banner863

Ziya Gökalp'te halkçılık ve milliyetçilik

Ziya Gökalp'te halkçılık ve milliyetçilik

Çağımızın en büyük gerçeğinin ve Türkiye’nin en büyük çözümünün millet olma gerçeği olduğu son dönem yaşadığımız gelişmelere bakıldığında bir kez daha ortaya çıkıyor. Türkiye’de milletleşmenin, köken ismi Türkçülüğün tarihi detaylı bir biçimde incelendiğinde görülecektir ki, başarılar ve başarısızlıklar, eksikler ve katkılar, Jöntürk devrimciliğinin özgünlüğünü kavramakla ilintilidir. Türk Devrimi’nin ve millet olma sürecimizin kendine has özgünlüklerini ihmal etmeden, bu uğurda çaba harcamış isimleri özel olarak incelemek ve tanıtmak, bugünün kurtuluş ve ilerleme programını daha iyi anlamayı ve kendi özgünlüğü içerisinde geliştirmeyi önümüze koyar.

Türkiye’nin milletleşme sürecine büyük katkıları olan marka devrimciliğin özgün örneklerinden Ziya Gökalp’i bilmeden ülkemizde milliyetçiliğin fikri köklerini, onun halkçılık ve milliyetçilik anlayışını ortaya koymadan Ziya Gökalp’i eksik tanımış oluruz.
Gökalp’te Milliyetçilik ve Türkçülük

“Türkler ve Kürtler Misak-ı Millî”nin birbirlerinden ayrılması mümkün olmayan ortak canlı organlarıdır. Türkleri sevmeyen bir Kürt Kürt değildir, Kürtleri sevmeyen bir Türk de Türk değildir’ ifadesi, Gökalp’in milliyetçilik anlayışını ortaya koyan en özlü sözüdür.

Topraklarımızda fikri milliyetçiliğin ilk izlerini 1. Meşrutiyet önderlerinde görürüz. Siyasi, kültürel ve ekonomik anlamda savundukları program ve ortaya koydukları ürünler, ileride hayatın sürüklemesiyle daha da yakıcı hale gelecek olan Türkçülük çalışmalarının temeli sayılır. Dilde Ahmet Vefik Paşa, tarihte Süleyman Paşa Türkçülüğün alanlarındaki kökleri sayılan çalışmalar ortaya koyar. İçinde barındırdığı eksikler ve çelişkiler, ilerleyen yıllarda gerçekleşen yeni devrimci atılımlar ile çözüme kavuşturulur.

Türkçülüğün tek siyasi çözüm haline gelmesinde, Balkan bozgunu ve sonrasında yaşanan acıların büyük etkisi olmuştur. 1912 yılı, milletin kurtuluş reçetesinin hazırlandığı kritik bir dönüm noktasıdır. Edinilen tecrübe o ana kadar kültürel alanda kalan Türkçülüğü, siyasi bir seçenek olarak olgunlaştırır. Tarık Zafer Tunaya bu durumu “ Balkan bozgunu Türk toplumuna Türklük idealini aşılamıştır” diye ifade eder. Yine Tunaya “ Türkçülerin tezi, mütarekenin boğucu havası ve yalnızlığı içinde Müdafaa-i Hukuk Hareketinin kaynağı olmuştur” diyerek, savaşın dayattığı gerçekliğin, evirildiği ve başarıya ulaştığı noktayı işaret eder.

Bu süreçte kurulan Ziya Gökalp’inde içerisinde yer aldığı Türk Ocağı teşkilatı, Türk Yurdu, Halka Doğru, Genç Kalemler dergileri milletin kurtuluşunun siyasi programının hazırlanmasında önemli bir yer tutar.

Ziya Gökalp aynı dönemlerde İttihat ve Terakki Merkez-i Umumi üyesidir. Ortaya çıkan fikirlerin teşkilatla buluşmasında ve maddi bir kuvvet haline gelmesinde etkisi olur. Gökalp’in 1908 yılından sonra bu kadroların arasına katılması ile birlikte, ulusçuluk daha net tanımlarla ortaya konulmaya başlanmıştır. Gökalp’in milleti ele alırken bilimsel metoda riayet ettiğini görürüz. Türkçülüğün Esasları adlı eserinde “Türkçülük, Türk Milletini yükseltmektir” diye bir tarif yapar. Bu tarifini yine aynı eserde “Millet, dil, din, ahlak ve güzellik duygusu bakımından ortak olan, yani aynı eğitim ve terbiyeyi almış kişilerden oluşmuş topluluktur” diye verir ve “ Ulusallıkta soy sop aranmaz. Yalnız eğitimin ve ülkünün ulusal olması aranır” diye devam eder.
Gökalp’in çağdaş ulus tanımında kavmiyetçiliğe yer yoktur, kucaklayıcıdır. Daha sonraki yıllarda emperyalist karakter taşıyan Türkçülük tanımına karşı, Gökalp’in vurguları bir sigortadır. Yalnız bu tanım o günün gerçekliğine uygun düşüyor olsa bile, yeni kurulacak ulus devletin her etnik ve mezhepsel kökenden vatandaşın ortak vatanını yaratması için din unsurunu tanımın dışında bırakan bir gerçekliğe ulaşması gerekiyordu. Nitekim yeni durum ve ihtiyaçlar daha bilimsel ve çağa uygun bir millet idealini aynı zamanda profilini yarattı. Yusuf Akçura ve Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu öngörü ve program eksiksiz bir şekilde Anadolu’da inşa edildi.

Turancılık dönemin hakim siyasi ütopyasıdır. Türk Ocağı çevresinde geliştirilen fikir, siyasi ve askeri alanda 1.Dünya Savaşı sırasında bir çaba ile karşılık bulur. İttihat ve Terakki liderleri ve bazı kritik kadroları, imparatorluk karakterine de uygun olarak devletin geleceğini doğuya doğru genişlemekte ve yeni alanlar açmakta görürler. Özellikle Bakü’nün kontrol altına alınması ve İran’ın kuzeyindeki askeri başarılar bu ütopyayı güçlendirir. Çarlık Rusya’ya karşı savaşan Türk topluluklarının mücadelesine destek, bu dönemde Turancılığa anti-emperyalist bir karakter katar. Ancak savaşın sonrasında oluşan yeni tablo, Türkçülüğün siyasi aşamalarından ikisini eler. Gökalp, koyduğu Türkiyecilik, Türkmencilik-Oğuzculuk ve Turancılık hedeflerini hayata uygun biçimde değiştirir. Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet ömrünün son zamanlarında Gökalp’in Türkiyecilik fikrine sarılmasını sağlar. Halide Edip Adıvar’da “Yeni Turan hiç şüphesiz bir ütopyaydı ve ütopyalar gibi uygulanması mümkün olmayan amaçları vardı” ifadesiyle romantik ve geniş tepkinin sönümlenmesini özetler.

Gökalp’in Türkçülüğü her yönüyle anti-emperyalist bir karakter içerir. 1922 yılında yazdığı “Garp Meselesi” başlıklı makalesinde siyasi garp-medeni garp ayrımıyla ortaya koyar. Gökalp’in pratiği de emperyalist tekelci kapitalizme ve ortaçağ ilişkilerine karşı mücadeleyi içerir.

GÖKALP’TE HALKÇILIK
Gökalp ve döneminin aydınlarında ve siyasilerinde halkçılık fikri esas olarak milletin ilerlemesi, aydınlanması ve sultanlığın sınırlandırılması taleplerini içerir. Gökalp öğrencilik yıllarında hürriyet fikri ile tanışır. Yasak ve muhalif yayınları okumak suçlaması ile zindana atılır. İttihat ve Terakki’ye katılır. 2. Meşrutiyet öncesi Anadolu’da gerçekleşen halk eylemlerinin bir örneğine Ziya Gökalp önderlik eder. Abdülhamid’in kurdurduğu Hamidiye Alayları’nın, soygun ve hırsızlık faaliyetlerine karşı geniş halk eylemleri örgütler. Diyarbakır Telgrafhanesini işgal eder. Bu sayede İbrahim Paşa ve adamlarını bölgeden uzaklaştırır. ’Şaki İbrahim Destanı’ adlı eserinde İbrahim Paşa’nın zulmünü ve ona karşı gelişen halk eylemlerini anlatır.

Dönemin halkçılık programı halkın kalkınması, milletin çağın gerekliliğine uygun ekonomik atılımları yapmasını ve milli ekonomiyi, kadın-erkek eşitliğini, halka eğitim götürmek, edebiyatta ve dilde sadeleşme ve aydınlanma seferberliği gibi vurguları içerir. Aynı vurgular İttihat ve Terakki’nin programında, söylemlerinde ve eylemliliğinde vücut bulur. Türk Ocağı etkinliklerine kadın ve erkek sanatçılar birlikte yer alır. Konferanslara kadınlar katılabilir, fikirlerini açıklayabilir. Ocakta kooperatifçilik, milli iktisat ve yerli malı sevgisi aşılanır. Dönemin en çok öne çıkan sloganı ‘halka gitmek ve halk için çalışmaktır’. Ziya Gökalp’te dahil olmak üzere, Türkçü hareketin tüm kadroları aynı zamanda halkçılığın topraklarımızdaki öncüleriydi. Dönemin halkçılık anlayışı Türk Yurdu dergisinde çıkan yazılarda kendisini gösterir. 1913 yılında çıkmaya başlayan Halka Doğru Dergisi’nin amacını Gökalp şöyle ortaya koyar:

“Seçkinler halka doğru niçin gideceklerdi? Bu soruya bazıları şöyle cevap veriyor: Seçkinler halka hars(kültür) götürmek için gitmelidirler. Halbuki memleketimizde hars denilen şey yalnızca halkta mevcuttur. Seçkinler halktan henüz nasiplerini almamışlardır.”

Toprak reformu ve üretim araçlarının mülkiyeti konusunda Gökalp çok nettir. Gökalp, Kurtuluş Savaşı günlerinde eşit yurttaş olmanın üç şartını ortaya koyar. Bunları; eşit siyasal haklar, eşit eğitim ve kültür olanakları ve “Üçüncüsü ekonomik araçlar ve tekniklerdir. Bir sınıfa bunlardan bazısını verip de ötekilere vermemek toplumsal uyumu bozar” diye sıralar. Toprak reformuna olan ihtiyacı ve özlemini Köy şiiri ile ortaya koyar;

“Ey Türk, senin köyün hür bir yuvadır.
Çiftlik değil, yoktur beyi, ağası..
Her köylünün var bir çifti, tarlası,
Öz evinde o hem bey, hem ağadır..
Hiç kimsenin yancısı, rençberi
Olmaz, ancak olur vatan askeri..”

Gökalp’in tarihsel materyalizme ilişkin eleştirileri, onun Durkheim’den alıntılayarak Anadolu şartlarına uyarladığı dayanışmacılığı esas almasından kaynaklıdır. Dayanışmacılık, Avrupa’da işçi sınıfının gücünün bastırılmasına karşı bir argüman olarak kullanılırken, Türkiye’de milli burjuvazinin ve köylülüğünde içinde olduğu milli ve ilerici atılımların dayanağı olur. Bu anlayış Kemalist Devrim’in ilerleyen dönemlerinde ‘sınıfsız, imtiyazsız ve kaynaşmış bir kitleyiz’ anlayışına evrilir. Hakimiyet-i Milliye’de yazdığı yazılar ile Halk Fırkası’nın kuruluşuna fikri katkılarda bulunmuştur.

Gökalp, milli ekonominin önemine sürekli dikkat çekmiştir. İttihat ve Terakki’nin ekonomiyi millileştirme çabasına katkısı büyüktür. Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak adlı eserinde batının sanayi inkılabının örnek alınmasını ve Türkiye şartlarına uygun bir biçimde sanayi atılımını savunur. “Türklerin bir ülküsü vardır ki, ülkeyi büyük sanayiye kavuşturmaktır” der ve devam eder, “Türklerin toplumsal ülküsü, bireysel mülkiyeti kaldırmaksızın, toplumsal servetleri bireylere kaptırmamak; kamunun çıkarına harcamak üzere korumak ve artmasına çalışmaktır.”

Kadınların toplumsal yaşamda ne derece yer alması gerektiğini Türk Yurdu ve Halka Doğru dergilerinde vurgular. Meslek Kadını adlı şiirinde “Kadın yükselmezse alçalır vatan,/Samimi olamaz onsuz bir irfan./Hasılı bir heves değil, ihtiyaç/İstiyor bu anda böyle bir ilaç” mısralarıyla kadın erkek eşitliğine verdiği önemi gösterir. Yine Malta’da sürgün olduğu dönemlerde, kadınların toplumsal yaşamdaki rolünden çok fazla etkilenir.

Ziya Gökalp eksikleriyle ve kattıklarıyla bizim köklerimizdendir. Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan milliyetçi ve halkçı programın kökleri onlardır. Ne şanslıyız ki ilk Türkçüler, halkçılar ve sosyalistler aynı yerden filizlenir. Ortaya koydukları çözüm aralarında küçük farklılıklar olsa bile kurulacak yeni cumhuriyeti şekillendirmiştir. Gökalp’in hayatından alınabilecek en büyük ders, kendisini yoksul ve ezilen milletine adayan bir aydın olmasıdır.

Ölüm yıldönümünde saygıyla anıyoruz…

Sinan Sungur
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.