Hun Hava Kuvvetleri


Oktay Yıldırım

Oktay Yıldırım

29 Aralık 2014, 09:22

Hun Hava Kuvveti mi olur demeyin. Olur. Binbaşı Henry Osmond Lock. İngiliz Ordusunda görevli. Filistin cephesinde Osmanlı Ordusu'na karşı savaştı. Anıları “İngiliz Ordusuyla Kutsal Topraklarda” adıyla Destek Yayınları tarafından yayınlandı. Binbaşı Osmond Türklere karşı hiç de dost canlısı değil. “Korkunç Türk, ölüm vadisinde sıkıştı” diyor mesela. İlk başta çeviri ya da dizgi hatası sandım, ama birçok yerde geçiyor Hun hava gücü.
“(…)Artık Hun hava kuvvetlerinin gökten gelen sesine alışmıştık.” Başka bir yerde “(…)Avcılarımız genelde Türk pilotlara doğrudan ateş etmekten kaçınıyorlardı.” “(…)Savaş uçaklarımız ise avcılardan farklı olarak Hun pilotlarla teke tek mücadeleyi tercih ediyorlardı.” “(…) Hunlar uçaklarıyla alçak uçuşlar yapıyor, istedikleri şekilde hatlarımızı bombalıyorlardı.”

O tarihte Osmanlı İmparatorluğu’nun başındaki padişah bile kendisini Türk olarak görmüyordu. Ama düşman ordusunun gözünde onlar Türk ve Hun… Ve tarih boyunca adı ya da yöntemi sürekli değişse de sürdürülen savaşın tek amacı var: Türkleri tekrar Asya topraklarına sürmek, Ön Asya dedikleri Anadolu’yu yeniden fethetmek…

Bugün kendisini Türk gibi görmeyen, Avrupalı ya da Ortadoğulu olmaya çalışan, mezhep bağlılığını kimlik sayan zavallıların görmediği gerçeği Binbaşı Osmond’un sesi anlatıyor bize…

AHTAPOT

Hüseyin Çelik, kendisini arayan bir “derin devlet köpeğinin” Tayyip Bey’in kasetlerinin çıkacağını ve kendisi DYP’deyken AKP’ye geçmemesi konusunda uyardığını söylemiş. Kendisi de ona şu cevabı vermiş: “Dedim ki; ‘sen bunları bana anlatmasaydın ben bu harekete dört elle sarılmıştım. Sen şimdi bana bunları anlattıktan sonra ben bundan sonra ahtapot kollarıyla sarılacağım’ dedim.”

Ahtapot?

Ahtapot, omurgasız bir canlıdır… Üç kalbi vardır. Esnektir, her delikten geçer. Çok hızlı renk ve şekil değiştirir, yedi saatte binden fazla şekil değiştirebildiği biliniyor. Bazı türleri kendisini savunmak için düşmanına mürekkep püskürtüp üstünü başını boyar. Kolları o kadar güçlüdür ki, bir köpek balığının omurgasını bile kırabilir… Dikkat diyorum, başka da bir şey demiyorum.

YILAN


“Kütahya’ya kadar gelen Mısır ordusunu durdurmak için II. Mahmud Rusya’yı imdada çağırmış, sonra da ‘Denize düşen yılana sarılır.’ demişti.”( Mümtazer Türköne, Zaman, 23 Aralık)
Doğru… Öyle demişti ama Rusları çağırmadan önce yok ettiği ordusunun yerine bir şey koyamamıştı. Navarin’de donanması yakılırken ordusuzdu. Yunanistan bağımsızlığını ilan ettiğinde de… Ordusundaki din anlayışını değiştirdi. Bektaşi tekkelerini bile yıktı da yerine Birgivi risalelerini koydu. Yarattığı dinibütün-sünni ordu, o savaşta, Mehmet Ali’nin daha Müslüman olduğuna inandığı için akın akın onun tarafına geçiyordu. Kuşkusuz onun da yanı başında Mümtazer Türköne gibi “orduyu lağvedelim” diyen çokbilmişleri vardı. Taarruz zamanına bile yıldız falıyla karar veriyorlardı…
Hülasa, evet yılana sarıldı ama o yılana sarılmanın nedeni, yanında beslediği diğer yılanlardı.

NAZLI ILICAK NUMARALARI

Tahşiyeciler operasyonuna konu olan bombaların açıklamasını yapıyor: “Bir başka iddia da aynı bombaların farklı operasyonlarda, sözgelimi Poyrazköy, Zir Vadisi vs. mekânlarda ele geçirildiği rivayeti. Bunu “Bombalar aynı seri numarasını taşıyor” iddiasına dayandırıyorlar. Hâlbuki bombaların, silahların aksine “seri numarası” değil, “kafile numarası” oluyor. Her silahın seri numarası farklı... Kafile numaraları ise yüzlerce hatta binlerceyi bulan üretimi kapsıyor. Dolayısıyla iki bombanın aynı kafile numarasına sahip olması, bunların birbirinin aynı olduğunu göstermiyor.”

Tarih, 25.03.2008. CNN-Türk, “Tarafsız Bölge" programı. Nazlı Ilıcak şöyle diyordu: "Bilirkişi raporları ile Ümraniye'de ele geçen(?) 27 adet el bombasının, aslında 30'luk paket olduğu ve eksik olan 3 bombanın Cumhuriyet'e atılanlar olduğu ispatlandı"

O gün de aynı numaradan binlerce üretiliyordu. Üstelik söylediği yalandı… Böyle bir ispat ya da 30’luk paket diye bir şey yoktu. Tamamen kendisi uydurmuştu. Ama Nazlı Ilıcak’tı işte, söylüyordu… Şimdi yine söylüyor… Dün öyle, bugün böyle…

TUTSAK FEDAİLER


Kumpas diyor herkes. Ama onlar hâlâ tutsak. “Unutulduk” diyorlar. Ve haklılar.

“Mustafa Balbaylar, Tuncay Özkanlar, Mehmet Haberallar, İlker Başbuğlar, Çetin Doğanlar, Engin Alanlar... Onlar çıkınca, cephemiz güçlenir dedik. Hep beraber savaşırız dedik. Bizim de hakkımızın teslim edilmesi yakındır dedik, olmadı. Çünkü kimse durmadı arkamızda. Siz aynı kumpasla cezaevine giren ve bugün özgür olan bu büyüklerimizin hangisinin ağzından duydunuz "İstanbul Askeri Casusluk Davası"nı. Bir tanesi tek bir kelime etti mi, bir tanesi tek bir yazı yazdı mı? Milletvekili olanların hangisi çıkıp Meclis kürsüsünde gündeme getirdi?“

“Bizler, İstanbul Askeri Casusluk davasının hükümlüsü olan 43 genç subay ve mühendis... Bizler üzerimize atılan suçları işlemedik, biz bu vatanı satmadık. Aksine bu vatan, bu millet uğruna çalıştık. Bizler gerçek vatanseverleriz. Eğer ülkem, içinde bulunduğu kaostan, biz harcandığımızda çıkacaksa bir an durmayın, harcayın. Bu ülke, bu millet, bu devlet bize sahip çıkmamış olsa da bizim onlara canımız feda...”
Ve bu sayfadan sesleniyorum. Biliniz, biz, yani Aydınlık ailesi sizi unutmadık. Sadece sizi değil, İzmir’de aynı pespaye suçlama muhatap olan vatan evlatlarını da… Unutmayacağız, unutturmayacağız!

KİM KARDASHİAN GELSİN

Habere göre AİHM’de görülecek olan “Ermeni Soykırımı” davasında, Ermenistan’ı ABD’li ünlü aktör George Clooney’in karısı Amal Ramzi temsil edecekmiş.
Doğu Perinçek de “Hz. İsa’nın karısı gelse başarı şansları yok” dedi. Bir ara Obama’nın avukat karısının da adı geçti. Benim de bir önerim var. Kim Kardashian’ı getirsinler. Pek yakışır…

TAHRİK KRİTERİ

Önemli konuların yazarı Engin Ardıç, direk dansı konusunda fikir serdetmişler: “Direk dansı Amerika'da genellikle 'striptizle karışık' yapılıyor ama ille de soyunmaya gerek yok, giyinik durumda bile yeterince tahrik edici. Kimleri? Daha ziyade 'muhayyile fukarası' kabız erkekleri.”
Kuşkusuz kendisini bu “muhayyile fukarası” erkekler arasında saymıyor. O halde, direk dansının “soyunmaya bile gerek kalmadan yeterince tahrik edici” olduğunu nereden biliyor?

SİVİL SAVCI


Gültekin Avcı, eski bir savcı… Ortada bir F tipi örgüt olmadığını, adeta kendi savunmasını yapar gibi anlatıyor: “Evvelce terör eylemleri mevcut bir silahlı örgüt de yok ki Karaca ve Dumanlı’nın iştiraki düşünülebilsin. Savcının silahlı örgüt delili olmadığı halde, tutuklamaya sevk yapması kanun sınırlarını kasten aşmaktır.(TCK.257)”

Ortada, MİT’in, Genelkurmay’ın, MGK’nın ya da Emniyetin evvelce bildiği Ergenekon adında bir silahlı örgüt yoktu. Delil olduğu söylenen her şey hukuksuz yollarla elde edilmişti ve dökülüyordu, bazıları yok edilmişti. Kişiler arasında bağlantı hatta tanışıklık bile yoktu. Eylem yoktu. Ama Gültekin Avcı vardı…
Tarih, 21 Kasım 2014, Habertürk- Basın Kulübü programı. Saat 01.40… Gültekin Avcı, “Ergenekon diye bir örgüt var mı?” sorusuna, “kesinlikle var” deyince, orada bulunan Süheyl Batum ve Ümit Kocasakal, “ortada bir mahkeme kararı olmadan bu hükme varılamayacağını” anlatmaya çalıştılar bu “hukuk” adamına. Şöyle cevap verdi: “Benim bu konuda 12 tane kitabım var, kesinlikle bu örgüt var…”
Önerimizdir. Ergenekon dava dosyasında var. Nusret Senem hazırladı. Kaynak Yayınları bastı. Fetullah Gülen ve Işık evleri hakkında devlet istihbarat arşivlerinde yer alan bütün raporlar, mahkeme kararları, ses kayıtları, resmi belgeler… Aç oku. Şimdi hukuk mukuk parçalama bize…

KOŞULSUZ BİAT


“Bizler Ergenekon’un varlığını iliklerimize kadar yaşarken de, sonrasındaki açılımlar sürecinde de... Ümraniye’de bir evde ele geçirilen bombaları, Poyrazköy’deki, Erzincan’daki ele geçirilen delilleri, sahte imza tartışmalarını, Tübitak raporlarını vs. Sorgulama gereği duymadık. Hepsi de emin olduğumuz delillerdi.”

Bu satırlar Zaman gazetesinin eski, Yeni Şafak gazetesinin yeni yazarı Leyla İpekçi’ye ait… Biat böyle bir şey… Aklını bile devre dışı bırakıyor insanın.

Oktay YILDIRIM
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.