacak korgenerallerin belirlendiği görülmüştür” denilmektedir. İki ordu komutanının yerine atanmak üzere belirlenen korgeneraller kimlerdir? Belirlenmişse ve plan uygulamaya konmuşsa, iki ordu komutanının yerlerini korumaları mümkün olmazdı ve korgeneraller de bizler gibi suçlanırdı. Ayrıca TSK’nde orgeneral mevcutları, görevden uzaklaştırılacak denilen iki orgeneralin yerini doldurabilecek yeterliktedir. Bu husus bile bu sözde planın asker kişiler tarafından hazırlanmadığını göstermektedir.
(7)Özden Örnek günlüklerinde dönemin K.K.K. E.Org. Aytaç Yalman’a atfen yazılmış “J.Gn.K. Org. Şener Eruygur’un bizim bildiğimizin dışına çıkarak bazı işler yaptığını ondan öğrendim. Hatta iş o kadar ileri gitmiş ki biz bile tasfiyeye tabiymişiz” ifadesi iddianameye yazılmıştır. Öncelikle Aytaç Yalman bu bilgiyi nereden öğrenmiştir? Gnkur. Bşk. kimseyle paylaşmadığını söylediğine göre Şener Eruygur’dan mı yoksa başka bir kişiden mi ya da kurumdan öğrenmiştir? Sözde günlüklerin kabul edilip edilmediğine ve Aytaç Yalman’ın bu beyanları kabul etmediğine bakılmaksızın; daha önce müşterek hareket ettikleri iddia edilen komutanlardan birinin, her ne sebeple olursa olsun, diğerlerinden ayrı düşünerek organizasyondan ayrılması ve bu kişinin de söz konusu darbe planlarında “hareketin lideri ve emrindeki unsurların da hareketin ana kuvveti olduğunu” bilerek, emekliye ayrıldığı tarihte, “ben bazı şeyleri yapacaktım, sizi bile tasfiye edecektim” demesi mümkün değildir. Görüş ayrılığına düştükleri, bu nedenle onlardan habersiz bazı hareketler içinde olan kişininde, görüş ayrılığına düştüğü kişiye bu tür bir açıklamasının, zamanı geldiğinde kendisine karşı kullanılabileceğini düşünmesi gerekir. Kaldı ki o kişi tecrübeli ve TSK’nde en yüksek rütbeye erişmiş insanları tanıyan bir komutandır.
(8) 16 Ekim 2004 başlıklı notta, Aytaç Yalman’a atfen “Şener’e bizden habersiz darbe planı hazırlatmış. Adı da Ayışığı. Darbede kimin başkan olacağı belli değil. Hepimize davranışlarımıza göre bir kod adı vermiş. Havacı ona destek verdiği için o anlamda, bizler ise sana karşıt anlamda, bana da belli değil anlamında kodlar vermiş. Bu plan Gb’nin elinde olduğu gibi içlerinden biri tarafından sızdırıldığı için MIT ve hükümetinde elinde varmış. İkinci bir planda ise senle ben gösterilmiyoruz, sadece havacı var.” şeklinde ifadelerin yer aldığı görülmüştür” denilmektedir.
-Şener Eruygur’a darbe planını kim hazırlatmış hiçbir bilgi yoktur.
-Ek Klasör 114 incelendiğinde; Aytaç Yalman’ın sözünü ettiği sözde planın adı, tanımları itibariyle Ayışığı değil, Yakamoz’dur. Orada geçen, liderin altındaki karelerin içinde, karşıt anlamlara gelebilecek kodlar yoktur. Kaplan, Leopar, Penguen, Şahin kodları yazılıdır. Aytaç Paşaya atfedilirken malum grubun merkezi kurgulama ve metinlerde oynama yaparken hata yaptığını göstermektedir.
-Gnkur. Bşk. sözde planlarla ilgili olarak C. Savcısına verdiği ifadede “söylentilerin azaldığı, bahar aylarında slaytlar şeklinde geldiğini ve şüyuu vukuundan beterdir diyerek kimseyle paylaşmadığını, 2004 bahar aylarında gelen duyumlar üzerine, Şener Eruygur’a böyle plan ve çalışma olup olmadığını sorduğunu, onun da olmadığını söylediğini, ancak gazeteciler ve rektörlerle görüşmelerin yanlış anlamalara neden olacağını söylediğini” beyan etmiştir.
-Söz konusu planın MİT ve Hükümetin elinde olduğunu söylediğine göre, Hükümet tarafından işlem yapılmayarak 2007 yılına kadar beklemesi, hayatın olağan akışına aykırıdır.
-Aytaç Yalman’a atfen “Liderin kim olduğu belli değil” denilen konuda mevcut bilgiler, İddianame’nin 240 ncı sayfasında belirtilen, M. Şener Eruygur’dan ele geçirildiği ileri sürülen ve Ek Klasör 114’de tam metni bulunan mektupta yer almaktadır. Bu mektup içeriğindeki bilgiler ve belgenin ekran çıktısı itibariyle Org. Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde yazıldığını göstermektedir. Org. Büyükanıt’ın bu plan ve günlüklerin olmadığını kamuoyuna açıklaması, söz konusu beyanların Aytaç Yalman, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına tarafından kabul edilmemesi, Hilmi Özkök’ün ifadesi, Mit, J. Gn. K.lığı ve Gnkur. Bşk.lığının resmi cevapları, sözde günlük ve darbe planlarının 29 Mart 2007 tarihinde Nokta Dergisinde beraberce yayınlanması göz önüne alındığında, günlüklerin ve darbe planlarının birbirine paralel olarak bir merkez tarafından hazırlandığını ortaya çıkarmaktadır.
-“1.Ordu Komutanı Yaşar Büyükanıt ve 2. Ordu Komutanı Fevzi Türkeri’in altında sağlam adamlar bulunması ya da oldu bitti ile bunların hareketsiz ve yetkisiz bırakılması planlanmıştır” denilmektedir. Daha önce de ifade ettiğim gibi, belirlenmiş korgeneraller kimlerdir? Bu sözde hareketten haberleri var mıdır? Bu görevi kim veya kimler vermiştir? Görevi ne zaman ve nasıl devralacaklardır? Kendi alt kadrolarını kurmuşlar mıdır? Bunlar kimlerdir? gibi bir çok soru çıkarılabilir. İddia makamı belirlenmiş demesine rağmen, ne kimlik ne de sorduğum bu soruların hiçbirinin cevabı yoktur.
-“J. Gn. K. Mehmet Şener Eruygur, planladığı darbeyi daha sağlıklı gerçekleştirebilmek için bir taraftan da K.K.K. olmayı planlamış ve bu nedenle de normal hiyerarşi içinde K.K.K.lığına gelecek olan Yaşar Büyükanıt’ın önünü kesmek için yıpratmaya ve sindirmeye yönelik ciddi çalışmalar yaptırdığı belirlenmiştir” denilmektedir. Bu ifadeyi yazan gerçekten zır cahil. Kuvvet Komutanlığına atama konusundaki mevzuatı bilmeden böyle bir şey yazmış. Ancak adam özel görevli olduğu için normal ve Yaşar Paşa hakkında dosyaya koydukları belgelerin yüzbinlerce sayfa arasında bulunamaz ve inceleme raporlarına kimse bakmaz diye düşünmüştür. Yukarıda Yaşar Paşa hakkındaki belgelerin ekran çıktıları üzerinden komplo olduğunu ortaya koymuştum. Bu konuda M. Şener Eruygur’a sorgu tutanağının(379) 17 nci sayfasında, “Özden ÖRNEK’in Filiz isimli bir bayanla sizin bir şeyler karıştırdığınızı hatta Yaşar BÜYÜKANIT’ı zehirlemeye kadar varan planlar hazırladığınızı” şeklinde bir soru vardır. Sevgili günlüklerdeki yazılanlar bile doğru dürüst okunmadan, anlaşılmadan, araştırılmadan hemen suçlamak için bir şey bulduk diyerek saçma sapan sorular sorulmuştur. Filiz Hanım, Yaşar Büyükanıt’ın eşidir. Yaşar Büyükanıt’la ilgili sözde belgelerde zehirlemeye ilişkin hiçbir husus olmadığı gibi, belgelerin tarihleri Nisan-Mayıs 2005, yani J.Gn.K. emekli olduktan sonraki döneme ait olduğunu bir kez daha belirtmek istiyorum. E. Org. Hilmi Özkök de Yaşar Büyükanıt’la ilgili iddia edilen hususlar hakkında bilgisi olmadığını ifade etmiştir. Plan ve delil olarak dosyaya konulan düzmece belgeler ve Özden Örnek günlüklerinde kurgulama esnasında hatalar yapmışlardır.
-“Ayışığı kod adlı darbe planında kuvvet komutanlarının arka arkaya sert açıklamalar yapması gerektiğine ilişkin planlar” başlığı altında “Özden Örnek’in günlüklerinde de, Kuvvet Komutanlarının sık sık açıklamalar yapmalarının ve özellikle Harp Okullarının açılış törenlerinde mesajlar verilmesinin planladığı görülmüştür” denilmektedir. Ayrıca “Sözde darbe planlarının yapıldığı yıllardaki basın yayın organları incelendiğinde, Kuvvet komutanlarının planlandığı şekilde sık sık açıklamalar yapıldığı, özellikle Ergenekon terör örgütünün amacına uygun yayın yapan Cumhuriyet gazetesi, Yeni Çağ gazetesi ve Aydınlık dergisinin bu açıklamaları ağır ifadelerle ve çarpıtıcı manşetlerle kamuoyuna duyurduğu ve böylelikle örgütün gerçekleştirmeyi planladığı darbeye zemin oluşturmaya çalıştıkları anlaşılmıştır” denilmektedir. Diğer taraftan gazete manşetleri yazılarak, “tüm verilerin sözde günlüklerin doğruluğu ve darbe planlarının aynen uygulamaya konulduğu, kuvvet komutanlarının açıklamalar yaparken Gnkur. Bşk.’na bilgi vermedikleri, kendi aralarında yaptıkları toplantı ve görüşmelerde Gnkur. Bşk.’nı tasfiye etmek için planlar yaptıkları tespit edilmiştir” denilmektedir.
 Bu konuda öncelikle dönemin Gnkur. Bşk. ifadesinde; kendisine çekilmesi veya kuvvet komutanlarının çekilmeleri yönünde bilgi gelmediğini, Kuvvet komutanlarının Harp Okulu açılış ve diploma törenlerinde yapacakları konuşmalara ilişkin hazırladıkları yazılı metinleri Gnkur. Bşk. görmez ve metinleri istemez, bu önemli bir husus da değildir, demiştir. Bu ifadeyi yazanlar istediği desteği bulamamıştır.
 İddianamenin (380) 203-207 nci sayfalarında Komutanların açıklamalarına ilişkin delil olarak gösterilen gazete başlıklarının tarihlerine baktığımızda 2003-2004 yıllarında 16 Mayıs 2003 ile 11 Kasım 2004 tarihleri arasında toplam 30 habere yer verilmiştir. Bu haberlerden 24’ü 2003, 6’sı da 2004 yılına aittir. 2004 yılındaki 6 haberin 2’si de suçlanan komutanların emekli olduktan sonraki tarihleri taşımaktadır. Burada benimle ilgili husus 2003 yılına ait 24 haberden 20’sinin benim İsth. Bşk. olarak göreve başlamamdan önceki tarihler ve göreve başladıktan 15 gün sonrasına kadar olan dönemi kapsamasıdır. Henüz göreve başlamamış veya yeni başlamış bir kişinin bunları hazırlatması mümkün değildir.
 “Gazete haberlerine bakıldığında özellikle Ahmet Hurşit Tolon ve Mehmet Şener Eruygur’un sık sık sert açıklamalar yaptığı ifade edilmesine” rağmen, iddianamenin 203-207 nci sayfalarında yer verilen haberlerde Şener Eruygur’un 4, Hurşit Tolon’un ise 5 açıklaması bulunurken, Aytaç Yalman’ın 6, Özden Örnek’in 3, İbrahim Fırtına’nın 2, Hilmi Özkök’ün 1 açıklaması haber yapılmıştır. İddia edilenin aksine en fazla açıklama görüldüğü üzere Aytaç Yalman’ındır. Ayrıca iddianame’de yer verilen 30 haberin 4’ü Cumhuriyet, 2’si Yeni Çağ gazetesinde, 4’ü de Aydınlık dergisinde olmak üzere toplam 10 haber yer almıştır. İddia Makamının ağırlıklı dediği bu üç yayın organında iddia edilenin aksine toplam haberlerin 1/3’ü yer almıştır. Ayrıca bu üç yayın organının toplam baskı sayısının 150.000’i geçmediğini sanıyorum. O dönemde ülkede 800.000 adedi bedava dağıtılan gazeteler vardı.
-Ayrıca bu konuda birçok çelişki mevcuttur. Şöyle ki,
 Bünyesinde sözde CÇG’nun teşkil edildiği iddia edilen İsth. Ynt. Ş. Md. lüğünün kuruluş tarihi ile 20 haberin tarihleri karşılaştırıldığında “Genç Subaylar Rahatsız” haberindeki gibi bir grubun bu haberleri yayınlatması mümkün değildir. Çünkü bu şube teşkil edilmemişti.
 Harp Okullarının açılış törenlerinde verildiği iddia edilen mesajlara gelince; Harp Okulları Eylül ayı sonunda eğitim ve öğretime başlar. İddianamede sözü edilen haberlerin tarihi 30 Eylül 2003’tür. Bu açıklamalarla ilgili iddiaları da İsth. Ynt. Ş. Md.’lüğünün kuruluş zamanı ile çelişmektedir. Dolayısıyla sözde darbe planlarını hazırladığı iddia edilen sözde CÇG’nun böyle bir planlama yapması mümkün değildir. Bu soyut iddianın geçersiz olduğu ve sözde Ayışığı planının asker tarafından hazırlanmadığını göstermektedir. Çünkü asker eğitim ve öğretim faaliyetlerinin ne zaman başladığını bilir ve böyle bir iddiayı sözde plana yazmaz. Ayrıca iddianamede, sözde darbenin, Mayıs-Temmuz 2004 arasında gerçekleştirileceği iddiasınında içi boş olduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü mezuniyet törenleri 30-31 Ağustos da yapılır. Yani, iddia ettikleri sözde darbe gerçekleştikten sonra. O zaman bu niçin ve nasıl yazılır? Bu da bunu yazanın asker olmadığını göstermektedir.
 30 Eylül tarihli üç kuvvet komutanına atfen; İstanbul Gazetesinde Dz. K. K.’nın “Kökten dinci faaliyetler devam ediyor”, Yeniasır Gazetesinde Hv. K. K.’nın “Laiklikten asla taviz verilemez” Bursa Hâkimiyet Gazetesinde K.K.K.nın “Kemalizm Modernizmin Zirvesi” başlıklı haberleri, ülke çapında yayını olmayan, sadece bulundukları illerde yayın yapan yani etkisi büyük olmayan 3 gazetede, diğer bir ifadeyle iddia makamının belirttiğinin aksine ülke genelinde ses getirmesi mümkün olmayan gazetelerde yayınlanmıştır çünkü iddianameye yazılan diğer gazetelerde bu beyanlar yeralmamıştır.
 Haberlerin hiç birisinin ülkede sözde darbe veya darbe zemini hazırlamaya veya kaos ortamı yaratmaya yönelik olmayan haberler olduğu, T.C. Anayasası’nın ilk üç maddesi içinde yer alan hususları kapsadığı ve Jandarma Genel Komutanlığının bu süreçle ilgili hiçbir dahlinin bulunmadığı açıktır.
 Harp Okulları töreninde komutanların konuşma yapmasını yazan kişi şayet asker ve Jandarma Genel Komutanlığı karargah personeli olsaydı, bunu yazmazdı. Çünkü sadece Jandarma’nın imkanlarıyla sözde darbe planlayacaksın ama darbeye yanaşmadığını bildiğin komutanlar sert açıklamalar yapsın diyeceksin. Bunun mantığı olamaz. Kaldı ki, Harp Okulu olmayan J.Gn. K. nın böyle bir konuşma yapması imkansız olduğuna göre bunu yazmanında mantığı yoktur.
 Keza, Komutanların konuşmaları özel karargah personelince hazırlanır. J. Gn. K.lığında da böyledir ve İsth. Bşk.lığı görev ve sorumluluk alanına girmez.
 Ben İstihbarat Başkanlığında 22 Ağustos 2003 -17 Ağustos 2004 tarihleri arasında görev yaptım. Görev sürem içerisinde yani göreve başlama tarihim ve 15 gün sonrası ile ayrılış tarihime kadar olan (05 Eylül 2003 -17 Ağustos 2004) sürede, iddianame’de yer alan 15 haberden sadece 2 tanesi (1 haber Akşam Gazetesinde, 1 haber Cumhuriyet Gazetesindedir) bu dönemdedir. Bu haberlerin yaptırılmasıyla da hiçbir ilgimiz yoktur.
 Çıkan haberlerden bir bölümü de Ağustos 2003 Yüksek Askeri Şura toplantısı ile ilgilidir. Bu haberlerin gerçeklik payının ne olabileceğini de takdirlerinize bırakıyorum. Dışarıya bilgi sızmayan bir toplantı, hükümet aleyhine yazılacak her haberin Başbakan ve MSB tarafından yalanlanacağı bir toplantıya ilişkin haberler. Ayrıca bu haberlerin yayınlandığı tarihlerde ben henüz İstihbarat Başkanlığı görevine de başlamamıştım.
 Sözde CÇG ve sözde darbe planlarına delil olarak gösterme gayretinde olan iddianameye yazdığı birçok haber yerel basın veya baskı sayısı düşük gazetelerde yer almıştır. Bu haberlerin iddia edildiği gibi ülkede darbe zemini oluşturmaya yönelik bir yönü olmadığı ve okuma alışkanlığı olmayan, ekonomik güçlüklerle boğuşan bir toplumda iddia edildiği gibi hiçbir etki yaratmayacağı açıktır ve yaratmamıştır. Emniyet ve yargının içine sızan cemaat unsurları bizim üzerimizden TSK’ni yıpratmak maksatlı büyük oyunun parçası olarak, iddianamede bu tür haberler yapıldığını darbe planları hazırlandığı yalanlarını yazarak Türk halkı üzerinde korku sarmalı yaratmak istemiştir.
-“Şener Eruygur un Genel Başkanlığını yaptığı ADD genel merkezinden ele geçirilen 6 nolu CD’de ‘‘Emekli JGK gönderilen mektuplarla ilgili bir bilgi notu” şeklinde ibarenin yer aldığı dosyada, Mehmet Şener Eruygur’un Emekli Jandarma Genel Komutanlarına, hükümetin faaliyetlerinden duyulan rahatsızlıkla ilgili kamuoyuna açıklamalar yapmaları yönünde telkinlerde bulunmak amacıyla mektup gönderildiği” ifade edilmektedir.
Böyle bir mektup İstihbarat Başkanlığı tarafından yazılmamıştır. Gnkur. As. Savcılığının 14 Ağustos 2008 tarihli yazısına Ek-B’de “Mevcut Kayıtlarda Rastlanılmamıştır” denilmektedir. Ayrıca Gnkur. Bşk. da bilgisinin olmadığını ifadesinde belirtmiştir. Eğer gerçek olsa idi eski komutanlardan biri Hilmi Özkök’e aktarırdı. Kaldı ki, bu komutanların herhangi bir açıklaması yoktur.
-“TSK içerisindeki alt hiyerarşik yapının da yoğun mektup, faks ve e-posta ile tepkilerini dile getirmesine ilişkin plan” başlığı altında “darbe planlarını hazırlayan ekibin, kendiliklerinden hazırladıkları hayali mektupları Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e göndererek baskı unsuru oluşturmaya çalıştıkları ve böylelikle hazırladıkları plan çerçevesinde istifaya zorladıkları görülmüştür.” denilmektedir. Bu konuda Gnkur. Bşk.’na ve Kuvvet Komutanlarına postalanmış ve kendilerine kaç mektup ulaştığı, nereden gönderildiği, kaç tane faks ve e-posta gönderildiği, kimler tarafından gönderildiği, adreslerine ulaşılıp ulaşılmadığı, gönderildiği iddia edilen mektupların ve zarfların üzerinde teknik inceleme yapılıp yapılmadığına ilişkin dosyada tekbir delil yoktur. Dönemin Gnkur. Bşk. bu mektuplardan bilgisinin olmadığını ifade etmiştir. İsimsiz, imzasız herkesin hazırlayabileceği Word belgesinden yola çıkıp suçlama yapmak hukuk normuna sığmaz. Akıl tutulmalık bir durumla karşı karşıyayız. Her şeyi yapan “Merkeziyetçi bir komutan” astlarına güvenmiyor, her şeyi arşivliyor, yani tek başına bir karargâh. Emekli olduktan 3 yıl sonra yönetimini devraldığı ADD gibi bir kuruluşa götürüyor ve saklıyor. Bu nasıl bir hayal gücüdür? Tam Kurtlar Vadisine yakışan bir senaryo, ancak bu kadar yazılabilir!
- “Azami sayıda milletvekilinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı terk etmesi için, milletvekillerinin analiz edilerek gruplandırılması, gruplarla temas kurularak organize edilmesi, liderlerin belirlenmesine ilişkin” planların uygulamaya geçirilmiş olmasına ilişkin olarak, “bazı şüphelilerden elde edilen dokümanlarda çok açık veriler bulunduğu, bu kapsamda Ergün Poyraz, İsmail Yıldız, Mehmet Şener Eruygur ve Ahmet Hurşit Tolon’dan ele geçirilen dijital verilerde AKP milletvekilleri ve Bakanları ile ilgili çok sayıda ve değişik kategorilerde kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedildiği, hatta bu kayıtlardan birisinde tüm AKP’li milletvekillerinin isimlerinin karşısındaki diğer bilgilerin yanı sıra partiden kopup kopamayacağının belirtildiği görülmüştür” denilmektedir. İsimleri verilen kişilerden ele geçirildiğini yazdıkları bilgilerin polis inceleme raporları üzerinden bizimle ilgisinin olmadığını, sahtecilikler yapıldığını biraz sonra ortaya koyacağım. Burada ifade edeceğim husus, yukarıda İsmail Yıldız’ın şirketinde ele geçirildiği ileri sürülen ve benim göreve başalamamdan önce kendisinin yaptığı çalışma olduğu ve iddianameye alınan bölümde de İsmail Yıldız’ın kendisinin ifadesi şeklinde yazıldığı görülmektedir. İddia edilen şekilde bir çalışma tarafımızdan yapılmamış, yaptırılmamıştır. Ele geçirildiği ileri sürülen bilgilere göre kurgulanmış bir kumpasla karşı karşıya bırakıldık.
-Sözde bu plan kapsamında “Ergenekon terör örgütü şüphelilerinin AKP milletvekillerini analiz edip gruplandırdıktan sonra, istifa ettirebilecekleri milletvekilleri ile görüşmeler yaptıkları ve yapılan bu görüşmeler sonucunda bazı milletvekillerini AKP’den istifa ettirdikleri anlaşılmıştır” denilmektedir. Hangi gruplarla, hangi milletvekilleriyle kim, nerede, ne zaman görüşmüş, ne karşılığında istifa ettirilmiş, kaç milletvekili istifa etmiş, bunlar kimlerdir? İstifalar sonrası AKP, Meclis çoğunluğunu mu kaybetmiş, hükümet görev yapamaz hale mi getirilmiş? Dosyada bu konularda tek bir delil bile yoktur. İddianameyi hazırlayanlar burada açık verdiklerini düşündükleri için hatayı telafi edebilmek maksadıyla; Mehmet Şener Eruygur’dan ele geçirdik dedikleri “Başarılamayan Bir Darbe ve Bugüne Yansımaları” başlıklı sözde ihbar mektubunda, iki milletvekili (Emin Şirin, Erkan Mumcu ismi verilerek yol gösterilmeye ve sözde plandaki “azami sayıda milletvekilinin başbakandan ayrılmasını sağlamak” başlıklı konunun altının doldurulması böylece açık kapatılmaya çalışılmıştır. Tuncay Özkan tarafından talep edilmesi üzerine alınan TBMM’den alınan cevap iddianın gerçeği yansıtmadığını ortaya koymuştur. Biri milletvekilliğinden olmak üzere istifa eden 19 milletvekilinin sadece ikisi benim istihbarat başkanı olduğum dönemdedir. Bunlardan birisi benim başkanlık görevimde 16 ncı günüme karşılık gelmektedir ve o tarihte kendisini tanımıyordum bile. Diğerini de ismen bile tanımıyorum. Mektup kanalı ile işlerlik kazandırmak istedikleri hususun dayanaktan yoksun olduğu görülmektedir.
- Plan gereğince “harekete katılan bütün milletvekillerinin teknik takip altında tutulması planlanmıştır” denilsede iddia makamı, başlığın altında “Soruşturma kapsamında elde edilen delillerden milletvekillerinin teknik takip altına alındığına dair bir şey elde edilememişse de, şüphelilerin darbe planlarının yürürlüğe konulduğu dönemde AKP’li bazı kişilere ve bir kısım gazetecilere yönelik teknik takip çalışmaları yaptıkları tespit edilmiştir” denilmektedir. Yani halk dilinde pantolon olmadı bari gömlek verelim, bu nasıl bir mantıktır, anlamak mümkün değildir. Bu konuda; benden ele geçirilmediği halde geçirilmiş şeklinde yazıp Ek Klasör 114’e koyarak işledikleri suça esas, bazı kişilerin sözde dinleme çözümleri yanında kamuoyunda irtica ile mücadele adıyla bilinen iddianamenin (381) 7 nci sayfasında, e posta ihbarına istinaden “hukuk dışı yöntemlerle dinleme yapıp örgüt arşivinde sakladığımız” , (382) 8 nci sayfada da yine “Bedrettin Dalan la alakalı delillerin benden çıktığı” ki bu ifadeyi yazarak da azimle suç işleme iradelerini ortaya koymuşlardır, dinleme kayıtlarının sözde terör örgütü adına kurulan özel istihbarat arşivi için jandarma istihbaratının teknik imkanlarının da kullanılmasıyla oluşturulan özel istihbarat arşivinden çıkarılıp örgütün talimatları doğrultusunda M. Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya tarafından yayınlandığı iddiasına yer verilmiştir. Kumpas öylesine büyük ki, herkesi birbirine bağlamak ve haksız yere senelerini çalmak için hertürlü yalan ve yola başvurmaktan çekinmediler.
 İkinci, üçüncü iddianamelerde olduğu gibi bu iddianamede de benden ele geçirildiği yazılan belgenin ne veya neler olduğunu, Hukuk dışı dinleme yaptırdığımızı ortaya koyan deliller,
 Özel istihbarat arşivinin nerede, kimden ele geçirildiğini, sözde arşivden çıkartılması verildiği iddia edilen talimatın nerede olduğu ve kimin kime hangi yolla verdiği,
 Jandarmanın hangi teknik imkânının kullanıldığı,
 Söz konusu kayıtların benim arşivim olduğunu, adı geçen kişilere ulaştırttığımı, yayınlattığımı ortaya koyan hiçbir delil dosyada yoktur.
 Keza, 17 Eylül 2009 tarihinde bir zarf içinde adı geçen dergiye bırakıldığı beyanı dikkate alındığında bu konuda hangi araştırmaların yapıldığı ve sonuçlarına ilişkin de delil yoktur.
 Ses kayıtlarının tamamının değiştirilme tarihleri ve dergiye ulaştırılma zamanında ben ve Atilla Uğur cezaevindeydik.
 İddianamenin başlangıcında net ifadeler(383) kullananlar 172 nci sayfada, “yapılmış olabileceği düşünülmektedir” gibi bir ifadeye yer vermişler. Ayrıca, “ses kayıtlarının göndericinin tanımadığı ve güvenmediği bir kişiye ulaştırılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunda tereddüt bulunmamaktadır” gibi de bir yorumda bulunmuşlar. El insaf ya. Dedikleri gibi olsa, dergiye değil doğrudan kişiye ulaştırılır. Vazgeçtim, yayınlayan gazeteciler veya dergi çalışanlarından birisiyle tanışıklığımı ortaya koysunlar, kabul edeceğim. Yok yok yok. Herşey yalan iftira, iftira. Dosyada her şey çakma ihbarlara ve gizli tanık yalanlarına dayandırılmış. Yıllarca bu konu araştırılmamış. Niçin? Çünkü yapan ve yaptıran belli. Kaçak savcı ne diyordu, üç dakikada belge hazırlarım. İşte sonucu.
 İddianameye Ek Klasör 35 dizin no 176-179 arasında ses kayıtları ile ilgili belgeler vardır. Bu konuda iddianameye Ek Klasör 35 dizin no 192,194,198 de bulunan belgelere göre;(384:386)
 Telekomünikasyon İletişim Başkanı Fethi Şimşek’in basına yaptığı açıklama üzerine ifadesine başvurulmuş,
 Şahsın ifadesinde Başbakanın kamu görevlileri tarafından yetkisiz ve hukuka aykırı olarak dinlendiği yolunda bilgi ve belgeye rastlamadığı ve bilgi sahibi olmadığı,
 Basına yansıyan bilgileri kast ederek konuşma yaptığını beyan ettiği,
 İstanbul(387) C. Savcılığının 11 Aralık 2009 tarihli müzekkeresinde; bu kayıtların kimler tarafından kayda alındığı hususunun öğrenilemediğini, sözde terör örgütüne ait özel istihbarat arşivi için örtülü ödenekten alınmış illegal dinleme cihazları çerçevesinde yapıldığının bildirildiği yönündeki yazılar yer almaktadır.
 Yukarıda arz ettiğim hususlar ve söz konusu ses kayıtlarının kim tarafından yapıldığının öğrenilemediği,
 Örtülü ödenekten alınan illegal dinleme cihazlarıyla yapıldığının değerlendirildiği yazılmışken, bu konularda maddi hiçbir delil ortaya konmamışken, nasıl oluyor da bu kayıtların tarafımızdan yapılıp servis edildiği iddiasında bulunuluyor. Servis yapma alışkanlığı olanlar bellidir.
 İddialar tamamıyla gerçek dışı ve iftira niteliğindedir. Değerlendirme denilerek suç isnat edilebilir mi? Hukukta böyle bir şey yok.
 Bu, suç yaratma ve görevi kötüye kullanmadır.
 Aydınlık (388)dergisi ile ilgili konuda, ilgili sanıkların ifadelerini de bir kenara bıraktığınızda da, sevgili günlüklerin Ek Klasör 179 dizin no 156 da 4 Ağustos 2004 tarih başlıklı bölümde hem Gnkur. Bşk. na arz ettiğimiz hem de savunmamda belirttiğim (TSK Generallerinin izlendiği, bunun için İstanbul 5nci Ağır Ceza Mahkemesinden karar alındığını tespit ettiğimizi) hususların doğruluğunu teyit eden bazı ifadeler mevcuttur.
 Şayet bu ifadeler gerçekse, Gnkur. Bşk. ile Dz.K.K’nın YAŞ değerlendirmelerini yaparken bir albayın terfisi hakkında konuştukları esnada Gnkur. Bşk’nın “önemli değil zaten merkezi olarak öyle bir dinleme ağı kurmuşlar ki her şeyi anı anına takip etmişler (herhalde hükümeti ve MİT’i kastetti)” dediği, ayrıca notta “Korkunç olan şey dinlenmemiz ve takip edilmemiz, her kim bizi dinlediyse” ifadesi yer almaktadır. Savunmamda da belirttiğim gibi bizler hiç kimseyi yasa dışı olarak teknik takip altında tutmadık. Siyasetçileri izlemedik ancak TSK’ni izleyenlerin işin boyutunu hangi seviyeye kadar çıkarttıkları buradaki ifadelerde ve bu davada görülmektedir.
-Bu sözde planın cevabı olmayan, daha doğrusu içini dolduramadıkları maddelerine baktığımızda hezimete uğradıkları görülüyor.
 Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Emekliye Ayrılması Veya Etkisiz/Yetkisiz Hale Getirilmesi ile ilgili olarak;
 “Yapılacaklar” başlığı altında 10 konu yazılmış, bunlardan 5’inin içerikleri boş sözlerle geçiştirilmiştir.(Kuvvet Komutanlarının yapacağı açıklamaların metinlerinin hazırlanması, Darbeye karşı olan bazı kişilere vaatlerde bulunulması, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ile irtibat elemanı bulunması, TSK içerisindeki generallerin Gnkur. Bşk.’na açık ve imzalı mektup yazması, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın son anda işin içine çekilmesi), maddeleri ile ilgili tek satır yoktur.
 “Muhtemel Tepkiler” başlığı altında 6 konu yazılmış iken hiçbiri ile ilgili tek satır yoktur.
 “Tepkilere Tedbirler” başlığı altında 7 konu yazılmış iken hiçbiri ile ilgili tek satır yoktur.
 Azami Sayıda Milletvekilinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı Terk Etmesi ile ilgili olarak;
 “Yapılacaklar” başlığı altında 4 konu yazılmış, bunlardan 3 tanesi ile ilgili bilgilere azönce açıkladığım üzere içerikleri boş sözlerle yer verilmiştir. Milletvekillerinin basın açıklamalarında kullanacağı tema ve argümanların belirlenmesi, hususunda tek satır yoktur.
 “Muhtemel Tepkiler” başlığı altında 4 konu yazılmış iken hiçbiri ile ilgili tek satır yoktur.
 “Tepkilere tedbirler” başlığı altında 5 konu yazılmış, sadece milletvekillerinin teknik takip altına alınması hususuna “alınmadığı” yönündeki tespite yer verilmiştir. (Temasın azami gizlilikle ve güvenilir grup liderleri ile bire bir görüşmeler şeklinde yapılması, Basın açıklamalarının topluca veya en azından gruplar halinde arka arkaya bir hafta on gün içinde yapılması, Milli duyarlılıktan başka nedenlerle harekete katılanların öne çıkarılmaması, bunlardan arka planı bozuk olanların harekete hiç dahil edilmemesi, Harekete patronlar, TUSİAD, meslek kuruluşları ve sendikalardan destek sağlanması, konularında tekbir satır yer almamıştır.
 Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Görevini Sürdürmesi İle İlgili Olarak
 “Yapılacaklar” başlığı altında 3 konu yazılmışken, sadece birine Mustafa Balbay ve İlhan Selçuk’un Cumhurbaşkanını ziyaretleri ile ilgili hususlar yazılarak yer verilmiş, diğer 2 konuda tek satır yer almamıştır.
 “Muhtemel Tepkiler” başlığı altında 2 konu yazılmışken, hiçbiri ile ilgili tek satır yer almamıştır.
 “Tepkilere Tedbirler” başlığı altında 3 konu yazılmışken, hiçbiri ile ilgili tek satır yer almamıştır.
Toplam itibariyle sözde(389) Ayışığı planında yer verilen 45 konudan sadece 10 tanesi ile ilgili hususlarda sözde bilgiler mevcuttur. Bu yazılanların içeriklerini açıkladım. Bunlara 5 N 1 K diye adlandırılan temel soruların kanıtlara dayalı cevabı da bulunmazken sözde planda geçen harekete geçme ve başarı için mutlak planlanması gereken hayati önemi haiz 35 konu ile ilgili de tek bir satır yoktur. Bu durumda nasıl olurda “bu bir plandır ve hayata geçirilmiştir” denebilir? Derleme ve sahtecilikle ancak bu kadar olur!
Bütün bunlar Gnkur. As. Savcılığının 14 Ağustos 2008 tarihli yazısındaki tespitte olduğu gibi, bazı bilgilerin kurgulanarak bir şablon yaratılıp, ellerindeki sözde mevcut bilgiler ve boş sözlerle içinin doldurulması gayretinden başka bir şey değildir.
Sn. Başkan, Sn. Üyeler,
b. Sözde Ayışığı kod adlı darbe planında durum böyleyken sözde Yakamoz kod adlı darbe planında iddianameyi hazırlayanlar açısından durum daha vahimdir. Bu plan dedikleri daha doğrusu şablon, üç ana başlık altında düzenlenmiş. TSK’nin Yeniden Düzenlenmesi, Sivil İdarenin Yeniden Düzenlenmesi, Dış Dünyayla İlişkilerin Yeniden Düzenlenmesi.
Bu başlıklar altında “Bir takım faaliyetlerinin olduğu ve bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için neler yapılması gerektiği, yapılan eylemler karşısında ne gibi tepkiler gelebileceği ve gelen tepkiler karşısında da neler yapılacağı ayrıntılı bir şekilde belirlendiği görülmüştür.” denilmektedir. İfade ettiğim bu cümlelerin karşılığı gerçekten yoktur.
 TSK’nin Yeniden Düzenlenmesi: Bu başlık altında sunuda görülen kutucuklar iddianameye birebir yazılmış. ( “bir LİDER belirlendiği ve lidere bağlı “Danışmanlar - Adli / İdari / Mali / Siyasi” ve “Ayışığı Darbesini Planlayan ve Uygulayacak Olan Kadro” olduğu, yine liderin altında, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığının olduğu, bu komutanlıkların altında ise “Karargâh Çalışması Yapanlar” ve “Karargâh Çalışmasını uygulayanlar” şeklinde bir yapılanmanın yer aldığı bir şemanın olduğu görülmüştür”) Devamında, “Kuvvet Komutanlarının isimlerinin yazdığı ve isimlerin etrafının karelerle çerçeve içerisine alındığı, fakat Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ile Deniz Kuvvetleri Komutanını Özden Örnek’in isimlerinin kesik çizgilerle kare içerisine alındığı, devamında Kara Kuvvetleri Komutanına bağlı olarak 1. Ordu, 2. Ordu, 3. Ordu ve Ege Ordu komutanlıklarının çizgilerle kare içersine alınarak belirtildiği, yine burada da 1. Ordu ve 2. Ordu komutanlıklarının kesik çizgilerle kare içersine alındığı, 1. ordu Komutanı kutusunun altına “Org. Yaşar Büyükanıt etkisiz hale getirilince onun yerine 1. Orduya Komuta edecek Korgeneral” yazdığı, 2. Ordu kutusunun altında ise “Org. Fevzi Türkeri etkisiz hale getirilince onun yerine 2. Orduya komuta edecek Korgeneral yazdığı görülmüştür” denilmektedir.
-Bu bölümün adı TSK’nin yeniden düzenlenmesidir. Bu şemadaki yapının dönemin mevcut kuvvet yapısından bir farkı yoktu. Şemada Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay K.lığının olduğu yazılmış ise de slaytta açık olarak yazılan böyle bir ifade yoktur. Alay seviyesindeki bir birliğin ana kuvvet yapısı içerisinde yer alması TSK’nin teşkilatlanma prensiplerine aykırıdır. Diğer bir husus şemada Kuvvet Komutanlarının isimleri yazılı değildir. Sözde Ayışı kod adlı planla ilgili düşüncelerimi açıklarken belirttiğim bazı kodlar mevcuttur. Yine 1nci ve 2nci Ordu K.lıklarını şematize eden kutuların altında Korgeneral yazması, sözde Ayışığı planından esinlenerek, bu komutanların yerine atanacak korgeneraller anlamı taşıdığı düşüncesiyle yazılmıştır.
- Yeniden düzenlenme diye bir husus yoktur ve bu şemayı çizen kesinlikle asker olamaz. Çünkü teşkilatlanma prensiplerine tamamen aykırıdır. İddia makamı, “Lidere bağlı danışmanların sözde Ayışığı darbesini planlayan ve uygulayacak olan kadro olduğu” ifadesi yorumdur. Çünkü bu sözde planları hazırlayan iddia makamının sözde Ayışığı planına da delil diye gösterdiği komutanların Gnkur. Bşk.nı tasfiye için toplantı yaptığı tespitine rağmen, M. Şener Eruygur ve ekibi denilerek, İsth. Ynt. Ş. ve içinde olduğu ileri sürülen CÇG kast edilmektedir. Bu şubenin durumunu daha önce de belirtmiştim. Bunların rütbe, bilgi ve tecrübe olarak yeterli olmadığını da ifade etmiştim. Şimdi bu kişilere bir de Adli / İdari / Mali / Siyasi anlamda lidere danışmanlık yapacak kişiler olduğu ifade edilmektedir. Astsb. Arkadaşlarımı tenzih ederim. Lider orgeneral, danışmanları İsth. Ynt. Ş.’nde görevli 4 Jandarma astsubayı! Bunu askerliğini yapmış kime söyleseniz size güler.
- Sözde darbe planlarının mevcudiyetine delil olarak gösterilen Özden Örnek Günlüklerinde Aytaç Yalman’a atfen geçen ifadede sadece Ayışığı isimli plandan söz ediliyor ve bu M. Şener Eruygur’a atfediliyorsa Yakamoz denilen bu kağıt parçası nereden çıkıyor? Gerçekten de bu planlar tek başına J. Gn. K.lığınca hazırlanmışsa, niçin TSK’nin ana unsuru olan K.K.K.lığının alt yapılanması üzerinde durulmuştur? Diğer kuvvet komutanlıklarının bu yapılanmada ne işi vardır. Birilerinin bunu açıklaması gerekir.
-Sevgili günlüklerde “bu tür bir müdahalenin ana unsurunun Kara Kuvvetleri olduğu” dile getirilmiştir. Geçmiş dönemlerde yaşanmış darbelerin ana unsuru hep Kara Kuvvetleri olmuştur. Yurtdışında Güney Amerika, Yunanistan ve Afrika ülkelerinde darbe hareketlerinin de ana unsuru hep Kara Kuvvetleri olmuştur. Neden? Orduların silah malzeme ve personel mevcutları itibarıyla temel unsuru kara kuvvetidir. J. Gn. K.lığının dağınık ve küçük birimler halinde konuşlanması, personel mevcudu ile silah araç ve gereçleriyle, diğer kuvvetlere göre küçük karargah yapısı ve bakanlıklar ve sivil kesimle irtibatının bulunması nedeniyle sözde bir darbenin ana unsuru olması ve tek başına böyle bir planlama ile icra etmesi ne mantıklı ne de mümkündür. Diğer kuvvetlerin katılmadığı bir harekette Jandarmanın harekete geçmesi imkansız olduğu kadar intihar demektir.
- Eğer bir askeri müdahale yapılacaksa, planda öncelikle hangi görevler, hangi kuvvetlerle yapılacak, zaman diyagramı ve kuvvet yapısı belirlenir. Müdahale gerçekleştikten sonra eğer zorunluysa yeniden teşkilatlanma planı yapılır. İddianamede sözde Ayışığı ve sözde Yakamoz için bizzat darbenin nasıl yapılacağını gösterdiği ifade edilmektedir. Ancak bu sözde planların hiçbirinde iddia edilen müdahalenin gerçekleştirilmesine yönelik bir teşkilatlanma, kuvvet kaydırma ve görevlendirme yoktur. Yaşanılan 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesini göz önüne getirin, her yer asker dolu ve kontrol altına alınmış, toplananlar vb. Bunların hangisi var? Taktik seviyede planın uygulanmasına yönelik hiçbir husus yoktur.
 Sivil İdarenin Yeniden Düzenlenmesi:
Bu başlık altında; Yürütme Erkini Kullananlar, Yasama Erkini Kullananlar, Yargı Erkini Kullananlar, şeklinde düzenlendiği, bunların altında Ek Klasör 114’deki daha önce bahsettiğim mektubun ekinde olduğu ileri sürülen sözde kodların çözümüne göre bazı ibareler yazılmıştır. İddianamenin 230ncu sayfasında bu sözde planın bundan sonraki bölümünde Direktifler ana başlığı altında; “Planlama”, “Üst Kademenin Şekillendirilmesi” “Zamanın Kullanımı” “Gelişecek Olaylar” ve “Geliştirilecek Olaylar” alt başlıklarının oluşturulduğunun tespit edildiği ifade edilmiştir.
 “Planlama” başlığı altında, 10 konu,
 Üst Kademenin Şekillendirilmesi” başlığı altında 8 konu
 “Zamanın Kullanımı” başlığı altında, 2 varsayıma göre 7 konu,
 “Gelişecek Olaylar” başlığı altında 10 konu,
 Genelkurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK’ün emekliye ayrılması için geliştirilecek konular başlığı altında 7 konu,
 “Tepkiler/Tedbirler” başlığı altında, 2 konu, bu 2 ana konu altında 9 alt konu,
 “ABD’nin Tepkilerinin Kontrol Altında Tutulması” başlığı altında 12 konu,
 “AB’nin Tepkilerinin Kontrol Altında Tutulması” başlığı altında 7 konu,
 “İç Tepkilerin Kontrol Altında Tutulması” başlığı altında 9 konu,
olmak üzere toplam(390) 79 konu yer almıştır. Bu konuların altında tek bir satır bile yoktur. Sadece slaytta başlık halindeki konuların iddianameye yazılmasından ibarettir. Bu nasıl detaylı planlamadır? 5N 1K nın cevapları nerededir. Bu askeri bir düşünce ve planlama mantığı kesinlikle değildir. Sürekli olarak 5N 1K diyorum. Kolay anlaşılması ve kamuoyunun bildiği bir kavram olmasından ötürüdür. Asker planlamasında sadece bunlarla yetinemez. Bu bile bunların düzemece olduğunu gösteriyor.
 “Kullanılacak Argümanlar” başlığı altında, Genelkurmay Başkanı’na karşı 4 tema, Başbakan’a karşı 7 tema olmak üzere 11 konu başlığı yazılarak istismar edilebileceğine yer verilmiştir.
 Devamında “bu hususların detaylandırılmak suretiyle, uygulanacak stratejinin belirlendiği tespit edilmiştir” denilmesine rağmen belirlenmiş hiçbir strateji olmadığı gibi dosyada bunlara ilişkin hiçbir delil yoktur.
“Kullanılacak Argümanlar” başlığı alında özellikle Sn. Başbakan için “Gece Hayatı” şeklinde bir tabir konmuştur. Kendilerinin gece hayatı olmadığını sokaktaki simitçi bilirken, eğer hazırlayan asker olsaydı, Sn. Başbakan’ın ailevi/ kişisel yaşamının kullanılacak bir argüman olmadığını ve ters tepecek bir psikolojik harekat teması olduğunu bilirdi. Burada bile TSK’nın yıpratılması için her şey düşünülmüş, kafalar karıştırılmak istenmiş, ancak çok ciddi hatalar yapmışlardır. Her türlü gözükaralığı ve olumsuz şartları düşündüğünde ülke menfaati için müdahaleye karar vermiş bu gücü kendinde bulanların böyle sudan ucuz argümanlar kullanacağını düşünemiyorum. Düzmece planlarda hep yapılması, edilmesi şeklinde düşünceyi ifade eden bir takım ifadelere yer verilmiş ama yapılan veya kesinleştirilmiş ve kimlerin sorumluluğuna verildiğini gösteren görevlendirmeyi kapsayan icraya konulduğuna ilişkin hiçbir madde yoktur. Olmaması da çok doğal, çünkü karargah çalışmasını askeri planlama usul ve esaslarını bilemezler. Allah’tan bilmiyorlar. Ya bilselerdi, vay halimize!
- Yakamoz kod isimli darbe planın uygulamaya konulması” başlığı altında, planlanmıştır, anlatılmış, görülmüştür sözcükleriyle geçiştirilmiştir. “Sunumlar içerisinde, “Yasama erkini kullananlar”, “Yürütme erkini kullananlar” ve “Yargı erkini kullananlar” başlıkları altında, görev alacak kişilerle ilgili düzenlemeler yapılmışsa da, gizliliğe riayet edilerek bizzat isimlerin belirtilmediği, fakat “Atılacaklar” “Kadroya alınacaklar” şeklinde ifadelerle darbe sonrası yapılacak değişikliklerin açıkça anlatıldığı görülmüştür” denilmektedir. Soruyorum, sadece başlık altında yazdıkları iki kelimeyle açıkça anlatılan nedir? Anlayan biri varsa anlatsın!
- “Şener Eruygur, Hurşit Tolon, İsmail Yıldız ve Ergün Poyraz gibi şüphelilerden ele geçirilen fişleme bilgilerine bakıldığında tüm bu çalışmaların darbe planları çerçevesinde yapıldığı yani Ergenekon terör örgütünün amaç ve hedefleri doğrultusunda çalışmayacak olan kamu görevlilerinin irtica ve benzer yakıştırmalarla fişlendiği, öte yandan da örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda faaliyet gösterecek kişilerin ise “ulusalcılar” adı altında fişlendiği, diğer taraftan da örgütün kullanabileceği kişilerle ilgili olarak da “irtibat var” “yardımcı oluyor” “işbirliğine açık” “kontrol edilebilir” ve “kullanılmaya müsait” şeklinde, kişilerin durumlarının örgüt açısından değerlendirildiği ve kişisel verileri kaydederek fişlendikleri anlaşılmıştır” denilmektedir. Bu ifadeler de tamamıyla iftira ve yalan. Nasıl mı?
Öncelikle, aynı bilgiler, uysada uymasada her yerde bir ucundan çekilip delil şeklinde monte ediliyor. Milletvekillerini teknik takibe almadığımız, Aydınlık Dergisinde yayınlanan konuşmaları bizim dinlemediğimiz bu soruşturmayla ortaya çıkmıştır. Milletvekilleri hakkında AKP’den koparılması makasadıyla hazırlandığı iddiasına temel teşkil ettirilen çalışmanın benim İstihbarat Başkanı olmamdan önce İsmail Yıldız tarafından yapıldığı yine bu iddianame kapsamında ortaya çıkmış ve az önce bunu belgeleriyle ortaya koydum. Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’dan ele geçirildiği ileri sürülen belgelere baktığımızda da aynı sonuç ortaya çıkmakta. Şöyleki,
 İddianamenin benimle ilgili olan bölümünde(391:394) 752. sayfada ‘Genel Değerlendirme’ başlığı altında Abdülkadir Aksu’nun İçişleri Bakanlığına atandıktan sonra bakanlığının merkez teşkilatında yapılan atamalarla ilgili belgenin tarafımızdan yapıldığı iddia edilmiştir. Bu konudaki savunmamda belirttiğim üzere böyle bir işlem yaptırmadım, yapılmadı. Ek Klasörlerin incelenmesinde, ADD Genel Bşk. Odasından(395) ele geçirildiği iddia edilen 5 Nolu CD içinde b12. PPT. isimli dosyada, bu hususa yer verilmiş ve dosyanın 18 Şubat 2004 tarihinde hazırlandığı teknik inceleme raporunda belirtilmiştir. Ancak belgenin son kaydedilme saati, yaratılma saatinden öncedir.
 M.Şener Eruygur’dan ele geçirildiği öne sürülen belge çıktılarının yer aldığı dosyalarda Polis inceleme raporlarına ilişkin belgeye yer verilmemiş ancak Org. Hurşit Tolon’dan ele geçirildiği öne sürülen Ek Klasör 186 Dizin no 98-112 de söz konusu belge çıktısına ulaşılmıştır. Belge üzerinde benim veya J.Gn. K.lığınca hazırlandığı, herhangi bir makama sunulduğu veya benzeri işlem tesis edildiğine ilişkin ifade, yazı, isim, imza vb. hiçbir husus yoktur. Sadece 18 Şubat 2004 tarihinde oluşturulduğu belirtilmiştir.
 Bunun yanı sıra, aynı doküman(396) Diskim/Biyografikisth/İçişleri atama.Ppt. klasörü içinde “içişleri atama. ppt” dosyası olarak yer verilmiştir. Bu belgenin teknik raporunda, yine kim tarafından hangi bilgisayarda hazırlandığına ilişkin hiçbir saptama yoktur. Son kaydedilme tarihi 18 Şubat 2004 saat 08:18dir yani b12 ppt ile aynıdır. Ancak belgenin yaratılma zamanı 05.01.2009’dur. Bu tarih benzeri birçok belgede karşımıza çıkmaktadır. Bu belgelerin ele geçirildiği ifade edilen kişiler bu tarihte cezaevindeydi. Belgedeki bilgiler ben göreve başlamadan önceki atama ve görevden alınanları kapsamaktadır. Eğer böyle bir rapor hazırlansa veya ulaşsa, bunun belge olarak hazırlanması için 6 ay gibi bir süre beklemeye ihtiyaç duymadan yapılabilirdi. Diğer bir husus, söz konusu belge benim dışımdaki kişilerde ele geçirildiği ileri sürülürken, iddianamenin onlarla ilgili bölümlerinde hiç yer verilmeyerek, bana ait bölüme dahil edilmesi, iddianameyi hazırlayanların kasıtlı yaklaşımını göstermektedir. Askeri veya istihbari bir format niteliğini taşımayan bu belgenin daha önceki açıklamalarım ve teknik raporlarla ilgili hususlar kapsamında, şahsımla ilgili olmadığını, iddia edilen hukuka aykırı kişisel verileri kaydetme suçunu işlemediğimin açık kanıtı olduğunu ifade ediyorum.
 Dikkatlerinize sunmak istediğim bir husus da DİSKİM/BYOGRAFİKİSTHB/kısaltmasıdır. Bunu yazan kesinlikle asker değildir. Çünkü askeri terminolojide istihbarat kelimesinin kısaltılması İSTH.dır. Bu belgeler başlangıçta belirttiğim malum grupça yaratılarak yerleştirilmiştir.
 Daha ilginç olanı ise, Ek Klasör 153 Dizin no 173 ve 174 de olan ancak klasörün dizi pusulasında yer verilmemiş ve raporlar içerisinden çıkartılması unutulmuş bir belge daha vardır. Bu belge, DİSKİM/ÖNEMLİ DOSYALAR klasörü içerisindedir ve raporda, benimle ilgili bölümde yazılan “genel değerlendirme” başlıklı metnin 06-21 e kadar numaralı Jpeg. resim dosyaları halinde olduğu belirtilmektedir. Belgelerin yaratılış tarihi bu belgede 18 Şubat 2004 değil 26 Aralık 2003 dür. İnsanların bütün işini gücünü bırakıp, kendi aleyhlerine olacak tarzda aynı belgeyi farklı formatlarda farklı zamanlarda yaratıp, farklı dosyalara koyup arşivleyerek saklaması mantıklı değildir. Bu ancak kumpas kuranların işidir.
 Ek Klasör 263 de(397:403) çeşitli bakanlıklarda kararname ile yapılan Ekim 2004-Ekim 2005 arasındaki atamaların listesi olan Atamalar.xls, Atamalar Düzenli 1.doc belgelerinde atama listelerine yer verilmiştir. Belgelerin(404) yaratılma zamanı 21 Eylül 2005, son kaydedilme tarihi ise 25 Temmuz 2007 dir. Gerek atama zamanı gerekse yaratılma zamanı bizlerin görevde olmadığımız döneme aittir.
 Yine Microsoft(405,406) isimli bilgisayarda yaratılmış atama listeleri de 2007 yılına aittir. Kararname ile atanan ve aleniyet kazanan vali atamaları ve görevden alınan üst düzey bürokratlara ilişkin listelerde görevde bulunmadığım dönemi kapsamaktadır. Hal böyleyken bizler nasıl oluyor da kişisel verileri hukuka aykırı şekilde kaydetme suçu ile suçlanıyoruz.
 MGK (407:413)takdim metinlerine ilişkin bazı belgeler de Ek Klasör 166 dizin no 168 de dir. 2003 ve 2004 yıllarına ait kurul üyeleri ve teşkillerin takdim metinleri mevcut. Cumhurbaşkanının başkanlık ettiği ve hükümet üyelerinin bulunduğu bir ortamda üyelerin yaptığı takdimlerde geçen atamaların bizlere mal edilmesi mümkün değildir.
 T.B.M.M(414) nin 1 Mart 2005 tarihli 64 ncü oturumuna ilişkin tutanak dergisinde milletvekillerinin kadrolaşma konusundaki soru önergeleri ve hükümet üyelerinin verdiği cevapları dikkatlerinize sunmak istiyorum. Yani bu konu yüce meclis çatısı altında da konuşulmuştur ve o tarih itibari ile de bizler görevde değildik.
 Ek Klasör 150 dizi no 446-447 de 2 Şubat 2006 tarihinde kimliği bilinmeyen bilgisayarda yaratılan resim dosyaları incelendiğinde “Dosyaların J.Gn. K. lığı İstihbarat Başkanlığı Tarafından Hazırlanmış Gizli İbareli Dosya Olduğu Görülmüştür” denilmektedir. Belgelerin yaratıldığı tarihte bizler emekli idik ve de jandarma tarafından hazırlandığına ilişkin teknik bir tespit bulunmazken dosya kapağından hareketle herkesin hazırlayabileceği, resmi değeri olmayan böyle bir ifadenin yazılması kasıtlıdır.
 E.Org. M. Şener Eruygur ve E. Org. Hurşit Tolon’dan ele geçirildiği ileri sürülen (414:431)belgelerin teknik inceleme raporları ve çıktılarında 2009 tarihli 21 adet belge mevcuttur. (432:435)Konuları aynı olup farklı tarihlerde birden fazla yaratılan belge sayısı 30 dur. Bu belgeler sadece 3 klasör esas alınarak örnekleme yapılmıştır. İddianameyi hazırlayanlar iktidar partisine yönelik, adı geçen belgeleri suçlamaya esas kabul etmeleri nedeniyle bu kapsamda olmasına rağmen o tür belgeler bilinçli olarak örneklemeye alınmamıştır.
 Ek Klasör(436:441) 153 Dizin no 100-106 arasında, milletvekilleri ve RTÜK üyelerinin biyografilerini içeren belgelere ilişkin inceleme raporları mevcuttur. Bu belgeler de 2005 yılında hazırlanmıştır ve kaynağına ilişkin bilgi mevcuttur. Bizlerle ilgisi yoktur.
 M.Şener(442:446) Eruygur’dan ele geçirildiği ileri sürülen belgeler içerisinde Recep Tayyip Erdoğan ve Abdülkadir Aksu’nun soyağacı ile ilgili bilgilerin Jandarma Genel Komutanlığında hazırlanmadığı inceleme raporlarından anlaşılmaktadır. Bu konuda 3 ayrı belge mevcuttur. Belgelerin tarih ve saatleri farklı ve kimin yarattığı belli değildir. (447,448)Yine Bul.rar isimli arşiv dosyası Ek Klasör 204 Dizi no:100-113 de yer almakta olup, “Fatih Üniversitesi ile ilgili 3 dosya hariç tamamının M.Şener Eruygur’dan ele geçirilen 13 Nolu CD, Hurşit Tolon’dan ele geçirilen Elba marka ALİ 0048 Nolu CD ile H.Atilla Uğur ’dan ele geçirilen PLMSTART marka 5 Nolu CD içerisindeki klasörlerle aynı olduğu görülmüştür” denilmektedir. Dosya 18 Mart 2007 tarihinde yaratılmıştır.
 Abdullah.doc isimli belge ile Abdullah GÜL.doc isimli belge içerikleri ve yaratılma zamanları aynı iken son kaydedilme tarihleri farklıdır.
 Bir gazeteciye çeşitli kaynaklardan bilgiler, belgeler ulaşabilir bu normaldir. İçerisinde çok gizli bilgilerde olabilir. Gnkur. As. Savcılığı gizli belgelerin nasıl ele geçirildiğinin tespit edilemediğini belirtmiştir, aynı dosyaların dört kişide bulunması hayatın olağan akışına uygun değildir.
 Ek Klasör(449:451) 32 de 864 kişilik isim listesi mevcuttur. Bu listenin başında sonunda ne bir isimlendirme, ne bir imza olmamasına rağmen, klasörü yaratanın yazdığı isimden yola çıkarak biyografik istihbarat arşivi olduğu yorumunu yapmak ve fişleme yaptılar suçlamasında bulunmanın hiçbir mantıki yönü yoktur. Kaldı ki inceleme raporunda nerede hazırlandığı belli olmayan, 7 Temmuz 2004 de yaratılan belgenin, 8 Nisan 2007 de son kaydedildiğini bile dikkate almadan bu tarz değerlendirme yapmak akıllara ziyandır ama bu Ergenekon her şeyi yapar. Ayrıca listede futbolcusundan gazetecisine, akademisyenine, emekli askerine, eski yeni siyasetçisine kadar herkes var. Ama kişilerle ilgili hiç bilgi yok. Kim nerede ne için kullanacak ya da kullandı? Bu nasıl bir mantık? Ama bu devasa örgüt yapar birde alışkanlığı olanlar yapabilir, tıpkı yargılandığımız davada senaryoyu yazanlar gibi.
 İddia makamının ısrarla ileri sürüldüğü “özel istihbarat arşivi” konusunda sanıklardan ele geçirilmiş, sanık tanık ifadelerinde geçmiş bir delil ya da beyan yoktur. Böyle bir arşiv yoktur. İsth. Ynt. Ş.Md. lüğünün eski kadro ve görevleri kapsamında olan isminden yola çıkılmış ve suç isnadında kullanılmışsada hukuki dayanaktan yoksundur.
 Hukuken, kişisel verilerin kaydedilmesi suçunun oluşabilmesi için kişinin herkesçe bilinen, resmi kayıt ve dokümanlarda yer alan özgeçmişi, mesleği, mensup olduğu kuruluş, basın organlarında yer alan görüş ve beyanları dışında, özel bir çalışmayı gerektiren, anayasayla güvenceye alınmış hakları ve gizliliği esas olan konuların araştırılarak elde edilecek bilgi ve belgelerin verilerin toplanmış olması gereklidir. Bu belgeler içerisinde ağırlıklı olarak internet ortamında, basında yer almış bilgiler, kaynağı belli olan veriler, kararnameler ile yayınlanmış atamalar, resmi özgeçmişler gibi hususlar mevcuttur. Bu anlamda kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesinden söz edilemez.
 TCK’nun kişilere karşı suçlar başlığı altında yer alan 135 nci maddesine göre cezalandırma isteminde bulunulabilmesi için öncelikle kim hakkında hangi kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kayden alındığının tek tek bildirilmesi zorunlu iken, iddianamede bu konuda hiçbir bilgi yoktur ancak soyut isnatlar mevcuttur. Kanun koyucunun bu maddeyle koruma altına aldığı husus, kişilerin özel hayatlarına ait kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kayda alınması ve suçlanan kişinin fiili bir edimle hukuka aykırı kaydı gerçekleştirdiğinin her türlü kuşkudan uzak bir şekilde maddi olgularla ortaya konulmasıdır.
c.Şimdi, daha önce medyaya servis yapılmamış, dönemin Gnkur. Bşk.’nın haberinin olmadığı, “Başarılamayan bir darbe ve bugüne yansımaları” başlıklı sözde ihbar mektubu ekindeki slaytlarda olan sözde Eldiven kod adlı planla ilgili olarak bazı hususları dikkatinize sunmak istiyorum.
 Sözde planın içeriğine bakıldığında 5 ana başlık altında 44 konunun yazıldığı, bunların slaytta yazılı hususların birebir iddianame metnine aktarılmasından başka bir şey olmadığı,
 Konu başlıkları altında içerikleriyle ilgili tek bir satıra bile yer verilmediği, hiçbir ayrıntının olmadığı 5 N 1 K’nın bile cevaplandırılmadığı,
 İçerik itibariyle sözde Ayışığı ve Yakamoz Planlarını kapsadığı,
 Yazım tekniği itibariyle daha sade, sistematik olduğu, daha fazla kısaltma kullanıldığı
 Ek Klasör 114’deki “Başarılamayan bir Darbe ve Bugüne Yansımaları” başlıklı mektup ekinde yer almasına rağmen mektup içeriğinde bu planla ilgili tek satırın geçmediği,
 Slaytlarda kullanılan yazı şekli, tipi ve fontlarının diğerlerinden farklı olduğu,
 Komuta yapısının şekillendirilmesinde, Hv. K. K. Org. İbrahim Fırtına’ya yer verilmediği,
 Kodlama yapılmadığı, iddianamede diğer iki plan için gizlilik gerekçe gösterilerek kodlama yapıldığı, kodlama yapılmamasına rağmen sunumlarda, diğerlerinde de olduğu gibi, hiçbir gizlilik derecesi verilmediği, bu durumun çelişki yarattığı ve iddianameyi hazırlayanların gizlilikle ilgili iddiasını geçersiz kıldığı,
 Sözde planda yer verilen sivillerle herhangi bir irtibat tesis edilip edilmediği, görüşülen hususlar olup olmadığına yer verilmediği,
 Diğer sözde planlarda medya kampanyası ile yapılacak konular olmasına rağmen medyanın şekillendirilmesinin düşünülmediği, ancak bunda medya kampanyaları öngörülmemişken medyanın şekillendirilmesinin düşünülmesinin çelişki olduğu,
 Diğer sözde iki planda adları geçen kişilere, bu planda yer verilmediği
 Diğer planlarda “Muhtemel Tepkiler” ve “Tepkilere Karşı Tedbirler” planlanmışken bu planda yer olmadığı, iç tepkilerin hiç düşünülmediği,
 Diğer planlarda varsayımlar kullanılmışken bu planda kullanılmadığı,
 İstismar edilecek hassasiyetleri kapsayan “Kullanılacak Argümanlar” diğer planlarda hem asker hem de siviller için düşünülmüşken, bu planda sadece sivillere yönelik düşünüldüğü,
 Diğer planlarda dönemin Gnkur. Bşk.’nın istifa ettirilmesi düşünülürken bu planda kuvvet yapısı içinde düşünülmüş olmasının ciddi bir çelişki olduğu,
 Diğer planlarda “Planlama” başlığı altında düşünülen hiçbir konuya yer verilmediği görülmektedir.
Yukarıda arz ettiğim tüm hususlar kapsamında, iddia edilenin aksine, sözde bu planda J. Gn. K.lığında hazırlanmamıştır. Kesinlikle asker işi değildir. Bu sözde plan, daha önce arz ettiğim ve diğer planlarda olduğu üzere, dijital verilerin kime ait olduğu veya kimde ele geçirildiği ve ellerindeki kurgulanmış bilgilerin kaynağı gösterilebilecek kişilere göre ve sahipleri tarafından üstlenilmeyen sevgili günlüklerde hedef seçilen kişilere atfen, oynanmış, değiştirilmiş ifade ve tavırlardan yola çıkılarak malum kişilerce oluşturulmak istenen, ancak içini doldurma becerisi gösterilemeyen, zamanlama itibariyle de J. Gn. K. Org. Şener Eruygur’un emekli olmasından sonra olması, bu nedenle medyaya servis edilememesi, diğer sözde planlarda, ağırlıklı olarak Yakamoz olmak üzere, sözde Ayışığı’ndaki hata ve açıkları kapatmak maksadıyla, diğerleri gibi plan süsü verilmek istenen sahte bir belgedir.
-Sözde plan denilen bu şablonların TSK’nın planlama esaslarını belirleyen mevzuatı açısından incelendiğinde de bunların bir asker çalışması olmadığı ortaya çıkmaktadır. TSK’da, evraklar iki ayrı maksada ve bu maksatlara yönelik hazırlanmış olan çeşitli mevzuatlara göre düzenlenmektedir. Bu kapsamda;(452:455)
 Her seviyedeki komutanlık, makamlar tarafından hazırlanacak/ yayımlanacak Harekat Planları/ Emirleri “MT 101-5 Karargahlarda Teşkilat ve Çalışma Esasları Talimnamesine” bu planların ekleri ise “MY 368-2 Türk Silahlı Kuvvetleri Harekat Planları Yönergesine göre,
 Karargah, birlik ve kurumların kendi içinde ve aralarında, kamu kurum ve kuruluşlarıyla, gerçek ve tüzel kişilerle, müttefiklerle iletişimde kullandığı evrak “MY 75-1 (B) Türk Silahlı Kuvvetleri Karargah Hizmetleri Yönergesi” ne göre düzenlenmektedir.
 Harekat Plan ve emirlerinin hazırlanmasına esas MT 101-5 Talimnamesine göre plan/emir formatı sunularda görülmektedir. Öncelikle plan da yer alan ve evraka resmiyet kazandırmasının yanı sıra takip ve tanımlamasını sağlayan “Başlık Bilgileri” bölümüdür. Başlık bölümü olmayan hiçbir plan ve emir resmi evrak niteliği taşımaz. Yine formatta yer alan her bir maddenin neleri ihtiva etmesi gerektiği tek tek belirlenmiştir. Bir Harekat planı ve emrinin can alıcı noktalarından biri Vazife maddesi ile icra edilecek harekatın tasavvuru olan harekat tasarısı ve bu kapsamda ast birliklerin icra edeceği tüm görevleri kapsamasıdır. Harekat planı ve emirlerinin resmiyet kazanabilmesi için imza bloku ile bu emirlerin teyidini sağlayan “ALINDI ANLAŞILDI” ibaresinin bulunması şarttır. Bütün bunların yanı sıra tüm plan ve emirlere takdim sunularına gizlilik derecesinin verilmesi, evrak güvenlik numarasının vurulması, metin bölümlerinde belirlenen formatlarda askeri yazışma kurallarının ve temiz bir Türkçenin kullanılması zorunludur.
TSK’nde planlama tekniğine göre, önce Komutanın ana fikri alınır, sonra karargâh durum muhakemesini yapar ve komutana karar teklifini sunar. Komutan kararını ve harekât tasarısını açıkladıktan sonra plan çalışması başlar. Planlar komutan tarafından onaylandıktan sonra planların uygulanmasına yönelik harekât emirleri hazırlanır ve gerekli gizlilik derecesi, tarihi, sayısı ve güvenlik numarası verilerek kozmik bürolarda saklanır. Planlarda kimin, neyi, ne zaman, hangi birlik ve unsurlarla yapacağı, destek unsurları dâhil tüm bilgiler ayrıntılı olarak bulunur. Bir emrin, bir planın geçerli olabilmesi için üzerinde yetkili makamın imzası ve onayının bulunması zorunludur. Aksi takdirde geçerliliği olmaz ve uygulanamaz. Sözde bir darbe planı gibi tabiatı itibariyle birden fazla kuvveti kapsayacak ve çok ayrıntılı olması gereken bir çalışmanın askeri mantık dışında, hiçbir gizliliği ve kimin ne yapacağı belli olmayan, kimin hazırladığı ve kimin onayladığı bile belli olmayan kâğıt paçavralarının plan olması söz konusu olamaz. Ayrıca, Silahlı Kuvvetlerde sunum ve slaytlar bir planlama ve yazışma yöntemi değildir. Bu mektubu ve slaytları göndermek için 3 yıl bekleyenler bu süre içinde derslerine çalışmış olsalardı inandırıcılıkları olurdu.
Arz ettiğim bu mevzuat çerçevesinde sözde plan ve rapor olarak dosyaya konulmuş sözde belgelerin, inceleme raporları üzerinden sahte olduklarını vurguladığım hususları da bir kenara koyduğumuzda, kesinlikle askeri bir evrak olmadığını, bu sözde darbe planlarının mevcut olmadığını, düzmece olduğunu kesinlikle Jandarma Genel Komutanlığında ve tarafımızdan hazırlanmadığını bir kez daha ifade etmek istiyorum. Aslında bu gerçeği, bu senaryoyu hazırlayıp uygulamaya koyanlarda gayet iyi bilmektedir.
Başlangıçta da arz ettiğim gibi, uluslararası sermaye ve dış güçlerin dayatmalarıyla, uluslararası bir dava haline getirilerek, Türk Halkını terörize etmek, TSK’ni yıpratmak, Atatürkçü, vatansever aydınları susturmak, yerli sermayenin el değiştirmesini sağlamak maksatlarıyla; malum çevrelerce kurgulanan senaryoya göre; J. Gn. K. Org. Şener Eruygur ve ekibince hazırlandığı iddia edilen sözde darbe planlarının ne olduğunu, konuları itibariyle tek tek açıklamaya çalıştım. Sözde Yakamoz kod adlı planda, 79 başlıktan sadece bir hususa, sözde Ayışığı kod adlı planda, başka maksatlar için yapıldığı ileri sürülen sözde fişleme bilgileri delil olarak yazılmıştır. Kalan 78 konu hakkında hiçbir somut delil yoktur. Bir ikisi için zorlama yorum getirilmiştir. Bir başlık altında yapılan tespitte de sözde planın hayata geçirilmediği, iddianameyi hazırlayanlarca belirtilmiştir. Eldiven isimli sözde planın hiçbir başlığına ilişkin yazılmış husus yoktur.
d. Sözde darbe planları, günlükler, CÇG ve Ergün Poyraz’a para verilmesi konusunda resmi kurumlarca verilen yanıtlara bakıldığında;(456)
 “Sözde darbe planlarının olmadığı” TSK’nin 2 Başkomutanı tarafından kamuoyuna açıklanmış,
 Dönemin Gnkur. Bşk. Org. Özkök Savcılık ifadesinde; Ayışığı, Yakamoz adı verilen sözde planların söylentilerin azaldığı bahar aylarında slayt şeklinde geldiğini, “şuyuu vukuundan beterdir” diyerek kimseyle paylaşmadığını, bunların resmi delil mahiyetinde olmadığını, bu nedenle resmi işleme koymadığını ve sonra imha ettirdiğini ve “Ergenekon” isimli yapılanma ile ilgili bir dokümanın kendisine verilmediğini açıklamış,
 Gnkur. Bşk.lığı, “TSK bünyesinde 2000–2009 yılları arasında askeri müdahaleye yönelik bir yapılanmanın olmadığını” mahkemeye bildirmiş,
 MİT(457) Müsteşarlığı, sözde planlar ve günlüklerle ilgili “açık kaynak bilgileri dışında resmi bilgi bulunmadığını” açıklamış,
 J.Gn.K.lığı “darbe planları ve CÇG’nun 2003 yılı öncesi ve sonrasındaki hiçbir dönemde mevcut olmadığını” Mahkemeye bildirmiş,
 J.Gn. K.lığı karargahında dönemin Gn. Pl. P. Başkanı olarak görev yapan E. Tuğg. Ali Esener, 30.10.2012 tarihli 252.celsede verdiği ifadesinde “karargahta CÇG adında bir oluşumu duymadığını bilmediğini” açıklamış,
 Gnkur. As. Savcılığının 14 Ağustos 2008 tarihli yazısının Ek-B’sinde, sözde planlarla ilgili olarak “Mevcut kayıtlarda rastlanmadığını” belirtmiş,
 J. Gn. K.lığı Ergün Poyraz’a para ödendiğine ilişkin belge ve bilgi bulunmadığını mahkemeye bildirmiştir.
 Dönemin(458) Genelkurmay Başkanı E.Org. Hilmi Özkök mahkemedeki ifadesi sırasında Avukat Sn. Celal Ülgen tarafından sorulan “Genelkurmay Başkanı olduğunuz dönemde Sarıkız, Ayışığı, Eldiven ya da adı her ne olursa olsun astlarınız tarafından hazırlanan bir darbe planı, darbe hazırlığı hissettiniz mi, duydunuz mu ?” sorusuna Sn. Özkök “Kesinlikle Hayır” yanıtını vermiştir.

e. Sözde darbe planı konusunda bilgimi Nö. Mahkemede, savunmamda beyan ettim. Bu konuyu dönemin J.Gn. K. E. Org. Fevzi Türkeri’ye de Eylül 2004 ayı içerisinde makamında arzettim ve bunu da mahkemede beyan ettim. Bunun yanısıra sözde darbe planına ait belgeleri getiren kişiye, emekli olduktan sonra çalışma ofisimde E. Tuğg. Ali Esener’in yanında sorarak birkez daha anlattırdım. Ali Esener savunma tanığı olarak verdiği ifadesinde bunu doğrulamıştır. Bu konuda dosyada bulunan ifadelerimde sırasıyla beyan ettiğim hususlar;
 Nö. Mahkemede;

 Savunmamda;
“Gazeteci Nuray Başaran tarafından tanıştırılan Faruk Demir, Temmuz ayı içerisinde baktığımız ve bir anlam yükleyemediğimiz ve gülüştüğümüz 4 sayfalık power point sunu fotokopileri getirdi ve bunların bizim tarafımızdan hazırlandığı söylentileri olduğunu söyledi. Nereden ele geçirdiğini sorduğumda da, “HAKDER isimli derneğin genel sekreterliğince yabancı bir misyon şefliğine gönderilerek TSK’nin şikayet edildiğini, kendisine de öyle ulaştığını” ifade etti. Ben bu sayfaları Komuta Katına arz ettim. Emekli olduktan sonra da ofisimde E. Tuğg. Ali Esener ve Faruk Demir birlikte otururken bu konuyu Faruk Demir’e tekrar sordum, o da tekrar anlattı. Ali Esener tanıktır. Herikisininde dinlenmesini talep ediyorum.
 E. Org. Fevzi Türkeri’ye arzettiğimde(bunları savunmamda aynen ifade ettim);
“ sözde darbe planları yapıldığına ilişkin söylentiler var, ne biliyorsun bu konuda diye sordu. Bende kendisine, tarafımızdan hiçbir sözde plan çalışması yapılmadığını ve -daha önce sorgumda da ifade ettiğim tarzda- Temmuz ayı içerisinde, Faruk Demir isimli kişi tarafından 4 sahifelik bilgisayar çıktısının getirildiğini, bunların HAKDER isimli bir dernek tarafından, bir yabancı misyon şefliğine göndeildiğini söylediğini, benim de bunları dönemin komuta katına arz ettiğimi ve komutanın kendisinin gereğini yapacağını söyleyerek benden aldığını söyledim. Kopyası var mı diye sordu bende kopya almadığımızı, arzı müteakip komutanın emrine göre hareket etmeyi düşündüğüm için almadığımı söyledim. Bunun üzerine dönemin Komutanı’nın ne gibi bir işlem yaptığını sordu, bende o konuda bilgim olmadığını ifade ettim.
 Savunma tanığı olarak ifadesini alınmasını talep ettiğim Ali Esener, Mahkemenin 30.10.2012 tarihli, 252. celsesinde yeminli tanık olarak dinlenmiş ve “Faruk Demir’in bu slaytları Amerikan Büyükelçiliğinden alarak Levent Ersöz’e getirdiğini anlattığını” beyan etmiştir.
 Faruk Demir mahkemede kendisini benimle Gazeteci Nuray Başaran’ın tanıştırdığını açıklayarak beni teyit etmiş ancak belge vermediğini Genelkurmaya götürdüğünü söylemiştir.
 Sn. Hilmi Özkök mahkeme huzurunda: “sözde darbe planlarının CD olarak geldiğini, kimin getirdiğini bilmediğini, Faruk Demir’i tanımadığını, devlet büyükleri ile görüşmediğini, Em. Gn. Md. lüğüne talimatı olmadığını” beyan etmiştir.
Faruk Demir’in, kendisini Nuray Başaran’ın bizimle tanıştırdığı ifadesi ve Ali Esener’e yaptığı açıklama ile Sn. Hilmi Özkök’ün Faruk Demir’i tanımadığını ve slaytları kimin getirdiğini bilmediğini açıklaması birlikte düşünüldüğünde, Faruk Demir’in bu slaytları Genelkurmaya değil bana getirdiği hususu teyit edilmektedir. Ali Esener ve Faruk Demir ile görüşmemiz sırasında çalışma ofisimde bulunan çalışma arkadaşım E.Bnb. İlhan Özcan da tanık olmuş, savunma tanığı olarak dinlenmesi talebim mahkemece kabul edilmediği için ifadesi alınamamıştır.
Şimdi soruyorum: zaman, mekan, içerikleri, kullanılabilecek vasıtalar, yazım ve planlama tekniği, giderek günlük dilimize de yerleşen 5 N 1 K sorularının cevapları, resmi kurumların cevapları, tanık ifadeleri, şüphelilerin ifadeleri göz önüne alındığında, öncelikle bu bir plan mıdır? İkincisi hayata geçirilmiş midir? Her ikisinin de cevabı “Hayır”dır. Gnkur. As. Savcılığınca belirtilen tarzda, yaratılan, üzerinde oynanan, TSK yazım tekniklerine benzetilmeye çalışılmış, birçoğu TSK’ne ait olmayan ancak ona benzetilmeye çalışılan bir şablon ve bu şablonun içinin doldurulmaya çalışılmasıdır. Kesinlikle böyle planlar ve çalışmalar yapılmamış, meşruiyet zemini dışına çıkılmamış, doğal olarak da hayata geçirilmemiştir.
f. Sözde darbe planlarının hazırlandığı ve uygulamaya geçildiğine ilişkin delil olarak dönemin Gnkur. Bşk.’na, “Demokrat generallerin yazdığı mektup” “Başarılamayan Bir Darbe ve Bugüne Yansımaları” isimli ve Sn. Yetkili başlıklı mektup ve “Pişman olmuş bir subayın Genelkurmay Başkanını bilgilendirme maksatlı yazdığı mektup ve bilgilendirme notundan” söz edilmektedir. Gitmesi gereken Genelkurmay Başkanı veya C. Savcıları yerine sözde müdahalenin lideri olacak kişiye gönderilen ve onun da herhalde torunlarına miras kalsın diye saklamak istediği isimsiz imzasız Word belgesi şeklindeki sözde mektupların sözde darbe tarihi üzerinden 2-3 yıl sonra hazırlanması ve içeriğinin sözde planlarda yaptıkları yanlışlar ve verdikleri açıkları kapatmak üzere kurgulandığı ve de sözde hareketin liderinden ele geçirilmesi gibi hususlar düşünüldüğünde hukuki dayanaktan yoksun ve kumpas ürünü olduğu ortaya çıkmaktadır.
g. Bu konuda son olarak yine delil olarak gösterilen Levent Ersöz-Bedrettin Dalan görüşmesine değinmek istiyorum. Kendisiyle sadece bir kez görüştüm. Kendisini bize İsmail Yıldız getirdi. Yaptığımız görüşmenin Ek Klasör 115’de iki görüşme çözümü mevcut. Bir tanesi isimsiz imzasız, kim tarafından hazırlandığı belli olmayan, diğer metinlerdekinin aksine hiçbir gizlilik derecesi verilmemiş, metinde dikkat çekilmek istenen ve İddianame’ye alınan ifadeler koyu renkle yazılmış, Dizin No. 260-279 numaralı 20 sayfalık bir metin. Diğeri ADD Genel Merkezinden ele geçirildiği ileri sürülen 13 No.lu CD içerisindeki bir ses dosyasının çözümü olarak polis memurlarınca tutanağa bağlanmış, Dizin No. 280-287 numaralı 8 sayfalık bir metindir. Bu metnin başlangıcı önceki metnin Dizin No. 260-265 numaralı sayfaları, yani 15-20 nci sayfalarına karşılık geliyor ve paralellik arz ediyor. 8 sayfalık çözümde de koyu renkle yazılan, diğer metinle karşılaştırıldığında yerleri değiştirilmiş kelimeler, cümleler, olmayan sözler, konuşan bir kişinin sözlerinin diğer bir kişiye atfen yazılması gibi metinler üzerinde oynandığını, değiştirildiğini gösteren hususlar mevcuttur. İsimsiz, imzasız, kimin tarafından hazırlandığı belli olmayan metnin 15-20 nci sayfalarında, diğer metinden farklı 93 adet kelime, cümle, isim farklılığı, konuşan farklığı gibi hususlarla karşılaştım. Polis memurlarınca çözümü yapılan 8 sayfalık bölümde de, o bölüme karşılık gelen 5 sayfalık bölüme göre 423 adet farklılık mevcuttur. İçinde sinkaflı sözler de bulunmamaktadır.
Konuşma ağırlıklı olarak Bedrettin Dalan’ın anlatımları şeklinde geçti ve kendi deyimiyle “Çok sevdiği ve devletin var olması için temel kurumlardan birine olan kırgınlığını bize anlatmak ve içini dökmek” için gelmişti.
Konuşmada iddia edilenin aksine “Her geçen gün çok geç kalındığını, bu nedenle bir an evvel bir şeyler yapılması gerektiğini”, söylememiştir. “Siyasi gücü elinde bulunduranların hedefinin, birinci sırada askerler, ikinci sırada emekli askerler, üçüncü sırada Atatürkçü Türkler var” demiştir. Silahlı Kuvvetlerin sahip olduğu gücün farkında olmadığını söyleyince, TSK’nden beklentisinin ne olduğunu, gücünü nasıl kullanması gerektiği yönünde, bizden beklentisini açığa çıkarmak maksadıyla net bir şekilde “başkanım ne yapalım, ihtilal mı yapalım” diye sordum. Buradaki sözlerim bundandır. O da açıkça ifade etmiştir. (İhtilal yapılsın demiyorum, bir çözüm her zaman vardır)
“Allah Silahlı Kuvvetlerimize zeval vermesin, Allah Türk Ordusunu hep var etsin, çünkü o var oldukça devlet var olur, bunun bilincindeyiz. Konuşmalarımın hepsi sevdiğim bir kuruma olan kırgınlığımdan dolayıdır, onun dışında bir şeyimiz yok” olmuştur. Konuşma sonunda İsmail YILDIZ’ın adımızı kullandığı yönünde kanatimiz ve tespitimiz olmamıştır.
Görüşme komuta katına arz edilmiş ve bir daha görüşme yapılmamıştır. Tüm görüşmelerimiz emirle, müsaadeyle gerçekleştirilmiş, “Ülkenin genel gidişatıyla ilgili hususlar dışında görüş paylaşılmamış, bize yöneltilen suçlamalara yönelik hiçbir beyan, düşünce ve kastımız olmamıştır. İstihbaratçı olarak yasalar çerçevesinde görevimi yaptığımı ve tüm hususlara kendime güvenerek, net ifadelerle ve samimiyetle cevap verdiğimi arz etmek istiyorum. Ayrıca tüm Gn. Kur. Bşk.larının arkadaşı olduğunu Yaşar BÜYÜKANIT ve Aytaç YALMAN’la görüştüğünü ve bize anlattıklarını onlarada anlatmışken, bizim suçlanmamız çifte standarttır. Sn. Dalan uzun süre yurtdışında kalmış dosyadan tefrik edilmiş ve hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır.
4. Kumpas görevlileri bu dosyaya yön vermek maksadıyla bilinçli olarak “Gizli Tanık” ve “ihbar” müessesini kullanmıştır. Bu gizli tanıkların çoğunluğu bölücü örgüt mensubu, sempatizanı ya da eski veya o dönemin hükümlü ve tutukluları ile bu dava kapsamında tutuklanıp salıverilmesi için kaçak savcı ve ekibince devşirilmiş kişilerdir. Bu saklanmış tanıklardan bir tanesi de Ahmet Faruk kod adı verilen Yüksel Dilsiz’dir. Bu kişi hırsızlık ve “çocuk tacizi” vb. suçlardan dolayı sabıkalı olup halen cezaevindedir.
Bu yalancının beyanlarına itibar eden savcılık, “Sanık Levent Ersoz'ün Bursa'da Jandarma Bölge Komutam olarak gorev yaptığı dönemde yasadışı izleme ve fişleme faaliyetleri icra ettiği, özellikle sanık Yüksel Dilsiz'i bu yasadışı faaliyetlerde istihdam ettiği, yasadışı izleme ve fişleme faaliyetleri sonucu sanık Yüksel Dilsiz'in de katılımı ile "rüzgar001 "adı verilen kapsamlı bir dosya hazırlatarak dönemin Jandarma Genel Komutanı olan Ergenekon Terör Örgütünün yöneticilerinden sanık Mehmet Şener Eruygur'a arz ettiği, sanık Levent Ersöz'ün bundan sonra, sanık Mehmet Şener Emygur tarafından teklif edilmesi üzerine 2003-2004 yıllarındaki askeri darbe plan ve uygulamalarının merkezi haline getirilen Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Dairesi Baskanlığı görevine getirildiği” gibi akıl almaz bir mütalaa vermiştir.
Bu kişi bu dava kapsamında hem sanık hem gizli hem de açık tanık konumundadır. “Ahmet Faruk Kod” adıyla verdiği ifadenin açık kimlikli ifadesiyle Ek Klasör 116 ya konulması suretiyle kimliği açığa çıkmıştır. Mahkemenin sanıkların kimlik tespitini yaptığı 06.08.2009 tarihli 2 nci celsede Av. Ali Rıza Dizdar, mahkemeye kişinin kimliği ve hukuki durumunu açıklamıştır. Bunun üzerine şahıs söz alarak “kendisinin hiçbir zaman savcı tarafından ifadesinin alınmadığını, iddianamedeki ifadelerin%80’inin kendisine ait olmadığını, %20’sini ise hatırlamadığını, Emniyette kendisinin susma hakkını kullanmak istediğini söylemesine rağmen savcının ‘Ne söylüyorsan bunlara söyle’ dediğini, onlarında kendisini psikolojik baskı altına aldığını, hiçbir şey hatırlamadığını, kendisine ilaç verdiklerini, ifadesinin tekrar alınmasını talep ettiğini” beyan etmiştir. Şahsın bu beyanları ifadesinin baskı altında alındığını ve C. Savcısı tarafından bizzatihi yapılması gereken sorgunun yasaya uygun yapılmadığını ortaya koymuştur. Bu şartlarda bu şahsın beyanlarının ne kadar geçerli olduğunu takdirlerinize sunuyorum. Bunun yanı sıra, savcılıkta beyan vermediğini ve gizli tanık olmadığını söyleyen bu kişinin mahkeme huzurunda kendisine ait olmadığını söylediği beyanlarına sıkı sıkıya sarılarak hakkımda akıl almaz iddialarda bulundurulması gizli tanıklık müessesesinin ne denli güvenilir olduğu ve çizilen kurgulanan tablo içinde insanların nasıl haksız yere suçlanarak onurlarıyla oynanmaya çalışıldığının güzel bir örneğidir.
Bu yalancı ne yazık ki, heyet tarafından üç celse boyunca dinlenmiş ve yalanlarını yüzü kızarmadan söylemiştir. Dinlendiği ilk celsede zaman konusu bilinmediğinden avukatım bulunamamış, diğer avukatların hak ihlali konusundaki ikazlarına mahkeme itibar etmemiştir. Bu yalancının söylediklerini gerçeği yansıtmadığını ek klasörler üzerinden yaptığım inceleme sonucu somut delillerle 10 Şubat 2011 tarihli dilekçe ekinde mahkemeye sundum ancak okunmadığından eminim.
Sn. Başkan Sn. Üyeler,
Bu dava kapsamında yapılan haksızlık ve hukuksuzluklar bunlarla sınırlı değil. Yıllardır işlenen hukuk katliamları tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır. Sizlerin vereceğiniz kararla hukuk tarihimizdeki kara lekeyi sileceğinizden ve zarar gören kurumlar ve kişilerin itibarını onaracağınıza, bu katliamı yapanların, yaptıranların, bizlere verilmeyen adil yargılanma hakkının tanınarak hesap vermelerini sağlayacağınıza inanıyorum.

ulusalkanal.com.tr

banner863
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.