İran’dan hala petrol alıyor muyuz? Alıyorsak parayı nasıl ödüyoruz?


Can Ataklı

Can Ataklı

16 Nisan 2014, 01:08

İyi akşamlar sevili izleyiciler; bu akşam çok merak ettiğim bir konuyu sizlerle paylaşarak başlamak istiyorum sohbetimize. 17 Aralık’tan bu yana konuştuğumuz bir konu var. Ne oldu 17 Aralık’ta. Aralarında üç bakan oğlunun da bulunduğu bir gurup yolsuzluk yapmak, rüşvet almak ve vermek, bu amaçla çete kurmak suçlamasıyla gözaltına alındı. Bunlardan bazıları tutuklandı.

Halk Bankası olayı
Tutuklananlar arasında çok önemli bir isim de vardı. Halk Bankası Genel Müdürü’nün de evinde arama yapılmış ve evde ayakkabı kutuları içine yerleştirilmiş 4.5 milyon dolar para bulunmuştu.
Tutuklananlar arasında bir büyük kamu bankasının Genel Müdürü de olunca gözler ister istemez Halk Bankası’na da çevrilmişti.
Bu fırtınalı gün biterken Halk Bankası’nın olaya dahil edilmesiyle ilgili sorgulamalardan ilk bilgiler de gelmişti. Buna göre aslında işin bir bölümünün özü şuydu; Türkiye petrol ihtiyacını çeşitli ülkelerden sağlıyor. Bunlardan biri de ve hatta en önemlisi İran. Ancak bu ülkeye yönelik uluslar arası bir ambargo ve Türkiye de bu ambargoya taraf olarak imza atmış bir ülke.

İran’a ambargo engeli
Yani Türkiye istese de İran’dan petrol alamaz ve parasını ödeyemez. Oysa Türkiye’nin petrol ihtiyacı var ve bunu alabileceği en cazip ülkelerin başında İran geliyor.
Nitekim hükümet ambargoya rağmen İran’dan petrol alımını sürdürmüş. Tamam da parası nasıl ödenecek. İşte Halk Bankası’nın işlevi burada ortaya çıkıyor. İran’dan alınan petrolün parası eğer ambargo almasa resmi yollardan ödenecek. Ama ambargo var. Bu durumda ödeme gayrı resmi yollardan yapılmak durumunda. İşte bu nedenle Halk Bankası’nda bir fon oluşturulmuş. Petrol parası da düzenli olarak bu bankadaki fona yatırılmış.

Altın Fonu kuruldu
Ambargo nedeniyle bu para direk transfer edilemiyor. Bunun için de altın fonu oluşturulması çaresi bulunmuş. Yani petrol parası altına çevrilecek altın bir şekilde İran’a gönderilecek. Ama bunu devlet de direk yapamıyor. İşte bu aşamada İran asıllı Rıza Sarraf formülü devreye gidiyor.
Türkiye’de her nasılsa zenginleşen ve magazin dünyasının yıldızları arasına sokulan bu genç İran asıllı tüccar, altın ihracatçısı pozunda tonlarca altını yurtdışına çıkarıyor. Altın dolambaçlı yollardan İran’a gidiyor. Böylelikle Türkiye petrol karşılığı olan borcunu ambargoyu delerek ve uluslar arası hukuka aykırı biçimde ödemiş oluyor.

Dünyanın itirazı yok
Aslında dünya sisteminin buna pek itirazı yok. Sonuçta Türkiye kendinde olmayan çok önemli bir ihtiyacını karşılamak zorunda. Çaresiz yani.
Sonuçta Türkiye’nin de bir kaybı yok. Zaten ödemek zorunda olduğu parayı, kural dışına çıkarak ödüyor. Buradaki en önemli sorun petrol gibi çok büyük meblağ tutan parayı kayıtta tutabilmek. Yani bu paranın “kara para” gibi algılanmasını önlemek. İşte az önce anlattığım Rıza Sarraf formülü, bu paranın kara para gibi görünmemesini sağlıyor. Sanki bir işadamı çok büyük miktarlarda altın ticareti yapıyormuş gibi görünüyor.

İran’dan ıskonto
Burada Türkiye’nin lehine bir durum daha var. İran ambargo nedeniyle hiç satamayacağı bir petrolü Türkiye’ye satmış oluyor. Bu nedenle alacağı parada ıskonto yapıyor. Yani normalde 90 milyar euro tutan petrol karşılığında “Sen bana 84 milyar Euro gönder kafi” diyor.
Hani rüşvet diye söylenen var ya, aslında bu işte o ıskonto tutarı. Ancak giden para kayıt dışı olduğu için ıskonto miktarı da kayıt dışı olduğundan bunun bir bölümü kimi bakanlar ve bürokratlar arasında paylaşılıyor. Bunların miktarları konusunda savcıların Meclis’e gönderdikleri fezlekelerde ayrıntılar var. Örneğin bir bakan 120 milyon dolar almış. Biri 52 milyon. Birinin 1.5 milyon dolar aldığı kayıtlarda var.
Neyse lafı çok uzatmayayım. Dikkatli ve duyarlı vatandaşlar bu serüveni çok iyi biliyorlar. Gün gün izlediler.

17 Aralık’ta zincir koptu
Gelelim merakıma. 17 Aralık operasyonu ile büyük bir yolsuzluk ve rüşvet ağı ortaya çıkarıldı ama belli ki İran’dan alınan petrolün parasının ödenmesinde kullanılan zincir de kopmuş oldu. Yani İran’dan petrol alıyoruz, bunun bedelini Halk Bankası’nda altın hesabı olarak fonluyoruz, sonra bu altınları Rıza Sarraf marifetiyle İran’a gönderiyoruz.
Peki, bu zincir koptuğuna göre şimdi ne yapıyoruz? İran’dan petrol almaya hala devam ediyor muyuz yoksa petrol alımı kesildi mi? Eğer petrol alımı eskisi gibi sürdürülüyorsa şimdi parayı hangi yolla ödüyoruz? Yeni bir Rıza Sarraf mı bulundu, yine altın hesabı mı kullanılıyor yoksa başka yöntemler mi geliştirildi?

Başbakan’ın hassas konusu
17 Aralık’tan bu yana bu konu hiç konuşulmadı. Ama son zamanlarda yaşadığımız bazı olaylar, Başbakan’ın özellikle bir konu hakkında çok hassas davranması benim zihnimde türlü çeşitli senaryoların oluşmasına neden oluyor.
Bakalım, ben merakımı dile getirip sordum. Belki bir cevaplayan olur. Olmazsa bu konuda dolaşan dedikodulardan söz ederim önümüzdeki günlerde.

Yalova’daki rezalet
Laf paradan açılmışken, iki gündür değinemediğim bir konuya gireyim bari. Hatırlayacaksınız Yalova’da seçimler sonucu daha önce AKP’nin elinde olan belediye başkanlığı bu kez CHP’ye geçti. CHP’li başkan daha koltuğuna oturur oturmaz büyük bir sürprizle karşılaştı. Bazı yemek firmaları başkanın önüne bir milyon liraya yaklaşan bir fatura koydular.
Meğer eski başkan seçimlerden önce 75 bin kişiye yemek vermiş. Parası ödenmemiş. Belli ki “nasıl olsa seçimi kazanacağız” diye düşünmüşler. Kazandıktan sonra mesele yok ki zaten.
AKP’li başkan çeşitli medya organlarına açıklamalar yaptı. Bu yemek faturalarının her ay Yalova’daki yoksul yurttaşlara ve öğrencilere verilen yemekler olduğunu söyledi. Ancak Yalova’daki seçim kampanyasını yerinde izleyenlerin anlattığına göre bu çok da doğru değil. Çünkü seçim kampanyası boyunca Yalova’da defalarca masalar kurulmuş ve halk buradan bedava yemek yemiş.
Şimdi bakın sevgili izleyiciler; belediyelerin yoksullara ve öğrencilere yemek vermesi çok normal. Kaynağını bulabildikten sonra belediyelerin bu tür sosyal görevleri yerine getirmesi de gerekiyor zaten.
Ancak belediye kaynaklarını seçim yatırımı için kullanmak olmaz. Yalova’daki başkan seçimleri kaybettiği için yakalandı bir anlamda. Peki diğerleri?

Seçimlerde harcanan milyonlar
Sevgili izleyiciler; ne gariptir ki her seçimde bütün halkın gözü önünde milyonlarca lira para harcanır, ama nedense bu kimsenin dikkatini çekmez.
Son seçimlerde de yaşadık. Bütün kentler bayrak, flama, afiş, dev pankartlarla donatılıyor. Adaylar kitlesel yemekler veriyor, kampanya boyunca hediyeler dağıtılıyor.
Hiç bunların maliyeti sorulur mu?
Oysa kanunlarımıza bakarsanız seçimlerde harcanacak paraların mutlaka belirtilmesi gerektiğini görüyoruz. Partilere yapılacak maddi ve ayni bağışların da limitleri belirlenmiştir.
Ancak bunlara kimse uymaz. Bakıyorum bazı belediyelerde başkan adayları milyonları bulan harcamalar yapıyorlar. Bir insan maaşı 10 bin lira olmayan belediye başkanlığı için neden 5 yılda alacağı maaşın toplamından fazla para harcar ki?

Maaşları karşılamaz ki

Yoksa bu adaylar için maaş hiç önemli değil mi? Belediye Başkanlığının başka getirileri olduğunu mu düşünüyorlar da o kadar para harcıyorlar?
Kamuoyunun bu konuda duyarlı olması gerekir. Seçim kampanyalarında adaylara yaptıkları harcamaları ve bunların kaynaklarını da sormalıyız. Bizde tam tersi bile oluyor. Adam bir adaya diyor ki “senin hiçbir yerde afişini görmüyoruz, yemek de vermiyorsun, hediye de dağıtmıyorsun, peki nasıl kazanacaksın ki?” Yani vatandaş duyarlı olacağına harcama yapmayan ya da maddi nedenlerle yapamayan adaya bir de posta koyuyor, “sen diye yapmıyorsun?” Ama aynı adam seçimden sonra “vay yolsuzluk var, hırsızlık var” diye bağırabiliyor. İyi de güzel kardeşim, perşembenin geleceği çarşambadan belli değil mi? Aday 5 yıllık kazancından fazla harcama yaparken herhalde bunu kat kat geriye alacağını hesaplıyor ki bu kadar bol keseden harcıyor. O harcama yapılırken ağzını açmıyorsan, bu parayı geri almak için sapılan yolların da hesabını sorma hakkın yoktur.

AKP’deki Cumhurbaşkanlığı anketi
Sevgili izleyiciler, bugünün gündemindeki konulardan biri de AKP’nin milletvekilleri arasında yaptırdığı anketti. Başbakan bu sabah AKP’li milletvekilleri ile bir kahvaltılı toplantı yaptı. Bu toplantıda milletvekillerine “kimi cumhurbaşkanı olarak görmek istedikleri” soruldu. Ayrıca AKP’deki üç dönem koşulu ile ilgili görüş ve fikirleri de soruldu.
Bu anketlerden ne sonuç çıktı şu anda tam bilmiyorum, ama öğrendiğime göre milletvekillerine dağıtılan formlarda isim ve imza bölümü de açılmış. İsim vermek zorunlu olduğunda insanlar gerçek fikirlerini söylemekten kaçınabilirler. Örneğin Tayyip Erdoğan’ın gözünün içine bakarak “benim adayım Abdullah Gül” demek her milletvekilinin harcı değildir. Anladığım kadarıyla Erdoğan bu anketle birlikte “AKP’nin tercihi Recep Tayyip Erdoğan” görüşünün öne çıkmasını istiyor.

Gül’ün kararı önemli değil
Bu durumda aklıma şu geliyor. Hani Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Benim kararım önemli, aday olup olmayacağımı ben açıklarım” falan diyor ya, aslında bunun fazla geçerliliği yok.
Çünkü Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı adayı olmak için 20 milletvekilinin imzası gerekiyor. Yani siz kendi başınıza “ben cumhurbaşkanı adayıyım” diyemiyorsunuz. Sizi mutlaka en az 20 milletvekili aday göstermek zorunda. 20 milletvekili beni aday gösterse ben de Cumhurbaşkanı adayı olabilirim. Aslında fena fikir de değil. Sonuçta iki turlu seçim değil mi? İlk tura girerim, ilk ikide yer alırsam asıl büyük seçimde yarışırım, yok ikinci olamazsam da aldığım oylar yanıma kar kalır. Bu herkes için geçerli tabii. Yeter ki parlamentodan sizi destekleyecek 20 imza bulun.

Gül’ün de 20 imzaya ihtiyacı var
Ben Gül Cumhurbaşkanı olduğu için, kendisi yeniden aday olabiliyor zannediyordum. Ama açıp anayasaya baktım, aynı koşul Gül için de geçerli. Demek ki Gül de aday olabilmek için en az 20 milletvekilinin imzasına muhtaç. Şimdi eğer Tayyip Erdoğan aday olmak isterse ve kendi milletvekillerine de “kimse Gül’ü de aday göstermeye kalkmasın” derse Gül nasıl aday olacaktır? Yok, eğer Erdoğan “Bizim adayımız Gül’dür” derse, o zaman 20 değil 300 imza bile toplanabilir.
Kısacası Gül’ün adaylığı öyle söylediği gibi sadece kendi kararı ile olmayacaktır. Gül’ün “benim kararım” diyeceği şey de aslında Tayyip Erdoğan’ın kararına bağlı olacaktır. Başbakan’ın deyimiyle “bunu böyle bilelim.”

Daha çok konuşuruz
Aslına bakarsanız cumhurbaşkanlığı konusu daha çok su kaldırır. Sonuçta bizler tartışırız, fikirler söyleriz, senaryolardan söz ederiz, ama hiçbirinin faydası yok. Sonuçta adaylık konusu sadece ve sadece Tayyip Erdoğan’ın kararına bağlı olacaktır.
O adaylık konusunda bir irade beyanında bulunmadıkça muhalefetin çıkaracağı aday ya da adayların da hükmü yoktur. Ne zaman ki Erdoğan kararını açıklar, kendisi aday olur ya da birini işaret eder, asıl mücadele ondan sonra başlar.
Ama diyorum ya, o güne kadar da bizim çenemiz yorulur sadece.
Bugünlük sürem bitti. Yarın aynı saatte yine birlikte olmak dileğiyle sevgiler sunarım. Hoşça kalın.


( GÜNÜN YORUMU. 16.4.2014.ÇRŞ. ) İRAN'DAN HALA... paylaşan: ulusalkanal
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hüseyin inan - 3 yıl önce
yorum saaatini 19 40 a alırsanız daha çok izlenir.
Avatar
Yusuf Özer - 3 yıl önce
yazıda şöyle geçiyor : "i̇rana ambargo engeli
yani türkiye istese de i̇randan petrol alamaz ve parasını ödeyemez"

iyi güzelde birleşmiş milletler veya nato gibi bizim elimizi kolumuzu bağlayan bir kurumun, iran'a karşı bir petrol ambargosu yok.. petrol ambargosu var diyen tek ülke abd.. abd'nin uyguladığı ambargo türkiye'yi bağlamaz ki?
Avatar
sydneyden turan - 3 yıl önce
sevgili can bey bugun avustralya basbakani bir sise sarap ediye aldi diye istifa etti bir zahmet bizim basbakanin kulagina citlat.