banner863

Kötülük krallığı


Soner Polat

Soner Polat

18 Temmuz 2014, 16:58

Kuruluş süreci İslam Halifesi’ne ihanetle başladı. Müslüman topraklarını yağmalamak için Hıristiyanlar ve Yahudi sermayesi tarafından başlatılan dünya paylaşım harbinde Haçlıların sadık hizmetçisi oldular. Aç ve susuz olarak Peygamber efendimizin mezarı ve kutsal emanetlerini savunan din kardeşleri Türkleri sırtlarından hançerlediler. Emperyalist efendilerine hizmetlerinin karşılığında uşaklıködülü olarak, uydu bir aile devletçiği kurmalarına izin verildi.
İslam dinine olan düşmanlıklarını Hz. Muhammed’in mezarını yıkmaya kadar götürdüler. Şimdiki Kral Abdullah’ın babası olan Kral Abdülaziz bin Suud (1876-1953), 1926 yılında mezarı yok etmek için bütün plânlarını tamamlamıştı. Ama karşısına asırların nadiren yetiştirdiği bir dahi, mavi gözlü bir dev çıktı: Mustafa Kemal kükredi: “Değil sevgili Peygamberimizin mezarına, O’nun emanetlerinin kılına bile dokunursanız, Ordumu aşağıya gönderirim!” İpleri başkalarının elinde olan kukla Kral, pabucun pahalı olduğunu anlamıştı!

Kötülük Krallığı’nın İslam düşmanlığı hiç bitmedi. Hıristiyan başefendileri olan İngiliz istihbaratçıları, özellikle Hempher’in katkıları ile “Vehhabilik” denilen sahte bir din yaratmıştı. Vehhabiliğin kuramcısı kabul edilen ve “Es-Seyhu’nNecdî” lakabıyla tanınan Muhammed bin Abdülvehhab(1703-1787) İngilizlerle yakın bir irtibat kurmuştu. Bugünlerde İslam dini açısından “küfür” kabul edilecek bu sapkınlığı, Suudi ailesi önce eski efendileri Britanya Krallığı daha sonra da yeni efendileri ABD ile bu ülkelerin çıkarları doğrultusunda sürekli olarak Müslümanların aleyhine yeniden düzenliyor.Hedef, büyük mali kaynaklar ile Müslüman coğrafyasına fitne ve fesat tohumları ekerek emperyalist Batı’nın önünü açan bu sahte dini yaymak.

Vehhabilik, “Müslümanlığı batıl inanç ve hurafe bataklığına sürükleyerek, kutsal kitabımızın özü boşaltılmak suretiyle, Batı’nın tüm vahşi eylemlerine hoşgörü ile bakan, kaderci, sorgulamayan, sömürüye açık, haksızlığa karşı direnmeyen, hareket yeteneğini kaybetmiş kitleler yaratmayı”amaçlıyor.Batı sömürüsüne dayanan içerdeki bozuk ve vahşi düzen başka türlü sürdürülebilir mi?

Efendi ABD’nin talimatı ile Kötülük Krallığı, bugünlerde yanına özellikle Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve maalesef -içim sızlayarak yazıyorum- Türkiye’yi de alarak, göreli olarak bu âlemdeki en demokratik ülke olan Suriye’ye karşı, antidemokratik olduğu iddiası ile -dinime küfreden bari Müslüman olsa!- kirli bir savaş başlattı.

Kötülük Krallığı; İran, Irak, Suriye’nin yanı sıra Lübnan’daki Hizbullah grubunun antiemperyalist direncine Şii etiketi yapıştırarak, kirli savaşı mezhep savaşı görüntüsü vererek maskelemek istiyordu. Akıllarınca, bir taşla iki kuş vuracaklardı. Hem Batı’yı yanlarında tutacak hem de Sünni ülkeleri cepheye süreceklerdi. Ancak Avrasya’dan da destek alan Suriye’nin şanlı direnişi bütün hesapları bozdu. Cephe sadece dağılmakla kalsa iyi, şer güçlerbirbirine düştü. Efendilerine de başkaldırmaya başladılar.

Önce kendini lokomotif sanan Katar, öne fırladı: “Suriye’de ılımlılarla sonuç alınmaz. Onlar savaşmayı bilmiyor. Radikal terörist örgütler ön cephede olsun. İhvan (Müslüman Kardeşler) da onları desteklesin!” Ortalık karıştı.Kötülük Krallığı Katar’daki Büyükelçisi’ni geri çekti. Kral Abdullah bin Abdülaziz, “El Kaide, El Nusra, IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) ve İhvan’ı” terörist örgüt ilan etti. ABD’ye sitem dolu mesajlar gönderdi.

Kötülük Krallığı, “ABD’nin İran’la Umman’da yaptığı gizli görüşmelerden rahatsızlık duyuyor, İran’a yönelik bir askeri harekât talep ediyor, Irak’tan ABD’nin askeri gücünü zamansız çektiğini vurguluyor ve Suriye’de niçin askeri güç kullanılmadığını” sorguluyordu. Ayrıca ABD’yi, “İhvan’ı ezen Mısır yönetimini eleştirdiği” için kınıyordu.

Başkan Obama, uydularını tekrar yörüngeye sokmak için 28 Mart 2014 günü Riyad’ı ziyaret etmek zorunda kaldı. ABD’nin ağırlık merkezini Pasifik’e kaydırması, İran ve Suriye’de diplomasi seçeneğini kullanması, İran’ın nüfuz alanının giderek genişlemesi ve Müslüman Kardeşleri kendi rejimi için tehdit görmesi nedeniyle Kötülük Krallığı çılgına dönmüştü. Batı’dan Müslüman kanı istiyordu. Tahrip gücü yüksek füzeler ve akıllı bombalarla çocuk, kadın, yaşlı demeden Müslümanlar öldürülmeliydi. Hem de İslam adına!

Oysa Kuran’daki ayetler Kralı’nın sahte dinini açığa çıkarıyordu: “Yahudi ve Hıristiyanlardan dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli edinirse o da onlardandır!”Ülkedeki vatandaşların ortak malı olması gereken doğal kaynakları Batı şirketlerine peşkeş çeken, kendine kalan payı da Batı’ya silah ödemesi şeklinde aktaran bu zalim rejim, bunun karşılığında aile saltanatının korunmasını talep ediyordu. Ülkedeki genç işsiz oranı yüzde otuzları geçmişti. İnsanlığın asırlar boyu süren mücadelesi ile kazandığı tüm özgürlükler bu ülkenin vatandaşlarına kapatılmıştı.

Çanlar, İslam âleminin en büyük düşmanı olan Kötülük Krallığı Suudi Arabistan için çalıyor. Bu vahşi düzenin sürdürülebilir olmadığı açık. ABD’den 50 milyar doları da aşan miktarda sipariş verdiği silahlarla da kendisini kurtaramaz! Yıkıldığı gün, domino etkisi ile Katar, Bahreyn ve BAE gibi benzer diktaları da peşinden sürükleyecek.

Türkiye, uyguladığı Suriye politikası nedeniyle tüm dünyada Suudi Arabistan ve Katar ile aynı kefeye konulmaktadır. Kaldı ki bu konuda ABD, Suudi Arabistan ve Katar birbirine girmiştir. Aralarındaki ihtilaf kriz boyutuna ulaşmıştır. İmparatorluklar kurmuş, yüzyıllarca İslam’ın hamiliğini üstlenmiş, 400 yıldan fazla İslam Halifesi unvanını uhdesinde tutmuş bir ülkenin Batı’nın döktüğü Müslüman kanına ortak olması tarihini inkâr etmesi anlamı taşımaktadır.
Diğer taraftan, Kötülük Krallığı olan Suudi Arabistan referanslı Ekmelettinİhsanoğlu’nun, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve Kuvayı Milliye geçmişi olan Cumhuriyet Halk Partisi tarafından, hangi gerekçe ile olursa olsun Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenmesi, ülke semalarının kara bulutlarla kaplı olduğunu göstermektedir. Emperyalizm, tarihin her evresinde var olan Türk devletini, Haçlı’nın hizmetkârı Kötülük Krallığı’nın düzeyine düşürerek içten içe eritmek istemektedir.

Türkiye’nin kaderi Vehhabi gericiliğinin bataklığında boğulmak olamaz. Atatürkçüler, Cumhuriyetçiler, Yurtseverler ve Milliyetçiler üzerlerindeki ölü toprağını atarak, daha kararlı, daha cesur, daha bilinçli ve daha örgütlü olarak Türkiye cephesinde buluşmalıdır.





Amiral Soner POLAT
ulusalkanal.com.tr



Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ozan şahin - 2 yıl önce
aydınlık gazetesinde de yazmanızı dörtgözle bekliyorum.güç katarsınız.saygılar...