banner863

Kan ve bayrak üzerine


Oktay Yıldırım

Oktay Yıldırım

12 Ekim 2015, 18:02

 PKK’ya Kan Nakli
Bu kanlı bir başlangıçtır…
Kan nakli,herhangi bir nedenle ağır kan kaybetmiş olanlara yapılır. Ama önemli bir koşulu vardır, kan grubu aynı ya da uyumlu olmalıdır. Yoksa zehirler, öldürür.

Kanın işe yaradığını nasıl anlıyoruz?
İşte sokakları dolduran sığ beyinliler bağırıyor, “katil devlet hesap verecek” diye. İşte Selahattin Demirtaş çıkmış konuşuyor: “Bizim alçaklarla bir arada yaşama gibi bir isteğimiz yoktur. (…)Halkımızın el ele vererek ortaya koyacağı direniş sonucunu ve özgürlüğe ulaşacağımız zaferi de tarihe not düşsünler…” (9 Ekim 2015)
Hakaret, kışkırtma ve meydan okuma...

Oysa daha kısa süre önce bunların sesleri suçlu suçlu çıkıyordu. Bütün toplumun gözündePKK’nın öldürdüğü 26 çocuğun, döşediği mayınların, kurduğu pusuların, bayrağa sarılı Mehmetçik tabutlarının vebalini taşıyorlardı. Sandığa ve tarihe gömülecekler, PKK ile ilişkilerinin hesabını vereceklerdi. Şimdi mağduriyetin gücüyle bütün o katliamların sorumluluğundan kurtulmuş gibi küstahça meydan okuyabiliyorsa, kan nakli işe yarıyor demektir.

Açıktır. Amerika yeniliyor. Uşaklarına verildiği vekâletle savaşını sürdürmeye çalışıyor. En önemli piyonu da PKK, “kara gücüm” diyor… Ve Mehmetçik PKK’ya vurdukça, kan nakli gerekiyor, masum kanı…
Bütün bölücü talepler “barış” ya da “çözüm” etiketiyle dillendirilmeli ki, gerçekten barış isteyen masumlar da savunabilsin bunu. İşte Ankara’da akıtılan, birçoğu neyi savunduğunu bile bilmeyen o masumların kanıdır.
“Güvenlik zaafiyeti var” diyen saf sunucu soruyor, “bu bomba Ankara tren garında da patlayabilirdi.” Elbette güvenlik zaafiyeti var ama… Hayır orada patlamazdı. O zaman bu PKK’ya kan nakli olmaz, PKK’nın katliamlarından biri olurdu. Selahattin Demirtaş böyle konuşamaz, bu kampanya başlatılamazdı.Bunu göremiyor musunuz?

Hizaya Sokma Operasyonu

Türk Ordusu 90’lı yılların başlarından itibaren NATO üyeliğini sorgulamaya ve yüzünü Avrasya’ya dönmeye başladığında, Amerikan ordusu yayınlarında en sık rastlanan tespit şuydu: “Türk ordusu hizadan çıkıyor.” Yüzlerce sanıklı Silivri davaları ve tasfiyeler hep bunun içindi.

Türk Ordusu üzerine atılan ölü toprağından kurtulup, İncirlik Mutabakatı denilen anlaşmayla Irak’taki PKK hedeflerini vurmaya başladığında ayağına basılmış gibi PKK ile birlikte ilk bağıran ABD oldu.

Pentagon yetkilileri bağırıyordu, “Türkler başka hedefleri vuruyor.”
Cumhuriyetçilerin Kaliforniya temsilcisi Brad Sherman ABD basınına, Türkiye’nin sadece IŞİD’e değil, onunla mücadele eden güçlere karşı da (PKK/YPG) savaş açtığını belirterek “Sırf IŞİD’in düşmanlarını bombalayabilmek için, bize IŞİD’i bombalama konusunda yardım etmiş olabilirler” diyordu. Aynı partiden Dana Rohrabacher, “Türk Hükümeti’nden şizofrenik sinyaller alıyoruz. Oysa kendi Kürtleriyle uzlaşmalılar”diyordu. Bunlar zurnanın zırt deliği derseniz, Obama’sı var, NATO Genel Sekreteri Stolenberg’i var, Almanya Başbakanı var… Hepsi ama hepsi “açılım günlerine dönülmesini” istiyordu. En son İndependent yazdı: “Türkiye hizaya getirilmeli.”

Baktılar ki olmuyor işin içine tehditler girdi.
Açılımın mimarı Henry Barkey, “şehirler havaya uçacak” diye işareti verince Murat Karayılan, “intihar bombacılarının metropollerde harekete geçeceğini” söyledi. Geçecekti, ama kimi vuracaklardı ki? Cizre, Diyarbakır ve Şırnak’ta yaptıkları eylemler PKK’ya büyük zararlar vermiş, çok kan kaybettirmişti. Bu kez proje başkaydı, bunun için o patlamadan bir gün önce ABD eğit-donat programının bittiğini açıkladı,Reuters’a göre bundan sonra PYD (Yani PKK) ile ilgileneceklerdi. Yani, artık resmen silah ve para verecekti.

Geriye PKK’nın bugüne kadar yaptığı katliamların, yıktığı şehirlerin üzerinin yine kanla örtülmesi kalmıştı. Böylece ABD’nin el uzatacağı bu “özgürlük savaşçılarının” aynı zamanda ne kadar da mazlum ve mağdur olduğu dünyanın geri kalanına gösterilecekti.

Selahatin Demirtaş’ın danışmanı olduğu iddia edilen takma isimli (drbereday) bir twitter kullanıcısı 9 saat önce yazdı: “Bomba Ankara’da patlayacak!.”

Gazeteci Değil, Casussunuz

Çocuklarının yanına katledilen babaların, yakılan köylerin, evlerinde kurşunlanan çocukların, aklın ve vicdanın sesini duyulmaz yapan o bombanın sesiydi işte… Ortalığa yayılan toz duman ve gürültü arasında en çok duyulan orada canlarını veren masumların değil, onların kanlarını, ağıtlarını, acılarını PKK’nın şarjörüne dizmeye çalışan nüfuz casuslarının sesi oldu…

Bakın televizyonlara. Hep aynı adamlar. Bölücü terörün cephane kuşağına bir de mağduriyet bombası sokuşturmaya çalışanlara bakın. Kanlı Danıştay baskınından sonra Alpaslan Aslan’ı derin devlet elemanı gibi gösterip, o sakalından kan damlayan şeyhini ve arkasındaki Cemaat gücünü saklamaya çalışanlar bunlar değil miydi?
Hrant Dink cinayetinden Cemaatin ayak izlerini temizlemek için yıllarca sabah akşam saçını süpürge edenler bunlar değil miydi? Bütün kanallarda Ergenekon hayaletini anlatan bunlar değil miydi? İşin aslı ortaya çıktıkça karanlığa çekilip, görev verildiğinde tekrar ortaya çıkıyorlar.
Siz bunları, medya patronlarının yüz milyonlarca dolarlık yayın olanağını her nasılsa teslim ettiği saflar mı sanıyorsunuz? CIA’nın nüfuz casusları bunlar.
Tek amaçları vardır Türk milletini bölmek, Türk vatanını parçalamak!. Bunun için maaş alırlar, yaptıkları yayınların temel motivasyonu o paradır. CIA bunlara PKK’nın cephaneciliği görevini vermiştir.
Bayrağımız İçin Ölürüz
Ankara’daki patlamadan hemen önceki gün Selahattin Demirtaş, Cemaatin kanalında Nazlı Ilıcak ve Hayko Bağdat’ın karşısında, “Türk Bayrağı’nın bir biat ettirme aracı olduğunu” söyleyip “PKK bayraklarına paçavra denilmesini” eleştiriyordu.

Boş yere söylenmiyordu bu tahrik dolu sözler. Yarını vardı. Danışmanı biliyor da kendisi bilmiyor muydu? Aynı Suruç gibi…

Demirtaş’ın biat dediği mili birliktir. Evet, o bayrağa biat edilecektir, bu Selahattin Demirtaş’ın konuşma özgürlüğünden, Nazlı Ilıcakların gazeteciliğinden hatta bütün hepsinin hayatlarından daha önemli ve değerlidir. O bayrak için her gün, bu toprağın nimetlerinden Nazlı Ilıcak’ların milyonda biri kadar bile yararlanamayan onlarca vatan evladı toprağa düşerken bunların lafı bile edilmez…

Türk bayrağına biat etmek demek, Türk milletinin birliğine, vatanın bütünlüğüne, acıda, sevinçte ve gelecekte birlikte olmaya biat etmek demektir. Milletlerin İstiklal savaşları bunun için verilmiştir. Böyle millet olunur. Bir bayrak etrafında... O bayrağa kast etmek, milletin kendisine kast etmektir ve milletin de savunma hakkı vardır. Atatürk böyle düşünmeseydi, Derviş Mehmetlere, Çapanoğullarına, Koçgirilere göz yumsaydı ortada bayrak da millet de olmazdı. Bundan sonra başka tavır bekleyenler, tarihi yanılgı içindedir.

Bu millet başka topraklarda dalgalanan, başka bayraklara sonuna kadar saygılıdır. Ama bu topraklarda Türk bayrağı dışındaki her şey paçavradır. Layık olduğu gibi anılır ve layık olduğu sonu bulur. Bizim hayatlarımız Türk bayrağının dalgalanmasından daha değerli değildir.

Fransız bayrağının üç rengi, Fransız Devrimi’nin üç ilkesini temsil eder. Kardeşlik, yani milli birlik bu anlamlardan biridir. Fransız Devriminden sonra, Fransızların üç renkli bayrağı neredeyse bir buçuk yüzyıl boyunca yeni bağımsız olan ya da birleşik devletler kuran ülkelerin modeli oldu. Ama Fransa’da hiçbir etnik grup dış destekle, Fransız ulusunu parçalamaya kalkmadı. “Bu bayrak biat etme aracıdır” demedi.
Tekrar söylemek gerek, Fransız bayrağına özenerek düzenlenmiş gibi üç renkli bir paçavraya bayrak dediğinde, o, bayrak olmuyor. Ve ne kadar çırpınsanız da bu büyük milleti bölemeyeceksiniz!.


Oktay Yıldırım
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Murat Vehbi - 1 yıl önce
Cok net ve acik olarak anlatmis Sn Oktay Yildirim.... Ancak kulaklar sagirsa,gozler korse, bin Oktay Yildirim yazsa,anlatsa ne ise yarar ?