banner863

Nâzım'ın kaleminden Ekim Devrimi

“Kendi halkını sevmeyi, dünya halklarının dostluğuna ve kardeşliğine inanmayı Ekim Devrimi bana öğretti. Ekim Devrimi’nin Türk edebiyatına etkisi, o günden beri devam ediyor ve Türkçe konuşulduğu sürece de asla kesilmeyecek. İnanıyorum ki, Türk dili sonsuza dek yaşayacak.”

Nâzım'ın kaleminden Ekim Devrimi

Dr. Mehmet Perinçek

Her ne kadar Bolşevikler, Rusya’da Jülyen Takvimi’ne göre 25 Ekim 1917’de iktidarı almış olsalar da Ekim Devrimi günümüz Miladi Takvimi’ne göre 7 Kasım günü gerçekleşti. Hayatının son yıllarını SSCB’de geçirmiş olan Nâzım Hikmet, şiirleri haricinde Sovyet basınında birçok makale de kaleme almıştı. Bunlardan biri de Ekim Devrimi’nin 38. yıldönümü dolayısıyla SSCB Yazarlar Birliği’nin yayın organı olan “İnostrannaya Literatura” (Yabancı Edebiyat) dergisinin Kasım 1955 tarihli 5 nolu sayısında Rusça çıkan yazısıdır. Şimdiye kadar hiçbir Türkçe kaynakta rastlamadığımız “Ekim Devrimi ve Edebiyat” (Oktyabrskaya Revolyutsiya i Literatura) başlıklı yazıyı dünyanın ilk sosyalist devriminin 98. yıldönümünde sizlerle paylaşmak istedik.

“ŞİİR YAZMAK DAHA KOLAY”
Dergiden böyle bir yazı yazması teklifi gelince Nâzım, ilk olarak duraksamıştır. Ne de olsa kendi ifadesiyle o bir yazar değil, şairdir. Ayrıca Ekim Devrimi’nin dünya öncü edebiyatına etkisi de bir makaleye sığmayacak kadar kapsamlı ve çok yönlüdür. Nâzım için Ekim Devrimi’ne dair şiir yazmak çok daha kolay olacaktır. Nâzım, yazı yazmakta ve konuşmakta zorlandığını ifade eder. Fakat madem böyle bir ihtiyaç vardır, Ekim Devrimi’nin yıldönümüyle ilgili bir yazı kaleme almak boynunun borcu olmuştur.

Nâzım, bu düşüncelerle V. Tüm Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali’ne (31 Temmuz-14 Ağustos 1955) katılmak üzere Varşova’ya (Polonya) gider. Nâzım, yazısını da burada kaleme alır. Festival hakkında söylenebilecek çok şey vardır. Festivalin açılış gününde stadyumda Nâzım Hikmet’in önünden milli kostüm, bayrak ve şarkılarıyla her millet ve ırktan on binlerce genç erkek ve kız geçmiştir. Umutları yüzlerinden okunmaktadır. O anda Nâzım’ın aklına yazması gereken makale gelir:

“Ekim Devrimi ve edebiyat hakkında bir makale yazmalıyım. Ancak o anda edebiyata ve Ekim Devrimi’nin edebiyata etkisine dair akıl yürütmek, yerini daha da az önemli olmayan başka bir şeye bıraktı. Eğer dünyanın bütün ülkelerinin gençleri barış ve kardeşlik festivalleri düzenleme imkânı buluyorsa ve eğer bu festivaller Varşova’da yapılabiliyorsa, eğer gençler bu tür kutlamaları oldukça ağır ve yıkıcı savaştan on sene sonra düzenleyebiliyorlarsa, bütün bunları yalnız Ekim Devrimi’ne borçluyuz.

Ekim Devrimi, bütün ırk ve ülkelerin halkları arasındaki gerçek ve içten dostluğun koşullarını yarattı. Bu dostluk şimdi gözle görülebilir ve elle hissedilebilir. Bu düşüncelere Pekin’de Çin’in kurtuluş bayramında da kapılmıştım. Aynı düşüncelere Türkiye’de gençlerin gösterisine katıldığım Ankara’daki Cumhuriyet Bayramı’nda da kapılmıştım. Bütün halklar, kendi milli bayram günlerinde aynı düşünceyi paylaşıyorlar.”

“TÜRKÇE SONSUZA DEK YAŞAYACAK”
Nâzım Hikmet, yazısında Ekim Devrimi’nin kendi üzerindeki etkilerine de kısaca değinir:
“Kendi halkını gerçek anlamda sevmeyi, dünya halklarının dostluğuna ve kardeşliğine gerçek anlamda inanmayı Ekim Devrimi bana öğretti. Benim tarafımdan yazılmış her satır, buna şahittir. Ekim Devrimi’nin Türk edebiyatına etkisi, o günden beri devam ediyor ve Türkçe konuşulduğu sürece de asla kesilmeyecek. İnanıyorum ki, Türk dili dünyanın bütün dilleri gibi sonsuza dek yaşayacak.”

“SOSYALİST GERÇEKÇİLİK HER TÜRLÜ ŞABLONA YABANCIDIR”
Nâzım, daha sonra Ekim Devrimi’nin edebiyata etkisi ve sosyalist gerçekçilik konularındaki fikirlerini okurlarla paylaşır:
“Ekim Devrimi, edebiyatın tıp kadar insanlara gerekli olduğu ve insanın yazara doktor kadar ihtiyaç duyduğu, yazarın insanlar karşısında doktordan daha az sorumluluk taşımadığı meselesini dünyanın önünde koymuştur. Bu gerçek, Sovyetler Birliği’nde tamamen kanıtlanmıştır. Ekim Devrimi, her ülkenin edebiyatını bir taraftan edebiyat gelenekleriyle, diğer yandan da diğer ülkelerin edebiyatlarıyla sıkı sıkıya bağlamıştır. O, karşılıklı bağları inanılmaz düzeyde güçlendirmiş ve genişletmiştir.

Bunun haricinde Ekim Devrimi, yazara özgürlük ve yeni içerikler açan yeni biçim arayışları imkânı sağladı. Gerçekçilik en üst seviyeye yükselmiş, sosyalist gerçekçilik halini almıştır. Sosyalist gerçekçiliğin yöntemi, her türlü kalıbı reddeder, her türlü idealist estetiğe, yaratıcılıkta her türlü şablona yabancıdır.”
Sosyalist gerçekçiliğin ancak Ekim Devrimi’nin tesiriyle kendini ispatlayabildiğini sözlerine ekleyen Nâzım Hikmet, Varşova’daki festivalde Ekim Devrimi’nin dünyanın birçok ülkesinin edebiyatını etkilediğine de tanıklık ettiğini yazar. Festivale katılan dünyanın birçok ünlü yazarının ifadeleri, Ekim Devrimi’nin bütün milli edebiyatların gelişimi için geniş alanlar ve sınırsız imkânlar sunduğunu kanıtlamaktadır. Ancak Nâzım’a göre bütün bunlara bir makale çerçevesinde değinmek mümkün değildir.


Nâzım'ın Ekim Devrimi sohbetleri
Nâzım Hikmet, Varşova’daki festival günlerinde arkadaşı olan birçok yazar, şair ve eleştirmenle de buluşmuştur. Festival zamanı Pravda gazetesinin muhabirliği görevini de üstlenen Nâzım, bu mesleğin insanı herkese, hatta babasına bile muhabir gözüyle bakmaya başlattığını ifade eder. Bu sebeple arkadaşlarıyla görüşmeleri sırasında aklına yazmakta olduğu yazı gelmiş, onlara da Ekim Devrimi’nin kendi ülkelerinin edebiyatları üzerine etkilerini sormuş ve aldığı cevapları yazısında aktarmıştır.

MAYAKOVSKİY’İN ETKİLERİ
Kübalı ünlü şair Nicolás Guillén’e göre Ekim Devrimi, Küba şiirinin üzerinden ferahlatıcı bir rüzgâr gibi esmiş ve Mayakovskiy’in mükemmel şiirlerini taşımıştır. Bu etki sadece biçimle sınırlı kalmamış, Mayakovskiy’in şiirleri ayrıca içerik açısından da büyük etki göstermiştir. Kübalı şairler, sınıf mücadelesine ilgi duymaya, sınıf mücadelesine katılmaya ve onun hakkında şiirler yazmaya başlamıştır. Nâzım, Guillén’in şairlerin çoğunluğu gibi kısa konuşmayı tercih ettiğini ve kendince de haklı olduğunu belirtir.

GORKİY’İ ÜST ÜSTE ON DEFA OKUYAN YAZAR
Nâzım, aynı soruyu Arjantinli yazar Alfredo Varela’ya da yöneltir. Ancak şair olmadığını hatırlatıp ondan ayrıntılı cevap ister. Varela, Avrora’nın top atışıyla başlayan Ekim Devrimi’ni duyduktan ve ülkesinin devrimci işçileriyle tanıştıktan sonra gerçek anlamda yaşamaya başladığını belirtir. 18 yaşına kadar yaşamın anlamını kavramamıştır ve oldukça karamsardır. Sömürüye ve karanlığa karşı çıkmış, ancak bu mücadelesi edilgen kalmıştır. Arjantinli yazar, devrimci fikirlerle tanışana kadar insanları hor gördüğünü, bunun da kendisini yalnızlığa ittiğini ifade eder.

Ancak antiemperyalist ilerici güçlerle yolu kesiştikten sonra tamamen farklı bir dünyanın hayalini kurmaya başlamıştır. İlk başlarda bocalasa da, böyle bir dünyanın kurulabileceğine dair şüpheler taşısa da Ekim Devrimi hakkında daha fazla şey öğrendikçe şüpheleri dağılmıştır. O dönemde Maksim Gorkiy’in “Ana”sını herhalde üst üste on defa okur, hatta okumakla kalmaz her sayfasını yutar. Artık Varela, edebiyatın hayatı, acıları, umutları, mücadeleyi yansıtması gerektiğini anlamıştır. Varela, edebiyatın yardımıyla kendisinde olduğu gibi halkını da iyimser hale getirmeye karar vermiştir.

NİHİLİZM VE DADAİZMDEN SOSYALİZME
Nâzım’ın görüş aldığı diğer bir isim de Fransız eleştirmen André Wurmser’dir. Wurmser, Ekim Devrimi’nin Fransız yazarlara adım adım etki ettiğini söyler. Fransız edebiyatçılar, Ekim Devrimi hakkındaki gerçekleri hemen öğrenememişlerdir. Birinci Dünya Savaşı, kabullendikleri birçok değerin sahte olduğunu göstermiştir. Bütün bu sahte değerler sokağa atılmış ve halk tarafından ezilmiştir. Ancak Fransız yazarlar, ilk olarak nihilizme ve dadaizme yönelmiştir. Sonrasında Ekim Devrimi, onların önünde yeni bir yol açmıştır.

SAVAŞ KARŞITI YAZARLARIN ESİN KAYNAĞI
Yunan kadın romancı Melpo Axioti ise Nâzım Hikmet’in sorusunu yazılı olarak yanıtlar. Axioti’nin ifadesiyle Yunan halkı ve edebiyatı, Ekim Devrimi’nde asırlık umutlarını gerçekleştirme imkânı görmüştür. Önlerinde yeni, geniş bir ufuk açılmıştır. Böylece savaşı eleştiren yazarlar, esinlenecek yeni bir kaynağa ulaşmıştır. Oldukça geç çevrilen Mayakovskiy ve Gorkiy’in eserleri, Yunanistan’da eski demokratik ve ilerici edebiyatla gelişmekte olan gerçekçi edebiyatı buluşturan bir köprü olmuştur.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.