banner863

Hava Orgeneral Sayın Abidin Ünal’a açık mektup


Ahmet Yavuz

Ahmet Yavuz

16 Mart 2015, 01:00

Sayın Generalim, Kıymetli Kardeşim,

Bu mektubu uzun uzun düşündükten sonra kaleme aldım. Mektup öncesinde iki çok kıymetli havacı arkadaşımla fikirlerimi paylaştım. Kendileri de sizi mesleki yeteneklerinizle takdir eden, sevginize mazhar olduğunu bildiğim mümtaz şahsiyetlerdir.

Önce şehitlerimiz için başsağlığı dileklerimi yinelemek istiyor, kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum.

Mektubu yazdıran üç etmen oldu. Birincisi 12 Mart tarihli Hürriyet’te yer alan beyanınızdır. İkincisi kişiliğinize olan saygımdır.Nihayet üçüncüsü içinde yaşadığımız buhranlı dönemden çıkışın yolunu bulma arayışıdır.

Beyanınızda Ergenekon, Balyoz davalarında yargılanan arkadaşlarınız için duyduğunuz acının şehitlere duyduğunuz acıya eşdeğer olduğunu belirtmişsiniz. Bu konudaki samimiyetinizden zerrece kuşku duymadım. Asla da duymam. Yaşanan acılı süreçte gösterdiğiniz subay tavrı hafızalara kazınmıştır. Kimsenin gücü, o saygın tavrı sorgulamaya yetmez.

Ancak mesajınızda eksik ya da yanlış bulduğum bir hususu sizinle paylaşmanın bir görev olduğunu düşündüm. Çünkü mesajınızda, yaşanan kazalarla kendini gösteren bir sorunun üstünün örtüldüğünü düşündüren izler var.

Sorunun adını koyamazsak kendisini de çözemeyiz.

Belirttiğiniz gibi Balyoz davasında havacı subaydan çok general yargılandı. Onların bir anda sıfırlanan katkılarını yok sayamayız. Bu onlara haksızlık olur.

Daha önemlisi şudur. Bu insanlar sahte belgelerle yargılandı. Ve yargılananlar dışında hiçbir general veya subay, bunu yüksek sesle söyleme cesaretini gösteremedi. Bu tutum iki şeyi yerle bir etti:

Güven duygusunu yıktı. Kime? Komuta edenlere. Çünkü insanlar sorgulamaya başladılar; ben de düzmece bir belgeyle aynı şeylere maruz kalırsam, beni kim savunacak? Cevabını bulamadılar. Hala bulabildiklerini sanmıyorum.

Özgüveni allak bullak etti. Kendine güven duymayan başkasına nasıl güven versin? Sorun aşağılara doğru kartopu gibi büyüdü. Böyle giderse büyüyerek de devam edecek.

Muhtemeldir ki insanlar kaçmayı tercih ettiler. Mecburi hizmet süresinin 15 yıldan 10 yıla indirilmesinin de etkisiyle önemli sayıda tecrübeli pilotun ayrıldığı biliniyor. İstikbali başka mecralarda aradılar.

Onları kınamıyorum. Öyle durumlarla karşılaştılar ki… Önündeki komutanlarına yapılan iğrenç muamele yetmedi… Bu yapılanlara sessiz kalan komutanlarının anlaşılmaz tavrı yetmedi… Kimi emekli komutanlarının neye hizmet ettiği bilinemeyen tutumları da yetmedi… Aralarında casusluk gibi aşağılık suçlamalara maruz kalanlar oldu. Şu veya bu mezhebe aidiyetin sorgulanması gibi utanç verici tutumlara tanık oldular. Bu ahlaksızlıklara sessiz kalan ama başkalarının özel hayatına burun sokmayı ahlak olarak gören çağdışı kafaların her geçen gün güç kazandığını üzülerek izlediler.

Dün savundukları değerlerin ayaklar altına alındığını bilenlerin nasıl bir moral durumu ve motivasyonzorluğuyla karşı karşıya kaldığını ve kalacağını en iyi bilen komutanlardansınız. Bu ruh halinin sorumluluktan kaçmayı tetikleyeceğini de… Cesaretten yoksun bırakacağını da…

Cesaret ve sorumluluk duygusuna temas etmişken hemen hatırlayalım. Atatürk, Medeni Bilgiler Kitabı’nda komutanlarda üç olumlu özelliğin olmazsa olmaz olduğunu söylemiş: Yaradılıştan gelen yüksek cesaret, çok yüksek sorumluluk duygusu ve çok iyi insan tanıma.

Günümüzün cesareti ve sorumluluğu bu noktada kendini gösteriyor: Millete gerçeği söylemek. Ergenekon, Balyoz, Casusluk vb. davaların yarattığı tahribattır bütün bu kazaları tetikleyen, millet ile ordusu arasındaki bağı koparan ve devletin stratejik aklını yerle yeksan eden…

Başımıza ne geldiyse bu konudaki sakat tavırdan kaynaklandı.

Gerçeği bilmeden onu arzu edilen niteliğe kavuşturmak mümkün değildir. Açıkça kabul edelim; bu tavır eksikliği bu coğrafyanın en güçlü ve itibarlı ordusunu kötürüm etmiştir.

Bunu da kendi devleti, milletten aldığını iddia ettiği yetkiyle yapmıştır. Bütün bu yapılanlar maruz kalanlardan çok, yapanlar, yaptıranlar, eli bağlı seyredenler ve duyarsız davrananlar için utanç vericidir. Ülkenin bekasını tehlikeye atmışlardır. Tarih önünde hesap vereceklerdir. Bir tarihçimizin dediği gibi “Kimse yaşadığı çağı mutlak, aktüel değerleri değişmez sanmasın.”

Bu tertipçilerin ve onlara bu yolu açanların ömrü uzun olamaz. Esas önemli olan tarihin bize yüklediklerini sırtlayabilmektir.

Demecinizin yayımlandığı gün aynı gazetede Sayın Ertuğrul Özkök’ün “Milli Sabrın Ateşle İmtihanı” başlıklı köşe yazısı aslında bu anlattıklarımın daha edebi bir dille sunumuydu. Kendisine teşekkürlerimi sunuyorum. Çıkış yolunu göstermesi bakımından da çok öğretici bulduğumu belirtmeliyim.

Subay sıradan bir adam değildir. Hele bir pilot sıra dışının örneğidir. Birlikte çalıştığım ve emrimde görev yapan helikopter pilotları en saygı duyduğum muharip kesimi oluşturmuştur. Evet,sizlerin de onlar gibi en zorunu ve en iyisini yapmakta olduğunuzu biliyor ve şahsınızda bütün havacılarımıza çok yüksek güven duyuyorum. Sizin bu konuda çok önemli bir rolünüzün olduğundan da eminim.

Sorunun çözümü, sorunu yaratanlarda yatıyor. Fakat sorunu cesaretle dile getirmek de size düşüyor. Zaten kazaların uçaklardan kaynaklı değil, eğitim ve iletişim gibiinsandan kaynaklı olduğunu açıkça dile getirerek sorunun bir kısmına parmak basmışsınız. Nedenlerin tamamını ve temel olanınısöylemeyi nezaketiniz engellemiş olabilir. Onu da cesaretle millete söylemeniz gerekir diye düşünüyorum. Özgüveni yeniden kazanmanın yolu yüksek moral ve eğitimden geçiyor. Moralsizliğin giderilmesi de bir eğitim ama aynı zamanda bir tutum işidir. En azından bundan sonra yeni canlar kaybetmemek adına…

Nuri Conker, Zabit ve Kumandan adlı eserinde ”Askerlik işlerin çekip çevrilmesi değil, insanların sevk ve idaresi sanatıdır.” dediğinde, Mustafa Kemal’in bu ifadeyi önemle benimsediğini biliyoruz.Balkan Harbi’nde millete yaşatılan utancın da, Çanakkale Savaşı’nda yaşatılan onurun dasevk ve idare farkından kaynaklandığını biliyoruz. Millet de bilsin ki tedbir alabilsin!

Kendisini Türk milletinin istiklal şuuru olarak gören subay, hiçbir aşağılayıcı tutuma layık değildir. Bu zor ve sancılı dönemden alnının akıyla çıkacaktır. Zaten ardı ardına gelen yargılama kararları da buna işaret etmektedir.

Beklentimiz, bu süreçte mağdur edilenler üzerinden yapılacak iade-i itibarın Ordu’muzun morali üzerinde olumlu etki yapmasıdır.

Şahsi bir kaygımız yoktur. Sizlerin kaygısı hepimizin kaygısıdır. Esas olan millet adına duyulan kaygıların giderilmesidir.

Sizin ve çalışma arkadaşlarınızın sürdürdüğü fedakâr yaşamın bilincindeyim. Amacım sizi incitmek veya üzmek değildir. Aksine onur sahibi ve güven duyulan bir komutan olduğunuzu biliyorum. Bütün sorunların üstesinden gelmenin gerçekleri milletimize anlatmaktan geçtiğinin idraki içinde bu mektubu kaleme almak ihtiyacı hissettim. Olumlu karşılayacağınızı umarım.

En içten saygı ve sevgilerimle, kazasız uçuşlar ve engin başarılar dilerim.

Ahmet Yavuz
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Alp Mert - 2 yıl önce
hava kuvvetlerini içler acısı durumdan kurtarmak icin caba harcayan herkese teşekkürler .. kumpaslarla ve haksız suçlamalardla değerli subaylar ihrac edildi ..pilotlar ve subaylar ağlıyor arkadaşları icin ve cok tedirginler ..
Avatar
sultan yldırım - 2 yıl önce
şimdide emekli tümgeneral osman yildirim yok edi̇lmeye çalişiliyor.suç yaratilmaya çalişilarak