IŞİD, 49 rehineyi Türkiye’ye neden verdi?


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

24 Eylül 2014, 15:36

Tam da IŞİD’e uluslararası müdahalenin konuşulduğu günlerde Örgüt, elinde bulunan 49 Türk rehineyi Türkiye’ye teslim etti. Üstelik NATO toplantısında ve sonrasındaki görüşmelerde, Türkiye’nin katılımının kritik önemde olduğu konuşuluyordu. Türkiye ise IŞİD’in elinde rehine olarak bulunan yurttaşlarını bahane ederek müdahaleye katılım konusunda çekinceler koyuyordu.

Tam bu noktada AKP iktidarının çekince gerekçelerini ortadan kaldıran bu gelişmeyi nasıl yorumlamak gerekir? Aslında herkesin bildiği bazı gerçekler bir kez daha bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.



Gerçekler

Ortaya çıkan birinci gerçek, 49 Türk rehinenin gerçekte IŞİD’in değil, ABD’nin elinde olduğunun ortaya çıkmasıdır. Bugüne kadar elindeki rehineleri Türkiye’ye teslim etmeyen IŞİD, tam da uluslararası müdahaleye Türkiye’nin de katılımının konuşulduğu koşullarda, kendisi için bir güvence olan rehineleri teslim etmiştir. Demek ki aslında IŞİD adında bağımsız bir irade söz konusu değildir.

Ve gene demek ki rehineler, IŞİD’in değil ABD’nin elindeydi. Rehin alınmaları Türkiye’ye yönelik tehditti. Özetle, “hizadan çıkması” durumunda Türkiye’yi nelerin beklediği konusunda yapılmış olan bir uyarıydı. Elbette rehine eylemi; Irak ve Suriye’de çeşitli vaatlerle ateşe sürülen terör gruplarının AKP iktidarına “bize verdiğiniz sözleri unutmayın” mesajını da içeriyordu.

Rehinelerin çok kritik bir anda teslim edilmeleri, sonuç olarak, ABD planları doğrultusunda Türkiye’nin daha ileri adımlar atmasını sağlamaya yönelik yeni bir hamle olarak anlam kazanmaktadır.



Yeni İkiz Kuleler provokasyonu

İkinci olarak IŞİD’in, ABD’nin bölgeye ilişkin planlarını hayata geçirmek için kullandığı bir enstrüman olduğu bir kez daha olanca çıplaklığı ile ortaya çıktı. Israrla internet üzerinden servis edilen vahşet görüntüleri, bütün dünyayı Suriye ve Irak’a müdahaleye ikna etmek için kullanıldı. ABD’nin bu konuda başarılı olduğunu da söylemeliyiz. IŞİD vahşeti bütün dünyada “bir şeyler yapılmalı” fikrini güçlendirdi.

2001 yılındaki İkiz Kuleler saldırısı, Amerikan derin devletinin başından sonuna içinde olduğu bir provokasyondu. Amaç Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirmek için doğrudan askeri güç kullanılmasına ABD ve Dünya kamuoyunu ikna etmekti. Afganistan ve Irak işgalleri bu provokasyon sonucu gerçekleşti. Afganistan işgalinde neredeyse bütün Dünya ABD’nin arkasındaydı. Irak işgalinde aynı durum yoktu ama ABD saldırısı karşısında Irak’ın yalnız olduğunu söyleyebiliriz.

Suriye ve Irak’ta ısrarla sergilenen IŞİD vahşeti de İkiz Kuleler provokasyonu gibi bir işlev görmüştür. Afganistan, Irak, Lübnan ve Gürcistan’da yenilen, tecrit olan ABD şimdi yeni bir uluslararası koalisyon oluşturmayı başarmıştır. Ama doğrudan kara harekâtına katılmaya ABD kamuoyunu ikna etmek mümkün olmadığı için ihtiyaç duyulan askeri güç, Türk askeri kullanılarak karşılanmak isteniyor.



Operasyonda son hamleler

İşte bu noktada birbiriyle ilişkili birden fazla gelişmenin yaşandığını görüyoruz. Bir yandan yeni vahşet görüntüleri servis edilirken, öte yandan Türkiye’ye yeni ve daha büyük bir göçler tezgâhlanıyor. PYD’nin koruduğu söylenen Kobani köylerine yönelik IŞİD saldırısı, şimdilik en az yüzbin kişilik yeni bir göç dalgasına yol açtı. Bugüne kadar gelmiş olan iki milyona yakın Suriyeli mültecinin yol açtığı sorunlarla boğuşan Türkiye’nin, yeni göçmen kitleleri ile karşı karşıya bırakılması, Türkiye’yi Suriye operasyonunda yer almaya razı etmek içindir.

IŞİD’in elindeki Türk rehinelerin tesliminin bu gelişmelerle aynı günlere rastlamasını işte bütün bu gelişmelerle birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Kısacası Suriye’ye yönelik yeni bir operasyonu tezgâhlayanlar, koşulların şimdi, Türk Ordusunu da kullanarak bu ülkenin kuzeyinde bir tampon bölge yaratmak için daha elverişli hale geldiğini düşünmektedirler.



1990’larda Çekiç Güç, bugün Kürt koridoru


IŞİD vahşeti, Türkiye’nin üzerine bir kâbus gibi çöken göç dalgaları, ABD’nin büyük bir gayretle öne çıkardığı PKK ve Barzani güçleri, rehineler olayı; bunların hepsi İkinci İsrail’i denize açacak koridor içindir. Koridor açma eylemi plana göre bundan sonra Türk Ordusu kullanılarak yürütülecektir. Kendi ayağına kurşun sıkmak anlamına gelen bu adımı Türkiye atacak mı?

Veya soruyu şu şekilde de sorabiliriz: Türkiye 1990’lı yıllarda Amerikan Çekiç Güç’üne kendi topraklarında yer vererek, Irak’ın kuzeyinde sonuç olarak kendisinin toprak bütünlüğüne ve milli birliğine yönelik bir tehdit olan Kukla Devletin yaşamasını sağladı.

Şimdi Suriye’nin kuzeyi için düşünülen tampon bölge Irak’ın kuzeyindeki Kukla Devlet’ten çok daha açık ve yakın bir tehdittir. Projenin hayata geçmesi Türkiye’nin ulusal devlet yapısının son bulması anlamına gelecektir.

ABD ve işbirlikçileri olmayacak duaya “amin” demektedirler. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Türkiye Cumhuriyeti için ölüm fermanı anlamına gelecek bu adımı atmaya güçleri yetmeyecektir.

Mehmet Bedri Gültekin
[email protected]
ulusalkanal.com.tr


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.