(H)iç güvenlik paketi bizleri nasıl etkileyecek, hükümetin hedefi ne?


Doç. Dr. Sait Yılmaz

Doç. Dr. Sait Yılmaz

04 Mart 2015, 12:22

TBMM Genel Kurulu, tartışmalı İç Güvenlik Paketi’nin şimdiye kadar 33 maddesini muhalefet partilerinin itiraz ve protestoları, iktidar partisinin sayı çoğunluğunu kabadayılığa dökerek çıkardığı kavgalar eşliğinde onayladı. Meclis’te gene ve sadece AKP’li vekillerin oylarıyla kabul edilen maddeler arasında bizlerin bundan sonra demokratik haklarımızı kullanmamıza engel olacak, bunun yanında devletimizin güvenlik yapılanması içinde polis, jandarma ve sahil güvenlik komutanlığı birimlerini tamamen siyasi iktidarın vasıtası haline getirecek çok tehlikeli düzenlemeler var. 2003 yılından beri AKP, Avrupa Birliği için reform adı altında yeni yasalar çıkarırken bölücü terör örgütü ve siyasi uzantılarının daha rahat hareket etmesinin önünü açıyordu. Avrupa’nın bize dayattığı bu istekler PKK kongrelerinden kopyalanmıştı. O dönemde Davutoğlu, güvenlik yerine daha çok demokrasiden yana bir denge getirdiklerini iddia ediyordu. Bugün ise demokraside çok daha geriye giderken, getirilen yeni paket Başbakan Davutoğlu’nun iddia ettiği gibi 6-7 Ekim 2014 tarihlerinde terör örgütünün uzantısı sivil yapılanmaların neden olduğu olaylara yönelik bir girişim değildir. Güneydoğu Anadolu’da meydan zaten PKK ve uzantılarına (KCK ve gençlik yapılanması YDGH’ye) bırakılmış durumdadır. Kendi kamu güvenliği ve yargı birimlerini kurmuşlar, kendi polis okullarını kurma derdindeler. Polis ve asker ise uzun zamandır siyasi iktidarın emri ile karakol ve kışlasından çıkmıyor, istihbarat gelse bile vali operasyona izin vermiyor. Teröristler bazen uzun menzilli silahlarla, bazen molotof ya da havai fişeklerle güvenlik güçlerine, kamu binalarına, bankalara, kendilerinden olmayan diğer insanlara saldırıyor, hükümet seyrediyor. İç güvenlik paketi ile seyirden vazgeçmeyecek, çünkü asıl amacı bu değil. Aslında tam da bu paket ile Jandarma’yı tamamen sivil iktidarın kontrolüne alarak meydanı tamamen PKK’ya bırakacak ortamı hazırlıyor. İktidarın iki önceliği yolsuzluk ve rüşvet nedeni ile Gezi Parkı benzeri bir ortamın tekrar yaşanmaması, daha da ötesinde bölücülere verilecek tavizler neticesinde bir iç savaşın önlenmesidir. Kabul edilen 33 madde içinde sadece Bonzai’yi uyuşturucu kapsamına alan düzenlemelere kimsenin itiraz etmedi. İtirazlara neden olan ve bundan sonra hayatımızı etkileyecek hususları özetle açıklayalım;

Polis devleti oluyoruz;

Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu dâhilinde yapılan değişiklikler ile MİT’ten sonra polis teşkilatı da dokunulamaz ve hesap sorulamaz bir kamu güvenliği teşkilatı haline geliyor. İç Güvenlik paketi içinde, bu kapsamda yapılan değişikliklerin neden olabileceği olumsuzluklar şunlar;

- Yargıda adli kolluk iki başlı haline geliyor; ceza muhakemeleri kanunu çerçevesinde savcı adli kolluğun amiri idi şimdi idari makamlar da adli kolluğun amiri haline getiriliyor. Hükümetin niyeti adli kolluğun soruşturmalarını takip edebilmek için oraya birini koymak; yani savcı ne iş yapıyor, takip etmek istiyor. Böylelikle yolsuzluk ve hırsızlık soruşturmasını, savcı üzerinden takip edemeyince, kolluk üzerinden takip edecek, adli kolluğa monte ettikleri idari görevli üzerinden adliyede ne oluyor ne bitiyor izleyebilecek. Bu uygulama Anayasaya ve yargı bağımsızlığı ilkesine aykırıdır. Anayasaya göre; ‘Yargının görevi bağımsız mahkemelerce Türk milleti adına yerine getirilir.’ Dolayısıyla bir kaos ortamının kapısını aralanıyor. Yasama, yürütme ve yargı hükümetin tekeline giriyor, temel hak ve hürriyetleri ihlal edilenlere karşı kendinizi savunacak kimse kalmıyor.

- Polis, kendi amirinin sözlü talimatı ile arama yapabilecek; yani savcının daha doğrusu hukukun devreden çıkarılması ile polis canının istediği gibi davranabilecek. Artık aklına estiği zaman polis üstünüzü, aracınızı, eşyalarınızı ve evinizi arayabilir, sizi yolda çevirebilir, ortada hâkim ya da savcı kararı olmadığı için siz de başınıza gelenler ile ilgili hakkınızı arayamazsınız. Arabada seyir halindeyken polis gelip tüm elbiselerinizi çıkarıp üst araması yapabilir. Unutmayın, bugüne kadar yapılan pek çok aramada bulunan bombaların üzerinden sadece polislerin parmak izi çıktı, sahte delil üretildi.

- Polis, başkalarının can güvenliğini tehlikeye düşürenleri koruma altına alma gerekçesi ile olay yerinden uzaklaştırabilecek; uzaklaştırma gibi süresi ve koşulları belli olmayan garip tedbirler ortaya çıkıyor. Örneğin yoldan geçen bir genç kızı eylemde gördü, bileğine kelepçeyi takar, sokak ortasında bekletebilir ya da onu olay yerinden uzaklaştırmak için istediği yere götürebilir ve orada bırakabilir. Annenize giderken kendinizi ormanda bulabilirsiniz. Bu esnada başınıza bir şey gelmişse, polis; ben ormanda bıraktım, benden sonra ne oldu bilmiyorum, diyebilir. Sokak ortasında bekletme veya başka bir yere götürme gözaltı olmadığı için hastane düzenlemesi yok. Böylece yakalama, arama, gözaltına ilişkin güvenceleriniz kalkıyor.

- Kolluğa meşru savunma dışında öldürme yetkisi tanınması; polis eyleme katılanlar içinde taş, bilye, molotof atan kişiye karşı silah kullanabilecek, böylece ölüm cezası geri dönüyor. Meşru müdafaa hariç olmak üzere kolluğa, kişiye doğrudan ateş etme izni vermek, öldürme yetkisi anlamına gelir. Yüzünü kısmen kapatarak toplantı ve gösterilere katılanlar 5 yıla kadar hapis cezası alabilecek. Silah, molotof, maske kullanma ile ilgili cezalar zaten ilgili kanunlarda düzenlenmişti. Eskiden önce uyarıp, sonra havaya ateş açıp, sonra kişiyi vurma yetkisi vardı. Şimdi ise elinde molotofu olanı görür görmez alnından vurabilir, hiçbir şey açıklamak zorunda değildir. Belki önce kurşunu basar, sonra eline molotofu tutuşturur, (Ali İsmail Korkmaz olayında yaptığı gibi) sonra da görüntüleri siler. Daha da kötüsü polis, cebinde taş vardı diye de birini vurabilir. Polisin 40 yıllık uygulamalarına bakarsanız bundan sonra ne olacağını tahmin etmek zor değil.

- Yeni düzenleme ile valilere geniş yetkiler tanınıyor vali ve kaymakamlara savcı yetkisi veriliyor; valilik “1 Mayıs’ta gösteri yapmayacaksın” dediğinde suç işlemediğin halde gösteri yapmaktan anında hapis cezası verilecek. Valinin ilan ettiği yasaklara uymayanlar 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılacak. Eskiden eylemde polisin boyalı su sıkması yasaktı artık serbest hale geldi. Polis üç gün çıkmayacak boyalı su kullanacak. Polise yardım etmeyen, örneğim toma’ya su vermeyen belediye başkanı ve kamu görevlilerine de hapis cezası uygulanacak.

- Polis savcı kararı olmadan ve kimseye haber vermeden sizi 48 saat gözaltında tutabilecek; Örneğin memur maaşlarına yapılan zammı az bulduğu için bir sendika gösterisi katılmak üzere Cuma günü yola çıkan biri 48 saat gözaltına alındığında, Pazartesi akşamına kadar içeride olduğundan gösteriye gitme, organize etme, liderlik etme şansı yok. Bir de bütün bu uygulamaları makul şüphe ucubesi ile birlikte düşünün.

- Araç kiralama şirketleri, kiralanacak tüm araçlarda coğrafi yer tanımlamasını sağlayan sistem veya sistemler kuracak; kiraladığınız araç ve gittiğiniz yer anlık olarak emniyet tarafından takip edilecek. Kısaca Türkiye’de kişilerin özel hayatı diye bir şey kalmıyor. Zaten banka kartı ile yaptığınız her alış veriş, istasyondan aldığınız her akaryakıt, köprüden geçişiniz, IBAN no. ile her banka işleminiz, pasaport için parmak izi, biyometrik resim ile tüm özellikleriniz kayıt alınıyor, fişleniyoruz. Örneğin dünyada en çok kullanılan sahte isim John Smith’tir. ABD ve Avrupa’da pek çok otel her yıl otellerinde kaç tane John Smith kaldığının sayısı ile reklam yapar. Ama bizde bir otele gittiğinizde kimlik kartı fotokopisi alınarak tüm bilgileriniz sırası ile MİT, polis ve jandarmanın kayıtlarına girer.

- Emniyet Genel Müdürü veya İstihbarat Dairesi Başkanının yazılı emriyle, iletişim tespiti yapılabilecek; daha önce adli ve istihbari dinleme için Ağır Ceza Mahkemesi'nden üç üyenin oybirliğiyle karar alınması gerekirdi. Bu paketle dinleme tek hakim kararıyla mümkün hale getirilip, kolluğa 3 güne kadar herhangi bir hakim kararı olmaksızın dinleme imkanı veriliyor. İçişleri Bakanlığı'na ilişkin her yetki genişletilirken, Adalet Bakanlığı ve hukukçular devre dışı bırakılıyor. Türkiye’de yapılan tüm dinlemeler Ankara’da görevli bir hâkim tarafından denetlenecek. İstihbarat faaliyetlerinde gizliliğin korunması ve karar mekanizması ile denetimde etkinliğin sağlanması bahanesi ile yetkili ve görevli hâkim Ankara Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olacak.

Güvenlik kurumlarına yönelik düzenlemeler;

- Emniyet Teşkilatındaki bütün müdürleri 6 ay içerisinde emekli olacak; böylece emekli olanların yerine kendi adamlarını koyacak. Terfi için getirilen sözlü sınav düzenlemesi ile ancak AKP’den referans alanlar terfi edebilecek. Polis kolejinin kapatılması, güvenlik birimleri fakültesinin kapatılması gibi düzenlemeler yolu ile emniyet teşkilatında büyük bir tasfiye yapılmaktadır. Özetle MİT’den sonra emniyet teşkilatı da AKP gençlik kollarının uzantısı olacak. Bu maksatla, polis alımında yaş sınırı 28'den 26'ya indirildi.

- Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın İç İşlerine Bakanlığı’na bağlanması; bu iki askeri teşkilatın AKP’ye bağlanması ile bir devlet kurumu olma yerine parti organı haline geleceklerdir. Bu, iktidara devlete hizmet için gelen iktidar partisinin devleti ele geçirme stratejisinin en tehlikeli uygulamasıdır. Öncelikle Jandarma yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında ya da PKK’yla mücadelede hükümetle aynı düşünmüyor ve görevini layıkıyla yapıyor. Jandarma, siyaset kurumuna bağlamak suretiyle polis gibi etki altına alınarak; yolsuzluk ve rüşvetle ya da PKK’yla ilgili mücadelede, pasif hale getiriliyor. Daha da tehlikelisi PKK ile devam eden gizli pazarlıkların içinde kurulacak demokratik özerk bölgede PKK’nın bölgenin polisi yani kamu güvenliği teşkilatı olması maddesi var. Bunun için jandarmanın önce pasifize edilip, sonra terör ile mücadelenin asıl gücü olan bu kuvvetin bölgeden çekilmesi planları yapılıyor. Bir diğer sakınca 280 bin mevcudu olan Jandarma’nın siyasi iktidarın kontrolüne girmesi ile teşkilatı tamamen siyasallaşacak, terfiler siyasi iktidara yakınlığa göre yapılacaktır. TSK savaş planlarında jandarmaya verdiği görevleri yerine getiremeyecek ve daha da önemlisi; devletin, halkıyla yegâne irtibatı, gözü ve kulağı olan karakolların bazıları kapatılacak. Hem devletin hem de Silahlı Kuvvetler’in istihbarat gücü önemli ölçüde zayıflayacaktır. Bundan benzer şekilde Sahil Güvenlik Komutanlığı nasibini alacaktır.

Özetle iç güvenlik paketi PKK ile mücadele etmeye, kamu düzenini sağlamaya yönelik değil, AKP’nin kendi iktidarını sürdürmesine hizmet etmek için halkın en demokratik hakkı olan toplantı ve gösterileri daha en başından caydırma ve engelleme amacı taşıyor. Yalçın Akdoğan’ın açıkladığı gibi iç güvenlik paketi ile kendilerinin eski vesayet rejimi dediği Atatürkçüler hedef alınmaktadır. Demokratik barış çözümü adı altında atılan son adımlarda hükümetin hedefinde bölücülerin değil, bölünmeye karşı çıkacak Atatürkçülerin olduğunu göstermektedir. Hükümet, PKK’ya verilecek tavizleri, yolsuzluğu, rüşveti protesto edenleri susturabilmek için bu düzenlemeleri getirmektedir. Artık AKP seçmeninden başka kimse sokaklara çıkamayacak. Muhalefeti engellemek için bir yandan kolluk güçleri parti uzantısı haline getirilirken, silahlı kuvvetler üzerinde oynanan oyunlar ise terör örgütü ile yapılan gizli pazarlıkların sonucudur. Türkiye'de bir iktidar kayması ve güçler değişimi yaşanıyor. Seçilmişlerin ve yargının yetkileri bürokrasiye devrediliyor. Devlete hizmet için iktidara gelen AKP, devleti ele geçirmeye devam ediyor. Paketin zamanlaması, seçimler yaklaşırken olabilecek gösterileri ve Anayasa değişiklikleri ile öngörülen bölücüleri tatmine yönelik düzenlemelere ilişkin tepkileri yani iç savaşı caydırmayı hedefliyor. Bu paket Kürt projesini koruyacağı için ABD, demokrasinin yok edilmesini iç sorunumuz olarak görüyor. Anayasa Mahkemesi'nin, bu paketteki maddeleri anayasaya aykırı bularak iptal etmesi kuvvetle muhtemel ve ümit ediyoruz.

Doç. Dr. Sait Yılmaz
@DocDrSaitYilmaz
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.